| mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu |
Türkiye MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu 3 Ocak 2002 |
GATS’ın alt
yapısı adım adım tamamlanıyor:
57. Hükümet
üniversitelerle ilgili bir yasa tasarısı hazırladı. Meclisten geçirildikten
sonra uygulamaya konulacak olan Yasa Tasarısından bazı önemli alıntılara göre: - Ön lisans ve yüksek lisans programlarına kayıtlı
öğrenciler cari hizmet giderlerinin yarısını geçmemek üzere katkı payı ödemekle
yükümlü olacaklar. Cari hizmet giderleri ise yıllık olarak fakültelerin
özelliklerine göre belirlenecek. - Ödeme güçlüğü içinde oldukları tespit edilen
öğrencilere istekleri halinde katkı payı kredisi ve/veya öğrenim kredisi verilecek.
Bu krediler her üniversitenin işletme hesabından dağıtılacak ve yine bu hesaptan
takip edilecek. Kredi için başvuran her öğrencinin vergi numarası alması bir
zorunluluk. Bu öğrenciler borç veya kefalet senedi imzalamak zorunda. Borçlu
öğrenciler krediyi yıllık toptan eşya fiyat endeksine göre hesaplanacak faizle
birlikte işletmeye(üniversiteye) ödemek zorundalar. - Söz konusu işletme(üniversite) bir takım görevlerini
devredebilmek , borçluların hesaplarını takip etmek ve/veya onlardan para toplamak
üzere özel bir banka veya finans kurumuyla anlaşabilir. - Ön lisans ve yüksek lisans programlarını normal süre
içinde tamamlayamayan öğrenciler, birinci yıl için 50%, ikinci yıl için 100%
fazlasıyla katkı payı ödemek zorundalar.(Bu şart içinde hastalık, kaza ya da ailevi
sorunlar ile ilgili hiçbir istisna tanımlanmıyor.) - Yabancı öğrenciler için katkı payları eğitim
sektöründeki uluslar arası rekabete göre belirlenecek. - Her hangi bir öğrenim yılı için katkı payı ödemeyen
öğrencilerin yeni kayıtları ve kayıt yenilemeleri yapılmayacak. *İşletme
hesabının tanımı ve kriterleri: Her üniversite ve ileri
teknoloji enstitüsünde bir işletme hesabı açılacak. İşletme hesabının gelir
kaynakları: a) Üniversite bütçesinden aktarılacak ödenekler, b) Üniversitenin her türlü fiziki olanak, tesis,
araç-gereç, insan gücü ve bilgi birikiminin değerlendirilmesi sonucunda (satmak ve
kiralamak) yaratılacak kaynaklar, c) Üniversiteye ait taşınır ve taşınmaz
malların satılmasından, kiralanmasından
ve işletilmesinden elde edilecek gelirler, d) Kredi faizleri dahil mezun öğrencilerin geri
ödemeleri, e) Öğrencilerden alınacak katkı payları, f) Araştırma projeleri ve kadroları için
yapılacak bağışlar, g) Gerçek ve tüzel kişilerden, kurum ve
kuruluşlardan yapılacak bağışlar, h) Diğer gelirler. *İşletme
hesabından yapılacak giderler: a) Eğitim-öğretim,
araştırma, sınavlar ve Üniversite Yönetimi Kurulunun uygun göreceği her türlü
inşaat giderleri için gereken hizmet ve teçhizat alımlarının maliyeti, b) Ulusal ve
uluslararası çerçevede yürütülen kapsamlı ve çok ortaklı araştırma-geliştirme
projeleri dahil, bilimsel ve teknolojik araştırma-geliştirme faaliyetlerinin, ulusal ve
uluslar arası toplantılara katılımın, teknopark ve benzeri işletmelerin
kurulmasıyla ilgili maliyetler, c) Öğrencilerin
barınma, beslenme, sağlık, eğitim, kültürel ve spor etkinlikleri için yapılacak
harcamalar, d) Üniversitede
part-time olarak istihdam edilecek öğrencilere ödenecek ücretler, e) İşletme
kadrolarının tam veya kısmi zamanlı olarak istihdam edilmesi için yapılacak
ödemeler Sağlık hizmetleri
dışında, araştırma-geliştirme, teknik danışmanlık, kısa süreli dersler ve
konferanslar gibi üniversitede verilecek hizmetlerin maliyetleri serbest piyasa
ekonomisinin koşullarına, uluslar arası eğitim piyasasının fiyat düzeylerine ve
üniversitenin rekabet gücüne göre belirlenecek ve uygulanacak. Üniversitede yarı
zamanlı olarak istihdam edilecek öğrenciler sadece çalışma kanunundaki sağlık ve
sosyal güvenlik düzenlemelerinden yararlanabilecekler. Kanundaki diğer şartlar onlara
uygulanmayacak. Yarı zamanlı işçiler(öğrenciler) için belirlenen azami çalışma
saati bir ayda 100 saatle sınırlı olacak. Saat başına en yüksek ücret Çalışma ve
sosyal Güvenlik Bakanlığınca duyurulan asgari saat ücretinin 3 katı ile sınırlı
tutulacak. Eğer her hangi bir
araştırmanın tüm maliyeti gerçek ve tüzel kişilerin bağışlarından
karşılanıyorsa, bu araştırma için üniversite dışından profesörler
alınabilecek. Bu yeni tasarıya göre,
devlet üniversiteleri de özel üniversitelere eş koşullarda (katkı payı ile
sınırlı değil) dışarıdan paralı öğrenci kabul etmeye başlayabilecek.
Dışarıdan alınacak öğrenciler için minimum öğrenci ücreti miktarı, söz konusu
üniversitenin özelliklerine belirlenecek, ama, yukarıda bahsedilen devamlı
öğrencilerden alınan katkı payının 3 katından az olmayacak. Bu yasa, geçtikten
sonra devlet üniversitelerine kaydolan bütün öğrenciler için uygulanacak. 1 Ocak 2002’de her
üniversitede bir işletme hesabı açılacak ve önceki kurum hesabındaki tüm
ödenmemiş borçlar bu hesaba devredilecek. Bu yasa 1 Ocak 2002’de
uygulamaya konulacak. MAI VE
KÜRESELLEŞME KARŞITI ÇALIŞMA GRUBUNUN YASAYLA İLGİLİ YORUMU: Türkiye’de şu an
karma bir üniversite-eğitim sistemi var. Ama son 10 yılda özel okulların sayısı
çarpıcı bir şekilde arttı. Diğer yandan genel olarak eğitim ve üniversite eğitimi
için ulusal bütçeden ayrılan ödenekler yıldan yıla azaltılırken, özel okullar
için ayrılan ödenekler ve düşük faizle verilen krediler hızla artıyor. Özel
üniversiteler vakıf üniversiteleri olarak adlandırılmıştı. Bu adlandırmayla
beraber özel üniversiteler devlet politikaları aracılığı ile büyük miktarlarda
borç ve bağış alma hakkına sahip oldu. Ama bütün saldırılara rağmen özel okul
öğrencilerinin toplam üniversite öğrencilerinin sayısına oranı hala %4 gibi
küçük miktarda. GATS’a bağlı olarak hazırlanan ve yukarıda bazı alıntılarıyla
özetlenmeye çalışılan yasanın yürülüğe girmesiyle birlikte belki devlet
üniversitelerinin şu anki durumu olduğu gibi devam edecek, ama,
üniversitelerin(şirketlerin), öğrencilerin(müşterilerin), ve
hocaların(satıcıların) statüsü değişeceği kesin. Türkiye’de 2001’de
meydana gelen ekonomik krizden kaynaklı genel ekonomik görünüme bakacak olursak, IMF
reçetelerini uygulayan Hükümet öğretmenler dahil tüm kamu çalışanlarının
sayısını azaltma konusunda oldukça kararlı.
Bu bağlamda 150.000 kamu çalışanının 2002’de emekliliğe sevk edilmesi
düşünülüyor. Bu, kamu çalışanlarının sayısının gereksiz biçimde fazla
olduğu anlamına gelmiyor: Tersine bu sayı, nüfusu Türkiye’den çok az olan pek çok
Avrupa ülkesindeki kamu çalışanı sayısından daha az. Ama bu yeni tasarıya
bakıldığında bu garip karar kolaylıkla anlaşılabiliyor. Görülüyor ki kamusal kurumlar geleneksel istihdam ilişkileri sistemini
terk edecek ve faaliyetlerini post-fordist üretim yönünde değiştirecektir. Bu yasa
tasarısına göre, üniversiteler belli işler için yarı zamanlı ve geçici personel,
hoca ve hatta öğrenci istihdam edebilecekler. Bu a-tipik çalışanların sosyal hak ve
kazançları çok sınırlı olacak. Dahası eğitimin yanında üniversiteler
dışarıdan hoca alarak, araştırma ve geliştirme faaliyetleri yürütebilecek.
Böylelikle bilim tamamen para veren kişilere ve anonim şirketlere dayalı olacak. Bu
sponsorlar kendi kapitalist ideolojilerine uygun bilimsel çalışmaları ve
araştırmaları, üniversitelerden isteyebilecekler. Ve bir çok öğrenci de bu
çalışmaların sonuçlarının bilimsel olduğuna inanacak. Devlet üniversitelerinin
binaları, arazileri, ve taşınmaz malları öğrencilerin yararına ve onların eğitimi
için kullanılmak yerine, büyük ihtimalle Nike, City Bank, Lee Cooper gibi ünlü
uluslar arası şirketlere kiralanacak. Devamlı öğrenciler
çok yüksek öğrenim ücreti ödeyen diğer öğrencilerle beraber okuyacak ve bu iki
grup arasındaki çok farklı yaşam standartları, zengin öğrencileri devamlı
öğrencilerin gözünde bir idol haline getirecek. Üniversitelere bağış
yapan anonim şirketler genel eğitim sistemine ve hocalara müdahale etme hakkına sahip
olacak. Varsayın ki Toyota Co. Bir devlet üniversitesine 10 milyon dolar bağışta
bulundu ve üniversite yönetim kuruluna hocaların ve ders programının listesini
ToyotaCo. Yönetimi ile birlikte hazırlamayı önerdi. Büyük ihtimalle Toyota Şirketi,
kendi bünyesindeki satış, pazarlama ve kalite yöneticilerini üniversiteye hoca olarak
atayacak. Dolayısıyla gençler mezun olduklarında hiç sorgulamadan şirketlerin
tezlerini savunmak ve onlar için çalışmaya hazır olacaklar. Eğitimin
ticarileştirilmesi sadece ekonomik değil aynı zamanda ideolojik bir mesele. Üniversite
gençlerin politikleşmesinde önemli bir aşama. Ama bundan sonra, işçilerin ve
çalışanların çocuklarının büyük çoğunluğu yüksek masraflar nedeniyle
üniversite eğitimi alma şansından yoksun kalacaklar. Dahası paralı eğitim daha
yüksek oranda sömürü yoluyla reel ücretlerde çarpıcı bir düşüş anlamına
geliyor. Parasız eğitimden paralı eğitime geçiş, gelirlerde –beslenme, barınma,
sağlık, ulaşım harcamaları ve vergiler aynı kalsa bile(eğer artmazsa)- ücretli
emeğin harcamalarında artışa neden olacak. Bu artan harcama özel okullar veya
ticarileştirilmiş devlet okulları yoluyla dolaylı ya da dolaysız olarak sermayeye
gidecek. Dolayısı ile bunun sadece bir öğrenci sorunu olarak değil, sosyo-ekonomik
bir problem olarak algılanması ve buna uygun mücadele dinamiklerinin örülmesi
gerekmektedir. . |