mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu

Küreselleşme Karşıtları arasındaki Kuzey-Güney Tartışmaları

8 Ocak 2003

MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu

 

Avrupa’lı sivil toplum örgütleri ile Güney yarım kürenin STK’ları önemli bir ayrım noktasına doğru ilerliyor. İlk kez, geçen ay Norveç/Oslo’da yapılan strateji toplantısında ortaya çıkan perspektif farklılığı, yeni bir boyut kazanmaya başladı. Oslo’daki toplantılar sırasında, Avrupa’lı örgütler, DT֒nün Eylül 2003’te Meksika-Cancun’da yapacağı 5. Bakanlar Konferansında raunda dahil edilmesi planlanan “Yeni MAI” anlaşması ya da Yatırımlar ve Rekabet adı verilen iki yeni anlaşmaya karşı Avrupa kıtasında bir kampanya örgütlemenin son derece zor olduğunu belirtmişler ve bunu yapacak olurlarsa güney yarım kürenin kalkınmasına karşı olmakla suçlanacaklarını belirtmişlerdi.

Şimdi de ATTAC Fransa’dan Susan George, konuya daha farklı bir mazeretle yaklaşıyor ve “Yeni MAI” anlaşmasına karşı bir kampanyanın Avrupa’da belli bir ilerleme kaydedilmiş olan GATS karşıtı mücadeleyi sekteye uğratabileceğini ve GATS’ın zaten hemen hemen bütün yatırımcı tavizlerini kapsadığı, GATS’a karşı olmanın otomatik olarak “Yeni MAI”ye karşı olmak anlamına geleceğini, “Yeni MAI”ye karşı düzenlenecek bir kampanyanın, yalnızca Güney Yarım Küre ile dayanışma içinde olmak adına yapılmış büyük bir stratejik  hata olacağını savunuyor. S.George’un alternatif önerisi ise, Yeni MAI’yi de GATS karşıtı kampanyaya dahil etmek fakat bunu yaparken asıl karşıtlığı GATS olarak ifade etmek, yani “Yeni MAI”ye olan karşıtlığı geri plana almak. S.George, bu düşüncesini aktarırken yeni raundda açılacak olası bir gediğin yalnızca GATS’a karşı özellikle Avrupa Birliği ve birlik üyesi devletlerin hükümetleri düzeyinde verilecek mücadele sayesinde açılabileceğini, güney ülkelerinin STK ve Hükümetlerinin ise böyle bir gücünün olmadığını da belirtiyor. Bu tartışmanın geri planına bir göz atmakta yarar olduğunu düşünüyoruz. Yeni MAI Anlaşmasının DTÖ nezdindeki en büyük destekçisinin AB ve Japonya olduğu uzun süreden beri biliniyor. ABD, bu konuya tepkisiz kalmayı yeğliyor fakat geriden geriye de onlarca ikili yatırım ve ticaret anlaşması imzalamayı ve DT֒de çok taraflı bir yatırım anlaşmasını bekleyene kadar tek tek ülkelerle özel hükümler içeren serbest ticaret anlaşmaları imzalamayı ihmal etmiyor. Avrupa’lı ekonomistlerin yorumlarına göre, olası bir Çok Taraflı Anlaşma en fazla AB şirketlerinin işine yarayacak ve iki blok arasındaki rekabet yarışında, AB şirketlerinin ABD sermayesine yaklaşmasına olanak sağlayacak. Son dönemde sıkça tekrarlandığı üzere Avrupa’lı STK ve Sendikalar yine Avrupa burjuvazisinden yana bir tavır alarak, Yeni MAI anlaşmasına cepheden karşı çıkmayı reddediyor ve hem AB, hem de ABD sermayesi için büyük olanaklar sağlayacak olan GATS anlaşmasına karşı mücadeleyi öne çıkarmak suretiyle sermayeler arası bu çatışmada kendi burjuvazisine destek veriyor. Aslında bu tavır ile, AB Komisyonunun uluslar arası müzakerelerde aldığı resmi tavır arasında neredeyse hiçbir fark yok. Öte yandan son dönemde yaşanan tek başına bu kutuplaşma bile küreselleşme karşıtlarının parçalı yapısını analiz etmeyi kolaylaştırıyor ve bu konuların tümüne güney ya da kuzey yarım küreden veya burjuvazilerin konumlanış noktalarından değil, emek sınıfı perspektiften bakmanın kaçınılmazlığını ortaya koyuyor. S.George’un güçler dengesi konusunda yaptığı tespite katılmamak mümkün değil. Fakat, güç dengelerinin analizinde niteliğin de en az nicelik kadar önemli olduğu unutulmamalı. Başka bir deyişle, kuzey ülkelerindeki muhalif kesimler elbette güneye oranla daha güçlü, fakat bu gücün -gemi inşa, çelik sektörü olaylarında da yaşandığı gibi- kolayca maniple edilebildiğine bakılacak olursa, S.George’un GATS kampanyasında zafer hedeflemesine şaşmamak imkansız.

Bilindiği gibi son yıllarda ABD Çelik üreticisi şirketler başta Avrupa Birliği ve diğer ülkelerden ithal edilen çelik ürünleri ile rekabet edemedikleri için kapanmaya başladı ve binlerce işçi işsiz kaldı. Bu sorunu aşmak için ABD’li Çelik işçileri, sendikaları ve şirketleri hükümete baskı yaparak çelik ürünlerinin ithalatına kota konulmasını ve gümrük vergilerinin arttırılmasını sağladılar. Bunun üzerine Avrupa Birliğinin çelik üreticisi şirketleri ve işçi sendikaları AB Komisyonuna baskı yaparak ABD’nin DTÖ-Dünya Ticaret Örgütü Tahkim sistemine  şikayet edilmesini talep ettiler. ABD ile AB Komisyonu arasında 1 yıldan uzun bir süren müzakerelerden sonuç alınamayınca, AB Komisyonu “ABD’nin DTÖ anlaşmalarına uymayarak serbest ticaret önünde engel oluşturduğunu, kota ve gümrük vergilerini eski haline getirmesi” talebiyle DTÖ Tahkiminde dava açtı. DTÖ Tahkiminde önümüzdeki günlerde görüşülecek bu davayı Avrupa Birliğinin kazanacağı yüzde yüz. Çünkü DTÖ kuralları kesin ve açık bir şekilde serbest ticaretin önünde engel oluşturulamayacağını ve bu kurallara uymayan ülkelere yaptırım uygulanacağını emrediyor. Bu karar sonrasında ABD hala korumacı düzenlemelerinden vaz geçmeyecek olursa, AB’nin farklı sektörlerde ve demir-çelik ticaretinden çok daha yüksek montanlarda karşı-ambargo uygulama hakkı doğacak, bu sefer de ABD’nin ihracat pazarı daralmış olacağı için demir çelik sektörü dışında çalışan Amerikan işçileri yoksullaşmaya başlayacaktır. Sonuç, AB’nin çelik işçileri için de aynıdır: En büyük çelik pazarı olan ABD’ye giremeyen AB çelik şirketleri üretim kapasitelerini daraltacak, işçi çıkarmaya başlayacak ve ücret düzeyleri de geriletilecektir. 

Avrupa’daki Metal Sendikalarının 1999 yılında Gemi İnşaa İşverenleri Sendikaları ile ortaklaşa olarak Güney Kore’nin protesto edilmesi yönünde aldıkları eylem kararı ve sonuçları da bu konuya iyi bir örnek oluşturuyor. 1997 Asya Krizi sonrasında tarihinde ilk kez olarak IMF ile Satand-By Anlaşması imzalayan Güney Kore hükümeti aldığı kredilerin büyük bölümünü rekabet şansının yüksek olduğu Gemi İnşaa Sanayiine aktardı. Güney Koreli Gemi İnşaa şirketlerinin AB ülkelerindeki rakip şirketlere göre daha ucuza gemi imal etmeleri bu alandaki liderliği ele geçirmeleri üzerine AB’deki Gemi İnşaa şirketleri yaşadıkları Pazar kaybı sonucunda işçi çıkarmaya başladılar. Bunun üzerine Avrupa Metal İşçileri Sendikaları sorunu çözmek için düzenledikleri toplantıya, Avrupalı Gemi İnşaa Şirketlerinin temsilci ve sendikalarını da davet ettiler. Finlandiya’nın Tampere şehrinde yapılan ortak toplantıda alınan en önemli iki karardan biri - tüm Avrupa’da işçi ve işverenlerin ortaklaşa olarak bir eylem düzenlenmesi, - ikincisi ise AB Komisyonu üzerinden IMF’e baskı yapılarak Güney Kore’ye verilen kredilerin durdurulmasının sağlanması. Bu kararlardan birincisi olan Güney Kore’ye karşı “Avrupalı İşçi ve İşverenlerin Ortak Eylem Gününe” iki hafta kala Avrupalı Gemi İnşaa işverenleri “Sınıfsal konumları gereği işçilerle ortak bir eyleme katılamayacaklarını” bildirerek çekildiler...

 

Öte yandan, Küreselleşme karşıtları arasında ayrışmaya yol açacak bu son tartışmada en garip olan şey ise, saldırıların top yekunluğunun tümden göz ardı edilmesi ve kapitalist sistem var oldukça DT֒nün tamamen ortadan kaldırılmasının bile bir şey ifade etmeyeceği gerçeği yok sayılarak “GATS’ı durdurabilirsek, Yeni MAI’yi durdurmasak ta olur” gibi bir anlayışın taraftar bulabilmesi.

 

Not:Susan George ile ilgili alıntılar SOS-WTO-EU listesindeki yazışmalardan yapılmıştır.