| mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu |
AZINLIKLAR MESELESİ... E.Ahmet Tonak - Simon's Rock College of Bard - Şubat 2004 http://www.sendika.org web sitesinden alınmıştır. |
| Kürtler, Ermeniler veya Rumlar üzerine bir yazı
değil bu. Ne de olsa dışardan gazel
okuduğumuz, ABD'den yazdığımız için, buradaki
siyahi ırkın hal ve ahvali üzerine yazmamız daha doğru. Siyasi adam gibilik (political correctness)
'zenciler,' 'siyahi ırk' gibi kategorilerin kullanımını mazur görmüyor bu ülkede;
Amerikalı-Afrikalılar denmesi gerekiyor. Bu
yazı bağlamında bağışlanacağımızı umarak konuya girelim. Martin Luther King öldürüleli 35 yılı aştı; Şubat ayı da, ABD'de 'zenci tarihi ayı.' Bir de giderek canlanan başkanlık çekişmesi
yaşanıyor. Dolayısıyla, geçmiş 30-35
yılın dökümünü yapmak, bir envanter çıkarmak anlamlı. Böylesi bir döküm, epeydir faaliyette olan 'Adil Bir Ekonomi İçin
Birleşiklik' (United for a Fair Economy) adlı kuruluşun geçenlerde yayınladığı
yeni bir kitapçıkla yapıldı. Aşağıda aktaracağım verilerin çoğu o yayından. Irkçılık Nereye Yansıyor? Neredeyse hayatın her alanına. Nereye baksanız ırksal eşitsizlik sırıtıyor. Vahim olan, vaziyetin giderek düzeldiği
izleniminin yaygınlığı. O kadar ki, bazen
insanın gidip, 'kardeşim, bu rezalet ne, ezildiğinin farkında değil misin? Niye
ayaklanmıyorsun?' diyesi geliyor. İdeolojik
ve kültürel ortam, inanılmaz bir
kavrayış fakirliği ve atalet yaratmış durumda. Buna
bir de tarihi perspektif eksikliğini eklerseniz, düzeni
kabullenme eğiliminin yaygınlığını kestirebilirsiniz. Bazı 'gelişmelere' işaret edelim: zenci-beyaz gelir
dağılımı kısmi gelişmenin gözlemlendiği tek alan.
Dr. King'in öldürüldüğü yıl 1968; o sıralar ortalama zenci geliri, beyaz
gelirinin %55'i iken, 2001'de ancak %57'sine yükselebilmiş. Bu gidişle zenciler beyazları ancak 2582'ide
yakalayabilecekler, yani tam 581 yıl sonra! Bu
durum hangi diplomayı edinirsen edin değişmiyor, hatta üniversiteli olmak mutlak
anlamda eşitsizliği arttırıyor. Şöyle
ki, lise diplomanız var, hayat boyu (25-64) çalışıyorsunuz, sonra bir ara kafanızı
kaldırıp baktığınızda, yanınızdaki beyaz zatın sizden 300,000 dolar daha fazla
kazanmış olduğunu fark ediyorsunuz. Üniversite
diplomanızla çalışmış iseniz aradaki fark kapanacağına artıyor; bu kez fark 500,000 dolar. Bildiğimiz gibi, gelir dağılımı eşitsizliğin
sadece bir boyutu. Diğer boyut, servet
eşitsizliği ve bir bakıma daha önemli. Çünkü,
servet nesilden nesile aktarılmakla kalmıyor, hayat boyu sağlanan geliri de belirliyor. Dolayısıyla tespit edilmesi gereken servet
eşitsizliğinin kaynağı. O da, sınıf
atlama masalını bir kenara koyacak olursak, gelinen toplumsal sınıf. Servet eşitsizliğinde durum gelir
dağılımındaki tablodan da beter: 1989'da ortalama beyaz hane serveti zencilerinkinin
5,5 katı iken, 2001'de 6 katına yükselmiş. Bu
12 yıllık dönemin, o ikide bir başımıza kakılan, 'inanılmaz' Clinton büyüme
dönemini içerdiğini de hatırlatmaya bilmem gerek var mı? Diğer boyutlardan da örnek verecek olursak: 2003
yılında zenci işsizlik oranı %10.8, beyazlarınki ise %5.2 --1972'deki farktan fazla! Dünyanın en ücra köşesine medeniyet ve
demokrasi götürme misyonunu kendine atfeden bu ülkede, ABD'nde bebeklerin durumu da pek
iç açıcı değil. Tabii, tahmin
edilebileceği gibi zenci doğmuş olmak yaşama şansını bir hayli azaltıyor. 2001'de her 1000 beyaz bebekten 5.7'si ölürken,
aynı oran zenci bebekler için 1000 bebekte 14 --bu oransal fark da 1970'den bu yana
azalacağına artmış. Dünyadaki en fazla
mahkum nüfusu da (2 milyonun üstünde) yine bu 'medeni' ülkede ve de hapishaneler
özelleştirme yarışının başını çekiyor. Tabii
bu alanda da zenci olmak, bir bakıma içeriyi ziyaret etmeyi garantiliyor: bugünkü
hızla gidilirse, yeni doğan her 3 zenciden 1'inin bir ara hapishaneyi boylaması adeta
tatsız bir hoş geldin mesajı gibi bu bebelere. Ne olacak bu gidişat? İlkin, ortalıkta kol gezen ve Amerikan
üniversitelerinde, iktisat bölümlerinde pek muteber olan ırksal eşitsizliği
açıklama iddiasındaki saçma sapanlıkların ifşa edilmesine girişmek gerekiyor. Toplumda hayli yaygın, yanılgı, atalet ve
sinmişliği besleyen iddialar, büyük ölçüde kaynaklarını ve meşruiyetini
üniversitelerden alıyor. Piyasa
fetişizminin azdığı, dokunulmazlık kazandığı günümüzde, ırklar arası
eşitsizliğin sebeplerini de kapitalizmin dışında aramak doğal, adeta moda. IQ test sonuçlarındaki farklılıklardan tutun
da, zencilerin kültürel ve çevresel 'azgelişmişliklerine' kadar her şey bu
eşitsizliğin potansiyel kaynağı! Kanımızca, kapitalizmin gidişatının, ırklar
arası eşitsizliği ne şekillerde beslediğini sorgulayan, bu noktadan hareket eden
yaklaşımlar, konvansiyonel teorilere en ciddi alternatifi oluşturuyor. Ve bu tür çalışmaların örnekleri az da olsa
mevcut. Örneğin kimileri, bir yandan
1970'den bu yana artan kurumsal ırkçılığı dikkate alırken, öte yandan emek
piyasalarındaki zenci-beyaz rekabetini, güçsüzleşen sendikaların yanısıra,
kapitalizmin uzun dönem daralmalarına da ilişkilendiriyor. Dolayısıyla, ırksal eşitsizliğin
kaynaklarını hem kapitalizmin gidişatında, hem de kurumsal ve ideolojik değişimlerde
görmesi bakımından bu yaklaşımlarla yapısal belirleyenler öne çıkıyor. Eşitsizliği kavrayışımız zenginleşmiş
oluyor. Bu şekilde, zenci işçilerin de,
genel işçi sınıfı sömürüsünün parçası olduğu daha bir netleşiyor. Siyasi çıkarsamaları bakımından da bu tür
çalışmalar, ırksal eşitliğin kısmi ve reformist çözümlerin dışında,
kapitalizmi aşan, daha kökten dönüşümlerle sağlanabileceğine işaret ediyor
haliyle. |