mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu



BASIN AÇIKLAMASI
NÜKLEER ENERJİ - RÜZGAR ENERJİSİ

TMMOB ÇEVRE MÜHENDİSLERİ ODASI
16 Aralık 1999


Son zamanlarda yazılı ve görsel basında Nükleer Enerji ve Alternatif Enerjiler konusunda değerlendirmeler yapılmaktadır. Bu yayınlardan bazıları maalesef TARAFSIZ YAYIN İLKELERİNE AYKIRIDIR.

Yakından takip ettiğimiz Nükleer Enerji konusundaki çekincelerimiz ve Rüzgar Enerjisi konusundaki düşüncelerimiz aşağıda bulunmaktadır:

1. Gelişmiş ülkelerin tamamı Nükleer Enerji Programlarından vazgeçerken, bu seçenek bizlerin karşısına bir dayatma olarak çıkmaktadır. ABD' de 1978, Almanya'da 1982, Kanada da ise 1975 yılından bu yana yeni bir Nükleer Santral siparişi yoktur. Diğer tarafta Elektrik Enerjisinin önemli bir bölümünü Nükleer Santrallerden karşılayan Fransa, 1997 yılından itibaren 2010 yılına kadar Nükleer Programını askıya aldı. Benzer şekilde İtalya, Rusya, İsveç, İspanya, Belçika gibi pek çok örnek verilebilir. Yalnızca ABD'de116, Kanada'da 10 nükleer santral siparişinden vazgeçildi.

Nükleer Enerji Ajansı'nın 1997 yılında yayınladığı 'Nükleer Enerji Verileri' kitapçığına göre, mevcut ve bir türlü bitirilemeyen nükleer santraller dışında, dünyada en son planlanan 31 adet nükleer santralden 20'si Japonya, 8'i G.Kore, 1'i, Macaristan ve 2'si Türkiye olarak gözüküyordu. Japonya, Eylül 1999'da meydana gelen Tokaimura kazasından sonra, yapımı süren 2 adet dışında, 20 adet santral planından vazgeçmek zorunda kaldı. Aynı şekilde Ekim 1999'da G.Kore' nin Wolsung Nükleer Santrali'nde de, Japonya'dakine benzer bir kaza yaşanınca, G.Kore'de şimdilik bekleme sürecine girdi. Nükleer endüstrinin, lobilerin gözü, kulağı ve eli, yalnızca ülkemize odaklanmış durumda. Hemen hemen her konuda; demokrasi, insan hakları, eskimiş, zararlı, kirli teknolojiler vb. konularında çifte standart uygulayan batılı ülkeler; kendi halkına reva görmedikleri nükleer santral konusunda da, batmakta olan nükleer sektörlerini kurtarmak için, bizim gibi ülkeleri pazar olarak kullanıyorlar.

2. Nükleer Enerjinin maliyetinin 2.5 - 3.5 sent / kWsaat civarında olduğu iddia edilmektedir. ABD'de Enerji Bakanlığı'na danışmanlık yapan C. Komanoff; 1968 ve 1990 yılları arasında ABD'deki nükleer enerji üretimi üzerine geniş bir araştırma yaptı. Ticari nükleer üretim hakkında yeterli verilerin olduğu bu yıllar arasında, nükleer enerjinin kWsaat maliyeti: 7.2 sent çıktı (Fiscal Fission. The Economic Failer of Nuclear Power, Komanoff Energy Associates, 1992). Ayrıca Nükleer Atıkların bertaraf maliyeti ve ömrünü tamamlayan santrallerin söküm maliyeti de (yaklaşık olarak ilk kurulma maliyetinin ¼ ü kadar) hesaplanınca, ortaya oldukça yüksek bir maliyet çıkmaktadır.

3. Nükleer Santrallerin en önemli sorunlarından birisi radyoaktif atıklardır. Ortalama gücü 1000 MW olan bir nükleer santral, yaklaşık 27 ton yüksek düzeyli, 250 ton orta düzeyli, 450 ton düşük düzeyli atık üretir. Bu atıklar ve tükenmiş yakıt çubukları, 10-20 yıl reaktörün içindeki ya da yanındaki havuzlarda bekletilir. Radyasyon seviyesinin düşmesi beklenir. Henüz dünyanın hiçbir bölgesinde, nükleer atıkların saklanması ve imhası için, lisanslı nihai bir çözüm ve depolama alanı yoktur. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) 1977 yılı sonunda reaktör sahalarında ya da geçici depolarda, 200 000 ton tükenmiş yakıt çubuğu olduğunu hesaplanmıştır. Yılda ortalama 10 500 ton artan bu rakamın 2010 yılına kadar %70 artarak 340 000 tonu aşması bekleniyor.

Nükleer santralara sahip bir çok ülke, bu atıklardan kurtulmak için yasal veya yasal olmayan yollardan, Türkiye, Tayvan ve Afrika Ülkelerini depo olarak kullanmaya çalışıyor. Atom Enerjisi Kurumu eski Başkanı Prof Dr. Ahmet Yüksel Özemre'nin iddiasına göre; Almanya'dan getirilen 1500 tonluk tehlikeli radyoaktif atık, para karşılığı; Isparta Göltaş Çimento Fabrikası ile Konya'daki sanayi tesislerinde yakılarak imha edilmiştir.

4. Ülkemiz, Nükleer Santrallerde kullanılacak yakıt açısından zengin değildir. Prof. Dr. Tolga YARMAN'a göre 10 bin ton civarında Uranyum kaynaklarımız vardır. Bu da 1000 MW gücündeki bir nükleer santrali 30 yıl çalıştırmaya yeterlidir. Ancak bu Uranyumun nükleer yakıt olarak kullanılabilmesi için yurt dışında işlenmesi gerekmektedir. Ayrıca ülkemizin 400 bin ton civarında zengin Toryum kaynakları da bulunmaktadır. Ancak Toryum atom çekirdekleri bir nükleer reaktörde enerji üretiminde doğrudan kullanılamaz. Teknolojik olarak oldukça külfetli olan bu dönüşüm ABD gibi bir çok ülkede terkedilmiştir. Bu nedenle ülkemizdeki Toryum kaynakları Ulusal Nükleer Stratejinin temeli olamaz. Bu konuda, çeşitli kaynaklarda farklı rakamlara rastlanılmaktadır.

TMMOB'nin düzenlemiş olduğu Türkiye II. Enerji Sempozyumunda MTA yetkilisinin yapmış olduğu açıklamaya göre; 1980'li yılların ortalarına kadar yapılan çalışmalar sonucu, Türkiye'deki uranyum yatakları 600 MW büyüklüğündeki bir santrali 20 yıl çalıştıracak kadardır.

5. Akkuyu'da yapılması planlanan nükleer santral için ÇED süreci başlatılmamıştır. 17 Aralık 1996 günlü resmi gazetede yayınlanan ilan ile ihaleye çıkan TEAŞ, bugüne kadar ÇED süreci için Çevre Bakanlığına başvurmamıştır. Halbuki, Nükleer Santraller ÇED yönetmeliğinin Ek-I listesinde ÇED yapılması zorunlu faaliyetler arasında tanımlanmıştır. Yatırıma başlandıktan sonra yapılacak ÇED sadece bir formalite olacaktır. Günümüzde bunun örnekleri yaşanmaktadır.

Diğer tarafta kaza riski göz önünde bulundurulduğunda, Nükleer Santrallerin bulundukları ülkelerde doğurduğu sonuçlar açıktır. Ayrıca, herşeyden önemlisi bölgede yaşayan halkın olumlu görüşü alınmadan böyle önemli bir yatırımın yapılması demokratik değildir.

RÜZGAR ENERJİSİ

Zaman zaman nükleer enerjinin ön plana çıkartılmasına yönelik açıklamalar yapılırken, Rüzgar Enerjisi gibi bazı alternatifler karalanmakta ve olumsuz olarak gösterilmeye çalışılmaktadır. Bu gibi yanlış açıklamaları yapanlar arasında maalesef bazı "Bilim İnsanları" da bulunmaktadır.


BİLGİ SAHİBİ OLUNMADAN FİKİR SAHİBİ OLUNMAZ.
BİLİMDE ETİK ESASTIR.
BİLİM İNSANI GÜVENİLİR OLMAK ZORUNDADIR.

Bu konuda dile getirilen YANLIŞ görüşler ve DOĞRULARI aşağıdadır.

YANLIŞ     :     Dünyada bir kaç yüz kW'lık Rüzgar Türbinleri ile elektrik üretilmektedir.
DOĞRU     :     Günümüzde 600 kW ile 1.5 MW (1500 kW) arası türbinler ticari olarak üretilmektedir. 2 - 3 MW'lık türbinler ise deneme aşamasındadır.
       
YANLIŞ     :     Türbin alanlarına güvenlik nedeniyle (kanatların kopması vs.) girilmemektedir. Türbinlerin kurulması için büyük miktarlarda arazilerin harcanması sözkonusudur. Ülkemizin her 1 km2'sine kurulacak türbinler ile üretilecek enerji çok düşüktür.
DOĞRU     :     20 türbinden oluşan tipik bir rüzgar çiftliği (15-20 MW) yaklaşık 1 km2'lik bir alan kaplar, ama bu alanın sadece % 1'ini kullanır. Geri kalan alanlar tarım için ya da doğal alan gibi değişik amaçlarla kullanılmaktadır. Bunun örnekleri Amerika'da ve Avrupa'da bulunmaktadır.
       
YANLIŞ     :     Rüzgar Türbinlerinin verimliliği % 20'dir. Yani 100 MW'lık yatırımdan alacağınız gerçek güç sadece 20 MW'tır.
DOĞRU     :     Günümüzde, Rüzgar Türbinlerinin verimliliği % 35'ten %70-75 lere kadar değişmektedir. Bu oran türbin kurulacak bölgedeki Rüzgar Potansiyeline bağlıdır. Örneğin Ankara gibi ortalama rüzgar hızı 2.5 - 3.0 m/s olan bir bölgede elde edilebilecek verim % 20'lere bile çıkmazken, Çeşme, Bozcaada gibi ortalama rüzgar hızı 8.0 - 10.0 m/s olan bölgelerde % 60'lık verimlere ulaşılması olağandır.
       
YANLIŞ     :     Rüzgardan elektrik üretimi Türkiye'nin enerji ihtiyacının karşılanması için yetersizdir.
DOĞRU     :     Bu görüş kısmen doğrudur. Ancak yeterli araştırmalar henüz yapılmamıştır. Rüzgar potansiyeli belirleme çalışmaları halen devam etmektedir. Şu an ülkemizin kabul edilebilir potansiyeli 10.000 MW civarındadır. Ancak bu değerin önümüzdeki yıllarda büyük miktarlarda artması (50.000 - 100.000 MW) olasıdır.
   
Avrupa'da Rüzgar enerjisinden yararlanan ülkelerin başında gelen Danimarka, 2000 yılındaki elektrik enerjisi ihtiyacının %10'unu rüzgardan karşılamayı hedeflemektedir. Yine Danimarka'da yapılan araştırmalara göre, 2000 yılına kadar her yıl, Dünya üzerinde 2.000 MW ilave rüzgar gücünün kurulacağı ortaya konmaktadır. Şu an yürütülmekte olan politikaların devam etmesi durumunda Dünya üzerinde, 2010 yılında 60.000 MW, 2020 yılında ise 180.000 MW'lık toplam kurulu gücün olacağı belirtilmektedir. Eğer çevresel kaygılar önemini artırarak enerji politikalarını yönlendirirse, toplam kurulu gücün 2010 yılında 100.000 MW'a, 2020 yılında ise 470.000 MW'a ulaşacağı tahmin edilmektedir.

Eylül 1999 sonuna göre Rüzgar Enerjisi kurulu gücü; Danimarka'da 1.606 MW, Almanya'da 3.817 MW, İspanya'da 1.180 MW, Avrupa toplamı ise 8.139 MW'tır. Avrupa Rüzgar Enerjisi Birliğinin hedefleri; 2000 yılı için 8.000 MW (bu değer aşılmıştır), 2010 için 40.000 MW, 2020 için ise 100.000 MW'tır.

Enerji Bakanlığı tarafından değerlendirilen 39 adet Rüzgar Çiftliği projesinin toplamı 1.400 MW civarındadır. Türkiye Rüzgar Atlasının tamamlanmasıyla birlikte yatırımın hızla artması beklenmektedir. Rüzgar Enerjisi yatırım maliyetlerinin son yıllarda hızla düşmesi yatırımı da hızlandırmıştır. Son yıllardaki Avrupa'daki yıllık kurulu güç artışı % 20'ler civarındadır. Rüzgar Türbinlerinin yatırım maliyetleri 1000 - 1200 $ / MW dolayındadır. Elektrik üretim maliyeti ise 4.5 - 5.0 sent/kW civarında olup, teknolojik gelişmelerle birlikte bu değerin 3.0 sentin altına düşeceği tahmin edilmektedir.

Avrupa Rüzgar Atlasında da görüldüğü üzere, Ege Kıyılarımız Rüzgar Potansiyeli açısından 2. derecede verimli bir bölgedir. Önemli bir bölümü 3. derecede verimli bölge olan Almanya'da 4.000 MW'a yakın kurulu güç olduğu dikkate alınırsa, ülkemizin ne derecede önemli bir potansiyele sahip olduğu anlaşılabilir. Ancak kesin potansiyelin belirlenebilmesi için Türkiye Rüzgar Atlasının hazırlanması ve Arazi Kullanım Seçeneklerinin belirlenmesi gerekmektedir.

Gözardı edilmemesi gereken bir diğer önemli konu da, Fosil Yakıtların Kullanım Ömürleridir. Dünya Enerji Konseyinin verilerine göre; petrolün 43.0 yıl, doğal gazın 66.4 yıl, kömürün ise 235 yıl kullanım ömrü bulunmaktadır. Günümüzde bir çok endüstride hammadde olan petrolün enerji kaynağı olarak kullanılması kabul edilebilir değildir. 2050 yılı için Dünya Enerji Planlaması belirsizdir. Ancak belirgin olan nokta, bu kullanım hızıyla devam ettiği sürece, 2050 Dünya Enerji Planlamasında Petrolün ve Doğalgazın olmayacağı açıktır. Bu da alternatif enerji kaynaklarının önemini ortaya koymaktadır.

Saygılarımla,

Ethem TORUNOĞLU
Başkan

 

landmap3.gif (84144 bytes) denizler.gif (6827 bytes)

AVRUPA RÜZGAR ATLASI, 1) Karalar    2) Denizler
( İNTERNET ADRESİ: http://130.226.52.108/landmap.htm )


  . . . . .

u (m/s) *

> 7.5

6.5 – 7.5

5.5 – 6.5

4.5 – 5.5

< 4.5

P (W/m2) *

> 500

300 - 500

200 - 300

100 - 200

< 100

* Açık yüzeyler için (yer düzeyinden 50 m yükseklikteki) rüzgar potansiyeli sınıf aralıkları



Kaynaklar :
1. Cihan DÜNDAR, Prof. Dr.Demir İNAN, "Türkiye Kıyılarında Rüzgar Enerjisi Potansiyellerinin Belirlenmesi", TMMOB Türkiye II. Enerji Sempozyumu, Ekim 1999, Ankara.

2. Dr. Tanay Sıtkı UYAR, "Türkiye Enerji Sektöründe karar Verme ve Rüzgar Enerjisinin Entegrasyonu", özel rapor, Aralık 1999, Ankara.

3. Arif KÜNAR, "Akkuyu Nükleer Santral Projesi: Sorular ve Cevaplar", özel rapor, Aralık 1999, TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası, Ankara.

4. Prof. Dr. Tolga YARMAN, "Kökten-nükleerci yaklaşımın dayanılmaz Yanlışları", S.O.S. Akdeniz Ağaçkakan Dergisi 34. sayı eki, Haziran 1998.

5. Enerji Raporu, Dünya Enerji Konseyi Türk Milli Komitesi, 1997, Ankara.





sayfanın başına dön
[www.antimai.org] [bültenler] [haberler] [dağarcık] [yayınlar] [iletişim]