mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu

Sosyal-kapitalist enternasyonal

Dr. Sungur Savran - İşçi Mücadelesi - 31 Ekim 2003

 

Deniz Baykal başarıdan başarıya koşuyor! Önce tüzük değişikliği sayesinde tek aday olarak girdiği CHP genel başkanlık yarışını büyük bir başarıyla kazandı. Ardından Brezilya’da yapılmakta olan “Sosyalist” Enternasyonal toplantısında başkan yardımcılığına seçilmesini yürütme oybirliği ile önermiş. Bu seçim “Baykal’a büyük onur” getirecekmiş. Ben basının yalancısıyım.

 

Bundan sonra Baykal kendine “Edebali sosyalisti” der mi bilemeyiz. Ne de olsa, “sosyalist” sözcüğü Türkiye’de, “Sosyalist” Enternasyonal’in kalesi olan Batı Avrupa’da olduğu gibi yumuşamış, uysallaştırılmış, evcilleştirilmiş bir sözcük değil. Bütün toplum, sosyalist deyince Marksistleri anlıyor. Batı’da ise sosyalist sözcüğü uzunca bir zamandır sosyal demokrat ile aynı anlamda kullanılıyor. Özellikle de Akdeniz ülkelerinde. Yine de bu sosyalistlik iddiası kafa karıştırabilir. Bu yüzden de “Sosyalist” Enternasyonal’e biraz daha yakından bakmak yararlı olabilir.

 

Bilindiği gibi, bütün dünyanın işçi ve emekçilerinin aynı uluslararası partinin ya da partiler birliğinin çatısı altında toplanması anlamında Enternasyonal fikri, sosyalizmin ancak bir dünya devrimi ile geri dönülmez hale geleceği gerçeğini öğretisinin temel direklerinden biri olarak kabul eden Marx’ın zihninin çocuğudur. Enternasyonal’in amacı yalındı: birbirleriyle sürekli rekabet içinde olan ve yer yer savaşa başvuran ulusal burjuvazilere karşıt olarak başta işçi sınıfı olmak üzere halklar arasında dostluk ve dayanışmayı yükseltmek.ve dünya çapındaki devrimci mücadeleleri koordine etmek. 1864’te kurulan ve Marx’ın da önderleri arasında yer aldığı I. Enternasyonal, iç çekişmeler yüzünden 1874’te kapılarını kapatacaktır.

 

Bugünkü “Sosyalist” Enternasyonal’in atası olan II. Enternasyonal 1889’da Marksist bir hareket olarak kuruldu. Bu uluslararası örgüt, esas olarak Avrupa ülkelerinde olmak üzere, işçi sınıfı içinde büyük bir etkiye sahipti. Milyonlarca oy alan, yüz binlerce üyesi olan, sendikalardan işçi korolarına ve genç işçilere eğitim sağlayan kurumlarına kadar işçi sınıfı içinde kökleşmiş olan Enternasyonal tam anlamıyla devrimci bir sınıf örgütü idi. Ama hareket zamanla içindeki ayrıcalıklı grupların ve işçi bürokrasisinin basıncı altına girdi. Nihayet, I. Dünya Savaşı geldi çattı. Ve (bazı istisnalar dışında) II. Enternasyonal’e bağlı partiler, savaşı ve savaşla birlikte farklı ülkelerin işçilerinin birbirini doğramasını onaylayan bir politik hat benimsediler. Rosa Luxemburg’un dediği gibi bu durumda Komünist Manifesto’nun son cümlesini şu hale sokmak gerekiyordu: “Bütün ülkelerin proleterleri, barış zamanında birleşin; savaş zamanında birbirinizi boğazlayın!” Kısacası, II. Enternasyonal yola çıkarken benimsediği ilkelere kelimenin tam anlamıyla ihanet etmişti.

 

Savaştan sonra Enternasyonal’in partileri ikiye bölündüler. Bir kanat II. Enternasyonal’in iflasını görerek 1917 Ekim devriminin saflarına katıldı ve Lenin’in partisi ile birlikte III. Enternasyonal’i kurdu. Öteki kanat ise her geçen gün kapitalizme daha fazla adapte olan reformist partiler haline geldi. Bu 1980’li yıllara kadar devam etti. Ama uluslararası sermayenin neo-liberal taarruzunun başlaması ve Avrupa Birliği’nin kendini ABD’ye karşı bir emperyalist odak olarak kurma çabasının hızlanması ile birlikte sosyal demokrasinin karakteri bir kez daha değişti. Daha önceki dönemin reformist işçi partileri, yerini işçi sınıfının çıkarlarını değil, burjuvazinin çıkarlarını savunan partilere bıraktı. Buna paralel olarak, sosyal demokrasi Avrupa emperyalizminin bütün dünyadaki başlıca Truva atı haline geldi. Günümüzde sosyal demokrasi neo-liberal politikalar izlemekte, özelleştirmeler, sosyal hizmetlerin budanması, esnekliğin savunulması yoluyla burjuvaziye hizmet etmekte sağcı hükümetlerle yarışıyor. Blair’in ünlü “üçüncü yol”u ya da Schröder’in “yeni ortası” bu politikaların sadece sivri ucu. İşte Baykal’a çok onur getirecek bir sicil.

 

Bununla da bitmiyor. “Sosyalist” Enternasyonal’in demokrasi karnesi de pek iyi. Enternasyonal’in başkanı Felipe Gonzalez’in eski içişleri bakanı ve beş emniyet görevlisi, Bask militanlarını faili meçhul cinayetlerle öldürmekten uzun hapis cezasına çarptırıldı. İtalyan Sosyalist Partisi lideri Bettino Craxi hırsızlığı ortaya çıktığından Tunus’a kaçtı, ülkesine geri dönemiyor.

 

Baykal’ın Irak’a asker yollanmasına karşı çıkması başkan yardımcılığına önerilmesinde rol oynamışmış. Basın öyle diyor. Herhalde özellikle Irak savaşı suçlusu Blair bunu çok takdir etmiştir! Ya da Siyonist Yitzak Şamir Baykal’ı çok iyi anlamıştır! “Sosyalist” Enternasyonal, NATO’nun tarihindeki ilk savaşı olan Kosova savaşında, Avrupa’nın dört büyük ülkesini (Almanya, Fransa, İtalya, Britanya) yönetiyor olmanın da “onur”unu taşıyor! Hayır, bize kalırsa Baykal, Türkiye çapındaki % 10 barajını kendi partisinin başkanlık seçiminde % 20’ye çıkarttığı için böylesine takdirini kazanmıştır sosyal demokrat yol arkadaşlarının!

 

Bir zamanlar, 20. yüzyılın başında, sosyal demokratlar kendi emperyalistlerinin milliyetçi histerisini destekledikleri için sosyal-emperyalist ve sosyal-şoven olarak adlandırılmıştı. Yani işçi hareketi içinden geldiği halde emperyalizm ve şovenizm yanlısı olan bir hareket. Artık daha öteye geçmek ve günümüzün “Sosyalist” Enternasyonalini sosyal-kapitalist olarak nitelemek gerekiyor.

 

Tabii, Türkiye’de burjuva devletinin kurucusu Kemalizmin geleneğinden gelen ve Batı partilerinden farklı olarak hiçbir zaman bir işçi partisi olmayan CHP için bu niteleme bile birkaç numara büyük. Brezilya Baykal’a onurdan ziyade başka avantajlar sağlayabilir. Baykal biraz çaba gösterirse, gelecek kongreye Ricky Martin müziğine eşlik etmek yerine samba yaparak çıkar!

sungursavran@iscimucadelesi.net