| mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu |
Emeğin, yeni liberal dönüşüme müdahale gücü Y.Doç.Dr.Özgür Müftüoğlu - Evrensel Gazetesi - 31 Ekim 2003 |
| Yeni liberalizmin teorisyenleri,
kapitalist sistemin 1970'lerin başında ortaya çıkan krizini iki temel nedene
bağlamışlardır. Bunlardan biri, Fordist üretim sistemi diğeri ise, sosyal devlet
anlayışı olarak da ifade edebileceğimiz, Keynesyen ekonomi politikalarıdır. 1970'li
yılların ortalarından itibaren, yeni liberal politikaların kapitalist sistemin
kurtarıcısı olarak benimsenmesiyle birlikte bu politikalar, başta ABD ve İngiltere
olmak üzere merkez kapitalist ülkeler tarafından uygulamaya konulmuştur.
Yeni
liberalizmin, devletin geliri yeniden dönüştürme işlevinin, sermayeye kaynak
aktaracak biçime dönüşmesi, devletin bütünüyle yeniden yapılanmasını gerektirir.
Sosyal devleti, piyasa devletine dönüştüren bu yeniden yapılanma sürecinde, eğitim,
sağlık, sosyal güvenlik gibi alanlara yönelik olan sosyal harcamalar giderek
kısılmakta; devletin elinde bulunan kamusal üretim ve hizmet alanları ya
özelleştirilmekte ya da ticarileştirilmektedir. Böylece, bir taraftan sermaye
üzerindeki vergi yükü hafifletilirken diğer taraftan, devletin elindeki üretim
araçları ve kamusal hizmetler sermayenin kâr alanları haline getirilmektedir. Yeni
liberalizmin, devleti dönüştüren politikalarının Türkiye'de yaşama geçirilmesinde
bütünlüklü bir senaryo sahneye konulmuştur. 24 Ocak Kararları ile Türkiye'ye
uyarlanan ve 12 Eylül askeri darbesi ile birlikte uygulamaya konulan bu senaryo, dört
perdeden oluşmaktadır. Perde 1: Bu
perdenin baş aktörleri, 1990'lı yıllara kadar iktidarı elinde bulunduran darbe
hükümetleridir. (Bülent Ulusu ve ANAP hükümetleri). Bu hükümetler, planlı bir
biçimde devletin üretim ve kamu hizmetine yönelik faaliyetlerini etkisizleştirme
politikası yürütmüşlerdir. Başarı ile yürütülen bu politikanın sonucu olarak
gerek, üretim alanında faaliyet gösteren KİT'ler, gerekse eğitim ,sağlık, sosyal
güvenlik gibi kamusal hizmet alanlarında faaliyet gösteren kurumlar, geniş toplum
kesimlerinin tepkisini de alacak biçimde etkisizleştirilmiştir. Perde 2: Bu
perdede aktörler, kapitalist sistemin küresel düzeyde düzenleyicisi olan DTÖ, AB,
IMF, DB gibi uluslararası örgütlerdir. Uluslararası sermaye tarafından yönetilen ve
yönlendirilen bu örgütler, diğer çevre ülkeler gibi Türkiye'nin de ikili ve çok
taraflı anlaşmalar yoluyla yeni liberal sürece uyumunu sağlamayı hedeflemişlerdir.
Bu doğrultuda Türkiye bir taraftan, DTÖ çerçevesinde, kamu hizmetlerinin dünya
ticaretine açılmasını sağlayan, GATS anlaşmasını imzalarken, diğer taraftan ikili
anlaşmalarla aldığı borçlar karşılığında, IMF ve DB'ye kamu harcamalarını
azaltacağı, kamuda personel tasarrufuna gideceği ve kamu hizmetlerini
piyasalaştıracağı yönünde taahhütlerde bulunmuştur. Öte yandan AB'ye üyelik
koşulu olarak imzaladığı katılım ortaklığı belgelerinde de yine bu yönde
taahhütler altına girmiştir. Perde 3: Bu
perdenin aktörleri, ulusal sermayenin temsilcileridir. TÜSİAD, TOBB gibi sermaye
temsilcileri hazırladıkları raporlar ve yürüttükleri lobi faaliyetleri ile hem
yeniden yapılanmanın yerel koşullara uyarlanmasını sağlamışlar, hem de
hükümetleri bu yönde telkin etmişlerdir. Perde 4: Bu
perdede, varlığı kapitalist sistemin uluslararası ve ulus içindeki egemen güçlerine
bağlı olan hükümetler, önlerine konan programları uygulamaya koymaktadır. Eğer
emekçiler bu senaryoya müdahale edemezse perde, sermaye için mutlu, emekçiler için
ise açlık ve sefalet getiren bir sonla kapanacaktır. Ancak emekçilerin birlik olarak
bu senaryoya müdahale etme gücü vardır. Sağlık
emekçilerinin 5 Kasım'da, eğitim ve bilim emekçilerinin 6 Kasım'da yapacakları
eylemlere tüm emekçilerin destek vermesi, bu gücün harekete geçirilmesi için önemli
bir fırsattır. |