mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu

Sermayenin yeni hedefi: Birleşik Metal-İş (2)

Y.Doç.Dr.Özgür Müftüoğlu - Evrensel Gazetesi - 02 Nisan 2004

omuftuoglu@msn.com

 

Yaklaşık iki hafta önce, Birleşik Metal-İş Sendikası’nın örgütlü bulunduğu Çolakoğlu işyerinde, işverenin baskıları ile işçiler, Türk Metal Sendikası’na üye kaydedilmişler ve bu işyerinde Birleşik Metal-İş toplusözleşme yetkisini kaybetmişti. Evrensel’in de ayrıntılı olarak yer verdiği bu olayda, işveren yasal olmayan bir şekilde noteri işyerine getirmiş ve işçileri Türk Metal’e üye olmaya zorlamıştı. İşveren fabrika içinde bu dayatmaları sürdürürken, Türk Metal’in getirdiği birtakım kişiler ile devletin kolluk güçleri de fabrika dışından işçileri baskı altına almışlardı. Sonuç olarak, işveren bir işçi sendikasının ve devletin de desteği ile Birleşik Metal-İş’in bu işyerindeki örgütlenmesini sonlandırmayı başarmıştı.

Bu konuyu, 19 Mart tarihinde yine bu köşede “Sermayenin Yeni Hedefi: Birleşik Metal-İş” başlığı altında ele almış; Birleşik Metal-İş’e yönelik girişimin, sendikanın “sınıf sendikacılığı” anlayışını benimseyen yeni yönetimine karşı olduğunu ve bunun süreceği yönündeki düşüncelerimi aktarmıştım. Buna gerekçe olarak da yıllarca sınıfsal perspektifini kaybetmiş, tamamı ile “işyeri-ücret” sendikacılığını benimsemiş olan sendikalara alışmış olan sermayenin, “sınıf”a vurgu yapan bir sendikadan ürkmesi olarak gördüğümü ifade etmiştim.

Bu olayın üzerinden henüz iki hafta geçmişken, Birleşik Metal-İş, şimdi de ilk kez sendikalaştırmaya çalıştığı bir işyerinde, öncekine çok benzer bir senaryo ile karşılaşmıştır. Bu kez söz konusu olan işyeri, Bursa’da kurulu bulunan Grammer Koltuk Sistemleri AŞ’dir. Bir Alman firması olan Grammer’de Birleşik Metal-İş, bir ay kadar önce örgütlenme çalışmalarına başlamış ve bu çalışma işveren tarafından öğrenildiğinde, sendikaya üye olan işçiler önce istifaya zorlanmış, bunda başarılı olunamayınca 58 işçi işten çıkartılmıştır. İşten çıkartmalara karşın örgütlenmenin devam etmesi ve Birleşik Metal-İş’in Toplu İş Sözleşmesi için yetki istemesi üzerine işveren, sırf yetkiyi düşürmek amacıyla civar köylerden 200 civarında kişiyi işe almıştır. Bununla da yetinmeyen işveren, Çolakoğlu işyerindeki stratejiyi izleyerek, Türk Metal Sendikası’nı devreye sokmuştur. Bu bağlamda, yeni işe alınan işçiler, toplu halde notere götürülerek, Türk Metal Sendikası’na üye yapılmıştır.

Bu gelişmelere karşı Birleşik Metal-İş, Grammer’in Almanya’daki işyerinde örgütlü bulunan IG Metal Sendikası ile temasa geçmiştir. Şirketin yönetim kurulunda da temsil edilen IG Metal’in girişimleri sayesinde, Birleşik Metal-İş ile Grammer yönetimi bir araya gelmiş ve işten çıkartılan 58 işçinin tekrar işe alınması ve sendikal örgütlenmeyi engelleyen uygulamalara son verilmesine yönelik bir protokol imzalanmıştır. Bu süreçte, Avrupa Metal İşçileri Federasyonu ile İspanya, İtalya ve Fransa metal işçileri sendikaları da Birleşik Metal-İş’in yürüttüğü örgütlenme mücadelesine destek olmuşlardır.

Grammer merkez yönetiminin imzaladığı bu protokole karşın, işletmenin Türk yöneticileri (Türkiye’de emek karşıtı hukuk tanımazlığı içselleştirmelerinden olacak), Birleşik Metal-İş’in örgütlenmesini engellemeye yönelik uygulamalarını sürdürmüşlerdir. Engelleme uygulamaları çerçevesinde, yine Çolakoğlu işyerindekine benzer şekilde Türk Metal ve devletin kolluk güçleri ile işbirliği içerisine girilmiştir. Bu bağlamda, işe tekrar alınan ve sadece örgütlenme haklarını kullanan 58 işçi, karakola götürülerek bir gün boyunca sorgulanmışlardır. Öte yandan yine, örgütlenmek isteyen işçilere gözdağı vermek amacı ile Türk Metal yandaşları (işyeri dışında sendika yandaşlığı nasıl oluyorsa) ve kolluk güçleri işyeri önünde yığılmışlardır.

Tüm baskılara karşın Birleşik Metal-İş, Grammer işyerinde örgütlenme mücadelesini başarı ile sürdürmektedir. Sendikanın bu başarısının ardındaki en önemli faktör, işçilerin örgütlenme yönündeki kararlı, mücadeleci tutumu ve uluslararası sendikal dayanışmadır. Birleşik Metal-İş, gerek işverenlerin, gerekse devletin sendikal örgütlenmeye yönelik baskılarının en yoğun olduğu dönemde dahi bu iki önemli faktörü etkin hale getirerek “sınıf perspektifli mücadeleci” sendikacılığın başarılı olabileceğini göstermiştir.