EMO Yönetim Kurulu Başkanı ALİ YİĞİT’in YEKSEM 2001 YENİLENEBİLİR ENERJİ KAYNAKLARI SEMPOZYUMU (18-20 OCAK 2001 / İzmir) de yaptığı açılış konuşması |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| Saygıdeğer
konuklar, Basınımızın
saygıdeğer temsilcileri, Değerli meslektaşlarım, Öncelikle hepinizi EMO ve
şahsım adına sevgi ve saygıyla selamlıyorum, Hepiniz hoşgeldiniz, Elektrik enerjisi gibi son derece
önemli bir konuyu tatışmak üzere biraradayız. Öncelikle bu sempozyumu düzenleyen
Odamızın İzmir Şubesi Yönetim Kurulu başta olmak üzere tüm bildiri sunanlara,
destekleyici kuruluşlara ve katılımcılara teşekkür ederim. Elektrik enerjisi hem sanayinin
temel girdisi olması hem de kaynaklarının kısıtlılığı nedeniyle, hem sanayileşme
açısından hem de ülkede gelişmişlik göstergesi olarak önemini korumaktadır. Kullanım kolaylığı,
temizliği ve atık bırakmaması nedeniyle diğer enerji kaynaklarına göre elektrik
enerjisi tüketiminin genel enerji tüketimi içindeki payı yıllar itibari ile
artmaktadır. Şu anda dünyada genel enerji tüketimi içinde elektrik enerjisinin payı
%35’in üzerindedir. Bu payın 2000’li yıllarda %40-50’ye yükselmesi
beklenmektedir. Bu artış trendi elektrik enerjisinin bugün ne denli önemli olduğunu
ve gelecekte de daha da önemli olacağının göstergesidir. 1970’li yıllarda dünyadaki
genel ekonomik göstergelerde olduğu gibi enerjiye olan talepteki artış ta
beklentilerin altında gerçekleşmiştir. 1973’teki petrol krizi ile başlayan süreç
elektrik enerjisi üretiminde maliyetleri arttırdı. 1973’e kadar petrolün sınırsız
ve ucuz olacağı gibi görünmez bir kural piyasaya hakimdi ve ancak durumun öyle
olmadığı petrol krizi ile ortaya çıktı ve bu durum sanayi üretim sektörünü
zorladı. Daha sonra petrol fiyatlarının düşmesine karşın petrole dayalı elektrik
enerjisi üretimi riskli olarak kabul edildi ve petrole dayalı elektrik üretiminden bir
kaçış yaşandı. Ancak dünyadaki otomotiv endüstrisindeki büyüme nedeniyle genel
enerji tüketimi içinde petrolün payında bir azalma olmadığı gibi hızla arttı. 1973 petrol krizinin değişik
olumlu etkileri de olmuştur. Bunlardan ilki elektrik enerjisi üretiminde güneş,
rüzgar ve jeotermal gibi yeni seçeneklere yönelinmesi ve bu konudaki
araştırma-geliştirme (AR-GE) çalışmalarının hızlanmasıdır. İkinci önemli
etkisi ise enerjinin sonsuz olmadığı bu yüzden verimli kullanılması gereği ortaya
çıkmıştır. Üçüncü bir etkisi de enerji kaynaklarının olabildiğince ulusal
sınırlar içinden sağlanması fikrinin gelişmesidir. Dördüncü etki de diğer sanayi
üretimlerinde olduğu gibi enerjinin de çevre boyutunun gündeme gelmesidir. Bütün bu
etkiler birlikte değerlendirildiğinde enerjide planlama kavramı ön plana
çıkmaktadır. Değerli meslektaşlarım, İçinde bulunduğumuz hafta
17-19 Ocak 2001 Ulusal Enerji Tasarrufu Haftasıdır. Ancak hem bu haftayı iyi
değerlendirdiğimiz hem de elektrik enerjisinde verimlilik ve tasarrufu
sağlayabildiğimiz söynemez. Elektrik enerjisinin üretildiği
anda tüketilmesi - depo edilememe özelliği vardır- gerekliliği nedeniyle elektrik
enerjisi üretiminde, iletiminde, dağıtımında ve tüketimindeki verimlilik kavramları
önem kazanmaktadır. Üretimde verimlilik, iletimde verimlilik, dağıtımda verimlilik
ve tüketimde verimlilik ayrı ayrı değerlendirilmesi gereken kavramlardır. Ülkemiz bugün 26.930 MW’lık
kurulu gücü ve en çok 160.000.000.000 kwh’lik ve ortalama 140.000.000.000 kwh’lik
yıllık üretim kapasitesine karşın 19.300 MW’lık puant değerini ve 127.000.000.000
kwh’lik ülke ihtiyacını karşılayamıyor ve ülkemiz bir enerji kısıtlamasıyla
karşı karşıyaysa burada sorgulanması gereken enerji bürokrasisidir. Enerji
yetmezliği değil enerji bürokrasisi yetmezliğini sorgulamak gerekir. Bugün gelinen
noktada son onbeş yıllık politikaların iflas ettiği görülmelidir. En azından
bugünkü durum bir milat kabul edilmeli ve yeniden merkezi planlamaya ve kamu tekeline
dönülmelidir. Elektrik enerjisi -kalitesinden
taviz verilmeden- olabilen en düşük maliyetle üretilmelidir. Yani teknik verimlilik
kavramından olabildiğince yararlanılmalıdır. Bu kavram tamamen üretimde seçilen
teknolojiyi bağlamaktadır. Son derece kritik bir seçimdir ve geriye dönüşü veya
değiştirilmesi son derece pahalıdır. Dinamik verimlilik, bu kavram
bütünüyle elektrik enerjisinini depo edilememe özelliğinden hareketle üretim, iletim
veya dağıtımın yatırımını ihtiyac duyulacağı zamandan geriye doğru giderek,
yatırım sürelerini de dikkate alarak zamanında yapmayı gerektirir. Zamanından önce
yapılmış yatırımlar karşılığında kullanım olmadığı için karşılıksız bir
yatırım olarak maliyetleri yükseltici bir etkendir. Yine İhtiyaç olduğu halde
gerekli üretim yoksa bu durum da başta sanayi üretimini olmak üzere yaşamımızdaki
her şeyi olumsuz etkileyecektir. Tüketimde verimlilik ise büyük
oranda sanayileşmeye bağlıdır. Bu yüzden sanayi üretiminde seçilen teknolojiler son
derece önemlidir. Yani çok yoğun enerji tüketen teknolojilerden az yoğun enerji
tüketen teknolojilere doğru bir geçiş yapılmalıdır. Saygıdeğer konuklar,
değerli meslektaşlarım, Verimliliğin en önemli boyutu
teknoloji seçimidir. Elektrik enerjisi üretimi yapılırken yaşanılan sorunlar,
maliyetleri ve elektrik enerjisinin yaşamsal önemi düşünüldüğünde üretim
teknolojisi seçiminde son derece dikkatli davranılması gereklidir. Çünkü yapılan
yatırımlardan geriye dönüş son derece pahalıdır. Bu açıdan üretim teknolojisi ve
bu teknolojilere uygun kaynaklar seçilirken aşağıdaki etkenler dikkate alınmalıdır. Seçilen teknoloji güvenli
olmalıdır, Kullanılacak kaynak
olabildiğince ulusal olmalıdır, Seçilen teknoloji ucuz
olmalıdır, Yenilenebilir ve çevreci
olmalıdır. Bu kriterler
düşünüldüğünde üretimde ulusal kaynaklara dayalı bir seçimin yapılması ve
başta çevresel etkiler olmak üzere diğer toplumsal maliyetlerin ve getiri ve
götürülerinin dikkate alınması gereklidir. Değerli meslektaşlarım, Elektrik enerjisi ikincil bir
enerjidir. Yani başka enerji kaynakları-birincil enerji kaynakları- dönüştürülerek
elde edilir. Elektrik enerjisi üretiminde iki önemli boyut vardır. Birincisi ilk
yatırım maliyetleridir. İlk yatırım maliyetini belirleyen faktörler ise üretimde
kullanılacak olan birincil enerji kaynağı ve seçilen teknolojidir. İkinci önemli
olan boyut ise marjinal maliyetlerdir. Elektrik enerjisinde kuruluş
maliyetlerinin yanısıra elektrik enerjisinin marjinal maliyeti önemlidir. Yani bir
birim elektrik enerjisi üretimi için gerekli girdi miktarının maliyeti önemlidir.
Dolayısıyla salt kuruluş aşamasındaki maliyetlere bakarak ucuzluk veya pahalılk
değerlendirmesi yapılması doğru değildir. Marjinal maliyetler açısından
değerlendirildiğinde en ucuz elektrik enerjisi üretimi hidrolik santrallardadır.
İkinci en ucuz üretim ise ulusal kaynaklara dayalı linyit santrallarıdır. Daha sonra
doğal gazlı santrallar, ithal kömüre dayalı santrallar, rüzgar santralları, petrole
dayalı santrallar, nükleer santrallar ve fotovoltaik piller gelmektedir. Değerli meslektaşlarım, Ülkemizde üretim verimliliğini
artırmak, kapasite kullanma oranını yukarı çekmek açısından bakıldığında
termik santrallarımızın oldukça vahim bir durumda olduğu görülmektedir. Bakım
hataları nedeniyle Afşin Elbistan Termik Santralındaki bir türbin arızası kamuya
500.000.000 US$’a mal olmuştur. Yine gerekli baca gazı arıtma
ve kül tutma üniteleri zamanında ve yeterli oranda yapılmadığından kriz nedeniyle
Yatağan Termik Santralı yüksek kapasitede çalıştırılmaktadır. Bu durumda yörede
kirlilik hat safaya ulaşmakta ve yaşamı ve çevreyi olumsuz etkilemektedir. Üretimde verimliliğin
sağlanmasının en önemli boyutlarından birisi de termik santralların veriminin
artırılmasıdır. Ülkemizdeki linyitlerden
yararlanabilmek için akışkan yatak teknolojisine geçilmelidir. Doğal çevrim santralları
kurulurken verimi en yüksek teknoloji seçilmelidir. Belli bir verimi tutturmak
şartıyla büyük tesislerde kojenerasyon sistemi değerlendirilmelidir. İçinde bulunduğumuz yüzyılda
kömür elektrik enerjisi üretiminde önemini artırarak sürdürecektir. Bu yüzden
kömür dumansızlaştırma, koklaştırma ve gazlaştırma teknolojileri
desteklenmelidir. Bu amaçla Entegre Kömür Gazlaştırma Kombine Çevrim Teknolojisi
(Integrated Gasification Combined Cycle- IGCC) yaygınlaştırılmalıdır. Değerli meslektaşlarım, 1999 yılı kesinleşmiş
istatistikleri incelendiğinde ülkemizin hem üretimde hem de dağıtım ve tüketimde
oldukça geri noktalarda olduğunu üzülerek görmekteyiz. Üretim noktalarının
yaygınlığı, dağıtım ağının yaygınlığı veya iletim hatlarının uzunluğu
gibi etkenlerden dolayı maliyet üzerine etkileri azalsa bile, bugün dünya genelinde
kabul görmüş elektrik enerjisi maliyetlerine bakıldığında; ortalama maliyetin
%50’si üretimden, %20’si iletimden ve %30’u da dağıtımdan kaynaklanmaktadır.
Yani üretimde, iletimde ve dağıtımda maliyetleri düşürmek için verimlilik ayrı
ayrı değerlendirilmelidir. Elektrik enerjisi fiyatı petrol
fiyatı gibidir. Fiyatlarındaki dalgalanmalar başta sanayi ürünleri maliyeti olmak
üzere tüm mal ve hizmetlerin fiyatını doğrudan etkilemektedir. Bu yüzden ucuza
üretmek son derece önemlidir. Ülkemiz bu özelliği dikkate almışmıdır? Bu sorunun
yanıtı kesinleşen 1999 istatistiklerinin incelenmesinde yatmaktadır.
1999
Yılında üretimin Kaynaklara Göre Dağılımı
1999
Yılındaki Santral Çıkış Elektrik Enerjisinin kwh başına Maliyeti
Tablolardan görüleceği gibi
kwh başına TEAŞ’ın ortalama maliyetlerini artıran temel faktör Yap İşlet Devret
(YİD) Modeli veya Yap İşlet (Yİ) Modeli ile üretim yapan özel kuruluşlara ait
santrallardır. 2001 yılında bu kuruluşların üretimi daha da artmıştır. Böylece
TEAŞ’ın ortalama maliyeti artmaktadır. Uluslar arası standartlarda
elektrik enerjisi santral çıkış maliyetinin iki katı fiyatla satılırsa Elektrik
Kuruluşunun normal bir işletme faaliyetini sürdürebilmesi ve yeni yatırımları
yapabilmesi olanaklıdır. Yani ortalama olarak elektrik enerjisi 0.078 US$/kwh fiyatla
satılsaydı TEAŞ normal faaliyetini sürdürebilirdi. Oysa TEDAŞ tarafından 1999
yılında elektrik enerjisi ortalama olarak kwh’i 0,065 US$ satılmıştır. Haziran 2000’de kamu
kuruluşlarının açıklarının kapatılması için yapılan toplantı tamamen Yİ ve
YİD modelli üretimlerin maliyeti yükseltmesi sonucu TEAŞ’ın açık vermesinin
itirafıdır. Oysa üretimlerin tümü kamuda olsaydı ortalama maliyet 0.019 US$ ve TEAŞ
ve TEDAŞ’ın normal karları eklendiğinde 0.065 US$’lık satış fiyatı normal bir
fiyat olacak ve TEAŞ açık vermeyecekti. Yukarıdaki tablolar
incelendiğinde ülkemizin elektrik enerjisi maliyetini düşürücü önelemleri
almadığı gibi yapılan uygulamalar maliyetleri yukarı çekmektedir. Bu durum ise kamu
aleyhine işleyen bir süreçtir. Bu politikalar gözden geçirilmelidir. Değerli meslektaşlarım, Enerji maliyetlerini düşürmek
için yeni ve yenilenebilir kaynaklara yönelmek durumundayız. Bunun için; Yeni ve yenilenebilir enerji
kaynaklarının payı artırılmalıdır. Yıllar itibariyle hidrolik
enerjinin genel üretimdeki payı azalmaktadır. Bu durum maliyetlerimizi artırmaktadır.
Henüz %30’larda olan su potansiyelinin kullanımı on yıllık bir dönemde %50’ye
ikinci on yıllık dönemde ise %70’lere çıkarılmalıdır. Rüzgar, jeotermal, güneş ve
biyokütle konusunda AR - GE çalışmaları tevik edilmelidir. Rüzgar teknolojisi son derece
gelişmiştir. Bu teknolojiden yararlanılmalıdır. OECD araştırmaları ülkemizin
rüzgar potansiyelinin 83.000 MW olduğunu göstermektedir. Bu kapasite yıllık
250.000.000.000 kwh üretim demektir. Ülkemizde yüzey sıcaklığı
40 derece’nin üzerinde 140 jeotermal saha vardır. Bugün değerlendirilebilir
potansiyel 31.000 MW’tır. Elektrik üretimi açısından jeotermal potansiyelimiz ise
4.500 MW’tır. Bunun ancak %2.97’si değerlendirilmektedir. Termik santralların çevresel
etkisini azaltan baca gazı arıtma ve kül tutma üniteleri hızla devreye
sokulmalıdır. Doğalgaz Kombine Çevrim
Santralları(DKÇS) diğer termik santral teknolojilerine göre çevresel etkileri daha
azdır. Ancak dışa bağımlılık ve maliyetler açısından toplam kurulu güçteki
payının daha fazla artırılmaması gerekmektedir. Oysa planlanan santrallar devreye
girerse DKÇS’lerin payı %50’nin üstüne çıkacaktır. Ortalama maliyetler
artacaktır. Bu konuya bir sınırlama getirilmelidir. Enerji üretiminde çevreyi
koruyucu önlemler alınmalıdır. Gerek çevresel etkileri gerekse
maliyetleri açısından Yüzer –Gezer Santrallardan vazgeçilmelidir. Sektör açısından tek olumlu
özellik ülkemizdeki iletim hatlarının uluslar arası standartlarda oluşudur. Kayıp
oranları yıllar itibariyle değişmekle birlikte %3’tür. Şebeke uzunluğu dikkate
alındığında kayıplar makül seviyelerdedir. Kayıpların makul seviyelerde
tutulabilmesi için yeni teknolojilerden yararlanılmalı ve bakım işletme faaliyetleri
ihmal edilmemelidir. Gelişmiş ülkelerde kullanılan
Energy Managment System (EMS) ve Supervisory Control And Data Acqusition (SCADA)
sistemleri hızla devreye sokularak etkin bir yük izleme ve yük yönetimi
sağlanmalıdır. Saygıdeğer konuklar, İletim hatları için
söylediklerimizi maalesef dağıtım şebekeleri için söyleyememekteyiz. Verimliliğin
en çok değerlendirilmesi gereken alanı dağıtımdır. Maalesef ülkemizin dağıtım
şebekelerindeki kayıp oranları çok yüksektir. Dağıtım şebekelerinde kayıp kaçak
oranlarında dünya ortalaması %9 ve OECD ülkeleri ortalaması %7 iken ülkemizde
kayıp/kaçak oranı 1999 yılı kesinleşmiş istatistiklerine göre %21,73’tür. Yani
ülkemizdeki kayıp kaçak oranı dünya ortalamasının iki katından fazladır. 1999 yılı kesinleşen
istatistikleri incelendiğinde ülkemizdeki kayıp enerji 18.322.505.941 kwh ve kaçak
kullanım 3.983.153.465 kwh’tir. Kaçak kullanım sonuçta tüketimdir. Ancak kayıplar
teknik bir konudur. Bu konuda beş yıllık dönemde %8’lik bir tasarruf sağlanabilir. Kaçakların önlenmesi durumunda
1999 verilerine göre yıllık 3.983.153.465 x 0,065 = 258.904.975 US$ bir ek gelir
sağlanacaktır. Kayıplarda % 8’lik bir
tasarruf sağlanması durumunda(1999 verileriyle % 8’lik tasarruf 8.143.335.974
kwh’tir) yıllık 8.143.335.974 x 0,065 = 529.316.838 US$’lık bir tasarruf
sağlanacaktır. Kaçak kullanımların önlenmesi
için etkin bir denetimin yanında kartlı sayaçlara geçilmelidir. Kartlı sayaçlar
yeni bir ticari alan olarak değil ulusal ölçekte bir tasarruf sağlama aracı olarak
değerlendirilmeli ve kamu eliyle bedelsiz olarak verilmelidir. Buradan sağlanacak
tasarruf sayaç bedelinden çok daha önemlidir. Kartlı sayaçların
yaygınlaştırılması işletme maliyetlerini de düşürecektir. Dağıtımın bir diğer problemi
de tüketimin gün içindeki seyridir. Tüketim gün içerisinde tek düze bir seyir
izlememekte aksine 17.00 ila 24.00 saatleri arasında tüketim tepe noktasına (puant
değere) ulaşmakta ve daha sonra düşmektedir. Bu süreler içerisinde ulusal sistem
çoğu kez zorlanmaktadır. 17.00 ila 24.00 saatleri dışında tüketim düşmekte ancak
kolayca devreye girip çıkma özelliği olamadığından termik santrallar çalışmaya
devam etmektedir. Bu süre içerisindeki çalışmaların ulusal ölçekte
değerlendirilebilmesi için çoklu tarifeye uygun sayaçlara geçilmelidir. Tüketiciye
puant saatleri dışında enerji daha ucuz verilmelidir. Böylece tüketici bazı zamana
bağımlı olmayan tüketimlerini, çamaşır makinası, bulaşık makinası vb puant
saati dışında kullanarak kendisi için bir tasarruf sağlayacaktır. Bu durum ulusal
ölçekte hayata geçerse puant değer aşağıya çekilebilecek ve hem ulusal sistemin
zorlanmayacak hem de ulusal bir tasarruf sağlanmış olacaktır. Dağıtımda tasarrufun
sağlanabilmesinin en önemli koşullarından birisi de arıza bakım hizmetlerinin
hızlı ve düzenli bir şekilde sürdürülmesidir. Son yıllarda bu konuda da
başarılı olunmadığı ve arıza bakım hizmetlerinin aksadığı görülmektedir. Değerli meslektaşlarım, Elektrik enerjisi tüketiminde
tasarruf sağladığımız ve verimli kullandığımız söylenemez.
Tüketim büyük oranda sanayide
yapılmaktadır. Dolayısıyla sanayide verimliği sağlayacak teknolojiler tercih
edilmelidir. Yani enerji yoğun teknolojilerden az enerji tüketen teknolojilere hızlı
bir geçiş sağlanmalıdır. Elektrik enerjisi kaynaklarının
kısıtlılığı ve yeni seçeneklerin (biyo kütle, güneş vb) henüz büyük ölçekte
uygulanma şansının olmadığı bir dünyada (nükleer enerjiyi başka atık sorun olmak
üzere bir dizi teknolojik sorunu çözemediği ve çevre ve insan sağlığı
açısından taşıdığı riskler nedeniyle seçenek olarak görmezsek) tüm ülkeler
enerjilerini son derece verimli kullanmak üzerine planlar yapmaktadır. Yani yoğun
enerji tüketen sektörlerden az enerji tüketen sektörlere bir geçiş yapılmaktadır.
Böylelikle diğer sektörlere daha ucuz ve daha fazla enerji verilmektedir. Yine
gelişmiş ülkeler elektrik enerjisi ile çalışan tüm cihazlarında az enerji tüketen
teknolojilere yönelmektedirler. Örneğin ülkemizdeki ark
ocaklı demir çelik tesislerinin ekonomikliği iyi etüd edilmelidir. Bu sektörün
ülkemizin en önemli tüketim noktalarından birisi olduğu unutulmamalıdır. Yine
başta tekstil sektörü olmak üzere bir dizi sektörde enerji yoğun teknolojilerin
kullanıldığı bilinmektedir. Sanayide verimli teknolojilere ve otomasyona
geçilmelidir. OECD raporlarına göre bazı ülkelerin 1994 yılı enerji
yoğunluğu(Enerji Yoğunluğu, Toplam Birincil Enerji Tüketiminin Gayri Safi Milli
Hasılaya bölünmesi şeklinde tanımlanır) aşağıdaki gibidir. Türkiye 0.3498 Japonya 0.1554 Almanya 0.1920 İngiltere 0.2182 Fransa 0.1895 Kanada 0.3820 ABD 0.3381 OECD ortalaması 0.2487 1981 ile 1994 dönemi
incelendiğinde ülkemizdeki enerji yoğunluğunda %0.4’lük bir artış olurken diğer
ülkelerde bir düşüş söz konusudur. OECD ülkelerinde düşüş ortalama %1.1’dir. Yani ülkemizdeki sanayinin
yıllar itibariyle verimliliğinin düştüğü görülmektedir. Yani genel olarak
ekonomimizin verimsiz çalıştığı söylenebilir. Aynı katma değeri yaratmak için
ülkemiz OECD ülkeleri ortalamasının yaklaşık birbuçuk katı daha fazla enerji
harcamaktadır. OECD ortalaması bile yakalandığında çok büyük ölçekli bir
tasarruf sağlanmış olacaktır. Evlerde, ticarethanelerde ve
genel aydınlatmada az enerji tüketen ampullere yönelinmelidir. Bu alanda yaklaşık
%10’luk bir tasarruf sağlanma şansı vardır. Sokak aydınlatmasından
vazgeçilmemeli aksine daha aydınlık sokaklar ve kentler yaratılmalıdır. Sokak
lambalarında az enerji tüketen ampuller tercih edilmeli ve sokak aydınlatmasında
ışık kontrol teknolojilerinden yaralanılmalıdır. Projelendirmelerde mutlaka
tasarrufa dikkat edilmeli tasarım formasyonuna ve mühendislik eğitimi almamış olan
kesimlere proje yetkisi verilmemelidir. Bu şekilde sadece enerji tasarrufu değil aynı
zamanda kaynak israfını da önleyeceğimiz unutulmamalıdır. Oy kaygıları yada
siyasal yandaşlıklara göre proje çizme yetkisi mühendislerin dışındakilere
verilmemelidir. Tasarruf bilincin | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||