mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu


Yılmadan Mücadele

 

Prof.Dr.İzzettin Önder, BENCE, Cumhuriyet, 26 Haziran 2001


Türkiye MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu geçen hafta sonunda GATS (Hizmet Ticareti Genel Anlaşması) konulu, üç yabancı uzmanın da katıldığı bir sempozyum tertipledi. Sempozyumun ancak çok ufak bir bölümüne katılabildiğim için tüm toplantıyı özetleme olanağına sahip olmamakla beraber, kısa süreli izlemenin bende çağrıştırdığı düşünceleri sizlerle paylaşmak istiyorum.

Sermaye sınıfı; politikacısı, medyası, vakıf yüksekokulları, sermayeden beslenen sermaye yanlı öğretim elemanları ve tüm toplumsal kurumları ve böylece oluşturduğu kuralları ile, emeğe ve tüm insanlığa saldırmaktadır. MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu, büyük bir çaba ve özveri ile sermayenin bir kanser dokusu gibi yerküreyi sarmasına ve insanlığı yoksulluğa ve felakete sürüklemesine karşı çıkmaktadır. Bu mücadele, toplumun giderek yükselen bilinci ile güçlenip başarıya ulaşacaktır.

Sempozyum programının son bölümünde, çok doğru ve haklı olarak, ''Küreselleşme süreci reform edilebilir mi?'' , ve ''Kapalı ekonomik sistemler küreselleşmeye alternatif oluşturur mu?'' alt başlıklı iki önemli konuya yer verilmiş. Bu iki konu küreselleşme ile mücadelede temel çerçeveyi tartışmaya açmaktadır: Küreselleşme ile sistem içinde kalınarak mücadele edilebilir mi ve küreselleşme ile mücadelede ulusal ekonomileri kapatma etkili sonuç verir mi?

Emperyalizmin çağımızdaki en güçlü ve hassas oluşumu olan küreselleşme ile sistem içinde kalınarak mücadelenin olanaklı olmadığı açıkça görülmekle beraber, kapitalizmin ideolojik etkisi altında ciddi bir genetik deformasyona uğramış olan sol, bazen ''liberal'' bazen de ''ulusal'' yafta altında küreselleşmeye uyum sağlama manevraları yapmaktadır. Kimileri bir tür güç ilişkisi olduğu gerçeğini irdelemeden piyasa uygulamasını öne çıkarırken kimileri de sermayeler arası çatışmada bir tarafın savunucusu olduğunu dahi algılayamadan ulusal sermayeyi uluslararası büyük sermayeye karşı korumaya yeltenirken aslında kapitalizmin ve sömürücü sermayenin ekmeğine yağ sürdüklerinin ayırdına dahi varamamaktadırlar. Kendi krizi ile mücadele eden kapitalizmin sola karşı kazandığı en büyük zafer, günümüzde üretim araçlarının mülkiyeti tartışmasını bir tarafa bırakarak, kapitalizmin en has araçlarını benimsemeye yönelen bin bir renge dönüştürülmüş olan solculardır. Kapitalizm, kendi ideolojik zaferini, bir yandan kendi genetik yapısını sıkıca koruyup aletlerini değiştirmesine karşın, solun temel felsefesini ve genetik yapısını bozarak kendi aletsel dokularına yanaştırarak, diğer yandan da sol cepheyi, hem de bizzat kendileri marifetiyle bölerek kazanmaya çalışmaktadır.

Bireylerin ve siyasal örgütlerin sol felsefeye bağlı olmaları, kendileri açısından gerekli görülmeyebilir, ama topluma karşı dürüst davranmaları gerekli ve şarttır. Siyasal örgütlerin ve bireylerin sol ile sosyal demokrasi arasındaki kesin ayrımı çarpıtmaları bilgisizlik değilse, affedilmez bir sahteciliktir.

Başka bir tartışma konusu ise küreselleşme ile ulusal düzeyde mi yoksa uluslararası düzeyde mi mücadele edileceği meselesidir. Geçen yüzyılın başında olduğu gibi, bu konu da sermaye karşısında solun bölünmesine zemin hazırlamaktadır. Oysa, tam da kapitalist bir zihniyetle bastırıcı tartışma ve çatışma yerine, birbirimizi anlayacak biçimde konuşabildiğimizde görürüz ki, bu iki strateji birbirini dışlayıcı değil, tamamlayıcı niteliktedir.

Öte yandan, kapitalizmin müthiş buluşu olan ''Yeni Dünya Düzeni'' söylemindeki ''dünya düzeni'' söylemi, bir yandan sermaye saldırısı karşısında ezilenlerin siyasal etki ve örgütlenme alanlarını genişleterek merkez güç karşısında çevresel ajanların hareket alanını daraltırken diğer yandan da sınıf ilişkisinden soyutlanmış, alt kimlik ve niteliklerle içi boşaltılmış ''birey'' söylemi ile bireyi kendi yalnızlığı ile baş başa bırakmaktadır. Kapitalizmin hem bu stratejisini hem de yukarıdaki söylemde yer alan ''yeni'' söylemini irdelemizde, sol açısından büyük yarar olduğunu düşünüyorum.