| mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu |
Anti-MAI - Çeviri Grubu (Başlıklar: Tarım, İlaç, Su, Yeşiller, Los Angles, İtalya) |
Tarım: Avrupa Şirketleri İzleme Grubu CEO,
Avrupa Çiftçiler Koordinasyonu (CPE) Toprağın Dostları (FOE) Avrupa ve Oxfam
Dayanışma gibi bir dizi örgüt Avrupa Birliğinin DTÖ’deki pozisyonunu Katar
toplantısı öncesinde yaptıkları açıklamalar ile sert bir şekilde eleştirdiler ve
AB’nin pozisyonunun neden kalkınma, gıda güvenliği, çevresel sürdürülebilirlik
ve demokrasi için tehdit oluşturduğunu açıkladılar. Kalkınma ve demokrasi
konularında Oxfam Dayanışma devam eden DTÖ anlaşmalarının dengesiz olduğunun ve
gelişmekte olan ülkelerin aleyhine işlediğinin altını çizerek, AB’nin de
katkısı ile DTÖ karar süreçlerinin fakir ülkelerin kaygılarını görmezden
geldiğini ifade etti. Tarım ile ilgili olarak CPE gıda ürünleri için uluslar arası
ticarette yeni bir çerçeve öneriyor. Bu örgütten Gerard Choplin FAO Dünya Gıda
Zirvesi 2002 Haziran’ına kadar ertelenirken, DTÖ’de yeni bir görüşme turu
konusunda bastırmanın, ABD ve AB için, tarım ticaretinin zorlamanın, açlık ve gıda
güvenliği sorunlarını çözmekten çok daha öncelikli geldiğinin göstergesi
olduğunu söyledi. “AB (ve ABD) kendi iç üretimini korumak istiyor (bu her ülke
için geçerli olmalı) ama aynı zamanda damping uygulamalarını da sürdürmek istiyor
(doğrudan ve dolaylı ihracat destekleri). Toprağın dostları (FOE) Avrupa örgütü de
AB’nin yatırım, hizmetler ve tarım gündemlerinin çevre konusunda
sürdürülebilirliğe ciddi tehdit oluşturduğunu ifade etti. İlaç: Küresel bir kimya-ilaç endüstrisi grubunun başkanı Harvey Bale 1 Kasım’da yaptığı açıklamada bir dizi gelişmekte olan ülke tarafından DTÖ’de, entelektüel mülkiyet hakları, kamu sağlığı ve ilaçlara ulaşabilme ile ilgili bir tartışma açarak “çılgın” bir önerinin yapılmaya hazırlanıldığı uyarısı yapıldı. Sözcü, Brezilya, Hindistan ve bir dizi gelişmekte olan ülkenin desteklediği bu önerinin araştırmaya dayalı kimya-ilaç endüstrisini “öldüreceğini” söyledi. Brezilya, Hindistan ve Afrika ülkeleri konferans öncesinde “TRIPS anlaşmasında ilgili hiçbir DTÖ anlaşması üyelerin kamu sağlığını koruyacak önlemler almalarını engelleyemez” gibi bir ifadenin kabul edilmesini istiyorlardı. Diğer yandan ABD öncülüğünde bir diğer grup “hükümetlerin, HIV/AIDS gibi sağlık krizlerine ve diğer salgın hastalıklara karşı uygulamada esneklik içeren TRIPS hükümlerini tam olarak kullanma hakları vardır” gibi bir ifadeyi savunurken entelektüel mülkiyet haklarının fakir ülkeler için bir engel olmadığını ifade eden fikirlere kesinlikle karşı çıkıyordu. Bale açıklamasında bu önerilerden ilkini “hukuksuzluk” olarak tarif etti. Savunulan iki ifadenin de tarafı ülkeler Katar’daki toplantıya giderken keskin açıklamalar yapmayı sürdürürken bir yandan da bir uzlaşma ifadesi olabileceğinin sinyalleri de görülüyordu. Su: Konu: Düşünmesi
bile Korkunç: DTÖ toplu su satışını planlıyor (02 kasım 2001) Eğer AB bu ay
Doha’da yapılacak DTÖ toplantısında istediğini alırsa, dehşete düşürücü
çevre tahribatı geçmişleri olan su şirketleri dünya genelinde su kaynaklarının
kontrolünü ellerine alacaklar. İngiltere’de dahil AB, GATS uyarınca su hizmetlerini
de içine alan tüm hizmetlerde ticaretin daha ileri seviyede serbestleşmesi için
bastırıyor. Dünya Dostları’nın yayınladığı rapora göre su hizmetlerinde
serbest ticaret üzerine müzakerelerin, su toplama ve dağıtım sektörünün özel
hizmet sağlayıcılara açılması anlamına geldiği belirtiliyor. Bu küresel çevre ve
fakir insanların temiz, güvenli su kaynaklarına ulaşabilmesine tahrip edici bir etki
yapar. Suya dair özelleştirmelerin toplumlar ve çevre üzerine kötü etkileri olduğu
bilinmesine rağmen bu plan gelişmiş ülkeler özellikle de AB müzakere grubu
tarafından geliştirildi. Gelişmekte olan ülkelerde çok uluslu şirketlere imtiyaz
verildiğinde su fiyatları sıklıkla arttı ve servis kalitesi düştü. GATS
anlaşmasına dayanarak su hizmetlerini özel sektöre açmak, bu şirketlerin
faaliyetlerini dünyanın geri kalan kısmına da yaymak demektir. Bu anlaşmaya dayanarak
su üzerinde tartışma yürütülemez. Su hayat için gerekli bir kaynaktır. Tahsisat ve
dağıtım üzerine kararlar demokratik olmalı ve herkesin temel hakkı olan temiz,
sağlıklı kaynak üzerine oturtulmalıdır. Su kaynaklarının idaresi kar
maksimizasyonuna göre değil, uzun dönem sürdürülebilirlik üzerine
temellendirilmelidir. (CUB-
Confederazione Unitaria di Base) Yeşiller: Avrupa
Parlamentosu Yeşiller Grubu/EFA Basın Bildirisi(Brüksel 6 Kasım 2001): Yeşiller grubundan delegeler WTO
Bakanlar Konferansını "Görüşmelerin tek taraflı olacağını" ileri
sürerek toplantıları kınadılar. Avrupa
Parlamentosu Yeşiller/EFA grubu, normalde uygulanması gereken biçimin dışına
taşılarak bütün Maliye Bakanlarına taslak metnini gönderen Konsey Başkanı Stuart
Harbinson'u eleştirdiler. Doha'daki Dördüncü WTO Bakanlar Konferansının
açılışından 10 günden daha az bir zaman kala, Harbinson kendisinin sorumluluğunu
üstlendiği ve WTO Başkanı Mike Moore'un desteğini de alarak Genel Konsey'in
oylamasına gereksinim duymaksızın taslak metnini geçirmiştir. Gelişmekte olan ve az
gelişmiş ülkeler; ticaretin, yatırımın, hükümet kazanımlarının ve ticareti
kolaylaştırmanın gelişmiş ülkelerin şirketlerinin serbest ticarette daha fazla
kayırılması anlamına gelebilecek açılımların görüşme metnine eklenmesine kesin
bir şekilde karşı çıkmaktadırlar. "WTO
bürokratları, AB ve ABD'nin cesaretlendirmesiyle kendi aralarında, çıkarılacak
yasaların kararını almaktadırlar." diye konuşmakta Avrupa Parlamentosu Katar
delegasyonundan olan Caroline Lucas. "WTO'da
bütün üyelerin uyumuyla yönetimin gerçekleşmesinin dersini vermeye kalkan bu adamlar
üyelerin çoğunluğunun görüşlerine karşıt olarak başkan ve genel direktörün
açık desteğini alarak olağan prosedürü taktiklerle geçmektedirler. Diğer taraftan
gerçekten WTO halkların yaşamını değiştirebilecek, örneğin TRIPs patent
yasasının değiştirilmesi ve dolayısıyla HIV/AIDS'in tedavisi gibi temel tıbbi
gereksinimlere ulaşılabilmesi için büyük ilaç firmalarının çok daha fazla
ağırlığını ortaya koyacak şekilde ilgisini çekmeliyiz. İsveç
delegesinden Yeşiller grubuna bağlı Per Gahrton, "Yürütülen işlemler
yüzünden açıkca çaresiz bir durum söz konusudur. "AB ve ABD'nin yeni
anlaşmalarla ilgili çok istekli oldukları ve bunun tek yol olduğunu planladıkları
görülüyor. Rekabetin ve kamusal kazanımların, gelişmekte olan pek çok ülkenin
karşı çıkışları görmezlikten gelinerek, Doha'da zorla, zorbalıkla güven
oluşmaksızın görüşmelerin sürdürülmek istendiği ve bu tehdit altında dünya
ticaret sisteminin bozulacağı görülmektedir. Los ANGLES: “Anti-Otoritarizm
en şiddetli L.A’da gelişiyor” Eylemciler bu hafta sonu DTÖ’nün Katar’daki
toplantısını protesto için dayanışma eylemleri düzenliyorlar. Gösteriler Amerika
ve Avrupalı güvenlik güçlerinin 11 Eylül saldırılarından beri süren toleranssız politikalarının gölgesinde devam
ediyor. Ancak aktivist gruplar daha çok daha şiddetli anarşist hiziplerin oluşmasına
neden olabilecek içerdeki çatlakların tehdidi altındalar. Analysis küreselleşme
karşıtı aktivistleri bu hafta sonu dünya çapında DTÖ’nün Doha Katar’daki
toplantısını protesto edecekler. Bu toplantı DTÖ’nün 1999’da Seattle’da
gerçekleştirdiği ve geniş tahribat ve şiddetle sonuçlanan toplantısından sonra
yapılan ilk toplantı. En geniş çaplı eylem 10 Kasım’da New York’da bekleniyor
fakat katılımcıların organizasyon eksikliği ve benzeri görülmedik polis tedbirleri
şiddetin düşük seyredeeceğini gösteriyor. Uzun dönemde 11 Eylül saldırılarının
etkisiyle küreselleşme karşıtı güçler arasında bölünmeler olabilir, daha
radikal, şiddet yanlısı eğilimlerin oluşma kapısı açılabilir. New York’daki
protestolar hem Amerikalı eylemciler hem de güvenlik güçlerinin stratejik
düşüncelerini belirleyecek. Olağanüstü polis önlemleri dışında eylemcilerin
sorunları yeni politik atmosferde mesajlarını nasıl ortaya koyacaklarına dair
oluşmakta olan bölünmeler. Seattle gösterileri ile toplumsallaşan hareketin momenti
Amerika’ya yapılan saldırıların ardından duvara çarptı. Pek çok eylemci grup
politik ajitatör ya da anti-Amerikan muhalifler olarak görülmeden mesajlarını tarif
etmeye çalışıyorlar. Bazı politik çevreler küreselleşme karşıtlığını
terörizmle bağdaştırmaya çalışıyor. Bu durum Amerika küreselleşme karşıtı
eylemcilerin önüne şu soruyu çıkarıyor: vatansever olmayan damgası yemeden nasıl
güçlerini gösterebilirler? Bordentown
Savaş Karşıtı Grubunun mevcut yorumları U.S eylemci gruplar arasında bu soru
etrafında beliren sert farklılıkların altını çiziyor. Gruptan ismi belirtilmeyen
bir yazar New York’da 27 Ekim’de yapılan savaş karşıtı protestolar için yüksek
derecede disorganizasyon, düşük verim ve kayıtsızlığın hakim olduğunu belirtti.
Hareket içindeki ayrışma eylemcilerin iki şekilde konumlandırılması: mutlak şiddet
ve mutlak şiddet karşıtlığı. Afganistan’daki savaşa ilişkin protesto eylemleri
ile küreselleşme karşıtı mesajların mevcut bölünmesi, anti-otoriterlik olarak
adlandırılan radikal anarşist bir akıma hayat veriyor. Bu harekete mensup olanlar
vandalizm de dahil Seattle’da yaşananlardan daha yoğun bir şiddete başvurabilirler,
polise saldırabilir ve tahrik edici araçlar kullanabilirler. Anti-otoriter hareket
özellikle Los Angeles ve New York’da gelişiyor. NewYork’da DTÖ karşıtı eylemleri
organize edenler daha sert protesto yöntemleri için pazarlık ediyorlar, fakat henüz
bir konsensusa varılmadı. İtalya: Berlusconi
hükümeti tarafından “yumuşak” bir tasarı olarak sunulan mali yıl kanunu
meclisten geçirilecek. Bu yanlış! Bu kanun G8
organizasyonunun refah devletini tahrip etmek ve işçi haklarını ortadan kaldırmak
amacıyla uyguladığı serbest ticaret politikalarının pratik bir uygulamasıdır.
Gelecek 9 Kasım’da yapılması planlanan DTÖ toplantısı bu politikanın dünya
genelinde uygulanması için daha ileri bir olanak sunacaktır. İtalya parlamentosu,
karşı görüşlerden partilerin muvafakatıyla İtalya’nın savaşa katılımı
yönünde oy kullandı. Ancak bu savaş 11 Eylül’deki terörist saldırının
kurbanlarına yeni masum kurbanlar eklemektedir. Bu aynı zamanda demokratik hakların
kısıtlanması ve Cenevre’deki küreselleşme karşıtı gösterilere şiddetli baskı
aracılığıyla ilerletilen “yeni anlaşma”nın kurulmasını sağlayacaktır. Biz hiçbir
savaşın yalnızca savaş olmadığına inanıyoruz. Hiçbir intikam almanın doğru
olmadığına inanıyoruz! Merkez-sol
koalisyonu ittifakıyla başlatılan özelleştirmeler, refah devletine saldırılar ve
işçi haklarının kısıtlanması, şimdi Berlusconi’nin mali yıl kanunu ve
Maroni’nin “Beyaz Kitap” adlı özel raporu ile uygulanmaktadır. Bize göre
İtalyan hükümetinin politik programının yönelimleri şu şekilde özetlenebilir:
Aynı zamanda
İtalyan hükümeti ordu için harcamaları arttırmaya karar verdi. (şu anda İtalya
ordusunun harcamaları yaklaşık 40 katrilyon) (CUB,
SlaiCobas ve Usi) |