mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu

EMO Yönetim Kurulu Başkanı ALİ YİĞİT’in YEKSEM 2001 YENİLENEBİLİR ENERJİ KAYNAKLARI SEMPOZYUMU (18-20 OCAK 2001 / İzmir) de yaptığı açılış konuşması

Saygıdeğer konuklar,

Basınımızın saygıdeğer temsilcileri,

Değerli meslektaşlarım,

Öncelikle hepinizi EMO ve şahsım adına sevgi ve saygıyla selamlıyorum,

Hepiniz hoşgeldiniz,

Elektrik enerjisi gibi son derece önemli bir konuyu tatışmak üzere biraradayız. Öncelikle bu sempozyumu düzenleyen Odamızın İzmir Şubesi Yönetim Kurulu başta olmak üzere tüm bildiri sunanlara, destekleyici kuruluşlara ve katılımcılara teşekkür ederim.

Elektrik enerjisi hem sanayinin temel girdisi olması hem de kaynaklarının kısıtlılığı nedeniyle, hem sanayileşme açısından hem de ülkede gelişmişlik göstergesi olarak önemini korumaktadır.

Kullanım kolaylığı, temizliği ve atık bırakmaması nedeniyle diğer enerji kaynaklarına göre elektrik enerjisi tüketiminin genel enerji tüketimi içindeki payı yıllar itibari ile artmaktadır. Şu anda dünyada genel enerji tüketimi içinde elektrik enerjisinin payı %35’in üzerindedir. Bu payın 2000’li yıllarda %40-50’ye yükselmesi beklenmektedir. Bu artış trendi elektrik enerjisinin bugün ne denli önemli olduğunu ve gelecekte de daha da önemli olacağının göstergesidir.

1970’li yıllarda dünyadaki genel ekonomik göstergelerde olduğu gibi enerjiye olan talepteki artış ta beklentilerin altında gerçekleşmiştir. 1973’teki petrol krizi ile başlayan süreç elektrik enerjisi üretiminde maliyetleri arttırdı. 1973’e kadar petrolün sınırsız ve ucuz olacağı gibi görünmez bir kural piyasaya hakimdi ve ancak durumun öyle olmadığı petrol krizi ile ortaya çıktı ve bu durum sanayi üretim sektörünü zorladı. Daha sonra petrol fiyatlarının düşmesine karşın petrole dayalı elektrik enerjisi üretimi riskli olarak kabul edildi ve petrole dayalı elektrik üretiminden bir kaçış yaşandı. Ancak dünyadaki otomotiv endüstrisindeki büyüme nedeniyle genel enerji tüketimi içinde petrolün payında bir azalma olmadığı gibi hızla arttı.

1973 petrol krizinin değişik olumlu etkileri de olmuştur. Bunlardan ilki elektrik enerjisi üretiminde güneş, rüzgar ve jeotermal gibi yeni seçeneklere yönelinmesi ve bu konudaki araştırma-geliştirme (AR-GE) çalışmalarının hızlanmasıdır. İkinci önemli etkisi ise enerjinin sonsuz olmadığı bu yüzden verimli kullanılması gereği ortaya çıkmıştır. Üçüncü bir etkisi de enerji kaynaklarının olabildiğince ulusal sınırlar içinden sağlanması fikrinin gelişmesidir. Dördüncü etki de diğer sanayi üretimlerinde olduğu gibi enerjinin de çevre boyutunun gündeme gelmesidir. Bütün bu etkiler birlikte değerlendirildiğinde enerjide planlama kavramı ön plana çıkmaktadır.

Değerli meslektaşlarım,

İçinde bulunduğumuz hafta 17-19 Ocak 2001 Ulusal Enerji Tasarrufu Haftasıdır. Ancak hem bu haftayı iyi değerlendirdiğimiz hem de elektrik enerjisinde verimlilik ve tasarrufu sağlayabildiğimiz söynemez.

Elektrik enerjisinin üretildiği anda tüketilmesi - depo edilememe özelliği vardır- gerekliliği nedeniyle elektrik enerjisi üretiminde, iletiminde, dağıtımında ve tüketimindeki verimlilik kavramları önem kazanmaktadır. Üretimde verimlilik, iletimde verimlilik, dağıtımda verimlilik ve tüketimde verimlilik ayrı ayrı değerlendirilmesi gereken kavramlardır.

Ülkemiz bugün 26.930 MW’lık kurulu gücü ve en çok 160.000.000.000 kwh’lik ve ortalama 140.000.000.000 kwh’lik yıllık üretim kapasitesine karşın 19.300 MW’lık puant değerini ve 127.000.000.000 kwh’lik ülke ihtiyacını karşılayamıyor ve ülkemiz bir enerji kısıtlamasıyla karşı karşıyaysa burada sorgulanması gereken enerji bürokrasisidir. Enerji yetmezliği değil enerji bürokrasisi yetmezliğini sorgulamak gerekir. Bugün gelinen noktada son onbeş yıllık politikaların iflas ettiği görülmelidir. En azından bugünkü durum bir milat kabul edilmeli ve yeniden merkezi planlamaya ve kamu tekeline dönülmelidir.

Elektrik enerjisi -kalitesinden taviz verilmeden- olabilen en düşük maliyetle üretilmelidir. Yani teknik verimlilik kavramından olabildiğince yararlanılmalıdır. Bu kavram tamamen üretimde seçilen teknolojiyi bağlamaktadır. Son derece kritik bir seçimdir ve geriye dönüşü veya değiştirilmesi son derece pahalıdır.

Dinamik verimlilik, bu kavram bütünüyle elektrik enerjisinini depo edilememe özelliğinden hareketle üretim, iletim veya dağıtımın yatırımını ihtiyac duyulacağı zamandan geriye doğru giderek, yatırım sürelerini de dikkate alarak zamanında yapmayı gerektirir. Zamanından önce yapılmış yatırımlar karşılığında kullanım olmadığı için karşılıksız bir yatırım olarak maliyetleri yükseltici bir etkendir. Yine İhtiyaç olduğu halde gerekli üretim yoksa bu durum da başta sanayi üretimini olmak üzere yaşamımızdaki her şeyi olumsuz etkileyecektir.

Tüketimde verimlilik ise büyük oranda sanayileşmeye bağlıdır. Bu yüzden sanayi üretiminde seçilen teknolojiler son derece önemlidir. Yani çok yoğun enerji tüketen teknolojilerden az yoğun enerji tüketen teknolojilere doğru bir geçiş yapılmalıdır.

Saygıdeğer konuklar, değerli meslektaşlarım,

Verimliliğin en önemli boyutu teknoloji seçimidir. Elektrik enerjisi üretimi yapılırken yaşanılan sorunlar, maliyetleri ve elektrik enerjisinin yaşamsal önemi düşünüldüğünde üretim teknolojisi seçiminde son derece dikkatli davranılması gereklidir. Çünkü yapılan yatırımlardan geriye dönüş son derece pahalıdır. Bu açıdan üretim teknolojisi ve bu teknolojilere uygun kaynaklar seçilirken aşağıdaki etkenler dikkate alınmalıdır.

Seçilen teknoloji güvenli olmalıdır,

Kullanılacak kaynak olabildiğince ulusal olmalıdır,

Seçilen teknoloji ucuz olmalıdır,

Yenilenebilir ve çevreci olmalıdır.

Bu kriterler düşünüldüğünde üretimde ulusal kaynaklara dayalı bir seçimin yapılması ve başta çevresel etkiler olmak üzere diğer toplumsal maliyetlerin ve getiri ve götürülerinin dikkate alınması gereklidir.

Değerli meslektaşlarım,

Elektrik enerjisi ikincil bir enerjidir. Yani başka enerji kaynakları-birincil enerji kaynakları- dönüştürülerek elde edilir. Elektrik enerjisi üretiminde iki önemli boyut vardır. Birincisi ilk yatırım maliyetleridir. İlk yatırım maliyetini belirleyen faktörler ise üretimde kullanılacak olan birincil enerji kaynağı ve seçilen teknolojidir. İkinci önemli olan boyut ise marjinal maliyetlerdir.

Elektrik enerjisinde kuruluş maliyetlerinin yanısıra elektrik enerjisinin marjinal maliyeti önemlidir. Yani bir birim elektrik enerjisi üretimi için gerekli girdi miktarının maliyeti önemlidir. Dolayısıyla salt kuruluş aşamasındaki maliyetlere bakarak ucuzluk veya pahalılk değerlendirmesi yapılması doğru değildir.

Marjinal maliyetler açısından değerlendirildiğinde en ucuz elektrik enerjisi üretimi hidrolik santrallardadır. İkinci en ucuz üretim ise ulusal kaynaklara dayalı linyit santrallarıdır. Daha sonra doğal gazlı santrallar, ithal kömüre dayalı santrallar, rüzgar santralları, petrole dayalı santrallar, nükleer santrallar ve fotovoltaik piller gelmektedir.

Değerli meslektaşlarım,

Ülkemizde üretim verimliliğini artırmak, kapasite kullanma oranını yukarı çekmek açısından bakıldığında termik santrallarımızın oldukça vahim bir durumda olduğu görülmektedir. Bakım hataları nedeniyle Afşin Elbistan Termik Santralındaki bir türbin arızası kamuya 500.000.000 US$’a mal olmuştur.

Yine gerekli baca gazı arıtma ve kül tutma üniteleri zamanında ve yeterli oranda yapılmadığından kriz nedeniyle Yatağan Termik Santralı yüksek kapasitede çalıştırılmaktadır. Bu durumda yörede kirlilik hat safaya ulaşmakta ve yaşamı ve çevreyi olumsuz etkilemektedir.

Üretimde verimliliğin sağlanmasının en önemli boyutlarından birisi de termik santralların veriminin artırılmasıdır.

Ülkemizdeki linyitlerden yararlanabilmek için akışkan yatak teknolojisine geçilmelidir.

Doğal çevrim santralları kurulurken verimi en yüksek teknoloji seçilmelidir.

Belli bir verimi tutturmak şartıyla büyük tesislerde kojenerasyon sistemi değerlendirilmelidir.

İçinde bulunduğumuz yüzyılda kömür elektrik enerjisi üretiminde önemini artırarak sürdürecektir. Bu yüzden kömür dumansızlaştırma, koklaştırma ve gazlaştırma teknolojileri desteklenmelidir. Bu amaçla Entegre Kömür Gazlaştırma Kombine Çevrim Teknolojisi (Integrated Gasification Combined Cycle- IGCC) yaygınlaştırılmalıdır.

Değerli meslektaşlarım,

1999 yılı kesinleşmiş istatistikleri incelendiğinde ülkemizin hem üretimde hem de dağıtım ve tüketimde oldukça geri noktalarda olduğunu üzülerek görmekteyiz.

Üretim noktalarının yaygınlığı, dağıtım ağının yaygınlığı veya iletim hatlarının uzunluğu gibi etkenlerden dolayı maliyet üzerine etkileri azalsa bile, bugün dünya genelinde kabul görmüş elektrik enerjisi maliyetlerine bakıldığında; ortalama maliyetin %50’si üretimden, %20’si iletimden ve %30’u da dağıtımdan kaynaklanmaktadır. Yani üretimde, iletimde ve dağıtımda maliyetleri düşürmek için verimlilik ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

Elektrik enerjisi fiyatı petrol fiyatı gibidir. Fiyatlarındaki dalgalanmalar başta sanayi ürünleri maliyeti olmak üzere tüm mal ve hizmetlerin fiyatını doğrudan etkilemektedir. Bu yüzden ucuza üretmek son derece önemlidir. Ülkemiz bu özelliği dikkate almışmıdır? Bu sorunun yanıtı kesinleşen 1999 istatistiklerinin incelenmesinde yatmaktadır.

 

31.12.1999 tarihi itibari 1999 yılı brüt tüketimi sağlayan kaynaklar

 

 

 

Kurulutlar

Kwh

kwh

 

 

 

TEAT Termik Üretim

42.583.408.418

 

TEAT Hidrolik Üretim

31.737.297.620

 

TEAT Jeotermal Üretim

80.927.700

 

TEAT Toplam Üretim

 

74.401.633.738

ÇEAT Üretim

1.629.500.000

 

KEPEZ Üretim

539.700.000

 

TEAŞ Bağlı Ortaklıklar Üretim

17.910.900.000

 

Mobil Santrallar Üretimi

205.200.000

 

Özel Kurulutlar Üretimi

9.224.000.000

 

Otoprodüktör Üretimi

12.529.000.000

 

TEAŞ Dışı Üretim Toplam

 

42.038.300.000

 

 

 

Türkiye Üretim Toplam

 

116.439.933.738

 

 

 

İthalatlar

 

 

 

 

 

Bulgaristan’dan Alınan

1.798.398.182

 

Gürcistan’dan Alınan

239.141.100

 

İran’dan Alınan

292.729.360

 

İthalat Toplam

 

2.330.268.642

 

 

 

Tüketime Sunulan Toplam

 

118.770.202.380

1999 Yılında üretimin Kaynaklara Göre Dağılımı

Kaynaklar

Miktar kwh

% Oranı

 

 

 

Termik Santrallardan

81.661.000.000

68,75

Rüzgar Santrallarından

20.500.000

0,02

Jeotermal Santrallardan

80.900.000

0,07

Hidrolik Santrallardan

34.677.500.000

29,20

İthalatlar

2.330.300.000

1,96

 

 

 

 

1999 Yılı Tüketimleri

 

 

 

 

Tüketim Yeri

Miktar kwh

% Oranı

 

 

 

İç Tüketimler

3.535.816.935

 

Kompansatör Tüketimi

36.204.146

 

Otoprodüktör Tüketimi

12.529.000.000

 

Tebekeye Verilen

102.669.178.919

100,00

İletim Kayıpları

3.090.342.285

3,01

TEAŞ Satış

99.578.836.634

96,99

Dış Satımlar(Nahcivan’a)

285.300.000

0,28

Kayıplar

18.322.505.941

17,85

Kaçaklar

3.983.153.465

3,88

TEAŞ/TEDAŞ Net Satış

76.987.877.228

74,99

 

 

 

 

1999 Yılındaki Tüketimlerin Sektörel Dağılımı

 

 

 

Tüketim Yeri

Miktar kwh

% Oranı

 

 

 

Ev ve Ticarethaneler

21.710.581.378

28,20

Resmi Daireler

3.464.454.475

4,50

Sokak Aydınlatması

3.156.502.966

4,10

Sanayi

48.656.338.408

63,20

1999 Yılındaki Santral Çıkış Elektrik Enerjisinin kwh başına Maliyeti

 

 

Kwh Maliyeti

Toplam Maliyet

 

Üretim Miktarı

US$

US$

 

 

 

 

TEAT Hidrolik Üretim

31.737.297.620

0,001

31.737.298

TEAT Termik Üretim

42.664.336.118

0,033

1.407.923.092

 

 

 

 

TEAT Üretim Toplam

74.401.633.738

Kwh

 

 

 

 

 

TEAT Maliyet Toplam

1.439.660.390

US$

 

 

 

 

 

TEAŞ Kendi santralları

0,019

US$

 

Ortalama Maliyeti

 

 

 

 

 

 

 

TEAŞ Dışı Üretim Toplam

29.509.300.000

0,087

2.567.309.100

(Otoprodüktörler hariç)

 

 

 

 

 

 

 

Toplam Üretim

103.910.933.738

Kwh

 

(Otoprodüktörler hariç)

 

 

 

 

 

 

 

Toplam Maliyet

4.006.969.490

US$

 

 

 

 

 

TEAT Ortalama Maliyet

0,039

US$

 

Tablolardan görüleceği gibi kwh başına TEAŞ’ın ortalama maliyetlerini artıran temel faktör Yap İşlet Devret (YİD) Modeli veya Yap İşlet (Yİ) Modeli ile üretim yapan özel kuruluşlara ait santrallardır. 2001 yılında bu kuruluşların üretimi daha da artmıştır. Böylece TEAŞ’ın ortalama maliyeti artmaktadır.

Uluslar arası standartlarda elektrik enerjisi santral çıkış maliyetinin iki katı fiyatla satılırsa Elektrik Kuruluşunun normal bir işletme faaliyetini sürdürebilmesi ve yeni yatırımları yapabilmesi olanaklıdır. Yani ortalama olarak elektrik enerjisi 0.078 US$/kwh fiyatla satılsaydı TEAŞ normal faaliyetini sürdürebilirdi. Oysa TEDAŞ tarafından 1999 yılında elektrik enerjisi ortalama olarak kwh’i 0,065 US$ satılmıştır.

Haziran 2000’de kamu kuruluşlarının açıklarının kapatılması için yapılan toplantı tamamen Yİ ve YİD modelli üretimlerin maliyeti yükseltmesi sonucu TEAŞ’ın açık vermesinin itirafıdır. Oysa üretimlerin tümü kamuda olsaydı ortalama maliyet 0.019 US$ ve TEAŞ ve TEDAŞ’ın normal karları eklendiğinde 0.065 US$’lık satış fiyatı normal bir fiyat olacak ve TEAŞ açık vermeyecekti.

Yukarıdaki tablolar incelendiğinde ülkemizin elektrik enerjisi maliyetini düşürücü önelemleri almadığı gibi yapılan uygulamalar maliyetleri yukarı çekmektedir. Bu durum ise kamu aleyhine işleyen bir süreçtir. Bu politikalar gözden geçirilmelidir.

Değerli meslektaşlarım,

Enerji maliyetlerini düşürmek için yeni ve yenilenebilir kaynaklara yönelmek durumundayız. Bunun için;

Yeni ve yenilenebilir enerji kaynaklarının payı artırılmalıdır.

Yıllar itibariyle hidrolik enerjinin genel üretimdeki payı azalmaktadır. Bu durum maliyetlerimizi artırmaktadır. Henüz %30’larda olan su potansiyelinin kullanımı on yıllık bir dönemde %50’ye ikinci on yıllık dönemde ise %70’lere çıkarılmalıdır.

Rüzgar, jeotermal, güneş ve biyokütle konusunda AR - GE çalışmaları tevik edilmelidir.

Rüzgar teknolojisi son derece gelişmiştir. Bu teknolojiden yararlanılmalıdır. OECD araştırmaları ülkemizin rüzgar potansiyelinin 83.000 MW olduğunu göstermektedir. Bu kapasite yıllık 250.000.000.000 kwh üretim demektir.

Ülkemizde yüzey sıcaklığı 40 derece’nin üzerinde 140 jeotermal saha vardır. Bugün değerlendirilebilir potansiyel 31.000 MW’tır. Elektrik üretimi açısından jeotermal potansiyelimiz ise 4.500 MW’tır. Bunun ancak %2.97’si değerlendirilmektedir.

Termik santralların çevresel etkisini azaltan baca gazı arıtma ve kül tutma üniteleri hızla devreye sokulmalıdır.

Doğalgaz Kombine Çevrim Santralları(DKÇS) diğer termik santral teknolojilerine göre çevresel etkileri daha azdır. Ancak dışa bağımlılık ve maliyetler açısından toplam kurulu güçteki payının daha fazla artırılmaması gerekmektedir. Oysa planlanan santrallar devreye girerse DKÇS’lerin payı %50’nin üstüne çıkacaktır. Ortalama maliyetler artacaktır. Bu konuya bir sınırlama getirilmelidir.

Enerji üretiminde çevreyi koruyucu önlemler alınmalıdır.

Gerek çevresel etkileri gerekse maliyetleri açısından Yüzer –Gezer Santrallardan vazgeçilmelidir.

 

Sektör açısından tek olumlu özellik ülkemizdeki iletim hatlarının uluslar arası standartlarda oluşudur. Kayıp oranları yıllar itibariyle değişmekle birlikte %3’tür. Şebeke uzunluğu dikkate alındığında kayıplar makül seviyelerdedir. Kayıpların makul seviyelerde tutulabilmesi için yeni teknolojilerden yararlanılmalı ve bakım işletme faaliyetleri ihmal edilmemelidir.

Gelişmiş ülkelerde kullanılan Energy Managment System (EMS) ve Supervisory Control And Data Acqusition (SCADA) sistemleri hızla devreye sokularak etkin bir yük izleme ve yük yönetimi sağlanmalıdır.

Saygıdeğer konuklar,

İletim hatları için söylediklerimizi maalesef dağıtım şebekeleri için söyleyememekteyiz. Verimliliğin en çok değerlendirilmesi gereken alanı dağıtımdır. Maalesef ülkemizin dağıtım şebekelerindeki kayıp oranları çok yüksektir. Dağıtım şebekelerinde kayıp kaçak oranlarında dünya ortalaması %9 ve OECD ülkeleri ortalaması %7 iken ülkemizde kayıp/kaçak oranı 1999 yılı kesinleşmiş istatistiklerine göre %21,73’tür. Yani ülkemizdeki kayıp kaçak oranı dünya ortalamasının iki katından fazladır.

1999 yılı kesinleşen istatistikleri incelendiğinde ülkemizdeki kayıp enerji 18.322.505.941 kwh ve kaçak kullanım 3.983.153.465 kwh’tir. Kaçak kullanım sonuçta tüketimdir. Ancak kayıplar teknik bir konudur. Bu konuda beş yıllık dönemde %8’lik bir tasarruf sağlanabilir.

Kaçakların önlenmesi durumunda 1999 verilerine göre yıllık 3.983.153.465 x 0,065 = 258.904.975 US$ bir ek gelir sağlanacaktır.

Kayıplarda % 8’lik bir tasarruf sağlanması durumunda(1999 verileriyle % 8’lik tasarruf 8.143.335.974 kwh’tir) yıllık 8.143.335.974 x 0,065 = 529.316.838 US$’lık bir tasarruf sağlanacaktır.

Kaçak kullanımların önlenmesi için etkin bir denetimin yanında kartlı sayaçlara geçilmelidir. Kartlı sayaçlar yeni bir ticari alan olarak değil ulusal ölçekte bir tasarruf sağlama aracı olarak değerlendirilmeli ve kamu eliyle bedelsiz olarak verilmelidir. Buradan sağlanacak tasarruf sayaç bedelinden çok daha önemlidir. Kartlı sayaçların yaygınlaştırılması işletme maliyetlerini de düşürecektir.

Dağıtımın bir diğer problemi de tüketimin gün içindeki seyridir. Tüketim gün içerisinde tek düze bir seyir izlememekte aksine 17.00 ila 24.00 saatleri arasında tüketim tepe noktasına (puant değere) ulaşmakta ve daha sonra düşmektedir. Bu süreler içerisinde ulusal sistem çoğu kez zorlanmaktadır. 17.00 ila 24.00 saatleri dışında tüketim düşmekte ancak kolayca devreye girip çıkma özelliği olamadığından termik santrallar çalışmaya devam etmektedir. Bu süre içerisindeki çalışmaların ulusal ölçekte değerlendirilebilmesi için çoklu tarifeye uygun sayaçlara geçilmelidir. Tüketiciye puant saatleri dışında enerji daha ucuz verilmelidir. Böylece tüketici bazı zamana bağımlı olmayan tüketimlerini, çamaşır makinası, bulaşık makinası vb puant saati dışında kullanarak kendisi için bir tasarruf sağlayacaktır. Bu durum ulusal ölçekte hayata geçerse puant değer aşağıya çekilebilecek ve hem ulusal sistemin zorlanmayacak hem de ulusal bir tasarruf sağlanmış olacaktır.

Dağıtımda tasarrufun sağlanabilmesinin en önemli koşullarından birisi de arıza bakım hizmetlerinin hızlı ve düzenli bir şekilde sürdürülmesidir. Son yıllarda bu konuda da başarılı olunmadığı ve arıza bakım hizmetlerinin aksadığı görülmektedir.

Değerli meslektaşlarım,

Elektrik enerjisi tüketiminde tasarruf sağladığımız ve verimli kullandığımız söylenemez.

Tüketim Yeri

Miktar kwh

% Oranı

 

 

 

Ev ve Ticarethaneler

21.710.581.378

28,20

Resmi Daireler

3.464.454.475

4,50

Sokak Aydınlatması

3.156.502.966

4,10

Sanayi

48.656.338.408

63,20

Tüketim büyük oranda sanayide yapılmaktadır. Dolayısıyla sanayide verimliği sağlayacak teknolojiler tercih edilmelidir. Yani enerji yoğun teknolojilerden az enerji tüketen teknolojilere hızlı bir geçiş sağlanmalıdır.

Elektrik enerjisi kaynaklarının kısıtlılığı ve yeni seçeneklerin (biyo kütle, güneş vb) henüz büyük ölçekte uygulanma şansının olmadığı bir dünyada (nükleer enerjiyi başka atık sorun olmak üzere bir dizi teknolojik sorunu çözemediği ve çevre ve insan sağlığı açısından taşıdığı riskler nedeniyle seçenek olarak görmezsek) tüm ülkeler enerjilerini son derece verimli kullanmak üzerine planlar yapmaktadır. Yani yoğun enerji tüketen sektörlerden az enerji tüketen sektörlere bir geçiş yapılmaktadır. Böylelikle diğer sektörlere daha ucuz ve daha fazla enerji verilmektedir. Yine gelişmiş ülkeler elektrik enerjisi ile çalışan tüm cihazlarında az enerji tüketen teknolojilere yönelmektedirler.

Örneğin ülkemizdeki ark ocaklı demir çelik tesislerinin ekonomikliği iyi etüd edilmelidir. Bu sektörün ülkemizin en önemli tüketim noktalarından birisi olduğu unutulmamalıdır. Yine başta tekstil sektörü olmak üzere bir dizi sektörde enerji yoğun teknolojilerin kullanıldığı bilinmektedir. Sanayide verimli teknolojilere ve otomasyona geçilmelidir. OECD raporlarına göre bazı ülkelerin 1994 yılı enerji yoğunluğu(Enerji Yoğunluğu, Toplam Birincil Enerji Tüketiminin Gayri Safi Milli Hasılaya bölünmesi şeklinde tanımlanır) aşağıdaki gibidir.

Türkiye 0.3498

Japonya 0.1554

Almanya 0.1920

İngiltere 0.2182

Fransa 0.1895

Kanada 0.3820

ABD 0.3381

OECD ortalaması 0.2487

1981 ile 1994 dönemi incelendiğinde ülkemizdeki enerji yoğunluğunda %0.4’lük bir artış olurken diğer ülkelerde bir düşüş söz konusudur. OECD ülkelerinde düşüş ortalama %1.1’dir.

Yani ülkemizdeki sanayinin yıllar itibariyle verimliliğinin düştüğü görülmektedir. Yani genel olarak ekonomimizin verimsiz çalıştığı söylenebilir. Aynı katma değeri yaratmak için ülkemiz OECD ülkeleri ortalamasının yaklaşık birbuçuk katı daha fazla enerji harcamaktadır. OECD ortalaması bile yakalandığında çok büyük ölçekli bir tasarruf sağlanmış olacaktır.

Evlerde, ticarethanelerde ve genel aydınlatmada az enerji tüketen ampullere yönelinmelidir. Bu alanda yaklaşık %10’luk bir tasarruf sağlanma şansı vardır.

Sokak aydınlatmasından vazgeçilmemeli aksine daha aydınlık sokaklar ve kentler yaratılmalıdır. Sokak lambalarında az enerji tüketen ampuller tercih edilmeli ve sokak aydınlatmasında ışık kontrol teknolojilerinden yaralanılmalıdır.

Projelendirmelerde mutlaka tasarrufa dikkat edilmeli tasarım formasyonuna ve mühendislik eğitimi almamış olan kesimlere proje yetkisi verilmemelidir. Bu şekilde sadece enerji tasarrufu değil aynı zamanda kaynak israfını da önleyeceğimiz unutulmamalıdır. Oy kaygıları yada siyasal yandaşlıklara göre proje çizme yetkisi mühendislerin dışındakilere verilmemelidir.

Tasarruf bilincin