mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu


BİLGİ  NOTU

Dünya Ekonomik Forumu ve Dünya Sosyal Forumu

 

“İlk kurulduğu yıllarda, DEF toplantılarında gayet rahat kıtafetler giyer ve samimi bir ortamda görüş alışverişinde bulunurduk, bugün ise binlerce konuğun ağırlandığı dünyanın sayılı zirvelerinden biri haline geldi DEF toplantıları” diyor sayın Şarık Tara. 1971 (DEF’in ilk kurulduğu yıl) den bu yana tam 31 yıl geride kaldı. Kapitalist gelişim sürecine paralel olarak, DEF de yıllar itibarıyla değişti, güçlendi ve gayrı resmi statüsüne, hukuki bir yaptırım gücü olmamasına rağmen en hayati konuların tartışıldığı, hatta bazı ön-karar’ların alındığı kapitalist bir platform haline geldi.

 

1982 yılında toplanan DEF’de tartışılan konulardan bir tanesi, derhal yeni bir ticaret raundunun başlatılması, bu raundda tarım ve hizmet sektörlerinin de GATT-Tarifeler ve Ticaret Genel Anlaşmasına dahil edilmesi ve raundun nihayetinde de GATT’ın tüm anlaşmalarıyla birlikte yeni oluşturulacak bir Dünya Ticaret Örgütü’ne aktarılmasının ne kadar gerekli ve önemli olduğuydu. Bu, küçücük kapitalist grubun bütün bu hayalleri, 1986 yılında Uruguay-Punta del Esta’da başlatılan yeni GATT raundunda gerçeğe dönüşüverdi!!!

 

DEF, bu yıl ilk defa toplantı yerini değiştireceğini ve Davos yerine New York’ta toplanacağını açıkladığında genel bir şaşkınlık yaşandı, fakat açıklama gecikmeden geldi :      -İkiz Kulelerini terörist bir saldırı sonucu kaybeden New York kenti ile dayanışma içinde olmak için-    Nedense, bu açıklama hiç inandırıcı değildi ve çok geçmeden işin asıl sebebi anlaşıldı. Evet, bu yer değişikliğinin İkiz Kuleler hadisesi ile bir ilgisi vardı ama bu ilgi, kesinlikle dayanışma v.b değildi. ABD yerel basınında zirve öncesi geniş yer bulan yorumlar DEF’in bu kararına da ışık tutar nitelikteydi : “Asalaklar, çılgınlar yine neler yapacağınızı biliyoruz. Sloganlarınızı atın, pankartlarınızı taşıyın, ama sakın kentimize zarar vermeye kalkışmayın, sabrımızı taşırmayın” diyordu Daily News. New York Times’da ise anti-kapitalistler ile İkiz Kulelere saldırı düzenleyenler arasında açıktan açığa ilişki kurulmak suretiyle “Yeni bir İkiz Kuleler saldırısına ne kadar ihtiyacımız varsa, kapitalizm karşıtı eylemlere de ancak o kadar ihtiyacımız var” denmekteydi. DEF’in amacı kent halkıyla dayanışma içinde olmak filan değil, halkı anti-kapitalistlere karşı kışkırtmak ve giderek yükselen karşıtlığın dünyanın en büyük metropolünde yaşayanlar tarafından lanetlenmesini sağlamaktı. Tüm hesaplar, yine nasıl olsa bir kaç camın indirileceği, yasaklanan caddelere girmek isteyen grupların yine olacağı ve kargaşa görüntülerini elde etmenin hiç te zor olmayacağı üzerine yapıldı. Sonuçta hesaplara uygun biçimde kargaşa çıkarsa, New York’luları anti-kapitalistlere karşı kışkırtmak kolaylaşacak, kargaşa çıkmazsa bu kez dünyaya New York’ta herkesin küreselleşmeye tam destek verdiği ilan edilecekti. Yani, sermaye, her iki şekilde de kazançlı çıkmış olacaktı...

DEF, bu hesaplarına denk düşen bir de araştırma yaptırdığını duyurdu zirvenin ilk gününde.Araştırmanın sonuçlarına göre (!!!) dünya nüfusunun %67’si hala küreselleşmeye umutla bakıyor, %22’si ise küreselleşmenin yarar değil, zarar getirdiğini düşünüyordu. Eh, bu kadar yoksullaşmaya, krizlere, savaşlara rağmen dünya nüfusunun %67’sinden vize almış gibi görünmek, dolu dizgin yollarına devam etme yönündeki kararlılıklarını meşrulaştırmak için onlara yeter de artardı bile.

 

Peki, bu kadar yoğun bir hazırlık ve lobi faaliyeti ardından başlatılan zirvenin konu başlıkları nelerdi ? İşte tam da bu soruda kafalar haklı olarak karışmakta. Çünkü, neler yok ki gündemde : yoksulluğun azaltılmasıyla başlayıp, büyümenin yeniden tesisi ve desteklenmesi, hakkaniyete ulaşmak, değerleri bölüşmek ve farklılıklara saygılı olmak gibi sosyal konularla devam ediyor. Bu gündeme bakılınca Porto Allegre’deki Sosyal Forumun çok gereksiz olduğu kanısına kapılmak bile mümkün. Fakat, gündem maddeleri arasına sıkışmış iki başlık var ki, Porto Allegre ile New-York DEF toplantılarının temel çelişkisini ortaya koyuyor : İş dünyasının karşılaşacağı sorunların yeniden tanımlanması ve dünya önderliğinin ve yönetişimin yeniden (11 Eylül sonrası ?) değerlendirilmesi. Bu iki maddenin ortaya koyduğu bir diğer gerçek ise “sosyal” görüntü verilmeye çalışılan daha önceki maddelerin tamamen makyaj amaçlı olduğu.

 

Tek tek makyaj maddelerinin üzerinden gidilecek olursa :

-         Büyümenin yeniden tesisi ve desteklenmesi : Ülkelerin milli gelirindeki artış yüzdesinin bir diğer adı da büyüme oranı. Bu maddede dünya sermayesinin -kendi çıkarları gerektirdiği için- samimi olduğu düşünülse bile, ülkelerin büyüme yüzdelerinin çalışanların refah ve standartlarında mutlak anlamda bir iyileşmeye yol açması gibi bir sonuç beklenmemeli, özellikle de “sosyal devlet” olgusunun tarihe karıştığı bu, küreselleşme sürecinde. Dolayısıyla, dünyadaki durgunluk geçici, dönemsel olabilir ve yerini yükselen bir trende bırakabilir. Ama, tıpkı General Electric Şirketi’nin 1999 yılı olağan genel kurulunda, o tarihteki Genel Direktör Jack Welch’in cümlelerinde de aktarıldığı [1] ve Filipinler Hükümetinin 1998 yılında Fortune dergisine verdiği ilanda belirttiği[2] gibi.

-         Fakirliğin azaltılması ve hakkaniyete ulaşılması : Birincisi, gerçek anlamda bir hakkaniyete ulaşıldığında fakirlik azalmamış, tamamen bitmiş olacaktır. Çünkü hakkaniyet, ancak üretim, paylaşım ve mülkiyet ilişkilerinin kökten değişimi ile gerçekleştirilebilecek bir hedeftir.

-         Değerleri bölüşmek ve farklılıklara saygılı olmak : Burada “değer” olarak tanımlanan kavram maddi değildir. Vurgu yapılan, sermaye sınıfının savunduğu, inandığı değerler üzerinde tüm dünyanın ortaklaşması şartıdır.

 

Geçmiş yıllarda Davos’ta olduğu gibi, DEF bu yıl da New York’ta sert protesto eylemleri arasında gerçekleştirildi. 1997’den beri genişleyerek, kararlılıkla yoluna devam eden Uluslararası Küreselleşme Karşıtları Koalisyonu, enerjilerin, aynı tarihlerde düzenlenen bu iki çatışmalı zirve arasında paylaştırılması görüşünde ortaklaşmış, böylece New York kenti de Porto Allegre’ye dönüştürüldü.

 

Porto Allegre’de tartışılan yüzlerce konuya gelince, etkinliğe damgasını vuran anlayışın kapalı ekonomik sistemlerin küreselleşmeye alternatif oluşturamayacağı şeklinde netleştiği görülüyor. Milliyetçi ögelerin giderek elimine olduğunu da gösteren bu fikir birliğini memnuniyetle karşıladığımızı belirtmekle birlikte, Sosyal Forumda sıralanan sermaye hareketlerinin vergilendirilmesi, vergi cennetlerinin ortadan kaldırılması, tarımsal üretimin yeniden organizasyonu, dünyanın bir meta olarak görülmesine karşı çıkılması gibi sistem-içi önerilerin bile bugün bir sistem değişikliği olmadan hayata geçirilemeyeceği, sistem değiştiğinde ise bu önerilere zaten ihtiyaç duyulmayacağını hatırlatmak isteriz. Aslında, Dünya Sosyal Forumunda yükseltilen bu taleplerin her birinin zıddının, yani sermaye hareketleri üzerinden vergi alınmaması, vergi cennetlerinin sayısının arttırılması, bilgi ve ahlak ta dahil olmak üzere dünyadaki tüm değerlerin metalaştırılması gibi olguların kapitalizmin en ileri aşaması olan emperyalizm ya da bugünkü adıyla küreselleşmenin tanımlayıcı özellikleri olduğunun unutulmaması gerekir. Dolayısıyla, yalnızca sistemin küreselleşmeye ilişkin özelliklerine dayandırılan karşıtlıklar, kapitalizme sosyal bir boyut katılabileceği, dahası bu sistemin reform edilebileceği gibi toplumu yanlış bir yöne kanalize eden görüşlerin egemen hale gelmesi tehlikesini de barındırmaktadır. Bu tehlike bugün öylesine yakınlaşmıştır ki, Financial Times gazetesi Porto Allegre aktivistleri için çekinmeden şu tespitlerde bulunabilmektedir : “Bu çocukların sesine kulak verin. Bunlar küreselleşmeye karşı değil, kapitalizme de karşı değiller. Bu yüzden dikkate alınmayı hak ediyorlar”

 

Elbette Porto Allegre’de yeni bir Enternasyonal’in toplanmasını beklemiyorduk ve şüphesiz bu ve benzer uluslararası tepkisel birliktelikler sistem karşısında oluşmakta olan bir gücün varlığını göstermesi bakımından son derece önemlidir. Daha önemli olan ise, önümüzdeki süreçte bu tip fırsatların daha verimli kullanılması ve küreselleşmenin, “kapitalizmin bugün geldiği aşama” olduğu tespitine uygun önerme ve politikaların tartışılır hale gelmesidir.   

 

Türkiye MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu

[1] “Bundan sonar siz, hissedarlarımıza çok daha yüksek kar oranları vaadediyorum. GE’nin fabrikalarını büyük gemiler üzerine inşa edeceğiz ve işçi ücretlerinin en düşük, çevre standartlarının en alt düzeyde olduğu ülkelerin kıyılarında üretim yapacağız. Eğer Hükümetler çeşitli yasalarla işçilik maliyetlerimizin artmasına yol açarsa, tesisi sökmek zorunda kalmadan bir başka ucuz emek cennetine gideceğiz.” 

[2]“Dağlarımızı düzledik, şehirlerimizi kaydırdık, nehirlerimizin yolunu değiştirdik, ormanlarımızı tıraşladık, en ucuz iş gücü bizim ülkemizde. Tüm bunları, siz, ulusötesi şirketler için yaptık. Gelin bizim ülkemize yatırım yapın”