| mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Birleşik Metal-İş Sendikası Web Sitesinden alınmıştır |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
1998
yılının ikinci yarısından beri, Güney Doğu Asya’da yaşanan mali krizi ve
Sovyetler Birliği ekonomilerinde yaşanan krizlerin yol açtığı ucuz ithalat
patlaması sonucunda Amerikan Çelik Sendikaları ve sendikal harekete sempatiyle
yaklaşan bazı Kongre üyeleri ABD makamları üzerindeki baskılarını arttırmış ve
çelik sektörü için ek bir koruma talep etmiş bulunmaktadırlar. Yaşanmakta olan kriz
ucuz ithalata dayanamayıp iflas eden firmaların sayısını giderek arttırırken; zor
duruma düşen işletmeler 11 sayılı İflas yasası uyarınca alacaklılarından mühlet
talep etmekte ve korumacı taleplerin daha politik bir boyuta ulaşmasına yol
açmaktadır. 5
Haziran 2001 tarihinde ABD Hükümeti, 1974 tarih 201 sayılı ticaret kanunu gereğince
bir inceleme başlatmaya ve korumacı önlemlere başvurarak yurt dışından yapılan
çelik ithalatı üzerine kısıtlamalar uygulanmasına karar vermiştir. Bu kararın
AB’li çelik şirketleri üzerine doğrudan etkisinin yanı sıra , üçüncü
ülkelerin AB pazarlarına yaptığı büyük montanlı çelik satışlarının da
yönünü değiştireceği kesindir (AB, en büyük alıcı konumundaki ABD’ye satış
yapamayacağı için dışarıdan çelik alımlarını azaltacak) . Yaşanan
son çelik krizinden bu yana, EMF, küresel çelik krizlerinin küresel çözümlerle
aşılmasını öngören kampanyalar düzenlemektedir. 1999 yılında, ABD’nin
anti-damping yasasını yürürlüğe koymasının ardından EMF Yönetimi, ticaret
politikalarının önündeki kısıtlayıcı engellerin kontrollü bir şekilde ve dünya
çapında azaltılması da dahil olmak üzere küresel krize uzun vadeli çözümler
bulunması için çağrılar yapmıştır. Bu bağlamda, bir EMF durum raporu
hazırlanmış ve OECD’nin Çelik Komitesinde görüşülmüştür. Federasyonumuz,
IMF-Uluslar arası Metal İşçileri Federasyonu nezdinde de tek tek ülkelerin kendi
çıkarlarını korumaya dönük önlemler yerine dayanışma temelinde dünya çapında,
enternasyonal-sendikal bir yanıtın koordine edilmesi çağrısını yapmıştır. 2001
yılında, daha önce de bir çelik krizi yaşanmış olmasına rağmen, EMF yeni bir
kampanyanın eşiğine gelmiştir. Ve tıpkı 1999 yılında olduğu gibi EMF,
Avrupa’daki üyelerine aşağıdaki çağrıyı yapmanın gerekli olduğuna karar
vermiştir. Küresel çözümler, aşağıda belirtilen başlıkları içermelidir : -
Ticaret politikasını kısıtlayan politikalar dünya
çapında daraltılmalıdır -
DTÖ nezdinde ve sosyal tarafların da katılımı ile Çok
Taraflı bir Çelik Anlaşmasının müzakerelerine kaldığı yerden devam edilmelidir. -
Küresel ölçekteki kapasite fazlası sorunu DTÖ ve OECD
düzeyinde aşılmalıdır -
OECD düzeyinde, kriz dönemlerindeki yükün adil
paylaşımı amacından hareketle, küresel bir bilgilendirme ve görüşlerini bildirme
süreci başlatılmalıdır. -
Dünya çapında gerek sosyal gerekse çevresel dampingin
üstesinden gelmek için hem DTÖ içinde hem de imzalanmış ikili yatırım ve ticaret
anlaşmalarında, değiştirilmiş bir Ticaret Anlaşması yapılması ve bu anlaşmanın
içinde bağlayıcı sosyal ve çevresel standartların da yer alması zorunludur. Bu
bağlamda EMF, ortak bir DTÖ/ILO daimi komitesi oluşturulmasını ve bu platformda
ticaret, küreselleşme ve emek konularının ele alınmasını önerir. -
AB aday ülkelerindeki çelik endüstrilerinin ECSC
deneyiminden dersler çıkararak kontrollü bir şekilde AB’ne entegre edilmesi
gerekmektedir. -
Uluslar arası Finans piyasalarının etkin bir şekilde
yeniden düzenlenmesi ve kısa dönemli spekülatif sermaye hareketleri üzerinde etkin
kontrol mekanizmalarının oluşturulması gerekmektedir. Amerika’daki durum ve belirleyici
faktörler : ABD çelik piyasaları uzun zamandanberi, küçük ölçekli fabrikaların
geleneksel entegre olmuş fabrika yapılarına giderek egemen olduğu bir çatışmayı
yaşamaktadır. Yeni teknolojilerin devreye girmesini müteakiben küçük ölçekli
fabrikalar, uzun mamul pazarının büyük bölümündeki entegre olmuş fabrikaları ele
geçirdiler ve kısa süre önce de düz ürün piyasasında lider konuma yükseldiler.
Bugün gelinen noktada, entegre olmuş fabrikalar yalnızca parlak-uzun mamul
piyasasının bir bölümünde faaliyet göstermekte ve Amerikan yapımı sıcak
çekilmiş tel pazarının da yalnızca üçte birinde varlık gösterebilmektedir. Bu
küçük ölçekli firmaların maliyetleri ve
sıcak ve soğuk çekilmiş düz ürünlerin fiyatlarını belirlemedeki liderlikleri hiç
sorgulanmamaktadır. Entegre işletmelerin sıcak galvanizlenmiş mamul kapasitesi
%57’nin altında kalırken bu işletmelerin astarlanmış levha piyasasında da muazzam
bir etkisi (nüfuz) bulunmaktadır. ABD’nde halihazırdaki düşük fiyat
düzeylerinin temel nedeni ABD’li üreticiler arasındaki bu şiddetli fiyat
çatışmalarından kaynaklanmaktadır. Ekonomik olmayan ABD’li üreticiler, iç
piyasada dampingli fiyat uygulaması yaparak faaliyetlerini devam ettirme çabası içinde
olduklarından fiyatlar dibe vurmaktadır. İthal ürünlerin, ABD’ndeki bu dampingli
fiyatlarla baş edebilmesi mümkün olmamakta ve bu yüzden ABD çelik ithalatı aylardan
beri hızla gerilemektedir ve şu anda Asya krizi öncesindeki ortalama ithalat
düzeylerinin bile altına inmiş durumdadır. Devletler ve yerel idarelerce sağlanan
sektörel yardım paketleri küçük ölçekli işletmelerin hızla genişlemesine yol
açmıştır. ABD yönetimi, sanayiideki rekabetten kaynaklanan sıkıntıları,
genellikle Dünya Bankası gibi uluslar arası finans kuruluşlarının yeni işletmelerin
finansmanı amacıyla dağıttığı kredilere karşı çıkarak ve ithalatı
kısıtlayarak aşma eğilimi göstermektedir. Ve Avrupa’da olduğu gibi kapasiteyi
sınırlamak veya diğer işletmelerle birleşmek yerine,ABD’li çelik firmaları
90’lı yıllardan beri kapasite arttırmakta ve özellikle küçük ölçekli
işletmeler gerek federal eyalet yönetimlerinden gerekse ABD merkez yönetiminden muazzam
desteklerle ayakta tutulmaya çalışılmaktadır. Bunun da ötesinde, ABD’ndeki modası
geçmiş ve ekonomik olmayan yüksek kapasite olgusu işletmelere sağlanan
desteklemelerle adeta ödüllendirilmektedir. Talepte yaşanan patlamaya rağmen, en
fazla entegre olmuş çelik işletmeleri hızla değişen dünya çelik piyasasına adapte
olamamaktadır. Küçük ölçekli fabrikalar yeni teknolojilerin kendilerine
sağladığı maliyet avantajını rekabet içinde oldukları entegre olmuş işletmelere
karşı sonuna kadar kullanır ve bu sayede ithal edilen ürünlerle rekabet edebilme
fırsatını yakalarken; ABD’nin en geleneksel entegre olmuş çelik endüstrisi
yaşanan tüm yeniliklerin gerisinde bırakılmıştır. Körlemesine yapılan ve
yalnızca belli bir ürün kapsamındaki korumalar, işletmelerin emeklilik de dahil olmak
üzere pek çok yasal maliyetten kaçmasına yol açmış ve Avrupa’da yaşananın
tersine, ABD’nde 80’lerdeki gönüllü kısıtlama anlaşmasına bağlı olarak
90’lı yıllarda başlatılan yeniden yapılanma sürecini yarıda bırakmıştır. ABD’ndeki uzun dönemli ekonomik yükseliş, çelik talebindeki patlama ve
gerek ortalama gerekse en yüksek düzey olarak çelik fiyatlarının ulaştığı maximum
seviyelere rağmen, ABD’li entegre olmuş çelik şirketleri karlarını yeterince
yükseltememiş ve teknolojisini iyileştirmek suretiyle maliyetlerini gerektiği gibi
düşürmeyi ve dünya ekonomisinde rekabetle başa çıkacak duruma gelmeyi
başaramamıştır. Ayrıca, gelecekte rekabetin en temel unsuru konumuna ulaşacak olan
araştırma ve geliştirme alanına da Avrupa ve Japonya'daki rakipleri kadar kaynak
ayıramamışlardır. Tüm bunların yanısıra ABD’ndeki finans uzmanları ve çelik alıcıları,
ABD çelik üreticilerinin dünya sıralaması için gerekli kritik ölçütlere
ulaşmamış olmasından son derece kaygı duymaktadırlar. ABD çelik endüstrisinde
yoğunlaşmanın eksik olduğunu en iyi anlatan örnekleme ise: AB’de 160 milyon ton çeliğin üçte ikisinin 6
şirket tarafından üretildiğini, ABD’nde 100 milyon ton çeliğin üçte ikisinin 12
şirket tarafından üretildiğini gösteren araştırma sonuçlarıdır. Başka bir
deyişle dünyanın en büyük 10 çelik üreticisi içersinde ABD’li hiçbir şirket
bulunmamaktadır. Oysa, Avrupa Birliğinde, önerisi yapılan Usinor-Arbed-Acelaria
birleşmesi öncesinde bile dünyadaki en büyük 10 üretici arasına girmeyi başaran 5
şirket bulunmaktadır. Bu anlamda, ABD entegre olmuş çelik sektöründeki kriz dışında, Amerikan
çelik sanayii krizi diye bir şey yoktur. ABD’ndeki pek çok küçük ölçekli çelik
fabrikası geçen yıl bile oldukça iyi bir performans göstermiştir. Hatta bu
işletmelerden bazıları 2000 yılında rekor kar düzeylerine ulaşmayı bile
başarmıştır. Özel olarak, çelik sektörü de kötü bir durumda değildir. Enerji fiyatlarındaki artış, belli boru ve tüp
üreticileri piyasasında patlama yaratmaktadır. Hatta, entegre olmuş çelik
üreticileri arasında bile 2000 yılında çok yüksek kar oranlarına ulaşanları
görmek mümkündür. Piyasanın halihazırdaki durumu, sadece geçmiş 10 yıl boyunca
gerekli teknik ve idari düzenlemeleri yapmamış entegre olmuş çelik üreticilerinin
bazılarının özgün konumudur. Amerika’daki durum : Koruyucu önlemler almak yetersiz bir yanıttır. Madde 201’e dayandırılan yasalar endüstriye, beklenen dinamiği
kazandıracağa benzememekte , daha çok yeniden yapılanma sürecine zarar verecek ve
çelik alıcısı konumunda olan sektörleri etkileyecek gibi görünmektedir: -
Son dönemlerde yapılan ithalat bundan önceki ve Asya
krizi sonrasındaki ithalat düzeylerinin zaten oldukça altında seyretmektedir. -
ABD çelik piyasasının korunması, rekabetçi olmayan
çelik üreticilerinin kendilerini sürece adapte etme planlarını ertelemelerine yol
açarken, desteğe hiç ihtiyacı olmayan şirketlerin yararına olacaktır. İthalat
kanallarını tıkayarak sağlanan desteklemeler bu şirketlere nefes alabilmeleri için
en fazla 3-5 yıl daha kazandırırken, rekabetçi şirketlere zarar verecektir. -
Eğer, sağlanan desteklemelere bağlı olarak yeniden
yapılanma başlatılması düşünülüyorsa, böylesi bir girişim çelik kullanıcısı
konumunda olan şirketlerin satışlarındaki gerilemeyi önlemeyi son derece
güçleştirecektir. Çare, yalnızca talepteki değişimlere ayak uydurmak değil, aynı
zamanda ekonomik olmayan yerli işletmelerin kapanmasıyla yaşanacak iç-arzın
daralmasına da adapte olabilmektir. Eğer
mevcut kriz yalnızca ve esas olarak entegre olmuş ABD çelik işletmelerinin geçmiş
dönemdeki değişikliklere adapte olamamasından kaynaklanıyorsa, sağlanan korumaların
ne meşruiyetini ve ne de uygunluğunu değil iddia etmek , tartışmak bile mümkün
değildir. ABD yönetiminin bir diğer yaklaşımı benimsemesi ve farklı, realist bir
çıkış yolu benimsemesi gerekmektedir: Yeniden yapılanma ve entegre olmuş çelik
üreticilerinin konsolidasyonunu engelleyen ulusal korumalardan vaz geçilmesi . Avrupa’da yeniden yapılanma : Avrupa
çelik endüstrisinin muazzam yeniden yapılanmasında iki büyük aşama vardır.
Birincisi, 1980’li yılların başlarında sıcak tel kapasitesinde 31 milyon tonluk
ciddi bir düşüş görülmüş ve 1992-1996 döneminde de 19 milyon ton düzeyinde ilave
bir kapasite indirimi daha yaşanmıştır. İkinci kapasite daralması geniş çaplı
özelleştirmeler ve serbest piyasa işleyişini devam ettirmedeki kararlılık gibi AB
hükümetlerinin müdahalesiyle gerçekleşmiştir. Bu arada sektördeki istihdamda da
önemli bir daralma yaşanmış ve işgücü sayısı 1973 yılındaki 1 milyonu aşkın
düzeyinden günümüzde 270 bine kadar gerilemiş ve yüz yılı aşkın bir süreden
beri çelik üretimine bel bağlamış bölgeler ve topluluklar açısından son derece
dramatik acılar yaşanmıştır. Endüstriyel değişim ve yeniden yapılanma süreçleri
hızla devam ederken Avrupa çelik sektöründe muazzam bir iş kaybı yaşanmış ama
buna mukabil Avrupa çelik işletmelerinin küresel piyasalardaki rekabet gücünde de son
derece olumlu iyileşme ve gelişmeler görülmüştür. Güney Doğu Asya krizine yanıt ! Aşağıdaki
tablodan da görüleceği gibi, G.Doğu Asya krizini müteakiben Avrupa Birliği, ABD ile
mukayese edildiğinde çelik üretimindeki fazlasından kendi payına düşenden daha
fazlasını absorbe etmiştir. 1997-2000 yılları arasında Avrupa Birliği çelik
sektöründe büyük ölçekte dış ticaret fazlası (ihracat>ithalat) bulunan bir
blok iken, durum tersine dönmüş ve toplam çelik ihracatının 700 bin ton üzerinde
ithalat yaparak çelik sektöründe dış ticaret açığı (ithalat>ihracat)veren bir
blok konumuna gelmiştir. Bu olgunun AB toplam ticaret dengesine yansıması ise 13.3
milyon ton ticaret açığı olarak gerçekleşmiştir.
İthalat
rakkamları daima ihracattan daha fazla olan ve 1997’de 28.8 milyon ton ithalat
gerçekleştirmiş olan ABD ile mukayese edildiğinde, ithalatın 1998 yılında 10 milyon
ton kadar arttığı (38.2 milyon ton) ve 2000 yılında tekrar gerileyerek 34.7 milyon
tona düştüğü görülmektedir. Bu bağlamda ABD çelik dış ticaretindeki net dengede
yaşanan değişim Avrupa Birliği çelik dış ticaretinin net dengesinde yaşanan
değişimin yarısından bile daha azdır. Ayrıca, 2001 yılı verilerine de
bakıldığında ABD çelik ithalatında önemli bir gerileme dikkati çekmektedir.
SONUÇ : Hiç
kimse ABD çelik sanayiinin belli katmanlarında ciddi sıkıntılar olduğunu inkar
edemez. Fakat bu sıkıntılı sürecin ana nedeni, yeniden yapılanma ve rekabetçi bir
endüstriyi inşa etme konusunda başarı sağlanamamış olmasıdır. Geçmiş yıllarda
artan ithalat -iç-arzın iç-talebi karşılayamayacak kadar yetersiz kalması
dolayısıyla- ABD ekonomisinin hızla büyümesine yardım etmiştir. Dolayısıyla
ithalat, ABD endüstrisinin sorunlarının kaynağı olarak görülemez. Avrupa Birliği
gerek Asya ve gerekse Rusya krizlerinde kendine düşen yükten çok daha fazlasını
üstlenmiştir. Korumacı
tedbirler entegre olmuş çelik endüstrisinin sorunlarını çözmeyecek ve ABD’deki
yeniden yapılanmadan kaynaklanan yükü başka ülkelerin omuzlarına yükleyecektir.
Ayrıca, benzer sorunlarla boğuşan diğer ülkeleri de benzer korumacı önlemleri
almaya teşvik etme gibi bir riski barındırmaktadır. Korumacılıkla
ilgili kararlar için soruşturma başlatılmış olması üzüntü vericidir fakat, ABD
Başkanının kapasite fazlası sorununun yapay olarak devam ettirilmesi sorunu ve
sorunlardan kaçmak için devlet yardımlarına sığınma ve dolayısıyla serbest
ticarete zarar verme riski de dahil olmak üzere diğer Hükümetlerle görüşerek
sektörde çok taraflı bir çözüm arayışını önermesi memnuniyet verici bir
gelişmedir. Bu yaklaşım, tüm dünya çelik piyasalarında adil bir rekabetin
koşullarının oluşturulmasını sağlayacaktır. Ayrıca, uluslar arası müzakereler
tek yanlı korumacı önlemlerin alınmasına engel olacak ve yapısal sorunların -çelik
ticaretinin serbest piyasa koşullarında yapılıp; yapılmaması sorgulanmaksızın ve
dünya çelik piyasalarının işleyişine zarar verilmeksizin- çözümüne katkıda
bulunacaktır. |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||