| mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu |
TOPLAM KALİTE YÖNETİMİ DAHA FAZLA KÖLELEŞTİRMEDİR İzmit Kriz ve Esnek Çalışma Grubu
|
Ülkemizde 1980 sonrası ifade
edilmeye başlayan;liberal ekonomi,yeni dünya düzeni,bilgi toplumu, postmodernizm,
enformasyon çağı gibi pek çok kavram bir yanıyla göz alıcı iddiaların ve
umutların temsilcisi olarak gösterildiler. Dünyada yirminci yüzyılın son
çeyreğinde kapitalizm,yapısal krizine çözüm olarak
küreselleşme(globalleşme)kavramını ortaya attı.1970’li yıllar kapitalizmin
bütünsel olarak içine girdiği krize karşı yeni mekanizmaları hayata geçirmeye
başladığı yıllar oldu. Sermaye bu mekanizmaları egemenliğini arttırabilmek,
merkezileşmesi ve yoğunlaşması önündeki engelleri ortadan kaldırabilmek için
üretmiştir. Kısacası küreselleşme özünde sermayenin küreselleşmesidir. Sermaye
dünyayı bir fason üretim merkezi haline getirebilmek için mikro ölçekte;sosyal
devletin tasfiyesi,devletin yeniden yapılandırılması uygulamalarını IMF, WTO gibi
küresel kurumlarıyla yapısal reformlar olarak ülkemizin de içinde olduğu pek çok
ülkeye dayatmaktadır. Sermayenin kuralsızca hareket etmesini sağlayan bu mekanizmaların getirdiği yapısal değişiklikler, dayatılan tüm ülkelerdeki emekçiler için;ücretlerin düşürülmesi,sosyal devlet olgusunun yok oluşu, kuralsız (esnek)çalışma ve güvencesiz istihdam,sosyal hakların piyasanın insafına bırakılması,yoğun işten atılma gibi imha ve yıkım politikaları olmuştur. Devletin ekonomiden elini çekmesi gerektiği söylemiyle hemen her şey kar ve rekabetin daha da vahşileştiği piyasanın hizmetine sunulmuştur. Sermayenin uluslararasılaşması ve piyasanın önündeki engellerin kaldırılması süreci, sermaye gruplarının ve kapitalist blokların (ABD,AB,JAPONYA) paylaşım savaşının yaşandığı bir rekabet ortamı yaratmıştır. Esnek çalışma; yoğun rekabet ve teknolojik gelişmeyle baş edebilmek için,sermayenin üretim sürecinde yapmak zorunda olduğu değişiklikler aslında kaçınılmazdır. Esneklik, teknolojik gelişme ya da kalite,dalgalanan ve sürekli değişen talebe karşı kapitalizmin ayakta kalabilmesi için uyması gereken zorunluluklardır. Son dönemde uygulanan tam zamanında üretim,takım çalışması ve esnekliğin temel amacı üretim sürecindeki sermayenin en kısa sürede dolaşıma girmesidir. Sermayenin krize karşı bir strateji olarak ortaya koyduğu esnekliğin en temel biçimi emek piyasasının esnekliğidir. Ekonomik belirsizliğin hüküm sürdüğü kriz koşullarında sermaye,piyasanın dalgalanmalarına göre emek kullanmak istemekte,bunun için tüm hukuksal kısıtlamalardan kurtulmaya çalışmaktadır. Kısmi zamanlı çalışma,parça başı,eve iş verme, geçici iş ve özellikle taşeronlaşma emek piyasasını esnekleştirmektedir. Sermaye esneklikle bir diğer açıdan,işçilerin tarihsel kazanımları olan sosyal hakların maliyetleri ve iş güvencesinden kurtulmaya çalışmaktadır. Sermaye;esnekliği,dünya
piyasasında artan rekabet ve buna uyma zorunluluğu argümanıyla dayatırken, rekabet
karşısında verimlilik ve kalitenin yükseltilmesi temel mesaj olarak sunulmaktadır.
Tabi ki sermaye için verimlilik daha
çok,maliyetlerin ucuzlatılmasıdır. Bunun için başlıca yol da iş gücü maliyetinin
ucuzlatılmasıdır. Bu da ancak emeğin esnekleştirilmesiyle mümkündür. Şirketler
bunun için işletmelerini ucuz emek sunan
ülkelere kaydırmakta,bu da o ülkelerde enformel sektörler oluşturmaktadır. Sermaye
böylelikle emek sömürüsünü de küreselleştirmektedir. Bu şekilde ulusötesi
şirketler piyasada her an değişen ihtiyaçlarına göre emeği kuralsızca
kullanabilmektedir. Nitelikli-niteliksiz ayrımı olmaksızın tüm işgücü piyasasında
çalışma yaşamının kurallarını sermaye belirlemektedir. Emek
kullanımının kuralsızlaşması, emeğin pazarlık gücünü de yok etmektedir. Emek
örgütü sendikaların pazarlık güçlerinin yanı sıra sınıfsal taraf olma rollerini
de işlevsizleştirmeye başlayan bu uygulamalar,iş gücü yapısının değişmesiyle
derinleşmektedir. Ülkelerin birbiriyle rekabeti beraberinde emeğin de birbiriyle
rekabetini getirmekte,sınıfsal dayanışmayı da azaltmaktadır. Özellikle Toplam
Kalite Yönetimi uygulamalarıyla,özelde çalışanlar,genelde sendikalar,rekabet adına
verimlilik için işletmelerin ve kurumların(kamuda)kendi politika ve uygulamalarına
yardımcı olmaları beklenen kişi ve örgütler durumuna getirilmektedir. Sermaye
artık,zaten ücret sendikacılığı çizgisindeki emek örgütlerinden ‘büyüme
sendikacılığı’ yapmalarını istemektedir. GATS Anlaşması ve ülkemizde genel
durum Kapitalizmin
içinde bulunduğu dünya ölçekli kriz,ülkemizde de yapısal uyum politikaları ile
kendini göstermektedir. IMF,Dünya Bankası gibi kurumlar eliyle Türkiye yeniden
yapılandırılmaktadır. Özelleştirmeler, devalüasyonlar ve nihayetinde kriz bahane
edilerek meclisten geçirilen onlarca yasa,emekçiler için daha fazla yoksullaşmayı
getirmektedir. Sadece 2001 yılında bir milyondan fazla kişi işten atılmıştır. Buna
rağmen IMF sözcüsü kamuda 40 bin kişinin(şimdilik)işten atılmasını istemektedir.
Yani özel sektörden sonra kamu alanında da işten çıkarmalar yoğun bir şekilde
yaşanacaktır. Yine,hazırlanan personel yasası ile varolan 657 sayılı yasa ortadan
kaldırılarak,elle tutulur tek yanı olan kamu çalışanları iş güvencesi yok
edilecektir. Asker,polis ve yargı mensupları dışında kalan bütün kamu
çalışanlarını sözleşmeli hale getirecek olan bu yasa ile mevcut olan ücret ve
liyakat sistemi de değiştirilerek,performansa göre ücret sistemi getirilmektedir. Yaşanan tüm bu yapısal değişiklikler,Türkiye’nin de kurucu üye olarak imzaladığı ve 25 Şubat 1995 tarihinde TBMM’ce onanan GATS(Hizmet Ticareti Genel Anlaşması) anlaşmasına dayanmaktadır. Bu anlaşmaya göre Türkiye başta eğitim ve sağlık olmak üzere pek çok(mesleki, haberleşme, müteahhitlik, çevre, mali, turizm, ulaştırma..) hizmet alanını piyasa koşullarına göre düzenleyeceğini,üyesi olduğu Dünya Ticaret Örgütü(DTÖ)’ne taahhüt etmiştir. Buna göre adı geçen alanlarda devletin etkinliği kırılarak,bu alanlar yerli uluslar arası serbest ticarete açılacak ve bu ticaret uluslar arası tahkim kurullarının denetimine tabi olacaktır. Yani devlet örneğin eğitim alanında faaliyet gösteriyorsa bu alanda faaliyet gösteren diğer şirketlerle haksız rekabet oluşturacak bir konumda olamayacaktır. Örneğin,yapılan hizmetin ücretsiz olması,iş güvencesi,istihdam ve çalışma koşulları gibi konular haksız rekabet konusu olduğundan,şirketlerce devlet aleyhine tahkim kurullarında dava açılabilecektir. Bu nedenle
devlet kamuda serbest piyasa mantığını ve mekanizmalarını bir an önce
yerleştirmeye çalışmaktadır. Bu süreç norm kadro uygulamasıyla başlamıştır.
Pilot kurumlarda uygulaması süren ve yayılan Toplam Kalite Yönetimi ve hazırlanan
personel rejimi reformu yasası da oluşturulacak piyasa mantığının
mekanizmalarıdır. Çalışanların ücret artışı,terfisi,işten çıkarılması,yer
değiştirmesi v.b. konularında başvurulacak olan performans sistemi kamuda verimliliği
arttırmak iddiasıyla uygulanmak istenmektedir. kamuda toplam
kalite yönetimi (tky) Özelleştirme
uygulamaları ile başlayan piyasa mantığı TKY gibi uygulamalarla büyük bir hız
kazanmıştır. Bu güne kadar özel işletmelerde uygulanan TKY artık kamuda da
uygulanmaya başladı. Amaç verimlilik ve performans artışı sağlamak. Sistemin
başarıyla uygulanabilmesi için mutlaka çalışanların desteğini alması gerekiyor.
Aksi taktirde TKY uygulamalarının sonucu fiyaskoyla sonuçlanıyor. Durum böyle olunca
TKY uygulamalarını çalışanlara kabul ettirebilmek için kulağa hoş gelen yöntemler
uygulanıyor;katılımcılık,kendini ifade hakkı,kararların birlikte alınması ve
uygulanması,sorunların birlikte tespit edilmesi ve çözülmesi v.b. Bu güne kadar
kamuda ve özel sektörde edilgen konumda olan,ne emredilirse uygulaması beklenen
emekçiler,TKY içinde kendilerini daha değerli hissetmekte,hatta zamanla kalite
çemberleri içinde birbirleriyle rekabet(satei)eder hale gelmektedirler. Bu
uygulamayla kamu kuruluşlarında ;yararlananlar(yani halk)müşteri,kurumlar
fabrika,çalışanlar her işi yapabilecek nitelikte ‘kaliteli’ eleman,yöneticiler de
pazarlamacı olacaklardır. Bu nedenle kamuda uygulanması istenen TKY,kamu
kuruluşlarının tamamının piyasa koşullarına uyarlanması,üretilen hizmetinde
metalaştırılmasını sağlayacaktır. tky ve kalite yanılsaması Tamamen piyasa koşullarında oluşturulan TKY ile kaliteli mal ve hizmetlerin üretileceği iddia edilmektedir. Bunun için de sıfır hata gibi kulağa hoş gelen kavramlarla müşteriye ulaşılmaktadır. Oysa biliyoruz ki üretilen mal ve hizmetlerin kalitesi, kullanım değeri ile ölçülür. Yani üretilen ürün ihtiyaçlarımızı karşılıyorsa ve ne kadar süre kullanılabiliyorsa o kadar kalitelidir denilebilir. Oysa TKY sistemi ile üretilen ürünlerin kullanım ömrü en fazla bir yıl sürmekte daha sonra mutlaka arızalanmaktadır. Bu da sermayenin işine gelmektedir,çünkü kullanımdan düşen bir ürünün yerine yenisini piyasaya sürebileceklerdir. Bunu gerçekleştirmek için kapitalistler piyasayı sürekli olarak reklamlarla yönlendirmektedir ve ihtiyaçla orantılı olmayan bir tüketim alışkanlığını körüklemektedir. Bu nedenle üretim sektöründe sermaye,ürün çeşidini sürekli artırmakta ürün kullanım ömrünü kısaltmaktadır. Anlaşılacağı üzere sermaye açısından Toplam Kalite anlayışında amaç,ürün kalitesini ve insanın yaşam standardını yükseltmek değil,kar döngüsünü sürdürmektir. Ayrıca
lisans ve patentler yoluyla,çeşitli mal ve hizmetlerin üretimi güçlü tekellerin
elinde bulunduğundan,kapitalizmde eşit rekabetten söz etmek de bir yanılsamadır.
Dolayısıyla rekabetin eşit olmadığı ortamda üretilen ürünün ya da hizmetin ne
kadar kaliteli olduğu da sorgulanmalıdır. Kalite aynı zamanda göreli bir kavramdır.
Örneğin bir ürünün kalitesi farklı sınıflardan insanlar için farklı
tanımlanabilir. tky ve kalite çemberlerinde
çalışanların durumu Esnek emek
yönetimi biçimlerinden toplam kalite yönetiminde,kapitalizmin daha fazla kar
amacı,işin yoğunlaşmasını getirmekte,sömürüyü arttırmaktadır. Bu durumu,kalite
uygulamasını yaşayan bir işçi yeterince ifade etmektedir: “Esnek çalışmada anlaşılması gereken
şudur:Birkaç işi bir tek kişinin yapmasıdır...Fabrikanın pek çok ünitesinde ciddi
değişiklikler oldu...İşveren kalite çemberi uygulamasına başlaması itibariyle 53
kişinin çalıştığı bir ünitede şu anda vardiya usulü ile 15 kişi
çalıştırmaktadır...işçi sayısında düşüş olmasına rağmen üretim 2-3 kat
artmıştır.” TKY ve kalite çemberlerine çalışanların katılımı şarttır. Bu katılımın gönüllü olduğu söylenerek sürekli propaganda yapılmaktadır. Oysa çalışanlar iş güvencesinin olmadığı,ücret artışının da kalite çemberlerinde mesai sonrası yaptığı çalışmalara bağlı kılındığı bir işyerinde kendilerini TKY uygulamaları içinde zorunlu olarak bulmaktadır. Kalite çemberlerinde tartışılamayacak,’beyin fırtınası’ yapılamayacak konular belirlenmiştir. Buna göre;ücretler,özlük hakları,sosyal haklar,kişisel problemler kalite çemberlerinin konusu değildir. Kalite çemberi uygulamalarını başlatan Japonya’da işçiler günde yaklaşık 18 saat çalışarak bedenlerini ve beyinlerini fabrikadaki verimlilik artışı çalışmalarına adamışlardır. Toyota fabrikasında bir işçi bir günlük üretim faaliyeti sırasında yaklaşık 6 mil yol katetmektedir. Ayrıca işçiler hastalık izinlerini yıllık izinlerinin önemli bir kısmını kullanmayarak işyeri performans göstergelerini etkileme yoluna gitmektedirler. Özellikle Japonya’daki uygulamalar göz önüne alındığında,toplam kalite yönetiminde,iş yoğunlaşmasının çalışanlar üzerindeki etkileri ürkütücü boyutlara ulaşmıştır. Örneğin otomobil fabrikalarında presleme aşaması ABD’de 6 saatte gerçekleşirken,bu Toyota fabrikalarında 1 saat 12 dakikaya indirilmiştir.(Ercan,P-İş yıllığı 95-96)Yine Japonya’da artan emek verimliliğine rağmen,ücretlerde ve sendikalaşma oranlarında önemli düşüşler gözlenmiştir. Kalite adına iş yoğunlaşmasının en önemli etkilerinden biri,Japon İşçileri İnsan Hakları Komitesi’nin açtığı davalarla ortaya çıkmıştır. Buna göre kalite çemberlerinde birbiriyle rekabet(satei)eden çalışanlarda aşırı çalışma ve stresin yol açtığı kalp ve diğer hastalıkların sonucu olan ani ölüm(karoshi)lerin giderek yaygınlaşmış,bu nedenli 4,152 ölüm olayı hakkında dava açıldığı belirtilmiştir. Bu nedenle Japonya’da sendikalar federasyonunun (Zenzoren) yapmış olduğu bir anketi cevaplayan işçilerin %54.1’i en çok kaygılandıkları şeyin ne olduğu sorusuna ‘sağlığım’ yanıtını vermiştir. Kalite yönetimiyle iş yoğunlaştırma,sermaye için aynı zamanda emek-sürecini mutlak bir disiplin altına alma yöntemidir. Bu duruma iyi bir örneği Kanada İşçi Sendikası(CAW) vermektedir. Kanada’da Japon ortaklı şirketlerde,yönetim işçileri kontrol etmek için iş istasyonları ile kafeterya arasındaki geliş gidişleri bile kamerayla kontrol etmektedir kim gitsin? zayıf
halka TKY toplum
kültürüne de yavaş yavaş yerleştirilmektedir. Verimlilik adına işletmelerde kalite
çemberlerinde çalışanların performansını ve buna bağlı olan iş güvencesini ve
ücretini korumak adına çalışma arkadaşlarıyla rekabet etmesini
meşrulaştırmayı,TV programlarıyla medya da yapmaktadır.Zayıf halka ve kim gitsin
gibi kavramlarla yetişen kuşaklar gelecekte her türlü ilişkiyi çıkar ilişkisi
olarak değerlendireceklerdir. tky ve sendikalar Kalite çemberlerinin getirdiği
işyeri çalışma ortamı sürekli gelişme ve iyileştirmeyle sağlanan verimliliği
gerektirmektedir. Bu da çalışanları yüksek performans göstererek işyerinde
birbirleriyle rekabet etmeye zorlamaktadır. Bu rekabet Japonya’daki TKY
uygulamalarında ‘satei’ olarak adlandırılmaktadır. Anlamı kişisel rekabettir
Satei sadece geçmiş performansı değil,öncelikle ve özellikle işçinin işi yapma istekliliği,ekip içerisindeki tutumu ve
performansını arttırma kapasitesi gibi büyük oranda kişiliğiyle ilgili
özelliklerini değerlendirmektedir. Uygulamada satei,çalışanın derecesine göre
maaşının hesaplanmasında bir not olarak yönetimce verilmektedir. Bu da
çalışanların satei notunu yükseltmek için kıyasıya rekabeti getirmektedir.
Satei,çalışanların yaşamını,çalışma sürelerini çeşitli yollarla arttırarak
derinden etkilemektedir. Ancak en ilginci Japonya'daki işletmelerde satei
değerlendirmesini yapan formenin aynı zamanda genellikle işyeri sendikasının alt
düzey bir yöneticisi olmasıdır,farklı bir deyişle satei,firma ile işyeri
sendikasının çalışanlar üzerindeki birleşik iktidarının önemli bir aracını
teşkil etmektedir. TKY uygulamasında çalışanlar
arasında dayanışma ve yardımlaşma gibi kavramlar şirket çıkarı söz konusu
olduğunda anlamlı olmakta,çalışanların birlikte örgütlenip birlikte mücadelesi
gerektiğinde işyeri çıkarları bunun önüne geçmektedir. Her ne pahasına olursa
olsun ön planda olan işyeri çıkarları,Japonya’da görülen işyeri
sendikacılığını gündeme getirmiştir Bu sendikalar işkoluna göre değil,işyerine
göre toplu sözleşme yaptıklarından,aynı işkolunda çalışan işyerlerinin
çıkarlarını bir arada tutan ve daha güçlü mücadele yürüten örgütler
olamamaktadır. SonuçGörüldüğü gibi işyerinde aileye,sendikalara kadar her alanı hedef alan TKY aslında emekçiler için ideolojik bir saldırıdır. Cazip yöntemlerle emekçilere sunulan bu uygulama sonunda onlar için bir yıkım olacaktır. Emekçilerin daha çok çalıştırılıp,daha az ücret alması öngörülmektedir. Böylece üretilen mal ve hizmetlerin işgücü maliyetleri azaltılarak rekabet şansının artacağı söylenmektedir. Piyasadaki her türlü hizmet ve ürünün bu şekilde üretileceği düşünüldüğünde,bu sistem topyekün bir üretim sistemi olarak algılanmalıdır. Bu da esnek üretim sistemidir. Esnek üretim sistemi işçi sınıfına ait,kendinden önceki bütün kazanımları kendisine engel olarak görmektedir Planlı olarak bu kazanımlar sermaye tarafından bir bir ortadan kaldırılmakta,TİS görüşmelerinde esneklikle ilgili maddeler dayatılmaktadır ve kabul ettirilmektedir. Sendikalar esneklikle ilgili saldırıyı yeterince önemsememiş,ve gereken tedbirleri almamışlardır. Avrupa’da bazı işkollarında sırf esneklik uygulamaları yüzünden greve çıkıldığı görülse de sermayenin saldırısı olanca hızıyla sürmektedir. Türkiye’de de son günlerde çalışma bakanlığının hazırladığı iş güvencesi yasa tasarısına işveren örgütü TİSK,tek başına bu yasaya karşı çıkarak esneklikle ilgili mevzuat değişiklikleriyle birlikte ele alınmasında ısrar etmektedir. Sendikalar bu konuda vakit
kaybetmeden çalışanları bilinçlendirmeli, varolan imkanlarını bu bilinçlendirme
süreci için seferber etmelidir. Saldırı toplumun bütün kesimlerini
ilgilendirdiğinden bu konuda geniş bir uzlaşma aranarak tüm emek örgütleri
işbirliği içinde olmalıdır. |