mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu


GATS Anlaşması BİLGİ NOTU

Hazırlayan: Pınar Erol

KESK Uluslararası İlişkiler Uzmanı - Çalışma Grubu Üyesi

Mayıs 2002

 

“Korkarım şu anda ne Hükümetler neyin altına imza attıklarının, ne de şirketler neler kazandığının farkında değiller.” Dünya Ticaret Örgütü eski Başkanı Renato Roggerio’nun GATS Anlaşması üzerine yorumu. 

GATS NEDİR?

GATS- (The General Agreement on Trade in Services) Hizmet Ticareti Genel Anlaşması’dır. 1947 yılında imzalanan GATT-Tarifeler ve Ticaret Genel Anlaşması kapsamında 1986-1994 yıllarında yapılan Uruguay Raundunda GATT’a dahil edilmiştir. GATS müzakereleri GATT’ın devamı olarak 1.01.1995 tarihinde faaliyete geçirilen Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) içerisinde sürdürülmekte ve 2002 yılı sonunda bitirilmesi hedeflenmektedir. 

GATS ANLAŞMASININ GENEL KAPSAMI:

GATS, tüm hizmet alanlarının serbest piyasaya açılması için mevcut düzenlemeleri genişleten ve hukuki işlerlik kazandıran ilk çok taraflı yatırım ve ticaret anlaşmasıdır. Hatta, Dünya Ticaret Örgütü Sekreteryası bu anlaşma için şöyle demektedir: “GATS, sadece sınır ötesi ticaret ve yatırımları kapsamakla kalmayıp;  bir hizmetin yerine getirilmesiyle bağlantılı olarak akla gelebilecek tüm sektörleri (hizmet ve mal üretim sektörleri) kapsayan bir “hizmet yatırımları ve hizmet ticareti anlaşmasıdır” .

DTÖ, GATS müzakerelerini 11 ana başlık altında yürütüyor ve belirlenen ana başlık, alt bölüm ya da sektör ve grupların anlam ve içeriğinin tanımlanmaması için DT֒nün ciddi çaba sarfettiği görülüyor. Böylece, anlaşma hayata geçirildiğinde yazılması unutulmuş boyutları bile kapsayabilecek kadar esnek bir metin elde edilmesi planlanıyor. Piyasanın eline teslim edilmesi konusunda anlaşma sağlanan 11 temel kategori ise şöyle:

-  Telekom, posta hizmetleri, görsel ve işitsel iletişim hizmetleri de dahil olmak üzere iletişim

-  İnşaat ve bağlantılı mühendislik hizmetleri

-  Eğitim

-  Su iletim sistemleri, enerji ve atık su işleme

-  Tüm çevresel hizmetler

-  Finansal, Mali ve Bankacılık hizmetleri

-  Sosyal hizmetleri de kapsayacak şekilde sağlık ve bağlantılı hizmetler

-  Turizm, seyahat ve bu iki sektörle bağlantılı tüm hizmet ve ürünlerin (!!!) üretimi

-  Kültürel ve sportif hizmetler

-  Kara, hava, deniz ve tüm diğer ulaşım hizmetleri ve

-  DİĞER hizmet alanları 

Belli alt hükümlerinde ilgili mal üretimlerini bile içine alan GATS anlaşması, aslında muazzam bir kapsama sahip. Örneğin dağıtım hizmetleri söz konusu olduğunda, dağıtıma konu olan sınırsız sayıdaki ürünün üretiminin de piyasa koşulları ve GATS talimatlarına uygun olarak gerçekleştirilmesi gerekiyor. Dünya Ticaret Örgütü eski Başkanı Renato Roggerio anlaşma ile ilgili düşüncelerini şöyle özetliyor: “GATS ile, daha önce ticaret politikası içinde tanımlamadığınız alanları bile piyasa ekonomisine açabiliyorsunuz ve yabancı hizmet tacirlerine yerlilere tanıdığınız hakların aynısını tanıyıp; objektif (sermayenin kendi içinde objektiviteden söz ediliyor) kriterler uygulanacağını garanti ediyorsunuz. Korkarım şu anda ne Hükümetler neyin altına imza attıklarının, ne de şirketler neler kazandığının farkında değiller.”

 

Hizmetlerin arzı ve tüketimi GATS içinde 4 ana başlık altında ele alınıyor:

1-     Sınır ötesi hizmet arzı : Bir üye ülkede üretilen bir hizmetin, bir başka üye ülkede satılması. Örnek: Uluslararası Posta ve Telekomünikasyon hizmetleri

2-     Hizmetin üye ülke dışında tüketilmesi : Bir üye ülkede üretilen bir hizmetin, aynı ülkede geçici olarak bulunan başka bir üye ülke vatandaşına sunulması. Örnek : Turizm

3-     Ticari bir varlık oluşturmak : Bir üye ülkenin servis sağlayıcısı tarafından, bir diğer üye ülkenin topraklarında oluşturulan ticari varlık. Bu madde, hizmet alanı ile ilgili tüm yabancı yatırımları kapsıyor. Örnek: Yabancı Bankaların başka ülkelerde şube açması

4-     Gerçek kişilerin varlığı : Bir üye ülkenin bir servis sağlayıcısı tarafından sağlanan hizmetlerin, başka bir üye ülkenin farklı bir üye ülkedeki vatandaşları üzerinden ticarete konu edilmesi. Bu madde ile dünya çapında faaliyet gösteren lojistik (UPS ve DHL benzeri) şirketlerinin ülkelerdeki sığınmacı ya da göçmenleri tüm hak ve normları ihlal ederek istihdam etmesi meşrulaştırılıyor.  

GATS anlaşması için, ilk imzalandığı 1994 (Uruguay raundunun sonunda) yılında “built-in” adı verilen yapı belirlenmiş. Özetle, geçmişte yapılan takvim ve programlardan vazgeçilemeyeceğı ama diğer yandan da sürekli olarak yeni program ve yapılandırmalara açık tutulacağı anlamına geliyor. Örneğin, 1994 yılında takvime bağlı olarak piyasa ekonomisine açılması kararlaştırılmış sektörler üzerinde geriye dönük yeni pazarlıklar yapılamazken, ileriye dönük her türlü program ve liberalizasyon girişimi tartışılabiliyor. Ya da, bugün Eğitim alanında sadece Üniversiteler görüşülüyorsa, bu hiç bir şekilde ileride  lise ve ilk öğretiminde anlaşma kapsamına alınmayacağı anlamına gelmiyor çünkü anlaşma sermaye yanlısı dinamik bir yapıya sahip.  

Anlaşma imzalandıktan sonra eğer herhangi bir ülke yüklenimlerinden kaçacak, ya da hizmet tacirlerinin beğenmediği uygulamalara girişecek olursa, hizmet yatırımcılarına Dünya Ticaret Örgütünün Tahkim Kuruluna gitme hakkı tanınıyor. Anlaşmada, yatırımcının potansiyel kar kayıplarının bile ev sahibi ülke tarafından karşılanması karar altına alınmış durumda, tıpkı MAI anlaşmasında olduğu gibi.  

MAI Anlaşmasından hatırlarda kalan pek çok hüküm GATS içinde aynen yer alıyor. Bunlardan bazıları:

Ulusal Muamele hükmü:Yabancı yatırımcılara yerliler ile aynı, eşit haklar uygulanacak. Örneğin Eximbank üzerinden KOBİ’lere sağlanan ucuz krediler ya tüm yatırımcılara da verilmek ya da kaldırılmak zorunda.

En Çok Kayrılan Ülke Hükmü: Bir ülkenin çeşitli ekonomik, siyasi ya da kültürel ortaklıklar dolayısıyla farklı bir ülkeye tanıdığı yatırım ve ticaret ayrıcalıkları aynen bütün GATS üyesi ülkelere de tanınmak zorunda.

Ayrımcılık Yapılmamasına İlişkin Hüküm: Aslında yukarıdaki iki hükümden farklı olmayıp, sadece onları daha da güçlendirme amacıyla getirilen bir madde.

Uluslararası Tahkim Hükmü: MAI Anlaşma Taslağındaki Uluslararası Tahkim Hükümlerinin tümü GATS Anlaşmasında da aynı şekli ile geçerlidir. 

Fakat bazı konularda da MAI’dekiyle aynı etkide olmasına karşın, madde isimlerinde değişiklik yapılmak suretiyle tepkiler minimize edilmeye çalışılmış. Bu tip maddelerin başında ise “Piyasa işleyişi önündeki gereksiz engellerin kaldırılması”na ilişkin hüküm geliyor. “Gereksiz” olma sıfatı tanımlanmadığı için süreç içersinde tüm sosyal hak ve kazanımlar “gereksiz” addedilerek kaldırılabilecek.  

 

GATS HALKLARIN YAŞAMLARINI NASIL ETKİLEYECEK. 

DTÖ Sekreteryası, anlaşmanın hiç bir bölümünde ülkelerin kamu hizmetlerini özelleştirmek zorunda oldukları gibi bir cümlenin olmadığı şeklinde bir savunma geliştirmiş. Aslında bu cümleye söyleyecek pek fazla bir şey yok, Fakat, anlaşmanın kaleme alınması sırasında kullanılan muğlak dil, hükümlerin özelleştirmeden de çok öteye gidebileceğini ortaya koyuyor ve zaten asıl sorun da burada.

Eğitim:

Örneğin Eğitimin piyasa ekonomisine açılması cümlesinden, iki sonuç çıkarılması gerekiyor 1- Kamu eğitim kurumları serbest piyasa ve serbest rekabete uygun hareket etmek zorundalar ya da 2- Kamu, eğitim vermekten vazgeçerek piyasa işleyişine engel oluşturmamış olacak. Eğer, Kamu piyasa ekonomisine uygun bir tarzda eğitim verme kararı alırsa okullar piyasa ölçütünde fiyatlandırılacak, eğitim personeli farklı uygulamalarla korunmayacak (iş güvencesi, asgari ücret, sosyal güvenlik v.b.) ve Kamu, özel okullardan daha kaliteli bir eğitim veriyorsa bu hizmeti mutlaka özel okullardan daha pahalı bir bedelle verecek ki özel eğitim şirketleri kamu okullarıyla özgürce rekabet edebilsin. Kısaca parası olan eğitim alabilecek, geri kalanlar ise başlarının çaresine bakacak. Bu sadece olayın bir boyutu. Çalışanları nelerin beklediği ise eğitim için verdiğimiz örnekten zaten anlaşılıyor.     

Eğitim Enternasyonali Genel Sekreterinin bir makalesinde verdiği bilgiye göre 2001 yılı Temmuz ayı itibarı ile 40 ülke ve üyesi 15 ülke adına AB eğitimi GATS kapsamına açmak yönünde taahhütte bulunmuş durumda. (Sendika Dünyası, ICFTU, Temmuz 2001)

Sağlık:

GATS müzakerecileri toplum sağlığı ve doğrudan sağlık hizmetlerinin anlaşma kapsamına dahil edilmeyeceğini belirtiyorlar ve gelinen noktadaki boyutu da şöyle açıklıyorlar: Hastanelerin hotel ve restaurant hizmetleri ile idari (muhasebe, yönetim v.b.) hizmetleri ayrılarak piyasa ekonomisine açılacak. Eğer kamu sağlık hizmetleri tam anlamıyla piyasa ekonomisi koşullarında verilirse bir sorun yok. Aksi taktirde bu birimlerin de ya özelleştirilmesi ya da kamu tarafından piyasa fiyatları ve kalitesinde satılması gerekiyor. Şimdilik ve sadece en yoksul gruplar için kamunun belli düzeyde sağlık hizmeti vermeye devam etmesine göz yumuluyor.

Su dağıtım hizmetleri de anlaşma kapsamında:

GATS’ın bu maddesiyle hedeflenen sadece suyun yerelde boru hatlarıyla iletimi değil kuşkusuz, su kaynaklarının da kamudan özel sektöre el değiştirmesi amaçlanıyor. Bu konu özellikle düşük gelir grubundaki ülkeler için çok ciddi ve yaşamsal sorunlar üretme potansiyeline sahip. Aylık gelirinizin üçte birini su faturası olarak ödediğinizi bir hayal edin. Böyle bir gelişmenin iki türlü sonucu olacaktır: 1- Daha düşük bir bedel ödemek için eskiye oranla çok daha az su kullanılması ya da 2- Kullanılan su miktarında bir değişiklik yapmadan diğer yaşamsal harcamalarda kısıntıya gidilmesi. Birinci tercihin kullanılması halinde başta salgın enfeksiyon hastalıkları olmak üzere toplum sağlığı ciddi bir tehdit altında olacak, ikinci tercihte ise kısıtlanan diğer harcamaların özelliğine göre psikolojik ve sosyolojik yeni sorunlar ortaya çıkacaktır. Suyun piyasa ekonomisine açılmasının bir diğer çok önemli boyutu ise tarımsal üretimdir. Özellikle ulusal gelirinin önemli bir bölümünü tarım üretiminden sağlayan ülkelerde tarım giderek küçülmek zorunda kalacak, bu durum da dünyanın gelecekteki gıda yeterliğini daha da sürdürülemez boyutlara taşıyacaktır.

GATS’daki suyun özelleştirilmesi planlarının mimarı ise Avrupa Birliği Komisyonu’dur. Özellikle Aralık ayında yapılan AB Nice zirvesi sonrasında yetkileri genişleyen AB Komisyonu, müzakerelerdeki pazarlıkları sanki iki çokuluslu Avrupa Şirketi adına yürütmektedir: Suez Lyonnaise des Eaux ve Generale des Eaux isimli şirketler. Söz konusu bu iki şirket faaliyetini dünya çapında sürdüren ve esas olarak uluslararası su dağıtım ve iletimi ile ilgilenen gruplardır.  

Turizm Hizmetleri:

“Bu kadar ağır saldırılardan sonra kimsede tatil yapacak hal kalmaz, dolayısıyla Turizm alanında ne yaparlarsa yapsınlar nasıl olsa biz yoksulları yaralayamazlar” demeyin. Çünkü Turizm, GATS kapsamında salkımlandırma (Clusters Approach) anlayışıyla ele alınıyor ve böyle olunca da kapsamadığı hiç bir yaşamsal alan kalmıyor. Pasaport, vize işlemlerinden, suyun ve tarımsal gıdanın piyasa ekonomisine açılmasına, turizm meslek liselerinin özelleştirilmesinden, turizm personelinin rekabet koşullarında istihdam edilmesine (asgari ücret, sosyal güvenlik v.b. sosyal kazanımların olmadığı bir işgücü piyasası) ve her türlü kamusal ulaşımın özelleştirilmesine kadar herşeyi içine alan bu madde bile aslında tek başına yaşamlarımızı karartmaya yetecek özellikler taşıyor. 

Hapishaneler:

Hapishanelerin bile GATS kapsamına alınmış olması aslında konunun ne vahim boyutlara ulaştığının da bir göstergesi. Bu konuda ABD örnek olarak gösteriliyor. ABD’nde halihazırda kar amacıyla faaliyet gösteren 193 hapishane işletmesi bulunuyor. Bunların bir bölümü henüz inşaat halinde ve faaliyette olanlar ABD’ndeki toplam hapishane nüfusunun %7’sini barındırıyor. Bu şirketlerin sadece 1998 yılında elde ettikleri kar ise 1 milyar Amerikan Doları. Bu şirketlerden iki tanesi Wackenhut ile Corrections Corporations of America (CCA) şimdilerde ulusötesileşmiş durumda (Porto Rico, İngiltere, G.Afrika, Avustralya ve Kanada’da da mahkumlar üzerinden ticaret yapıyorlar.) Sadece  CCA’nın toplam yatak kapasitesi 73 bine ulaşmış durumda. Amerika’da tek sorun hapishanelerin özelleştirilmiş olması değil, ayrıca toplam 36 eyalette özel hapishaneler içinde özel şirketler için üretim birimleri oluşturulmasına izin verilmiş ve mahkumlar bu fabrikalarda zorla çalıştırılarak inanılmaz ölçülerde sömürülüyorlar. New York Times, 36 eyaletteki hapishane fabrikalarında toplam 3500 kişinin çalıştırıldığını belirtiyor. Bir diğer boyut ise özel hapishanelerde yapılan ırk ayrımcılığı. Özel hapishanelerdeki, uyuşturucu kullanmakla suçlanan siyah mahkumların sayısı beyazların tam 13 katına ulaşmış durumda. Kokain mahkumlarında bu sayı 5 kat. Zenciler ve azınlıklara verilen cezalar beyazlara verilenlerden hem çok daha uzun, hem de çok ağır koşullar altında yaşanıyor. Sonuç olarak hapishanelerin özelleştirilmesi 2 temel eğilimi besliyor: Azınlıkları ve farklı ırkları hedef alan bir yargı sistemi, özel sektörün hapishane koşulları üzerinden emeği köleleştirmesi.

İşçiler ve Sendikalar:

GATS, başta pek çok hizmetin internet üzerinden verilmesini hızlandırmak suretiyle tüm dünyada emeği ucuzlatıp, emek hareketini daha da zayıflatacak bir potansiyele sahiptir. Kamu hizmetlerinin özelleştirilmesi ya da serbest piyasaya açılması kamudaki örgütlü işçilerin yerini örgütsüz ve daha ucuz emeğe terk etmesi sonucunu yaratacaktır. Tüm bu gelişmeler, ücret ve sosyal kazanımlarda dibe doğru yarışı daha da hızlandıracaktır. İşte bu yüzden, 3 yıldır süregelen küreselleşme karşıtı hareket içinde yer almayan uluslararası federasyonlar da artık karşıtlar grubuna katılmaya başlamışlardır. 16-19 Mart tarihlerinde Cenevre’de yapılan, Türkiye küreselleşme karşıtı çalışma grubunun da temsil edildiği, dünya karşıtları koalisyonu strateji toplantısına ilk kez PSI-Uluslararası Kamu Çalışanları Sendikalar Konfederasyonu da resmi düzeyde katılmıştır.

Ancak, GATS sadece kamu çalışanlarına zarar vermekle kalmayacak, gerek tarımda yaratacağı çöküşten kaynaklanacak göçün neden olacağı işsizlik artışı, gerek hizmetlerin üretilmesi için gerekli olan ürünlerin üretimini de kapsaması ve gerekse ülkelerin KOBİ’lere tahsis ettiği destekleme kredilerini de serbest piyasa önündeki engeller olarak tanımlaması dolayısıyla mavi yakalı olarak tanımlanan ve ister kamu isterse özel sektörde çalışıyor olsun tüm emekçilerin yaşamlarını alt üst edecek bir sermaye saldırısıdır.   

Emeklilik Fonları:

Emekçilerin ücretlerinden yaptıkları büyük fedakarlıklarla oluşan ve giderek tüm dünyada hızla özel finans şirketlerine aktarılmak suretiyle özelleştirilen Emeklilik Fonları, GATS içinde hem amaç ve hem de araç gibi işlev görmektedir. Sosyal Güvenlik Sistemlerinin özelleştirilmesi hedefi bu alanı bir amaç haline getirirken, özelleştirilen Emeklilik Fonlarının, yeni ve farklı alanlardaki özelleştirmelerde şirketlerin kapitali olarak kullanılması ise Emeklilik Fonlarımızın ya da başka bir deyişle geleceğimizi garanti altına alabilmek için yaptığımız fedakarlıkların bu kez toplumsal hizmetleri yine bizlere para karşılığında satılması için araç haline getirmektedir.

Son gelişmeler:

GATS görüşmelerinin yürütülmesi Dünya Ticaret Örgütü bünyesinde devam ediyor. En son Doha’da toplanan 4. Dünya Ticaret Örgütü Bakanlar Konferansında da anlaşmanın hangi hizmet sektörlerinde uygulanacağı konusunda ülkelerin karşılıklı taahhütte ve talepte bulunma tarihleri takvime bağlandı, anlaşmanın nihayetlendirilmesi için tarihler belirlendi, yani tüm muhalefete karşın önemli ilerleme sağlandı.

4. DTÖ Bakanlar Konferansı (Doha) sonuçlarına göre DTÖ üyeleri en geç 30 Haziran 2002 tarihine kadar diğer ülkelerden liberalizasyona açılmasını talep edecekleri hizmet sektörlerinin listelerin tamamlayıp bildirecekler. Bu yönde DTÖ üyeleri arasında bu yıl boyunca görüşmeler tüm hızıyla devam etti.

Genişletilme müzakereleri 15 günde bir yapılan toplantılar ile gizli olarak yürütülen GATS Anlaşmasının kapsamında yer almayan hiçbir hizmet alanının bırakılmadığı ilk bilgilerden anlaşılmaktadır. GATS’ın genişletilmesi müzakerelerinde yer alan ve hızla özelleştirmeleri ya da serbest piyasa ekonomisine açılmaları talep edilen alanların başında Telekomünikasyon, Enerji, Su, Eğitim, Sağlık, Mimarlık-Mühendislik Hizmetleri, Muhasebe-Müşavirlik Hizmetleri, Belediye Hizmetleri, Ulaşım, Kültür-Sanat, Turizm ve bağlantılı olarak tarım gelmektedir. 

Örneğin GATS Hizmetler Komitesinin bu sene başlarındaki bir toplantısının resmi tutanaklarına geçen tartışmalar su meselesinin hayli çekişmeli geçtiğine ışık tutuyor. AB delegasyonu toptan su kaynaklarının liberalizasyonunun da su dağıtım konusuyla aynı anda ele alınması gerektiğinde direnirken, Kanada müzakerecileri su kaynaklarının GATS içine dahil edilemeyeceğinde ısrar ediyor. Hizmet Komitesi Başkanının görüşü ise daha ilginç: “Tüm müzakere tarafları hangi hizmet sektörünün liberalize edilip, hangilerinin liberalize edilmeyeceğine “özgürce” karar verebilecekleri için, konular üzerinde kapsam içi ya da kapsam dışı gibi bir tartışmanın anlamlı olmadığını, bu konunun ülke istisnaları bölümünde her ülkenin keyfiyetine göre belirlenmesinin daha uygun olduğu” biçiminde özetlenen Başkanlık görüşü, su meselesinde sorunun ülkeler arasındaki pazarlıklara bırakılmasını savunuyor.

Aslında GATS, adından da anlaşılacağı gibi Hizmet Ticareti ile ilgili bir anlaşma. Fakat tüm metaların dolaşımı, ulaşımı ve dağıtımı gibi kısaca lojistik sektörler olarak kabul edilen bu alanlar hizmet sektörüne dahil olduğu için, GATS dolaylı bir şekilde de olsa meta ticaretini de kapsamış oluyor. Örneğin AB Komisyonundan son dönemde sızan bir rapora göre, GATS müzakerelerinde gelinen aşamada, pek çok az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkenin gıda ve beslenmeyle ilgili sektörlerini daha önce GATS’a açık hale getirmeyi planladıkları halde şimdilerde bu alanları taahhütlerinin dışına aldıkları; AB’nin çıkarlarının ise yalnızca “en tehlikeli gıda ürünleri”ni GATS dışında bırakarak geri kalan tüm beslenme alanlarını piyasa ekonomisine açmakta olduğu belirtiliyor. Bu şekilde Uruguay Raundu sırasında “Hassas ürünler” sınıfına dahil edilmiş olan alkol ve tütün ticareti de, yeni GATS müzakerelerinde, AB Komisyonunun baskılarıyla, serbest ticaret kapsamına alınmaya çalışılıyor.

GATS Anlaşmasının, özellikle, eğitim, sağlık, enerji, iletişim, ulaşım, belediye hizmetleri, muhasebe ve müşavirlik hizmetleri, sosyal güvenlik ve sigorta hizmetleri, tüm mimarlık-mühendislik hizmetleri, kültür-sanat alanları, turizm ve tarımda sağlayacağı liberalizasyonla, kitlesel bir işsizliğe, küçük ve orta ölçekteki hizmet işletmelerin ortadan kalkması ile mülksüzleşmeye neden olacaktır. Örgütleri aracılığıyla yerel ve ulusal planlamalar yapmanın, çevresel ve sağlık koşullarının bozulmasına neden olacak yatırım ve işletmelere kamu yararına müdahalede bulunabilmenin koşullarını ortadan kaldıracaktır. Mevcut meslek örgütlerini işlevsizleştirerek, liberal ölçütlere göre oluşturulmuş, bir onay, belgelendirme kurumu düzeyine indirgeyeceği anlaşılmaktadır.

Hizmet alanlarının merkez-çevre ayrımı gözetilmeksizin liberalizasyonu sürecinin sonuçları, işsizliğin  ve mutlak yoksulluğun artması, sosyal standartların gerilemesi, geniş kitleler için toplumsal dışlanmanın artması olmaktadır. En temel insan hakları olan, sağlık hizmeti alma, sağlıklı beslenme, eğitim hakkı, sağlıklı  bir çevrede yaşama hakkı, özgün kültürlerin yaşanması hakkı gibi haklar, metalaştırılmakta ve alınıp satılır hale getirilmektedir. Küresel ölçekte dayatılan bu anlaşmalara bir karşı duruş sergilemeksizin, kendi ülkeniz için “parasız eğitim, parasız sağlık” talep etmek bir anlam taşımamaktadır.

Sağlık sektörünün dünya çapında 3.5 trilyon $, eğitim hizmetlerinin 2 trilyon $ ve su hizmetlerinin ise 1 trilyon $ civarında pazarlar olduğu bilinmektedir. Dünyanın en büyük kar-amaçlı hastaneler zinciri, Amerikan orijinli HCA/Columbia şirketinin yönetim kurulu başkanı sağlık alanının hava yolu ulaşımı ticareti ya da sıhhi yatak üretimi şirketlerinden farklı bir ticaret olmadığı konusunda yeminler ederek Amerika’da kalan son kamu hastanelerini de yıkmayı, yok etmeyi amaçlamaktadır. Merill Lynch ve benzeri yatırım şirketleri kamu eğitimi sisteminin önümüzdeki 10 yıl içersinde tüm dünyada özelleştirileceği ve bu süreçte akıl almaz karların elde edileceği kehanetlerinde bulunmaktadır. Bu arada, Vivendi ve Suez Lyonnaise des Eaux of France benzeri su simsarları da Dünya Bankasıyla el ele vererek üçüncü dünya ülkelerini su hizmetlerini özelleştirmeleri için zorlamaktadır.

Ulusötesi hizmet şirketleri GATS-2000 müzakerelerini kendi çıkar ve gündemleri doğrultusunda  ABD Hizmet Tacirleri Koalisyonu ve  Avrupa Hizmet Forumu gibi güçlü lobi makineleri üzerinden yürütmektedir.  

Eğer bu müzakere süreci anlaşmalarla noktalanacak olursa, şirketlerin GATS 2000 gündemi, Birleşmiş Milletlerin İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ve bu bildirgenin tamamlayıcı sözleşmelerinde yer alan temel hak ve özgürlüklere yönelik muazzam bir saldırı olacaktır. Yabancı orijinli ve kar amaçlı bu şirketlerin tek kazanımı Hükümet nezdindeki kamusal fonlara sorunsuz bir şekilde ulaşmakla sınırlı olmayacak, sağlık ve eğitime ilişkin norm ve standartlar da DT֒ne bağımlı hale getirilmiş olmaktan ötürü ciddi biçimde örselenecektir. GATS anlaşmasının yardımıyla çok uluslu, kar amaçlı şirket zincirleri DTÖ üyesi ülkelerdeki çocuk bakım ünitelerinden, sosyal güvenliğe ve hatta hapishane sistemlerine kadar engelsizce girebileceklerdir. Parklarımız, doğal yaşamımız, doğal yetişmiş ormanlarımız hepsi küresel hizmet tacirlerinin birbirleriyle yaşadıkları amansız rekabete yem edilecekler ve inşaat yapımı, atık su deşarjı, çöp toplama hizmetleri, temizlik ve bakım hizmetleri, turizm ve su gibi belediye hizmetleri de yabancı şirketlerin sınırsız ulaşabildiği alanlar içinde olacak.

Pek çok üçüncü dünya ülkesinde halkların temel haklarına yönelen bu saldırılar yeni değil. IMF ve Dünya Bankasının son 20-25 yıldan beri yapısal ayarlama programları üzerinden yoksul güney ülkelerine adeta zorla uygulattığı politikalar bu ülkelerde kamu hizmetlerinin önemli ölçüde çökmesine yol açmış ve eğitim, sağlık, su gibi temel gereksinim ve hizmetler çok uluslu şirketlerin kar hedeflerine kurban edilmiştir. Önerilen GATS 2000 hükümlerine bağlı olarak, gelişmekte olan ülkelerdeki bu temel hizmetler tamamen yok edilecek, dünya piyasaları kuzeyli ulus ötesi şirketlerin tekeline terk edilecektir. Çokuluslu Hizmet Şirketlerinin pazar payını tehlikeli boyutta arttıracak olan bu saldırı, gerek Kuzey ve gerekse Güneydeki özgürlükler ve demokrasiye göz dikmiştir. Ayrıca, DTÖ içersinde müzakere edilen bu anlaşmalar sadece uygulanmakla kalmayacak, diğer yandan hiç bir şekilde geri dönüşlü olmayacaktır. GATS saldırısını durdurmanın zamanı gelmiştir.

Özellikle kamu hizmetlerinde örgütlü sendikaların ve meslek odalarının GATS Anlaşmasını ve anlaşmanın genişletilmesi müzakerelerini çok yakından izlemeleri ve sürece müdahale etmeleri büyük önem taşımaktadır. Türkiye’nin anlaşma kapsamında verdiği taahhütleri açıklamasını talep etmek önemlidir.

Dünyada sendikaların tepkileri ve taleplerinden örnekler:

Uluslar arası sendikal örgütler ve dünyadaki çeşitli ulusal sendikal örgütler uzun süredir GATS anlaşmasını gündemlerine almış durumdalar.

Kamu Hizmetleri Enternasyonali PSI kamu hizmetlerinin GATS kapsamı dışında tutulması ve böylelikle korunması gerektiğini savunuyor. Son olarak GATS saldırısını şimdi durdurun isimli bir açıklamayı bu Ocak ayında yayınladı ve bunu 513 organizasyon imzaladı. PSI’ın burada yaptığı değerlendirmeye göre: “Yeni (GATS) görüşmeler hizmetlerde sınırlar ötesi ticarette yeni kurallar koyacak ve bunu çokuluslu hizmet sunumcuları için yeni haklar sağlayacak ve hükümetlerin hareket alanını kısıtlayacak şekilde yapacak. Bu durum, hükümetin rolünü, radikal bir şekilde, kamu yararının ve demokrasinin kendisinin aleyhine yeniden yapılandırabilir. GATS kuralları zaman içerisinde hizmet sektöründe uluslararası ticarete ve ticari rekabete getirilecek tüm engellemeleri kaldırmayı hedefliyor.”

PSI’ın “DTÖ ve GATS-Kamu sağlığı için neler tehlikede?” ve “DTÖ ve GATS-Kamu eğitimi için neler tehlikede?” isimli yeni broşürleri de yayınlanmış.

Yine PSI’ın Focus isimli dergisinin son sayısında GATS anlaşmasının kapsamının belirsizliği  üzerine bir yazı var. GATS’da “hükümet yetkisinde sunulan hizmetler” kapsam dışı sayılırken, bunun anlamı ile ilgili şu tanım veriliyor: “Hükümet yetkisinde sunulan hizmet, ticari bir temelde verilmeyen ve bir veya daha fazla hizmet sunumcusu ile rekabet içerisinde verilmeyen hizmet anlamına gelir” Bu ifadedeki belirsizlik eleştirilirken, bu tanım ile aslında tüm kamu hizmetlerinin GATS’a tabi kılınabileceği öngörülüyor. Varılan sonuç şu: Yalnızca ücretsiz ve tekel olarak devlet tarafından sunulan hizmetler kapsamın dışında kalabilecek ve bunlara da polis, mahkemeler ve ordu örnek verilebilir. PSI kamu hizmetlerinin GATS hükümlerine tabi olmamasını, kapsam dışı sayılmasını talep ediyor ve GATS görüşmelerinin kapalı kapılar ardında yapılmasını eleştiriyor. 

Amerikanın en büyük sendikal örgütü AFL-CIO, Şubat 2002’de GATS müzakerelerinin derhal durdurulmasını talep eden bir kararı oy birliği ile aldı.

ICFTU dergisinin verdiği bilgiye göre PSI ve Eğitim Enternasyonali GATS’ın kamu hizmetlerine zarar vereceği endişesini taşıyorlar ve çokuluslu şirketlerin IMF ve Dünya Bankası üzerinde kamu hizmetlerinin liberalize edilmesi yönünde baskı kurmasını kınıyorlar. (5/11/2001)

Yine ICFTU dergisinin bir başka sayısında Eğitim Enternasyonali Genel Sekreteri eğitimin ticarileştirilmesi ile ilgili şunları ifade ediyor:

“Devletler gelecekteki vatandaşlarının eğitimi için sorumluluklarını kabul etmelidir. Temel eğitim demokrasi için temel bir ilkedir. Bazı hükümetler eğitim için özel sektörden kaynak arayabileceklerini söylüyorlar. Bu beni (...) eğitim hizmetlerinin ticarileştirilmesine direnmeye yöneltiyor.

GATS (Hizmet Ticareti Genel Anlaşması)’nın amacı hizmetlerin serbest ticaretini ilerletmek. Hangi hizmetlerin? DTÖ tarafından sınıflandırılan tüm hizmetlerin. Eğer bir ülke bazı hizmetlerde ticarete izin vermek istiyorsa bunu DT֒de kayıt ettiriyor ve bundan sonra ikili pazarlıklar başlayabiliyor. Şimdiye kadar yaklaşık 40 ülke eğitim piyasalarını açmak yönünde kayıt yaptırdı. Ve Avrupa Birliği de 15 üye devleti adına bu kayıdı yaptırdı.

Esas nokta şu ki eğitimin ticarileşmesi, özellikle de büyük oranlarda gerçekleşirse kamu eğitimi hizmetini ciddi olarak zarara uğratabilir. Ve bu kabul edilemez. Bazıları eğitimi gerçekten bir rüya piyasa olarak görüyorlar. Geçen yıl dünya çapında kamu eğitimi için harcanan para bir milyar doları geçti. Bu miktar ile 55 milyon öğretmen ve eğitim personeli bir milyar öğrencinin her birine eşit fırsatlar vermek için çabalıyorlar. Bazılarının gözünde eğitim piyasaya bırakılırsa daha etkin, daha iyi yapılır. Kamu okullarının kötü işlediğini savunuyorlar. Ama aslında gözleri yerel ve ulusal vergilerden toplanan bu milyar dolarlarda. Eğer eğitimi kamu yararı için bir kamu hizmeti olarak korumak istiyorsak ulusal ve uluslararası düzeyde siyasi baskı uygulamalıyız. Ve aynı zamanda hizmetlerimizin niteliğini artırmak için de çalışmaya hazır olduğumuzu göstermeliyiz –piyasa terimleri ile konuşursak- vergi verene parasının karşılığını vermeliyiz.” (18/7/2001)

Yine ICFTU dergilerinde birinde Sara Hammerton tarafından yazılan bir makalede şunlar ifade ediliyor:

Uluslararası sendikal hareketin GATS ile ilgili önemli çekincelerinden biri, ödeyebilme gücünden bağımsız olarak herkesin ulaşabilmesi gereken sağlık, eğitim ve hatta su da dahil olmak üzere asli hizmetleri de kapsıyor oluşu. DT֒ye verdiği bir yazıda ICFTU özellikle “GATS pazarlıklarını gelişmekte olan ülkelerin eğitim, sağlık ve su sistemlerini dinamitleyecek bir araç olarak kullanmamak yönünde bir taahhüt” yapılmasını istiyor.

Yine GATS ev sahibi bir ülkede hizmet sunumu için “gerçek insanların mevcudiyetini” de kapsıyor. Ama  Uluslararası İnşaat ve Ahşap İşçileri Federasyonunun da belirtmiş olduğu gibi sınırlar ötesi çalışmanın liberalizasyonu “genellikle ulusal sosyal standartların ve çalışma koşullarının düşürülmesine yol açmıştır. Federasyon Şubat 2000’de yeni GATS görüşmeleri başladığında bunun inşaat sektöründe sosyal dampingin legalleşmesine yol açabileceği yönünde uyarıda bulundu ve hükümetlerden  geçici istihdam durumunda daha yüksek ulusal çalışma standartlarına uyulacağı ve tüm tarafların uluslararası çalışma standartlarına uyacağı yönünde bir maddeyi GATS’da genel bir hüküm olarak koymaları çağrısını yaptı. (3/5/2001)

Avrupa Sendikalar Konfederasyonu ETUC’un Avrupa Göç ve Sığınma Politikasına doğru başlıklı yeni dökümanında şunlar ifade ediliyor:

“Yasadışı göçün ve –alım satım yapanların dışında bazı işverenlerin de çıkarına işleyen- insan alım-satımı iğrençliğinin yanı sıra, hizmet sunumunda serbestlik aracılığı ile, bir “diğer tür” göç modeli de ortaya çıkıyor. Bu model Avrupa piyasasına içkin ve aynı zamanda DTÖ aracılığı ile de, GATS vasıtasıyla teşvik ediliyor. Bu artık uzun süreli bir göç değildir. Üçüncü dünya ülkesi vatandaşlarının, işçilerinin ve yönetim kademelerindeki kişilerin mevsimlik işçiler ve benzeri şekilde geçici olarak yerleşmeleridir. Ancak bir çok taşeron formunu kullanarak bunun yasa dışı emek piyasasını besleyebileceği gözden kaçırılmamalıdır.

 

Hizmet sunumunun serbestleşmesinin, göç üzerine gerçek etkisinin Komisyonun metninde de, Komisyonun genişleme ve işçilerin hareket serbestisi politikalarında da dikkate alınmadığı görülmektedir.”

 

Sendikal örgütlerin tepkilerinin içerikleri saldırının boyutunun anlaşıldığını gösteriyor. Bunu yerel düzeye taşıma ve karşıt bir örgütlülük ve eylemlilik içerisine girmek ise ne yazık ki şimdilik sendikal hareketin gündeminde yer almıyor.