| mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu |
2003 Truva Atının Yükseliş Yılı Prof.Dr.İzzettin Önder - Cumhuriyet - 30 Aralık 2003
|
Ülkelerin ekonomik yaşamlarında
doğal veya sosyal, derin çalkantılar olmadığı sürece, tek başına bir yılın
fazla bir önemi yoktur. Süreğen dönemlerde her on iki aylık dilim, geçmişin
mirasını taşırken geleceğin de filizlerini oluşturur. 2003 yılının ise küresel
emperyalistler ve işbirlikçi burjuvazinin Türkiye'yi paketleme politikalarının
zirveye çıktığı görece kısa bir dönemin içinde yer alan bir yıl olarak, diğer
on iki aylık dönemlerden önemli bir farkı vardır. **** Küresel
emperyalistler açısından, 1999'un sonlarına doğru Ecevit koalisyonu misyonunu
tamamlamış idi. Zira, yaşanan zorluklar karşısında ekonomik dayatmalara boğun eğen
Karaoğlan, tüm politik alanlarını tüketmiş olduğundan, daha ileri politik tavizlere
direnç göstermeye başlamış idi. Ayrıca, dayatılan politikaların yarattığı
çöküşlerin toplumsal hafızadan silinmesi için de eskisini çekip, sahaya yeni oyuncu
sürmek gerekiyordu. Bütçe görüşmelerinde Sayın Derviş' in konuşmasını
alkışlayan AKP milletvekilleri, keşke aynı zamanda ne tür bir oyuna alet
olduklarının da farkına varabilmiş olsalardı! Filmin
ikinci yarısı birincisi kadar net olmadığı için, durum tam olarak anlaşılamıyor.
Zira, enflasyon gerileyip milli gelir yükselirken işsizlik ve iflaslar büyüyor,
yoksulluk derinleşiyor; İthalat patlayıp dış ticaret açığı olağanüstü
büyürken döviz kuru dibe vuruyor; borç yönetiminde garip bir rahatlama yaşanırken
borç stoku giderek yükseliyor, vs!.. Politik alanda da bazı ilginç gariplikler
yaşanıyor. Örneğin, kamu yönetim projesinde yerelliğe yönelişin yanında,
büyükşehir yönetimlerinin sınırları genişletiliyor! Tüm bu
garipliklerin anlaşılabilmesi için şu en müthiş çelişkiye bakmak gerekiyor. AKP,
söylemleri ve göstermelik ideolojisi ile görece yoksul kesimlerin oyları ile
işbaşına gelmiş olduğu halde, aslında, ekonomi ve siyasal politikaları ile
uluslararası alanda küresel emperyalistlerin, içeride ise varsılların yanındadır!
Zira, 1999 ve 2000 yıllarından itibaren küresel emperyalistlerce uygulanan Türkiye'nin
paketlenerek küresel emperyalist ağa yerleştirilme projesi bunu gerektiriyor ve bu
iktidar da böyle bir görevin ifası karşılığında desteklenmiş ve
desteklenmektedir. Türkiye'nin
küresel emperyalist doku içinde emilmesi, sosyo-ekonomik olarak kutuplaşmasını,
yerel-politik olarak da parçalanmasını gerektirmektedir. Uygulanan ekonomi programı
(süslü adıyla, güçlü ekonomiye geçiş programı!) ülkeyi sosyo-ekonomik
kutuplaşmaya, kamu yönetimi reform projesi ise yerel-politik ayrışmaya götürme
potansiyeli taşımaktadır. Ekonomi politikalarının ve kamu yönetimi reform
projesinin, farklı yollardan ülkeyi aynı kadere sürüklemede, kader birliği ettiği
de gün gibi ortadadır. İşte, 2003 yılı böylesi acı dönüşüm projesi içinde yer
alan bir on iki ay dilimi olmuştur. **** İlginçtir
ki; ekonomik politika da, siyasal proje de oldukça aldatıcı zemin üzerinden
yükseltilerek, ileride yaşanacak acı gerçeğin güçlü bir şekilde perdelenmesi
sağlanmaktadır. Uygulanan ekonomik programın yararının ileride görüleceği hayali
ekonomik programa yaşam olanağı sağlarken kamu hizmetlerinde aşırı
merkeziyetçiliğin verimlilik kaybı yarattığı iddiaları da kamusal yönetimin
yeniden şekillendirilmesi projesinin olumlu anlamda reform olarak algılanmasına olanak
sağlamaktadır. Oysa, her iki proje de ülkede derin bir sosyo-ekonomik ve yerel-politik
kutuplaşma oluşturarak ülkeyi, küresel emperyalizme yutmaya hazır lokma halinde
hazırlamaktadır. Türkiye'nin
etrafında örülen kozanın anatomik görüntüsü şöyledir: Ulusal düzeyde, siyaset
alanını işgal eden tek parti; bizzat kendi partisini ve siyasal karar mekanizmalarını
etkileyebilecek nitelikteki güçlü ulusal birimleri işlevsiz kılarak fiili hâkimiyet
kuran tek lider; liderin etrafını alan işbirlikçi burjuva ve medya takımı;
uluslararası düzeyde ise kendisini ulusal lider zehabına kaptıranın etrafını alan
kürsel sömürgeciler zinciri. Ekonomi
politikaları ve yeni siyasal-örgütsel projeler toplumun bir kesiminin ve küresel
sömürü merkezlerinin yararınadır. Bu durum karşısında, halkın geri kalan
bölümümün derin bir uykuya geçirilmesi gerekmektedir. Anayasayı daha
değiştirebilecek güce sahip bir iktidar(!) her nedense Kuran kursu, türban ya da imam
hatip gibi halkın din duygularını sömüren konuları bir ortaya atıp, bir geri
çekiyor. Aynı iktidar, dış çevrelerden modernleşme adına gelen tüm dayatmaları
ise anında hayata geçiriyor. Halkı uyutmaya yönelik ilginç paket programlardan
sonuncusu da, lüks lokantalardan artan gıda maddelerinin hijyenik koşullarda
saklanarak(!) yoksullara dağıtılması projesidir. Üstelik oteller de bu
dağıttıkları bölümü vergi matrahından düşebilecekler.(Lüks oteller için göz
yaşartıcı hassas bir devlet sorumluluğu!) Sözde tartışmalar ve böylesi orijinal
buluşlar da(!) tüm projelerin ''Pandora Kutusu'' açılıncaya kadar yoksul
kesimi uyutmaya yetecektir. AKP Batılılaşacak, modernleşecek mi, yoksa laiklik
ilkesinden taviz vererek, tarikatlara mı teslim olacaktır? Bu ikisi bir arada
olamayacağına göre, bir konuda halk kesinlikle aldatılmaktadır. **** Emperyalistlerin
yanında işgalci rolüne soyunmayan, küresel emperyalistlerin ve işbirlikçi
burjuvazinin aleyhine halkını düşünen, halkına karşı ' 'Truva Atı'' rolü
oynamayan ve sadece gerçeği söyleyen bir siyasal kadroya kavuşma umudu ile... Mutlu
yıllara! |