mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu

Kapitalist İktisadın pek çok teorisini çürüten bir örnek daha:    MEKSİKA

Mary Jordan-Kevin Sullivan / 22 Mart 2003

 

Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de ekonomistler tarafından yapılan Makro Ekonomik yorumlarda Milli Gelir ve Fert Başına Düşen Milli Gelir argümanları -gerçek boyutları gizlenerek-  sıkça kullanılmaktadır. Oysa Milli Gelir 4 ana unsurdan (Kar, Rant, Faiz ve Ücret) oluşur ve bunlardan yalnızca ücretin payının toplam içindeki oranı artarsa, bu, emekçilerin bir bölümü için kazanım olarak değerlendirilebilir. Dünya, en gelişmiş ya da en gelişmemiş ülkeleri de dahil olmak üzere Milli Gelir aldatmacasının sürdürüldüğü çarpıcı örneklerle doludur. Aşağıdaki yazı Mary Jordan ve Kevin Sullivan tarafından The Washington Post Foreign Service Saturday, March 22, 2003, Page A10’da yayınlanan makaleden alınmıştır.

 

“Yaşadığı barakanın önünde balçık çamurun içinde, yere çömelmiş, kirli bir su birikintisinde bulaşıklarını arıtmaya çalışan Irma Osorio Soriano, bir yandan bulaşıklarını yıkarken bir yandan da çalışan bir buzdolabı bir TV ve kocaman bir radyoya sahip olma hayali kuruyor. 30 yaşındaki Irma, aslında okumak istediği halde çalışmak mecburiyetinde olduğu için 14 yaşında okulu bırakmak zorunda kalmış ve büro temizlik işçisi olarak çalışmaya başlamış. Cebindeki para günde 2.5$’ın üzerine bir türlü çıkamıyor ve böyle olunca da en doğal gereksinimler bile birer tatlı hayal olmanın ötesine geçemiyor. Aslında Irma, Meksika’daki çoğunluğun yaşadığı ve çalıştığı koşullarda yaşıyor, yani o da ülkesindeki pek çok insan gibi yoksulluk içinde doğmuş ve hiçbir zaman bu yoksul yaşamı değiştirme şansına sahip olamamış. Irma’nın kendi ifadesine göre “hayat çok zor ve hiçbir umut ışığı yok”... 1994 yılında NAFTA anlaşması imzalanırken Irma gibi milyonlarca Meksika’lıya artık bir yoksul ülke yurttaşı olmaktan kurtulacakları söylenmiş. Fakat anlaşmanın 9. yılına gelindiğinde bugün ülkedeki yoksulluk daha da artmış ve şu anda ülkedeki yoksulların toplam nüfusa oranı yine aynı, yani %50 civarında olmasına rağmen nüfusun 70-75 milyondan100 milyona çıkmış olması dolayısıyla yoksul insan sayısındaki artış çok yüksek. Hatta Meksika Devlet Başkanı Vincente Fox’un geçen hafta yaptığı açıklamaya göre, ülkede 54 milyon insan, en temel gereksinimlerini bile karşılayamadan büyük bir yoksulluk içinde yaşıyor. Fakat geçen 9 yıllık sürede garip bir şey oluyor ve Meksika ekonomisi 600 milyar $ ile dünyanın en büyük 9. ekonomisi haline geliyor, ülkenin ticaret kapasitesi 9 yıl içinde 3 katına çıkıyor ve bu büyüklükle Meksika bir anda kendini İngiltere, G.Kore, İspanya gibi daha gelişmiş büyük ülkelerin önünde buluveriyor. Meksika petrol şirketi Pemex, dünyanın en büyük petrol şirketleri arasına giriyor, Los Cabos’dan Cancun’a kadar ülkenin tüm sahilleri yılda 20 milyondan fazla turist çekiyor, ve dünya şu sorunun yanıtını aramaya başlıyor : “Meksika’yı vuran paradox neydi? Bu kadar avantajlı bir konuma geldiği halde, ülkedeki yoksul sayısı neden daha da arttı?”

 

Bu yazıyı burada kesmek zorundayız. Zira, bu soruya verilen yanıt ne yazık ki ülkemizden pek farklı değil, yani, bankacılık sistemindeki ve devlet yapısındaki kirlilik, hortumlama, Meksika işçi sınıfının nitelik düzeyinin yetersizliği, yaşanan ardçıl ekonomik krizler vb. Oysa, sayılan bu argümanların hiç biri, örneğin; ülkeye yabancı yatırım girişini, ekonominin büyümesini ve ülkenin dünya ekonomik büyüklük sıralamasına girmesini, ülke burjuvazisinin gelişip, serpilmesini ya da her yıl 20 milyonu aşkın turistin Meksika’yı ziyaret etmesini engellemiyor. Bizim yukarıdaki sorulara yanıtımız ise biraz daha farklı: kapitalizm son dönemdeki krizini aşabilmek için ucuz emek ülkelerine akın etmeye başlamıştır ve Meksika bu konuda tek örnekte değildir (Çin, Doğu Bloku, Afrika, Asya ve G.Amerika ülkeleri gibi). Meksika ekonomisinin bu süreçte büyümesinin gerekçesi de işte bu ucuz emektir. Aksi durumda yani emek maliyetinin yüksek olması durumunda Meksika’daki işçi sınıfı dışında yaşanan gelişme mümkün olamazdı. Bu yazının, ekonomik büyüme, milli gelir artışı  masallarını da gün yüzüne çıkarması bakımından son derece önemli ipuçları verdiğini düşünüyoruz.