mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu


İncilin altın ülkesi satışta !

Prof.Dr.Türkel Minibaş-GÖZUCUYLA Cumhuriyet 21 Ekim 2002

turkmini@superonline.com

Gardiyanın gökyüzündeki uçurtmaya bile tahammülü yok. Uçurtmanın ucundaki eli kıramasa bile uçurtmayı vurdurtmaya kararlı. Çünkü o bir gardiyan!.

Nerden bilecek ki, Türkiye’nin Wall Street’te “İncilin altın ülkesi” diye piyasalandığını. Eldorado, AMDL, Rio Tinto, Cominco, Inmet, Preussag gibi firmalar arasındaki bağlantıları. Krizle birlikte Türkiye’ye geldiklerini..! Altınla savaş arasındaki ayrılmaz bütünlüğü.!

Nerden bilsin ki, her bilimsel ve teknolojik tartışmanın ideolojik bir zemin üzerinde yükseldiğini. İdeolojisiz bilim olmayacağını. Kapitalizmin kaynakların kıt, ihtiyaçların sonsuz olduğu varsayımı üzerine oturduğunu; dolayısıyla kapitalizmin ideolojisinin temelinde sömürü olduğunu!.

Bilmediği içindir ki, altın bu yoksul ülkenin zenginlik rüyasını oluşturmakta. Hatta içlerinde, AMDL (Anatolia Minerals Development Ltd.)’in “Anatolia”sında olduğu gibi bizi anımsatan sözcüklerle başlayan firmaları yerli sanıp, ülkedeki sermaye birikimini arttırıcı olduklarını savunanlar bile var.

Oysa altın işletmeleri, uluslararası krizin yeniden ivme kazandığı 80’lerin ikinci yarısından beri bizim gibi madencilik ve çevre yasalarının birlikte oluşturulmadığı, yabancı yatırımcıya düşük vergi oranları uygulayan, karların geri dönüşünü denetlemeyen ülkeleri “yatırım ve kar cenneti” olarak görmekteydi. G.Afrika gibi altın üreticisi ülkelerde rezervlerin erimesi nedeniyle maliyetlerin yükselmesi bizim gibi altının yüzeye yakın ve işlenmemiş maden kuşaklarına sahip bir ülkeyi cazibe merkezi haline getirdi ve :

  • altın yataklarının işletme hakkını satınalarak,
  • altın işletmeciliğine geçerek,
  • altın piyasası kurdurtarak

Türkiye’de yapılanmaya girdi. 1989’da kurulan Eurogold (Normandy), Tüprag, Cominco, AMDL derken 1992 sonuna kadar 560 ayrı alanda maden arama izni verilmişti.

Halü hazırda AMDL, dünyanın en büyük madencilerinden Rio Tinto Mining &Exploration’la birlikte Türkiye’deki maden alanlarının egemeni. Yerli madencinin kaderi ise şimdiden belli: Yabancıyla kurulan ortaklıklar, ardından sermayenin el değiştirmesi !

Hareket planını Türkiye’yi dört ana maden kuşağına bölerek başlatan firmanın proje özetlerini, bilançolarını, pay oranlarını, yerli şirketlere yönelik hedeflerini http://www.anatoliaminerals.com/turkishminingovervie.html sitesindeki ufak bir gezintiyle bile ulaşabilirsiniz.

Bu ufak gezi sonunda sorunun basına yansıtıldığı gibi işlenmemiş altın yataklarının işletilmesi yoluyla ülkenin zenginleştirilmesi olmadığını göreceksiniz. Zira sorun, en düşük maliyetle altının nasıl ayrıştırılacağı ve pazara ulaştırılacağı!. Yani, minimum maliyetle maksimum kar!. Zaten, yatırımcıyı “İncilin altın ülkesi”ne çağıran Wall Street ilanları da bu amaçla hazırlanmadı mı?

Kısacası sorun, ne toprağın altında olsun ama bizim olsun meselesi! Ne de TÜBİTAK’çıların zannettiği gibi sadece bilimsel ve teknolojik boyutlu!. Çıkarılış ve işleniş tekniğinden pazara sunumuna kadar maliyetlerin nedenli düşük dolayısıyla karların nedenli yüksek ve kimin tarafından kullanıldığına bağlı ideolojik boyutu yüksek bir sorun.

Türkiye’nin bir avuç insanı altın madenciliğini tarım-turizm-sağlık-çevre dörtgeni içinde ulusal bir sorun olarak gördüğü için henüz ülke hallaç pamuğuna çevrilemedi. Dolayısıyla, Bergama’dan Ankara’ya uzanan karşı duruşları sadece “çevre bilincinin gelişmesi”nin dışa vurumu olarak algılamamak gerekir. Ülke değerlerinin ülke çıkarları doğrultusunda kullanılmasında demokratik bir katılım olarak değerlendirmek gerekir.

Kaldı ki, ister ABD ister Alman kökenli olsun hiçbir ulusötesi firmanın “Türkiye altın üretirse ne yaparız?” diye bir endişesi yok. AMDL’in yanısıra uranyum yatırımlarıyla ünlü Eldorado’nun http://www.edorado mtn.org internet adresinde ortaklıklar açık ve seçik sergilenmekte.

Dahası, bu firmaların “çevre bilinci”ne yaklaşışı bizim azgelişmiş ülke aydınları gibi çiçek-böcek meselesinin ötesinde. Bugünkü madenlerden yarın da kar elde edebilir miyiz? Karlılığı nasıl sürdürebiliriz diye bakıyorlar. Maden Yasası’ndaki değişiklikler üzerinde kurdukları baskılar ve Endüstri Bölgeleri Yasası’nın IMF programında dayatılması da zaten bu nedenleydi.

Ne var ki, jeolojik mirasın rantıyla geçinmek isteyen yaşlı Türkiye’ye bunları anlatmak hiç de kolay değil!