mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu

Cargill'in Eli, Kiminin Cebi!

Prof.Dr.Türkel Minibaş - Cumhuriyet - 12 Ocak 2004

turkmini@superonline.com

Masanın bir yanında Kıbrıs, yani Türkiye'nin güney sınır güvenliği!.. Ortasında Türkiye'deki ABD yatırımları, özellikle de Cargill'in tatlandırıcı pazarındaki payının arttırımı. Diğer yanında ise Irak'la Kerkük!..

      İşte 28 Ocak'taki aile yemeğinde paylaşılacak üç temel nimet!..

      Tayyip Bey alışageldiği üslubuyla Denktaş 'ı nasıl hizaya getirir bilemeyiz ama.. Türkiye şeker üreticilerini hizaya getirmeye kararlı olduğu yüzde 50'lik tatlandırıcı kotalarından belli.

      Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Gökhan Günaydın 'ın son çalışmalarına bakınca Cargill'in kota sorununun sadece bizim şeker üreticisinin değil AKP iktidarının da var olma sorunu olduğu görülmekte. Zira Türkiye, dünya pancar şekeri üretiminde 4'üncü. Avrupa Birliği ülkeleri arasında da 3'üncü sırada. Ortadoğu'daki üretimin yüzde 65'i de Türkiye'nin.

      Yani? Fransa, Almanya ve ABD'den sonra dünya şeker hammaddesi üretiminde pazarı elinde tutmakta! Şekerin vazgeçilmezliği düşünüldüğünde, siyasal iktidarlar uluslararası finans kuruluşları önünde önemli bir pazarlık aracına sahip.

      Tarım reformu doğrultusunda 2001'de çıkarılan Şeker Yasası bu gücü siyasi iktidarların elinden alarak piyasa ekonomisine vermişti. Küresel dönemde piyasa ekonomisi dediğiniz de ulusötesi firmaların egemenliğinde. Şekerin egemeni de 57 ülkedeki 90 bin çalışanıyla dünya tatlandırıcı ve genetik tohum tekeli olan Cargill.

      Kamuoyunun genetik tohum ticaretiyle tanıdığı Cargill'in şeker piyasasındaki gücü de yapay yollardan şeker üretiminden gelmekte. Yapay şeker ise bildiğiniz gibi mısırdan üretilmekte! Şekerpancarı üretiminde dünya 4'üncüsü olan Türkiye ise mısır üretiminde ancak kendine yeterlilik sınırında üretim yapmakta.

      Hal böyle olunca, ''Biz de şekerpancarı üretimine devam edelim'' diyebilirsiniz ama.. Şeker Yasası'na göre bunun kararını Şeker Üst Kurulu vermekte. Ne var ki Cargill, Şeker Üst Kurulu'nun da üyesi. Yani;

      * Doğal ya da yapay şeker üretim kotalarını yurtiçi talebe göre belirleyen,

      * Bu kotaları iptal edip idari para cezası uygulayan,

      * Şeker ticaretinin arz-talep dengesi, iç fiyatlar ve spekülatif hareketler doğrultusunda düzenlenmesini öneren

      kurulun üyesi. Dolayısıyla, Türkiye'de şekerpancarına dayalı şeker üretiminden mısıra dayalı yapay şeker üretimine geçilme kararı Cargill'in çıkarlarıyla örtüşmekte. Şekerpancarı ekim alanları yüzde 40 daralırken tatlandırıcı üretim kotasının önce yüzde 10, sonra yüzde 15, daha sonra da Bakanlar Kurulu kararıyla yüzde 50 arttırılması da zaten bunu göstermekte.

      Şimdi Cargill bu kotanın daha da arttırılmasını hatta kotaya gerek olmadığını ileri sürmekte. Şeker Üst Kurulu'nda olmak, sorunu çözmeye yetmediği için de bunu Bush Amca kanalıyla halletmek istiyor.

      Aslında Türkiye'nin Başbakanı da kotaların kalkmasını istiyor. Ne de olsa işin ucunda oğul, komşu ortaklıkları var. Gelin görün ki, 28 Mart seçimlerinden önce böyle bir nimetten nasiplenmek pek kolay değil. Hele hele o nimette şekerden ekmek yiyen 5 milyon kişinin oyu varsa!..

      Tatlandırıcı piyasasından nasiplenmek ise herkesin harcı değil. Zira, tatlandırıcıların büyük kısmı şekerleme, geleneksel tatlılar, dondurma, helva, reçel gibi şekerli ve unlu ürün sanayiinde ve de kolalı ve alkollü içeceklerde girdi olarak kullanılmakta. Yani, alıcısı gıda sektörü. Kaldı ki Türkiye, yüzde 65'lik Ortadoğu şeker pazarını elinde tutmakta!..

      Cargill'in kavgası da zaten bu Ortadoğu'daki doğal şeker pazarını yapay şeker pazarı haline dönüştürmek üzerine. Ne var ki, Cargill yaklaşık 486 bin ton civarında kapasiteyle çalışan yapay şeker sektöründe tek değil. 135 bin ton kapasitesiyle 180 bin ton kapasiteyle çalışan Amyium'dan sonra Türkiye pazarında ikinci. Üçüncü sıradaki Pendik Nişasta'nın hisselerinin de yüzde 50'sine sahip. Geri kalan yüzde 50'lik hisse ise Ülker'in.

      Ülker-Cargill ortaklığı, Cola Turka derken... İşin içine bu işin ticaretini yapan evlatlar da girmekte. Dolayısıyla 28 Ocak'taki aile yemeğine Emine Erdoğan 'ın davet edilmiş olması sadece Tayyip Bey'in eşi olmaktan kaynaklanmamakta! Unutmayalım ki o aynı zamanda bir anne.

      Tabii ki bir de tatlandırıcı firmalarının gereksinimi olan mısır ithalatıyla uğraşanların anneleri var. Bence, mısır hasadı öncesinde ithalat kapılarını açıp ülkeyi mısır cenneti haline getirmenin yetmediğini düşünüp yapay şeker kotalarının kaldırılması için Beyaz Saray'ın önünde eylem yapabilirler.

      Ne de olsa, ülke çıkarları gibi önceliklerin artık önemi kalmadı. ''Ver-kurtul'' çılgınlığı bulaşıcı bir hastalık gibi hızla yayılmakta. Düne kadar ülke bütünlüğünden bahsedenler bile 28 Ocak'taki aile yemeğini AB'ye girmenin, yeni kredi dilimlerinin yolu zannetmekte!

      Ne diyelim, haydi hayırlısı!!