mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu

AB - Türkiye ve gerçekler...

Y.Doç.Dr.Özgür Müftüoğlu - Evrensel Gazetesi - 13 Şubat 2004

omuftuoglu@msn.com

 

   Sermaye sınıfı, ekonomideki egemenliğinden sonra, ideolojik ve siyasal egemenliği de bütünüyle ele geçirmek için, doğrudan insanların düşüncelerini abluka altına almaya çalışmaktadır. Türkiye’de yaşayan insanlar da, özellikle son on yılda bu ablukayı yoğun biçimde yaşamaktadır. Bu bağlamda, özelleştirme, çalışma yaşamının esnekleştirilmesi, kamu hizmetlerinin piyasalaştırılması ve Avrupa Birliği’ne (AB) tam üyelik gibi konular, mutlak doğru olarak gösterilmekte ve bunların tartışılması dahi “çağdışılık”, “gericilik” olarak nitelendirilmektedir.


    Kapitalist sistemin uluslararası kurumları tarafından organize edilen ve dayatılan bu abluka sürecinin meşrulaştırılmasında kullanılan en önemli araç da akademisyenler, yani “bilim” insanları olmaktadır. Gerçekten, son yıllarda akademisyenler aracılığı ile yapılan çalışmalar ile bu dayatmalara “bilimsel” nitelik kazandırılmaya çalışılmaktadır. Bu nedenle, akademisyenler tarafından yazılan ve piyasaya çıkan birçok yayın, sermayenin ideolojik ve siyasal egemenliğine hizmet eder içeriktedir.


    Kıbrıs sorunu ile de bağlantılı olarak, son günlerde ablukayı en fazla hissettiğimiz konu, AB’dir. Türkiye’nin AB’ye üyeliği, başta CHP olmak üzere, muhalefetteki partilerin de desteği ile “devlet politikası” haline gelmiştir. AKP ve CHP’nin de dahil olduğu liberal partiler, sermaye kesiminin çıkarları doğrultusunda AB’ye üyeliği desteklerken, kendilerini daha solda tanımlayan bazı çevreler de demokratikleşme adına AB’ye üyeliği temel politikaları haline getirmiştir. AB üyeliğine temkinli yaklaşan ya da tümden karşı çıkan çevrelerin bu karşıtlığı ise büyük ölçüde, milliyetçilik yaklaşımı üzerinden olmaktadır.


    Geçtiğimiz günlerde, yazarlarının çoğunluğu akademisyenlerden oluşan, “AB TÜRKİYE GERÇEKLER, OLASILIKLAR” isimli bir kitap yayımlandı. Yeni Hayat Kütüphanesi’nden çıkan ve editörlüğünü Mehmet Türkay’ın yaptığı bu kitapta, kapitalist sermaye birikim sürecinin bütünsel mantığı içinde, AB ve AB-Türkiye ilişkileri ele alınmakta. Kitapta yazarlar, akademisyen ve “aydın”lar arasında yaygın olan, AB’yi sermayenin çıkarlarına uygun olarak tabulaştırma yaklaşımının tersine, AB’nin dünya genelinde kapitalist sermaye birikiminin neresinde yer aldığı ve sol bir perspektiften nasıl değerlendirilmesi gerektiği sorusu üzerinden hareket etmişler. Ayrıca, AB-Türkiye ilişkisini sanayi, tarım ve çalışma yaşamı çerçevesinde somut verilere dayanarak, objektif biçimde ele almışlar.


     Kitapta, editörlüğü de yapan Mehmet Türkay, solun AB konusundaki kafa karışıklığından hareket ederek, AB’nin kapitalist sistem içindeki konumunu değerlendiriyor ve sol perspektifin, AB-Türkiye ilişkilerindeki hareket noktasının kapitalizm ile yeniden yüzleşmesi olduğunu vurguluyor. Nail Satlıgan, AB’yi ulus devlet formu ile sermayenin uluslararasılaşması arasındaki gerginlik üzerinden ele alıyor ve tarihsel perspektifte AB’nin geleceğe dönük işlevini değerlendiriyor. Mike Peters, (bu yazının çevirisini Marmara Üniversitesi Kalkınma Doktora programı öğrencileri yapmışlar), ulusötesi sınıf tartışmalarını Bilderberg Grubu’nun AB’nin kuruluş sürecindeki yeri ve işlevi üzerinden tartışıyor ve bu ilişkinin kurulmasının önemini vurguluyor. Eren Deniz Tol Göktürk, AB’ye atfedilen insan hakları, demokrasi, kalkınma ve sivil toplum konularını uluslararası ilişkiler perspektifinden değerlendiriyor. Göktürk, diğer yazısında ise 11 Eylül sonrasında uluslararası güç dengelerinin ne yönde ve nasıl evrildiğini ABD-AB-Rusya ekseninden hareketle ele alıyor. Gaye Yılmaz, AB’ye yön veren kurumları tartışıyor; AB kapitalizminin farksızlığından hareketle AB içi kurumsallaşmayı ve AB’nin uluslararası düzeyde yaptığı anlaşmaları değerlendiriyor.

 

     AB-Türkiye ilişkilerine yönelik olarak ise Emine Tahsin, Gümrük Birliği anlaşmasının sanayileşme üzerindeki etkilerini değerlendirerek, Türkiye kapitalizminin bu süreçteki biçimlenmesini tartışıyor. Atilla Göktürk, AB tarım politikalarını ve Türkiye tarım sektörünün bu politikalardan olumsuz etkilenmesinin nedenlerini ve ileriye dönük sonuçlarını değerlendiriyor. Son olarak ise Yüksel Akkaya, AB’de sendikaların süreç içerisindeki dönüşümünü değerlendiriyor ve solda AB’ye sıcak bakanları, sendikal örgütlenme ve çalışma yaşamına ilişkin gerçekleşen ve gerçekleşmesi beklenen olumsuz etkileri ortaya koyarak uyarıyor.


    Türkiye’nin ekonomik ve demokratik alandaki tek “kurtuluş” yolunun AB olduğuna yönelik, akademik, siyasal ve medyatik propaganda bombardımanı karşısında, AB’nin gerçek yüzünü ortaya koyan bu kitap, bu propagandayı yürütenlere karşı iyi bir cevaptır. Bu ve bunun gibi çalışmalar, sermaye ablukasında sıkıştırılmaya çalışılan Türkiye toplumunun gerçekleri görebilmesi bakımından da son derece önemlidir.