mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu
Kamu Emekçileri Mücadelesi ve Sahte Sendika Yasasının Eleştirisi

Hazırlayan: İrfan Kaygısız (KESK Uzmanı)

Katkıda Bulunanlar: Cengiz Uzuner ve Cengiz Aşkıncı (KESK Yönetim Kurulu Üyeleri)

 

İÇİNDEKİLER

1990 Sonrası Sendikal Örgütlenme.....................................1
Sendikaların Kurulması.......................................................2
KESK'in Kuruluşu.............................................................2
Yasa Üzerine Genel Değerlendirme....................................4
Yasa Hakkında Gerekçeli Değişiklik Önerileri....................9
Toplusözleşme ve Grev Anayasa'ya Aykırı Değildir...........23
Neden Toplusözleşme İstiyoruz........................................24
Toplugörüşme Nedir........................................................28
Neden Grev İstiyoruz.......................................................29
Sendikalarımızın Grev ve Toplusözleşme Hakkı Vardır......32
Uluslararası Sözleşmelerin Bağlayıcılığı Konusunda
Anayasa Mahkemesi ve Danıştay Kararları.......................33
Uluslararası Sözleşmeler Kamu Emekçilerine Grev ve Toplusözleşme Hakkı Tanımaktadır...................................................................36
Kamu Emekçilerinin Sendikal Hakları için Ne Dediler.......42
istanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nin Görüşü..............46
Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nin Görüşü............48
TÜRK-İŞ'in Görüşü........................................................51
DİSK'in Görüşü..............................................................52
HAK-İŞ'in Görüşü..........................................................54
Uluslararası Sözleşmelerin Bağlayıcılığı Konusunda Adalet Bakanlığı'nın Görüşü....... 55
Dünyada Sendikal Haklar................................................58
Avrupa'da Grev Hakkı....................................................60

 

SAHTE SENDİKA YASASININ ELEŞTİRİSİ
1980 SONRASI SENDİKAL ÖRGÜTLENME
12 Eylül 1980 askeri darbesi ile toplumun diğer emekçi ve sistemin muhalif kesimleri gibi kamu emekçileri de ekonomik, sosyal ve siyasal hak kayıplarına uğratılarak, zora, şiddete ve sindirmeye dayalı baskı altında tutularak örgütsüzleştirildiler. 1985 yılında bilim insanlarının kamu emekçilerinin sendikal örgütlenmelerinin ve sendika kurmalarının önünde Anayasal bir engel olmadığı, Uluslararası Sözleşmelerin ve 1982 Anayasası'nın 90. maddesinin kamu emekçilerine sendikal örgütlenme hakkı tanıdığı yönünde yapılan yorumlar ve açılımlar kamu emekçilerinde yankısını göstererek, sendikal örgütlenme çalışmalarının yönlendirilmesine de katkıda bulundu. 1980 sonlarında kamu emekçileri bir taraftan yaratmış olduğu derneklerle sendikal örgütlenme faaliyetlerini yürütürken, diğer taraftan da eylem ve güç birlikleri oluşturarak, kendi ekonomik ve sosyal haklarına sahip çıkma temelinde eylemli bir sürece girdiler.
Kamu emekçileri 1985 yılından itibaren yayın faaliyetlerinde ve mesleki örgütlenmelerde sendikalaşmayı tartışmaya başladılar. Bunun için Sendikal Haklar Komisyonları (SHK) oluşturdular. SHK'larm önderliğinde telgraf çekme eylemleri, yemek boykotları, kitlesel basın açıklamaları, paneller, kapalı salon toplantıları gibi etkinliklerde bulundular. Bu dönemde nasıl bir sendika sorusuda yanıtlanmaya çalışıldı. Genel yönelim, işkolu temelinde örgütlenmiş, grevli-toplu sözleşmeli sendika oldu.
Hak kayıplarını telafi etmek için alanlara çıkan işçilerin 89 Bahar Eylemleri olarak bilinen eylemlilikleri bu süreci hızlandıran temel etkenlerden biridir.
1985-1990 yılları arasında 12 Eylül döneminin egemen kıldığı yasaklar psikolojisi kırıldı ve geleneksel "memur" kültürü ve davranışını aşmayı hedefleyen çalışmalar yürütüldü. Kamu emekçileri bu dönemde sürdürülen faaliyetin merkezileşmesi vegüçbirliği oluşturulması için kamu çalışanları platformları oluşturdular.
SENDİKALARIN KURULMASI
ilk olarak 28 Mayıs 1990 yılında eğitim emekçilerinin bir bölümü EGJTİM-İŞ'i (Eğitim İşkolu Kamu Görevlileri Sendikası) kurdu. Ardından EGİTİM-SEN (Eğitim, Bilim ve Kültür Emekçileri Sendikası) kuruldu. Bu iki sendika birleşerek Eğitim-Sen adını aldı. TÜM BEL-SEN den (Tüm Belediye Memurları Sendikası) başlayarak çok sayıda sendika kitlesel başvurularla kurulmaya başlandı. Hakların örgütlü mücadele ile alınabileceği inancı giderek tüm kamu emekçilerinde yankı bulmaya başladı.
1990-91 yılları sendikaları kurma ve yaşatma yılları olarak tanımlanabilir. Bu dönem baskılarla ilk karşılaşılan yıllar oldu. Kurulan sendikaların tümü hakkında kapatma davaları açıldı, bazı yöneticiler geçici sürelerle görevden uzaklaştırıldı ve sendikalar mühürlenmeye başlandı. Ancak devletin bu baskısı karşısında kamu emekçileri geri adım atmadılar. Bir yandan hukuksal alanda girişimlerini sürdürüken, diğer yandan fiili ve meşru temelde mücadelelerine devam ettiler. Sendikaların mühürleri sökülerek çalışmalar sürdürüldü, açılan davaların sonucunda hukuksal alanda da kazanımlar elde edildi.
KESK'İN KURULUŞU
İş kolunda sağlanan birleşmelerle 400 bin üyeli 28 sendikanın üst örgütü olarak 5 Aralık 1995'te KESK tüzel kişilik kazandı. KESK gerek kitleselliği ile gerekse mücadeledeki kararlılığı ile ülkemizdeki en dinamik sendikal güçtür.
KESK, kamu emekçilerinin 6 yıllık mücadele birikimi ve geleneği üzerinden kuruldu. Bu bakımdan KESK'in tarihi 3 yıllık bir süre île sınırlandırılamaz. KESK'in tarihi 9 yıllık demokrasi, sendikal hak ve özgürlükler mücadelesinin tarihidir.
Kamu emekçileri 9 yıl süresince bir çok baskı ve engelleme girişimlerine karşı kitlesel bir direniş hareketi yarattılar. KESK bu mücadelenin bugünkü kurumsal adıdır.
Bütün dünyada, sendikal hareketin güç kaybettiği bir dönemde, ülkemiz kamu emekçilerinin örgütlenerek ayağa kalkışı, aslında yeni liberal ekonomi politikalara karşı da bir başkaldırıdır. Bu başkaldırı sermayenin bütün dünyada sendikal harekete yönelik saldırılarına da bir yanıttır. Kamu emekçilerinin örgütlenmesi, bütün örgütsüzleştirme girişimlerine karşı bir çıkıştır.
Bu ayağa kalkışın kolay olmadığı açıktır. Bugüne kadar 100 bini aşkın kamu emekçisi adli veya idari cezalara uğramış, binlerce kamu emekçisi ilk defa coplarla karşılaşmıştır. Ancak bu baskı ve engellemeler kamu emekçilerini yıldırmamış, mücadele kitleselleşerek sürmüştür.
12 Eylül'ün yarattığı baskı politikalarına ve örgütsüzleştirme çabalarına karşın, binlerce kamu emekçisinin sınıf mücadelesinde çok kısa bir zaman dilimi olan bu sürede, sendikalarda örgütlenmesi küçümsenemez bir olgudur. Tarih kamu emekçilerinin bu mücadelesine hak ettiği yeri verecektir.
Kamu emekçileri dokuz yıldır sürdürdüğü mücadele ile toplumsal muhalefetin en önemli dinamiği oldu. Yürütülen bu mücadele Grevli-Toplu sözleşmeli sendika hakkı mücadelesinin yanı sıra, demokrasi mücadelesi, özgürlük mücadelesi, ekmek mücadelesidir. Bu mücadele ekonomik olduğu kadar, siyasal bir mücadeledir ve devletin bütün alanlarda demokratikleştirilmesini hedeflemektedir.
Kamu emekçileri, sendikalarını kurduğu 1990 yılından bugüne onlarca onurlu ve haklı eylemler gerçekleştirdi. Bir çok kez hizmet üretiminden gelen gücünü kullanarak iş bıraktı, Ankara'ya yürüdü, mitingler, vizite eylemleri, kitlesel basın açıklamaları yaptı. Gerektiğinde Kızılayı geceli gündüzlü işgal etti. 4 Mart Kızılay direnişi ile ve sonrası kitlesel eylemleriyle şanlı mücadele tarihine yeni sayfalar ekledi.
8 Aralık 1995 tarihinde yapılan kitlesel başvuru ile tüzel kişilik kazanan KESK, 16-18 Ağustos 1996 tarihlerinde yaptığı l. Olağan Genel Kurulu ile de kurumsallaşma yönünde önemli bir adım attı.
KESK'in Genel Kuruldan sonra gelen en yetkili organı Genel Yönetim Kurulu'dur(GYK). GYK, Genel Başkanlar ve Genel Kuruldan seçilen üyelerden oluşur. Karar süreçlerinin demokratik ve katılımcı bir tarzda işlemesi amacıyla GYK 91 kişiden oluşturulmuştur. Genel Kurul ve Genel Yönetim Kurulu'nda alınan kararlar ise 11 kişiden oluşan Merkez Yürütme Kurulu tarafından uygulanır.
KESK 57 milyon üyeli Avrupa Sendikalar Konfederasyonu (ETUC) ve 124 milyon üyeli Dünya Hür İşçi Sendikalar Konfederasyonu (ICFTU) üyesidir.
"KAMU GÖREVLİLERİ SENDİKALARI
KANUNU TASARISI" ÜZERİNE GENEL DEĞERLENDİRME

Hükümet tarafından hazırlanan kanun tasarısı, TBMM tarafından onaylanarak Anayasanın 90. maddesi gereğince yürürlüğe konulan başta ILO sözleşmeleri olmak üzere uluslararası insan hakları belgelerinin güvence altına aldığı temel hakları yok saymaktadır, imzalanan uluslararası sözleşmeler gereği iç hukukta yapılacak düzenlemede yer alması gereken başta toplu sözleşme ve grev hakkımız olmak üzere, temel sendikal haklarımız tasarıda yer almamaktadır. Tasarı bu haliyle yasalaştığında sendika ve konfederasyonlar bugün fiilen kullandıkları hakları kullanamaz duruma gelecekler ve sendikalar mesleki dayanışma örgütlerine dönüşecektir.
Kanun tasarısının ülkemiz çalışma yaşamında demokratikleşme adımı olarak değerlendirilebilmesi için temel evrensel hak ve özgürlükleri içermesi gerekir. Sendikal haklar toplu sözleşme ve grev hakkı da dahil olmak üzere bir bütündür. Oysa kanun tasarısı, bu temel haklarımızı içermediği gibi, sendikal faaliyetleri verimlilik araştırmaları yapmaya, mesleki kurslar düzenlemeye ve spor alanları yapmakla sınırlıyor.
Diğer yandan bu tasarı kanunlaşıp yürürlüğe girdiğinde;
o 420.000'i aşkın kamu çalışanı sendika üyesi olamayacak,
o İki sendikamız kapatılacak.
o Metropol illerdeki büyük işyerleri dışında çalışan yüzbinlerce kamu emekçisinin işyeri temsilcisi seçme hakkı elinden alınacak,
o Üyelik ödentisinin kesilmesi zorlaşacak,
o Sendikalarımızın çalışan sayısı 1000'den az olan bölgelerde şube açmaları engellenecektir.
Yukarıdaki kısa başlıklardan da anlaşılabileceği gibi tasarı tümüyle yasaklar tasarısıdır. Tasarı büyük bir ciddiyetsizlikle hazırlanmıştır. Plan Bütçe Komisyonunda yapılan değişikliklerde maddeler arasındaki
bağlantılara bile dikkat edilmemiştir. Maddeler arasında çelişkiler sözkonusudur. Örneğin, Kanun Tasarısı'nın 9.maddesinde Şube Genel Kurulları'nın 500 üyeyle yapılabileceği belirtilirken, 19.madde de şube açmak için en az 1000 üye olma zorunluluğu getirilmiştir.
Hükümet bu tasarıyı hazırlarken sorunun doğrudan tarafı olan ve bugün 500.000 üyeyi aşkın konfederasyonumuzun görüşlerini dikkate almamıştır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından hazırlanan ve 30 Eylül 1997 tarihinde konfederasyonumuzun görüşü istenen kanun taslağı ile bugünkü tasarı arasında oldukça önemli farklılıklar vardır.
Tasarının genel gerekçesinde, sendikalarımızın uluslararası hukuktan doğan kaynaklarını oluşturan sözleşme ve andlaşmalara atıfta bulunularak "Kamu görevlileri dahil tüm çalışanlara sendikalaşma hakkını tanımayı esasen üstlenmiş durumdadır," denilmesine karşın, bu sözleşmelerle güvence altına alınan temel haklarımız yapılan düzenlemede yer almamıştır. Çünkü sendikal haklar örgütlenme, toplusözleşme yapma ve grev hakkını kullanmayı içerir.
Aynı şekilde tasarının madde gerekçelerinde, çok sayıda maddenin yazım gerekçesi olarak ILO sözleşmelerine atıfta bulunulmuş, fakat bunun hemen ardından "ancak" denilerek olumsuz ve atıfta bulunulan sözleşme maddelerine aykırı düzenlemelere yer verilmiştir. Bu bakımdan tasarı uluslararası sözleşmelere aykırıdır.
Konfederasyonumuzun talebi olan grev ve toplusözleşme hakkı TBMM tarafından onaylanarak yürürlüğe giren ve Anayasa'nın 90.maddesi gereği iç hukukta kendiliğinden uygulanabilir hale gelen İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Avrupa Sosyal Şartı ile Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (ILO) 87, 98 ve 151 sayılı sözleşmelerden doğmaktadır.
Anayasa'nın 90.maddesi; "Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası Antlaşmalar kanun hükmündedir, bunlar hakkında Anayasa'ya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi'ne başvurulamaz" demektedir.
Türkiye tarafından onaylanarak yürürlüğe konulan Uluslararası Andlaşma ve Sözleşmeler tartışmaya yer bırakmayacak kadar açık bir şekilde örgütlenme, toplusözleşme ve grev yapma haklarımızı içermektedir.
Kanun tasarısının gerekçelerinde uluslararası sözleşmelerin temel alındığından bahsedilmekte ve bu sözleşmelerin ulusal mevzuata uyarlandığı belirtilmektedir. Oysa yapılması gereken ulusal mevzuatın uluslararası sözleşmelere uyarlanması olmalıdır. Çünkü ulusal mevzuatta
sendikal hakları kısıtlayan pek çok anti-demokratik madde bulunmaktadır.
Bizler kamu emekçisiyiz, devletse işverenimizdir. Yasa da çalışanlarla işverenler arasındaki hukuku düzenler. Bu tasarıyla yine statü hukuk temel alınmış, yıllardır savunageldiğimiz sözleşme hukuku konusunda bir adım atılmamıştır. Oysa ILO sözleşmeleri gereğince de temel alınan sözleşme hukukunun hayata geçirilmesi ve toplusözleşme ve grev hakkımızın yasayla güvence altına alınması gerekmektedir.
Oysa kanun tasarısı bu haklarımız yerine yalnızca toplugörüşmeyi düzenlemektedir. Tasarı ile düzenlenen toplugörüşme halen fiilen uygulanan bir işlemdir. Konfederasyonumuzun ve sendikalarımızın yöneticileri çeşitli sorunları nedeniyle Cumhurbaşkanı'ndan genel müdürlere kadar çeşitli düzeydeki işverenlerle çok sayıda görüşmeler yapmışlardır.
Ancak bu görüşmelerde sorunlar çözülememiştir. Bu gün yapılan düzenleme uygulanagelenin kurumsal hale getirilmesinden başka birşey değildir. Hiçbir bağlayıcı yanı olmayan toplugörüşme sorunlarımızın çözülmesine katkıda bulunmayacaktır.
Toplusözleşme ve grev hakkmıza ilişkin tartışmalar öncelikle bu hakkımızın Anayasa tarafından yasak olup, olmadığı çerçevesindedir. Bu sorun 54. hükümet döneminde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bünyesinde sürdürülen ve içerisinde konfederasyonumuz temsilcilerininde yer aldığı komisyonlarda gündeme gelmiş ve konu ile ilgili olarak bilim insanlarının görüşlerinin istenmesine karar verilmişti. Bakanlık tarafından istenilen görüşlere yanıt veren bilim insanları bu konuda Anayasal bir yasak olmadığını açıkça belirtmişlerdir. Konfederasyonumuzun da elde ettiği bu görüşlerden ikisi ilişikte yer almaktadır.
Bugün toplusözleşme ve grev hakkımızın Anayasa'ya aykırı olduğunu söyleyenler, sendikalarımızı kurduğumuz 1990'lı yıllarda da sendika kurmanın yasak olduğunu söylemişti. Oysa aynı yıllarda kurulu onlarca sendika, bu sendikalarla ilgili mahkemelerin, Yargıtay ve Danıştay'ın yüze yakın olumlu kararı vardı. Şimdi yapılan da önceki yıllarda yapılandan farklı değildir. Yine mahkemelerin, Yargıtay'ın ve bilim insanlarının olumlu görüşleri vardır. Yapılması gereken siyasi irade beyan ederek bu haklarımızın yasal güvence altına alınmasından başka bir şey değildir. Üstelik halen sendikalarımız tarafından imzalanarak işletilen toplusözleşmeler de vardır. (Örneğin Tüm Bel Sen)
Kanun tasarısı, halen kullandığımız birçok hakkımızı elimizden almayı hedeflemektedir. Tasarı, kamu emekçilerini potansiyel suçlu görme yaklaşımı üzerine inşa edilmiştir. Sürekli olarak yasaklardan bahsedilmektedir.
işyeri temsilcisi seçimine ve üyelerden ödenti kesilmesine barajlar konulmaktadır. Kanunun düzenlediği haklardan 29 kişiden az çalışanın bulunduğu işyerlerindeki kamu emekçilerinin bu oldukça kısıtlı haklardan yararlanması bile engellenmekte, işyeri temsilcisi seçimi yasaklanmaktadır. Diğer yandan işyeri temsilcisi seçimi yalnızca bir sendika ile sınırlandırılmaktadır.
Ayrıca sendikaların şube açmaları için en az 1000 kişinin o şubeye üye olma zorunluluğu getirilmektedir. Böylece hiçbir ilçede ve büyük şehirler dışındaki illerde şube açılması fiilen engellenmektedir. Çünkü bilinmektedir ki, bir çok işkolunda küçük illerde zaten 1000 kişi bile çalışmamaktadır.
Diğer yandan toplu görüşme yapmak için sendika ve konfederasyonlar birlikte yetkili kılınmıştır. Ancak yetkili konfederasyona üye bir sendika yerine, başka konfederasyona üye sendika veya sendikalar daha fazla üyeye sahip olduğunda sorun nasıl çözülecektir. Daha az üyesi bulunan bir sendika, o işkolundaki çalışanları nasıl temsil edecektir. Görülmektedir ki, bu yasa sorunları çözmemekte tersine çözümsüzleşti rmekted i r.
Bu güne kadar 50'ye yakın kanun taslağı-tasarısı hazırlanmıştır. Bu tasarı çeşitli hükümetler döneminde hazırlanan ve bazıları TBMM'nin Plan ve Bütçe Komisyonuna kadar gelen tasarıların en yasakçı olanıdır. Bu tasarılar arasında Bakanlar Kurulunun imzasına açılan toplusözleşme ve grev hakkımızıda içeren "Kamu Görevlileri Sendikaları Toplu Sözleşme Ve Grev Kanunu Tasarısı Taslağı" bile vardır. Bu örnek hakların düzenlenmesinde ne kadar geriye gidildiğinin bir göstergesidir.
08.06.1965 tarihinde çıkarılmış bulunan 624 sayılı Devlet Personeli Sendikaları Kanunu ile bu yasayı karşılaştırdığımızda 33 yıl sonunda sendikal hak ve özgürlükler ve demokrasi adına hiçbir ilerleme sağlanmadığı görülecektir.
33 yıl önce çıkan yasa, sendika üyesi olamayacakları daha dar tutmuşken, bugünkü yasa çok daha fazla sayıda kamu emekçisinin sendika üyeliğini yasaklamaktadır.
Bu kanun tasarısının ülkemiz çalışma yaşamının demokratikleşmesine hizmet etmeyeceği ortadadır. Konfederasyonumuz bu taslağın geri çekilerek temel haklarımızı içerecek şekilde bir yasal düzenlenme yapılmasını önermektedir.
Hükümet tarafından hazırlanan kanun tasarısına yalnızca konfederasyonumuz karşı değildir. Türk-lş, DİSK ve Hak-lş açık biçimde bu tasarıya karşı olduklarını belirtmişlerdir. Diğer yandan Türk Dişhekimleri Birliği, Türk Eczacıları Birliği, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği, Türk Tabipleri Birliği başta olmak üzere, çok sayıda demokratik kitle örgütü bu tasarının geri çekilmesi gerektiğini belirtmiştir.
Ayrıca bütün dünyadaki konfederasyonların üyesi bulunduğu ve konfederasyonumuzun da üyesi olduğu 124 milyon üyeli Dünya Hür İşçi Sendikaları Konfederasyonu (ICFTU) ve Avrupa Sendikalar Konfederasyonu (ETUC) Cumhurbaşkanına, Başbakan'a ve Meclis Başkanı'na yazılar göndererek bu tasarının geri çekilmesi gerektiğini belirtmişlerdir.
Bunların yanında geçtiğimiz günlerde Türkiye'ye gelen ILO temsilcileri de bu kanun tasarısının ILO ilkelerine aykırı olduğunu ifade etmişlerdir.
Görülmektedir ki, bu tasarıya yalnızca konfederasyonumuz değil, sorunun tarafı olan bütün konfederasyonlar, demokratik kitle örgütleri ve uluslararası örgütlenmeler karşıdır.
Demokratik hak ve özgürlükleri savunmanın temel kriteri sendikal hakları savunmaktır. Sendikal haklarda yalnızca sınırlı bir örgütlenmeyi değil, toplusözleşme ve grev hakkını da içermektedir. Bu nedenle bugün demokrasiyi savunan herkesin bu temel hakları savunması da demokrat olmasının bir gereğidir.
Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel 23 Eylül 1991 yılında şöyle demişti: "Bakın biz ne yapıyoruz. Devletimiz adına imza atıyoruz. Bu imzalar atıldığı yerde kalıyor, (...) Yasayı (sözleşmeyi) onaylamak kafi değil. Bunun mevcut olması da kafi değil. İşlemesi lazım. İşlemiyorsa dediğini yapmayan devlet saygın devlet değildir."
Bizde, şimdi siyasi iktidarı Türkiye adına altına imza atılan . sözleşmelere uygun düzenleme yapmaya çağırıyoruz.
"KAMU GÖREVLİLERİ SENDİKALARI KANUNU
TASARISI" HAKKINDA GEREKÇELİ DEĞİŞİKLİK
ÖNERİLERİ

Hükümet Önerisi

Madde l - Amaç : Kamu görevlilerinin ekonomik, sosyal, kültürel ve mesleki hak ve menfat-lerinin korunması amaçlanmaktadır. Kanun toplu görüşmeyi düzenlemektedir.
KESK Önerisi
Madde l - Amaç : Bu kanunun amacı; kamu emekçilerinin ekonomik, demokratik, akademik, sosyal, kültürel, mesleki ve siyasal hak ve çıkarlarını koruyup geliştirmek için önceden izin almadan kurdukları sendikalar ve üst kuruluşlarının kurulma ve çalışma ilişkileri ile toplu iş sözleşmesi ve grev haklarını düzenlemektir.

Gerekçe
Amaçlar içerisinde demokratik, akademik ve siyasal haklar yer almamıştır. Sendikalar yalnızca ekonomik ve sosyal haklarla değil, demokratik haklarla da ilgilenmelidir. Amaçlar içerisinde toplu sözleşme ve grev hakkıda yer almalıdır. Çünkü bir sendikanın sendika olmasının temel özelliği üyelerinin ekonomik ve sosyal haklarını korumak amacıyla toplusözleşme yapmasıdır. Uyuşmazlık halinde ise caydırıcı olunabilmesi için grev hakkı kullamlmaklıdır. Açıktır ki, sendikasız demokrasi, grevsiz toplusözleşmesiz de sendika olmaz. Bu iki temel işlevi olmayan bir örgütlenme dernek işlevindedir ve tabela sendikası olmaktan başka bir anlamı yoktur.
Hükümet Önerisi

Madde 3- Tanımlar: Bu madde de çeşitli tanımlarla beraber toplugörüşme, uzlaştırma kurulu ve mutabakat metni tanımlanmıştır.
KESK Önerisi

Toplu iş sözleşmesi metni : Toplusözleşme görüşmeleri sonucu anlaşmaya varılarak düzenlenen metne denir.
Toplu iş sözleşmesi: Çalışanların çalışma koşullarını düzenlemek, sendika ve işverenin karşılıklı hak ve yükümlülüklerini belirlemek üzere bağıtlanan sözleşmeye denir.
Grev : Kamu emekçilerinin ekonomik, demokratik, akademik, siyasal, sosyal kültürel, mesleki hak ve çıkarlarını korumak ve geliştirmek amacıyla işyerlerinde üretimi durdurmaktır.

Gerekçe
TBMM tarafından onaylanan ve Anayasa'nın 90. maddesi gereğince iç hukuka doğrudan yansıması gereken 87 ve 98 sayılı ILO sözleşmeleri toplusözleşme ve grev hakkını içermektedir. Nitekim 87 sayılı ILO sözleşmesinin onaylanması amacıyla dönemin Başbakanı Süleyman DEMİREL tarafından Meclise sunulan yasa gerekçesinde, 98 sayılı ILO sözleşmesine atıfta bulunularak, "bu sözleşmenin kabulü ile kamu görevlilerinede toplusözleşme hakkının tanındığı" belirtilmiştir. Ayrıca bu kanunun genel gerekçeleri içerisinde uluslararası hukuksal dayanaklar belirtilirken, toplusözleşme hakkını düzenleyen 98 sayılı ILO sözleşmesine de yer verilmiştir. Dolayısıyla kanun düzenlenirken bu sözleşmenin gereğide yerine getirilmelidir. Diğer yandan halen toplu sözleşme yapan Tüm Bel Sen sendikam iz vardır ve bu toplusözleşmelere yönelik olumlu yargı kararlan vardır. Örneğin; Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin, Mudanya Asliye Hukuk Mahkemesinin, Bergama Asliye Hukuk Mahkemesinin ve Zonguldak Asliye 1. Hukuk Mahkemesinin toplu sözleşme yapılabileceğine ilişkin kararlan vardır. Yani yasa tasarısı bu maddesi ile halen kullandığımız ve yargı organlarınca onaylanan hakları elimizden almak istemektedir.
Diğer yandan 87 sayılı ILO sözleşmesi gereğince sendikalarımızın grev yapma hakları vardır. Buna ilişkin ILO denetim organlarının çok sayıda kararı vardır.
Ayrıca iş bırakma eylemine katıldıkları gerekçesiyle verilen çok sayıdaberaat kararı vardır. Örneğin, Yomra Askeri Ceza Mahkemesi'nin (Esas 1996/40-Karar 1996/47), Bursa 4.Asliye Ceza Mahkemesi'nin (Esas 1995/271 -Karar 1995/715) Maden Asliye Ceza Mahkemesi'nin (Esas 1995/57-Karar 1996/41) Fatih 4.Asliye Ceza Mahkemesi'nin (Esas 1995/399-Karar 1995/696) Soma Asliye Ceza Mahkemesi'nin (Esas 1995/430-Karar 1996/374) beraat kararları vardır. Bu beraat kararlarının tümünde mahkemeler ILO sözleşmelerine atıfta bulunmuşlardır.
Kamu işveren Vekili oldukça geniş olarak tanımlanmıştır. Devlet adına erk kullanma yetkisine sahip olanlarla sınırlandırılmalıdır.
Toplugörüşme, uzlaştırma kurulu, mutabakat metni tanımları çıkarılmalıdır.
Hükümet Önerisi

Madde 5- Hizmet Kolları: 10 hizmet kolu sayılmıştır.
KESK Önerisi
Bir işyerinin dahil olduğu iş kolunun belirlenmesinde sendika ve üst kuruluşlar taraftır.
Anlaşmazlık halinde sendikalar iş davalarına bakmakla görevli yerel iş mahkemelerinde dava açabilirler. Dava 15 gün içinde karara bağlanır, iş kolları aşağıdaki gibi belirlenmiştir,

l - Eğitim- Öğretim, Bilim ve Kültür Hizmetleri işkolu.
2- Sağlık ve Sosyal Hizmetleri işkolu.
3- Yerel Yönetim Hizmetleri işkolu
4- Enerji, Yapı ve Alt Yapı Hizmetleri işkolu
5- Adalet, Yargı ve İnfaz Kurumları işkolu
6- Toplu Taşıma ve Ulaştırma Hizmetleri işkolu
7- Haberleşme, iletişim, Basm-Yayın Hizmetleri işkolu
8- Büro Hizmetleri işkolu
9- Banka ve Sigorta Hizmetleri işkolu l O-Maden ve Sanayi Hizmetleri işkolu
11-Savunma ve Güvenlik Hizmetleri işkolu
12-Tarım, Orman, Hayvancılık, Gıda ve Su Ürünleri Hizmetleri işkolu


Gerekçe

12 işkolunun daha gerçekçi olacağı düşüncesindeyiz. İşkolu tespitinde kamuda örgütlenmiş mevcut sendikaların durumu dikkate alınmamıştır. Yasa bu şekilde kanunlaşırsa Enerji Yapı Yol Sen sendikamız ikiye bölünecektir, iş kolu belirlemesinde adalet, yargı ve infaz kurumlarında çalışanların bir bölümü ile askeri işyerlerinde çalışan sivil kamu görevlilerinin sendikaları yok sayılmıştır. ASIM SEN ve TÜM YARGI SEN sendikalarımız bu işkolları düzenlenirken dikkate alınmamıştır. Sözü edilen kamu çalışanlarının örgütlenme hakları, 87 Sayılı 1LO sözleşmesinin 9. Maddesinin 1 nci fıkrasında belirtilen ulusal mevzuata bırakılmış yetkiler kapsamında değildir.
" Hizmet kolu" tanımlaması "işkolu" olarak değiştirilmelidir.

Hükümet Önerisi

Madde 6- Kuruluş İşlemleri : Sendika kurucusu olmak için 2 yıldan beri çalışır olma koşulu aranmaktadır.
KESK Önerisi
Sendikaların kurulacağı işkollarında çalışır olmak yeterlidir.

Gerekçe,


Sendika kurucusu olmak için çalışıyor olmak yeterlidir. 2 yılı doldurmayan bir kişi tüm haklardan yararlandığına göre kurucuda olabilmelidir. Tersi durum sendikal örgütlenmeyi zorlaştırıcı bir faktördür.
Hükümet Önerisi

Madde l O- Genel kurulların toplantı zamanı ve karar yeter sayısı : Genel kurulu zamanında yapmayan ve genel kurul yapmak için gerekli işlemleri yapmayan sendika veya konfederasyon yönetim kuruluna işten el çektirme getirilmektedir. Bunun yerine l yada 3 kayyım atanmaktadır.
KESK Önerisi
Sendika şubesi, sendika genel kurulları ve konfederasyon genel kurullarının nasıl oluşacağı tüzüklerinde belirlenir. Tüzüklere delege seçilmeyi engelleyici hükümler konulamaz.

Gerekçe

Genel kurulların nasıl yapılacağı sendika ve konfederasyonların tüzüklerine bırakılmalıdır. Bu şekilde yasayla ve ayrıntılı olarak belirlemeler yapılması ILO sözleşmelerine de aykırıdır.
87 Sayılı ILO Sözleşmesinin 3 inci Maddesi: "Çalışanların ve işverenlerin örgütleri, tüzük ve iç yönetmeliklerini, yönetim etkinliklerini ve iş programlarını belirlemek hakkına sahiptirler" demektedir.
Ayrıca l51 Sayılı ILO Sözleşmesinin 5 inci Maddesinin 2. Fıkrası : "Kamu görevlileri örgütleri kuruluş, işleyiş ve yönetimlerinde kamu makamlarının her türlü müdahalesine karşı yeterli korumadan yararlanacaklardır" denilmektedir. Bu sözleşmeler uyarınca genel kurulların nasıl yapılacağı sendika tüzüklerine bırakılmalıdır. Kanun koyucu bu bakımdan sınırlayıcı olmamalıdır.

Hükümet Önerisi

Madde 13- Yönetim, disiplin ve denetleme kurullarının oluşması, görevleri ve toplantıları : Şube ve sendika yönetiminin 3-7 kişiden, konfederasyon yönetiminin 5-10 kişiden, Disiplin kurulu 3-5, Denetleme kurulunun 3 kişiden ve şube denetçisinin l kişiden oluşması öngörülmüştür.
KESK Önerisi
Sendikalar ve konfederasyonlar genel kurul dışındaki kurulların oluşumunu, görev ve yetkilerini, toplanma ve karar alma yöntemlerini tüzüklerinde belirtir.

Gerekçe

10 uncu maddenin eleştirisinde belirtildiği üzere bu kurulların kaç kişiden oluşacağı ihtiyaçlar ölçüsünde tüzüklerce belirlenmelidir. Kanunun bu madde gerekçesinde 87 ve 98 sayılı ILO sözleşmelerine atıfta bulunulmuş; fakat "ancak" denilerek, madde yine olumsuz şekilde düzenlenmiş ve açıkça ILO sözleşmeleri çiğnenmiştir.

Hükümet Önerisi

Madde 15- Sendika üyesi olamayacaklar: Yasak kapsamında sendikalara işveren vekili olarak ya da askeri işyerlerinde çalışanlar, müfettiş, murakkıp, kontrolör gibi kişiler, ceza infaz kurumlarında çalışanlar da yer almaktadır.
KESK Önerisi:

Bu yasaya göre kurulan sendikalara, işveren vekili olarak tanımlananlar sendiklara üye olamazlar, sendika kuramazlar.

Gerekçe
Kanun oldukça geniş bir kesime örgütlenme hakkını yasaklamaktadır. Kanunun bu maddesi uyarınca 420 bin kamu emekçisi sendika üyesi olamayacaktır. Yani bu madde her 4 kamu emekçisinden birinin sendika üyeliğini yasaklamaktadır. Bu madde de halen varolan durumun gerisinde bir düzenleme getirmektedir. Şu anda isteyen her kamu emekçisi sendika üyesi olabilmektedir.
Bu yasaklama Anayasa'nın eşitlik ilkesine aykırıdır. Bu konuda ILO, kısıtlamanın yalnızca kamu erkini ellerinde bulunduranlara ve çok gizli görevlerde bulunanlara yapılabileceğini belirtmektedir. Bu maddenin yasak kapsamına aldığı binlerce kamu emekçisi halen sendika üyesidir. 8 yıldır sendika üyesi olanlar, 8 yıl sonucunda "haklan güvence altına" aldığı iddia edilen bir kanun ile sendikal haklardan yoksun bırakılmaktadır. Bu kanun yürürlüğe konulduğunda askeri işyerlerinde örgütlü ASIM-SEN kapanacak ve Adalet Bakanlığına bağlı kuruluşlarda örgütlü TÜM YARGI SEN'in üyelerinin önemli bir bölümü sendikal haklardan mahrum kalacaktır.
Örgütlenme Özgürlüğü ve Örgütlenme Hakkının Korunmasına ilişkin 87 sayılı sözleşmenim 9/1. Maddesi ile Örgütlenme ve Toplu Pazarlık Hakkı ilkelerinin Uygulanmasına İlişkin 98 sayılı ILO Sözleşmesinin 5/1 maddesi şöyle demektedir; "Bu sözleşmede sağlanan güvencelerin silahlı kuvvetlere ve polise ne ölçüde uygulanacağı ulusal yasalar ve düzenlemelerle belirlenecektir" Öncelikle belirtmek gerekir ki, ne şekilde uygulanacağı ibaresi hiç uygulamama anlamında değildir. Diğer yandan bu kapsamda tanımlanan kişiler üniformalılardır. ILO Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi 1279 sayılı dava konusunda verdiği ve ILO Yönetim Kurulunun 238. Raporuyla onaylanan kararında; " silahlı kuvvetlerdeki sivil personelin 87 saylı sözleşmenin kapsamında olmadığı" açıkça belirtilmektedir. ILO Uzmanlar Komitelerinin kararları ILO üyesi devletler için bağlayıcı niteliktedir.
Bilindiği üzere ASİM SEN sendikamızın örgütlü bulunduğu işyerlerinde çalışan işçiler HARB İŞ sendikasının üyesidirler ve toplusözleşme yapma hakları vardır.
ASİM SEN'in katılması istemi ile ilgili olarak Ankara Valiliğinin Ankara 9. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı dava sendika lehine sonuçlanmıştır ve bu karar Yargıtay tarafından onaylanmıştır.
Diğer yandan özellikle yolsuzlukları, hırsızlıkları, haksızlıkları ortaya çıkarmakla görevli müfettiş, murakkıp, kontrolör gibi kişilere örgütlenme yasağı getirilerek bu görevdeki kişiler sendikal güçten yoksun hale getirilmekte ve siyasal iktidarların baskılarıyla yüzyüze bırakılmaktadır. Böylece tek başına örgütsüz kalan bireyler, baskılar sonucu yolsuzluklara göz yummak durumunda kalabileceklerdir.

Hükümet Önerisi

Madde 19-Sendika yöneticisinin güvencesi : Sendika şubesi kurmak için en az 1000 üyesi olma koşulu aranmaktadır. Ayrıca şube yöneticilerinin aylıksız izinli sayılması oldukça sınırlandırılmıştır. Örneğin: 1000-3000 üyesi olan bir sendika şubesinde l kişi, 3000 ile 5000 üyesi olan sendika şubelerinde 2 kişi aylıksız izinli olabilecektir.
KESK Önerisi:
Sendika ve Konfederasyon yönetim kuruluna ve şube yönetim kuruluna seçilenler, sendika tüzüğünde belirlenen çerçevede seçildikleri tarihten başlayarak bu görevde kaldıkları süre içinde kurumlarından aylıksız izinli sayılırlar.

Gerekçe
Kanun tasarısının bu maddesi ile 9.maddesi birbiri ile çelişmektedir. 9.madde de "... sendika şubesinin üye sayısı 500'ü aştığı takdirde genel kurullar delegelerle yapılabilir." denilmekte, diğer yandan bu madde de şube açılması için 1000 üye zorunluluğu getirilmektedir.
Sendika şubesinin açılabilmesi için en az 1000 üyesi olma koşulu aranması büyük iller dışında şube açılmaması demektir. Bilinmektedir ki, bir çok işkolunda hiç bir ilçede ve metropol iller dışındaki çok sayıdaki ilde zaten 1000 kişi çalışmamaktadır. Örneğin bu kanun tasarısının 5. Maddesinde yer alan "Bayındırlık, inşaat ve Köy Hizmetleri Hizmet Kolunda" toplam çalışanlar arasında 1000 kişiden fazla çalışan yalnızca 4 ilde bulunmaktadır. Yani bu işkolunda çalışanların tümü bir sendikada örgütlense bile yalnız 4 ilde şube açılabilecektir.
Diğer yandan Konfederasyonumuza bağlı ve halen açık olan sendika şubelerinin büyük çoğunluğu kapanacaktır. Yasa, şubeleri kapatarak örgütsüzlüğü öngörmektedir. Şube binalarında üyelerin yanyana gelerek sorunlarını tartışmaları, güç olup isteklerini işverenlerine bildirmeleri önlenmek istenmektedir.
Sendika şube yöneticilerinin aylıksız izinli sayılması için en az 1000 üyelik aranması ve 1000 ile 3000 üyesi olan şubede l kişinin aylıksız izinli sayılması oldukça yüksek bir orandır. Bu konudaki tercihler sendika tüzüklerine bırakılmalıdır.

Hükümet Önerisi

Madde 20- Sendika ve konfederasyonların yetki ve faaliyetleri: Sendika ve konfederasyonların faaliyet alanı oldukça daraltılmıştır. Faaliyetler; toplu görüşme yapma yanında, verimlilik araştırmaları yapmaya, mesleki ve kültürel nitelikli kurslar düzenlemeye, spor alanları, kitaplık, kreş ve yardım sandıkları vb. düzenlemeye indirgenmiştir.
KESK Önerisi:
Sendika ve konfederasyonlar üyelerinin ortak ekonomik, demokratik, akademik, siyasal, sosyal ve mesleki hak ve çıkarlarını korumak ve geliştirmek amacıyla toplusözleşme yapmaya ve uyuşmazlık halinde grev yapmaya yetkilidir.

Gerekçe
Faaliyet alanı içerisinde demokratik, akademik ve siyasal haklar yer almamıştır. Sendikalar yalnızca ekonomik ve sosyal haklarla değil, demokratik haklarla da ilgilenmelidir.
Faaliyet kapsamında toplu sözleşme ve grev hakkıda yer almalıdır. Kamu çalışanlarının bu hakkı 87 ve 98 sayılı ILO sözleşmelerinde yer almaktadır. Bu konuda Anayasa'ya aykırılık iddaları inandırıcı değildir. Çalışma Bakanlığı tarafından konuyla ilgili olarak önceki hükümet döneminde çeşitli Hukuk Fakültelerinden görüş sorulmuştur. Görüşleri sorulan hukukçular bu hakların Anayasaya aykırı olamadığını açıkça belirtmişlerdir. Görülmektedir ki, yasak Anayasa'da değil siyasilerin kafalarındadır. Bununla ilgili olarak Anayasa Mahkemesinin, Danıştay'ın ve bilim insanlarının çok sayıda görüşü vardır ve bunlar en azından Çalışma Bakanlığı yetkililerince de bilinmektedir.
Anayasa toplu görüşme hakkını en alt bir hak olarak güvence altına almıştır. Diğer yandan grev hakkımıza ilişkin bir yasak getirmemiştir. "Bir hak açıkça yasaklanmadıkça vardır" ilkesinin temel bir hukuk ilkesi olduğu açıktır. Dolayısı ile "yasaklanmamış olan serbesttir" ilkesinin geleneksel hale geldiği Anayasa hukukçuları tarafından belirtilmektedir.
Diğer yanaan Meclis Plan ve Bütçe Komisyonunda bazı hükümet milletvekilleri bile (örneğin; ANAP Bursa milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır) toplusözleşme ve grev hakkının anayasaya aykırı olmadığını açıkça belirterek, yasa tasarısına şerh koymuştur.
Diğer maddelerde yapılanın aynısı burada da yapılmış, bir yandan madde gerekçelerinde konuyla ilgili olarak ILO'nün 151 sayılı sözleşmesinin 7 inci ve 8 inci maddeleri ile 87 sayılı sözleşmenin 5 inci maddesine uygun düzenleme yapıldığı belirtilmiş, diğer yandan tümüyle bu Sözleşmelere aykırı düzenlemeler yapılmıştır.

Hükümet Önerisi

Madde 22- Yüksek idari Kurul : Toplugörüşmelere esas olmak üzere Kamu işveren Kuruluna görüş bildirmek amacıyla Yüksek idari Kurul oluşturulmuştur.
KESK Önerisi:
Bu madde kanun metninden çıkartılmalıdır.

Gerekçe

Bu madde iş kolu düzeyinde toplusözleşme yapma hakkımızı ortadan kaldırmaya yöneliktir.

Hükümet Önerisi


Madde 23- Kurum idari Kurulları : Kurum düzeyinde kamu görevlilerinin mali ve sosyal hakları, çalışma koşulları ve kanunların eşit uygulanması konularında görüş bildirmek üzere oluşturulmuştur, işyeri düzeyinde oluşturulan bu kurul içerisinde kamu işveren vekili ile en çok üyeye sahip sendikanın temsilcileri bulunacaktır.
KESK Önerisi:
Bu madde kanun metninden çıkartılmalıdır.

Gerekçe
Sendikanın normal işleyişi gereği işveren ile akit altına alınan toplu sözleşmenin işyerlerinde doğru uygulanıp uygulanmadığı temsilciler aracılığı ile denetlenir. Dolayısı ile böylesi bir kurula ihtiyaç yoktur. Diğer yandan bir işkolunda ve işyerinde en fazla üyeye sahip sendika yetkili kılman konfederasyon üyesi olmayabilir. Bu durumda bu kurul zaten işlevsiz olacaktır.

Hükümet Önerisi

Madde 24- işyeri sendika temsilcileri : işyerlerinde kamu görevlilerinden en çok üye kaydetmiş sendika işyeri temsilci seçmeye yetkilidir. Ayrıca 30 kişiden daha az çalışanın olduğu işyerinde temsilci seçilememektedir. 30-100 kişinin çalıştığı işyerinde 1, 101 -500 arasında en çok 2, 501 -1000 arasında en çok 3, 1001-2000 arasında en çok 5,2000'den fazla ise en çok 7 kişi işyeri temsilcisi seçilebilmektedir.
KESK Önerisi:
işyeri sendika temsilcileri, işyerlerinde üyelerin işverenle ilgili sorunlarını dinlemek, ilgili yerlere iletmek, sendika ile işveren arasında iletişim ve toplusözleşmenin uygulanmasını sağlamakla görevlidir. Temsilcinin sendikal faaliyetlerine işveren kolaylık sağlar, işyeri temsilcileri sendikaların tüzüklerinde belirtilen şekilde seçilir.

Gerekçe
Bu madde sendikal örgütlülüğü dağıtmayı hedeflemektedir. Bu madde ile sendikalarımız işlevsiz hale getirilmek, sendikanın üyeleriyle olan bağı tamamen koparılmak istenmektedir.
Bir işyerinde temsilci olmaz ise, o işyerinin sendika ile bağı tamamen kopacaktır. Çünkü üyelerle sendika arasında köprü görevi yapan işyeri temsilcinin seçilmesi için oldukça zor şartlar getirilmektedir.
iş kolunda en fazla üyeye sahip olsanız bile, eğer işyerinizde 30 kişiden az çalışan var ise yine temsilci seçemeyeceksiniz. Çünkü temsilci seçmeniz için bir de o işyerinde en az 30 kişi olmalıdır. Bilinmektedir ki, büyük illerdeki belli başlı işyerleri dışındaki çok sayıda işyerinde 30 kişiden daha az çalışan vardır. Örneğin binlerce okulda 30'dan az kişi çalışmaktadır. Daha doğrusu 30 ve daha fazla kişinin çalıştığı okul sayılıdır ve yalnızca metropol illerin merkezlerinde bulunmaktadır. Düşününüz ki, hangi ilçede ki işyerinde 29'dan fazla çalışan vardır. Hangi sağlık ocağında, vergi dairesinde, nüfus müdürlüğünde, tapu-sicil müdürlüğünde ve bir çok işyerinde 29'dan fazla kişi çalışmaktadır. Hükümet bu tasarıyla açıkça küçük işyerlerini cezalandırmaktadır. Çalışanlar arasında temsilcisi olan ve olamayan şeklinde ayrım yapılmaktadır. Küçük işyerlerinde çalışanların sendikal kazanımlardan yaralanması engellenmektedir. Bu madde kanun tasarısının 23.maddesinde yer alan "Kurum idari Kurulları" maddesindeki haklardan önemli bir bölüm çalışanın yararlanmamasını getirmektedir. Bir kanundan bir bölüm vatandaşların yaralanması, bir bölüm vatandaşların yararlanmamasının mümkün olmayacağı açıktır.
Bu madde ile kanuna karşı hile yapılmaktadır. Diğer yandan bu madde Anayasanın eşitlik ilkesine de aykırıdır.
Bu maddenin 135, 151 ve 87 sayılı ILO sözleşmesine aykırı olduğu ise tartışılmayacak kadar açıktır. 87 sayılı Sözleşmenin 3 üncü maddesi: "örgütlerin temsilcilerini serbestçe seçme hakkı" bulunduğunu belirtmiştir.
Dünyada benzeri sınırlamalar yok denecek kadar az iken buna Türkiye'de eklenmek istenmektedir. ILO'nun her türlü baraja karşı olduğu bilinmektedir. 2821 sayılı yasada yer alan barajlarla ilgili olarak TÜRK-İŞ tarafından ILO'ya açılan 1810 sayılı davanın kararında ILO'nun barajlara karşı olduğu açıkça belirtilmiştir. Türkiye, ILO Genel Konferanslarında barajlar nedeniyle sürekli olarak eleştirilmektedir.
Temsilci seçme konusundaki bütün kısıtlamalar kaldırılmalıdır.

Hükümet Önerisi

Madde 26- Üyelik ödentisi : Üyelik ödentisi kesmek için o hizmet kolunda çalışanlardan en az yüzde 10'uruu örgütlemiş olmak gerekmektedir.
KESK Önerisi:
Sendika tüzüğünde belirlenen üyelik ödentisi sendikanın yazılı istemi üzerine işveren, üyenin her ay maaşından keserek 7 gün içinde sendikaya gönderir veya banka hesabına yatırır.

Gerekçe

Ödenti kesimi için baraj getirilerek sendika ekonomik olarak güçsüz bırakılmak istenmektedir. Oysa sendika hangi oranda örgütlü olursa olsun talep ettiği aşamada üyelerinin aidatı maaşından kesilerek sendikaya aktarılmalıdır. Herhangi bir şekilde ödenti kesilmesi için barajların kabul edilmesi mümkün değildir ve tamamen ILO sözleşmelerine aykırıdır. Çünkü barajlar sendikal çalışmaları zorlaştırıcı uygulamalardır. Ayrıca üyelik ödentisinin ne kadar olacağı sendika tüzüklerine bırakılmalıdır.

Hükümet Önerisi

Madde 27- Giderler : Sendika ve konfederasyonlar, gelirlerinin en az yüzde 10'unu "üyelerinin mesleki bilgi ve tercübelerini" artırmak için kullanmak zorundadır.
KESK Önerisi:

Madde 27- Giderler : Sendika ve konfederasyonlar, gelirlerini tüzüklerinde belirtilen amaçlar ve etkinlikler doğrultusunda kullanırlar.

Gerekçe

Sendikaların temel işlevleri üyelerinin mesleki bilgilerini artırmak değildir. Bu işlev esas olarak devletindir. Devlet, kendi yükümlülüğünü üstelik üyelerden topladıkları gelirlerinin en az yüzde 10'unu ayırtarak sendikalara yıkmak istemektedir. Sendikalar kendileri ihtiyaç duyarlar ise böylesi bir faaliyeti yaparlar. Ancak bu konuda bir yükümlülük içinde olmaları asli işlevlerini geri plana bırakmaları demektir. Bu tercih ihtiyaçlar ölçüsünde sendikalara tanınmalı ancak yasa zoruyla yükümlü hale gelinmemelidir. Bu madde, kanunun l inci maddesinde yer alan "amaç"a ve 3 inci maddesinde yapılan sendika tanımlamasına da uygun değildir. Diğer yandan "mesleki bilgi ve tecrübe"ye yönelik faaliyet adı altında kaynakların nasıl olumsuz bir şekilde kullanıldığı bilinmektedir.
Bunun yerine sendika ve konfederasyonlar gelirlerinin ez az yüzde l0'unu eğitim faaliyetlerine ayırmalıdırlar ve mesleki bilgi ve tecrübe de bu kapsam içinde olmalıdır.

Hükümet Önerisi

Madde 29- Toplu görüşmenin kapsamı ve süresi : Toplu görüşme yalnızca ekonomik haklarla ilgili olarak sınırlandırılmıştır.
KESK Önerisi:
Toplu iş sözleşmesinin kapsamı ve süresi : Bir toplu iş sözleşmesi aynı işkolunda bir veya birden çok işyerini kapsayabilir.
Bir tüzel kişiye veya kamu kurum ve kuruluşlarına ait işkolunda birden çok işyerine sahip bir işletmede bu işyerinin tümü için ancak bir toplu iş sözleşmesi yapılabilir. Toplu iş sözleşmesi yazılı olarak yapılmadıkça geçerli değildir.
Toplu iş sözleşmeleri altı aydan az, bir yıldan uzun süreli olamaz. Toplu iş sözleşmelerin süresi, sözleşmenin imzalanmasından sonra taraflarca uzatılamaz. Toplu iş sözleşmesi süresinin bitiminden 60 gün önce yeni sözleşme için yetki işlemlerine başlanır. 15 gün içinde bitirilir.

Gerekçe

Bu madde toplu iş sözleşme hakkımızı içerecek bir şekilde düzenlenmelidir. Toplu sözleşme hakkımız 98 sayılı ILO sözleşmesi uyarınca vardır. Zaten bu tasarının gerekçeleri arasında bu sözleşmeyede atıfta bulunulmuştur.
Dönemin Başbakanı Süleyman DEMİREL 87 sayılı ILO Sözleşmesinin onaylanması amacıyla TBMM'ye sunulan yasa gerekçesinde:".... Örgütlenme ve Toplu Pazarlık Hakkının Korunmasına ilişkin 98 sayılı Sözleşmeler dolayısıyla, kamu personelide dahil tüm çalışanlarada sendikalaşma ve toplu pazarlık hakkının tanınması ülkemizce esasen üstlenilmiş bulunulmaktadır. Belirtilen uluslararası belgelerle üstlenilen bu yükümlülük, 87 sayılı ILO sözleşmesinin on aylanmasıyla yerine getirilmiş olacaktır" demektedir.
YORUMSUZ:
Diğer yandan Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Başbakanlığı döneminde şöyle demişti; "Bakın biz ne yapıyoruz. Devletimizin adına imza atıyoruz. Bu imzalar atıldığı yerde kalıyor.)...) yasayı (sözleşmeyi) onaylamak kafi değil. Bunun mevcut olmasıda kafi değil, işlemesi lazım . işlemiyorsa, dediğini yapmayan devlet saygın değildir." (23 Eylül 1991)

Hükümet Önerisi

Madde 40- Ceza hükümleri: Cumhuriyetin niteliklerine ve demokratik esaslara aykırı faaliyette ve siyasi partilerin içinde yer alanlar, ad ve rumuzlarını kullananlar (Madde 21'deki yasaklar) 6 aydan l yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Ayrıca 27. Maddede belirtilen sendikanın giderlerini usulüne uygun yapmayanlar yada gerekli defterleri uygun şekilde tutmayanlar, 25. Maddede yer alan Gelirlerle ilgili hükümlere aykırı hareket edenler 6 aydan l yıla kadar hapis ile cezalandırılır.
Diğer yandan bu yasanın 8. Maddesinde yer alan zorunlu organları, 14. Maddede yer alan üyeliğin kazanılması, 16. Madde-sinde yer alan üyeliğin sona ermesi, 17. maddesinde yer alan konfederasyon ve uluslararası kuruluş üyeliği ile ilgili maddelere aykırı hareket edenler , 16 yaştan büyük işciler için belirlenen asgari ücretin aylık bürüt tutarından az olmamak üzere ağır para cezasına hükmedilir.
KESK Önerisi:
Bu madde kanun metninden çıkarılmalıdır.

Gerekçe

Cumhuriyetin niteliklerine aykırı faaliyetler zaten ilgili yasalarda suç sayılmıştır ve bununda bir cezası vardır. Bu kanun kapsamında ayrıca düzenleme yapılması anlamsız ve gereksizdir. Bu yaklaşım kamu çalışanlarını potansiyel suçlu görmenin bir sonucudur.
Diğer yandan basit bir muhasebe işlemindeki eksiklik nedeniyle ağır hapis cezaları getirilmesi açık olarak baskı altına alma yaklaşımının bir sonucudur. Temel yaklaşım potansiyel suçlu görülen kamu çalışanlarının baskı ve denetim altına alınmasıdır. Böylesi bir yaklaşımın demokratik hak ve özgürlüklere hizmet etmeyeceği açıktır.

TOPLU SÖZLEŞME VE GREV ANAYASA'YA AYKIRI DEĞİLDİR.

4121 sayılı kanunun 4. maddesi ile Anayasa'nm 53. maddesine şu fıkra eklenmiştir." 128'inci maddenin ilk fıkrası kapsamına giren kamu görevlilerinin kanunla kendi aralarında kurmalarına cevaz verilecek olan, bu maddenin birinci ve ikinci fıkraları ile 54'üncü madde hükümlerine tabi olmayan sendikalar ve üst kuruluşları, üyeleri adına yargı mercilerine başvurabilir ve idare ile amaçları doğrultusunda toplu görüşme yapabilirler."
Anayasa'da toplu sözleşme hakkının güvence altına alınmaması, bu hakkın olmaması anlamına gelmez. Anayasa'da "bir hak açıkça yasaklanmadığı sürece vardır" ilkesi temel bir hukuk ilkesidir. Bu nedenle Anayasa toplusözleşme ve grev hakkımızı açıkça yasaklamamış, yalnızca en alt bir hak olarak toplugörüşmeyi güvence altına almıştır. Anayasal güvenceye alınmayan, Anayasa'nın 90. maddesi gereğince uluslararası sözleşmelerden doğan toplu sözleşme ve grev hakkımız yasal düzenleme ile güvence altına alınabilir ve buna engel hiç bir durum yoktur.
"Kuşkulu ya da duraksamalı durumlarda özgürlük yararına yorum yapılması" temel bir ilkedir. Bu ilke sendikal haklar içinde geçerlidir.
Konuyla ilgili olarak Çalışma Bakanlığı tarafından alınan görüşlerden olan (ekte bulunmaktadır) Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinin görüşleri bu çerçevedir. Kabaoğlu, "Yasa koyucu, kamu görevlilerinin sendika ve toplu sözleşme haklarını, Anayasa'nın 90. maddesi gereği iç hukukla bütünleşmiş olan ve yasa koyucuyu da bağlayan özellikle 87 ve 98 sayılı uluslararası sözleşmelere elden geldiğince uygun bir düzenleme yapmalıdır. (...) Anayasa, kamu görevlilerine grev hakkı tanımamıştır; ancak, grev yasağı da koymayarak, bu hak karşısında sessiz kalmıştır. Liberal demokratik rejimin geçerli olduğu çoğulcu siyasal sistemlerde, 'açıkça

tanınmamış olan yasaktır' kuralı değil, 'Yasaklanmamış olan serbesttir' ilkesi geleneksel hale gelmiştir, "demekte ve bir yasak olmadığını açık olarak belirtmektedir.
Yine Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Profesörlerinden Alpaslan IŞIKLI ve TODAIE Profesörlerinden Mesut GÜLMEZ başta olmak üzere bir çok bilim insanı ve sendika uzmanın konuya yaklaşımlarının bu çerçevede olduğu yaptıkları açıklamalarda görülmüştür.
istanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi tarafından Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'na bildirilen (ekte bulunmaktadır) görüşte de, "Memurların Anayasa'dan doğan bir talep hakları bulunmamakla birlikte/ söz konusu Anayasa hükümleri yasa yoluyla memurlara toplu sözleşme ve grev hakkı tanımasına da engel değildir" denilmiştir.
1961 Anayasası'nm 47'inci maddesinde yalnızca toplu sözleşme ve grev hakkından söz edilmiş, lokavtla ilgili her hangi bir hükme yer verilmemiştir. Ancak, 1963 yılında çıkarılan 275 sayılı toplu iş sözleşmesi grev ve lokavt kanunu, lokavtı yasaklı bir hak olarak işverenlere tanımıştır. CHP tarafından Anayasa Mahkemesine yapılan lokavtın iptaline ilişkin istem, Anayasa mahkemesi tarafından Anayasa'ya aykırı olmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. (Karar örneği ektedir.)
Anayasa Mahkemesi'nin bu kararından da açıkça anlaşılacağı gibi, Anayasa'da açık bir yasak olmaması durumunda, yapılacak yasal düzenleme içerisinde bu haklar yer alabilir ve bu da Anayasa'ya aykırıolamaz.
NEDEN TOPLUSÖZLEŞME İSTİYORUZ
Toplu Sözleşme Nedir:
Çalışanları temsil eden sendika ile işveren veya temsilcisinin masaya oturarak, çalışma koşullarını, karşılıklı hak ve yükümlülükleri, çalışanların işgücünün hangi koşullarda satılacağını belirleyerek imza altına almasıdır. Çalışanlarla çalıştıranlar arasında birlikte bağıtlanan ve imza altına alınan sözleşmedir.
Toplusözleşmeyi, toplu görüşmeden ayıran temel unsur, masada imzalanan metnin her iki taraf için bağlayıcı olmasıdır. Toplusözleşme ; de taraflar herhangi bir aşamada, anlaşma sağlanan maddeleri tek taraflı olarak değiştiremezler.
Çalışma Koşullarımız Nasıl Güvence Altına Alınabilir?
Toplusözleşme ile çalışma koşulları önemli ölçüde iyileştirilebilir, ücretlerin satın alma gücü arttırılabilir.
Hayatını aldığı ücret veya aylıkla sürdüren insanlar, bir işverene işgüçlerini satarlar, işgücünü satan kişinin mesleği veya bağlı bulunduğu hukuksal statü, bu işgücü satışının özünü ve niteliğini etkilemez, işgücünü satın alan işverenin kamu kesimi veya özel kesim olması da, ilişkinin özünü ve niteliğini değiştirmez.
işgücünün belirli bir fiyatı vardır. Satılan işgücünün fiyatına "ücret", "maaş" veya "aylık" denir. Ama tümünün özü aynıdır.
Ücretliler işgüçlerini, biyolojik ve tarihsel-toplumsal olarak belirlenmiş bir ücret karşılığında, belirli bir rayiçten satarlar. Bu rayiç tarihsel, toplumsal koşullara göre değişir. Çalışanların çalışma koşulları, sosyal hakları, ücretleri günün koşullarına, teknolojik ve bilimsel gelişmelere göre değişir. Sendikalar bütün bu gelişmelere uygun olarak çalışanların hak ve çıkarlarını geliştirmek zorundadırlar.
Çalışan, işgücünü devlete, belediyeye veya bir kapitaliste hangi koşullarda satacaktır? işçi veya ücretli kamu emekçisi (memur veya sözleşmeli personel) günde, haftada, yılda ne kadar süre çalışacaktır? Kendisine ücret veya aylık dışında bir ödeme yapılacakmıdır? işveren isterse, işçiyi veya "memuru" işten çıkarabilecekmidir? Çalışanın haklarında süreklilik nasıl sağlanacak, hakların verilmesi keyfilikten nasıl kurtarılacaktır? Bunların ve benzeri soruların yanıtı toplusözleşmelerle belirlenir.
Kamu emekçilerinin işgüçlerini daha pahalı satabilmesinin yolu, grevli-toplu sözleşmeli sendikal haklarını kullanmasından geçmektedir.
Öte yandan başarılı toplusözleşmeler yapmak, sorunlarımızı işverene iyice anlatmakla olanaklı değildir. Masada işvereni ikna ederek iyi toplusözleşme yapılamaz.
Başarılı toplusözleşme yapmak için haklı olmak yetmez, güçlü olmak gerekir. Sendika temsilcileri üyelerinden aldıkları güçle başarılı toplusözleşme imzalayabilirler. Üyelerin bilinç düzeyi, hakları almadaki kararlılığı ve deneyimi, ülkedeki demokrasinin gelişmişlik düzeyi toplusözleşmelerde başarıyı artıran etmenlerdendir.
Bu nedenle sendikalar ekmek mücadelesi kadar demokrasi mücadelesi de vermek durumundadırlar. Sendikal hak ve özgürlüklerin tam olarak hayata geçmesinin yolu demokrasinin bütün kurum ve kurallarıyla hayata geçmesinden geçmektedir.
Çalışanların işgüçlerini daha pahalıya satabilmelerinin önündeki engel ise sermayedar sınıftır.
Türkiye'de kamu kesiminde işçi, memur veya sözleşmeli personel statüsünde çalışan ücretlilerin ücretleri fazla artarsa, devlet bütçesinden yerli sermayedarlara ayrılan kaynaklar kısılacak, uluslararası sermayeye borç ödemeleri aksayabilecektir. Yani rantiye kesime aktarılan kaynaklar azalacak, gelir dağılımdaki adaletsizlik belli ölçüde giderilecektir.
Ücretler fazla artarsa, hükümetler, giderleri karşılayabilmek için, "devletin iki yakasını biraraya getirebilmek için" , bugüne kadar vergi almadıkları kesime yüklenmek veya çok az vergi aldığı bankaları, tekelci işletmeleri, spekülatörleri, rantiyeleri, büyük tüccarları vergilendirmek zorunda kalacaktır, işte büyük sermayenin toplusözleşme hakkımıza karşı çıkması bundandır. Sakıp Sabana'mn televizyonlarda "toplusözleşme ve grev hakkı yasada yer almamalıdır" demesi bundandır. (NTV 14 Mart 1998)
Bütün bunların ötesinde, kamu kesimindeki ücretlilerin ücretlerinin artması, ülkemizde özel sektör işyerlerinde çalışan ücretlilerin de işgüçlerini daha pahalı satma eğilimini arttıracaktır.
Diğer bir deyişle, kamu emekçileri gelirlerini arttırmak ve demokratik haklarını geliştirmek istediklerinde, karşılarında buldukları engel esas olarak sermayedarlardır. Kamu emekçilerine karşı uluslararası sermayeden yerli sermayeye ve onların etkisi altındaki partilere ve politikacılara kadar uzanan geniş bir cephe söz konusudur. Bu cephe kamu emekçilerinin insanca yaşayacakları ücret almasının bir aracı olan toplusözleşme hakkımızı kullandırmamak için her yolu denemektedir.
Bu nedenle kamu emekçileri, toplusözleşmeli, grevli sendikal haklarını kullanmaları ve işgüçlerini daha pahalıya satmalarının önündeki bu büyük engeli aşabilmek için çok güçlü olmalı, çok geniş birliktelikler kurmalı ve kararlı davranmalıdır.
Türkiye'de işçiler toplusözleşme ve grev hakkını 1963 yılında kazanmışlardır. 1946'dan 1963'e kadar verilen önemli mücadeleler sonucu toplusözleşme ve grev hakkını elde etmişlerdir, işçiler de, kamu emekçileri gibi bu süreçte bir çok grev ve direniş gerçekleştirmişlerdir. Hiç kimse bu haklan onlara bahsetmemiş, onlar mücadeleleriyle kazanmışlardır.
işçiler 1946'dan beri sendikalaşma hakkını kullanmalarına rağmen toplusözleşme haklarını kullanamadıkları için önceleri önemli bir gelir kaybı içindeydiler ve "memurlar" ile aralarında ciddi ücret farkı vardı.
Fakat bu haklarını kazandıktan sonra ücretlerdeki kayıplarını gidermeye başladılar. Gelir dağılımındaki adaletsizliği kendi lehlerine çevirmeye başladılar. Giderek "memur"larla aralarındaki fark azaldı ve bugün kamu emekçilerinden daha iyi yaşama koşullarına sahip oldular. Açıktır ki, bunun nedeni toplusözleşme haklarını kullanmalarıdır.
Kamu emekçileri hergeçen gün daha da yoksullaşmaktadır. Bütçeden personel giderlerine ayrılan pay her yıl azalmaktadır.
Bütçeden Personel Giderlerine Ayrılan Pay

 

Yüzde

Yıl

39,4

1990

37,8

1991

34,4

1993

32,9

1994

29,0

1995

25,4

1996

26,7

1997

23,6

1998


Yukarıdaki tablodan da görüleceği gibi bütçeden personel giderlerine ayrılan pay azalırken, faiz ödemelerine ayrılan pay sürekli artmaktadır. Bunun anlamı kamu emekçilerinin ve işçilerin ücretlerine el konularak bu kaynakların bir avuç rantiyere faiz adıyla aktarılmasıdır.
Kamu Emekçilerinin Maaşlarındaki Aşınma

Enflasyon
100.0
170.1
282.5
582.9
1128.4
2024.4

Gerçek Ücretler
100.0
92.4
81.2
51.4
37.4
39.5

Ücretler
100.0
157.2
229.4
299.3
422.3
800.3

Yıl
1991
1992
1993
1994
1995
1996

Yukarıdaki tablodan da açıkça görüleceği gibi 1991 yılında 100 olarak kabul edilen bir ücret 5 yıl sonunda 39.5'e düşmüştür. Yani 5 yıl içinde ücretlerimiz yüzde 61.5 reel kayba uğramıştır.
KAMU EMEKÇİLERİ SENDİKALARI KONFEDERASYONU

SAHTE SENDİKA YASASININ ELEŞTİRİSİ
55. hükümet dönemi için bakıldığında; 1997 Temmuz ayında (%35 zamlı) ortalama bir kamu emekçisinin (6/1 derecesindeki bir eğitim emekçisi) ücreti 327 dolar ( 48 milyon) iken, Mart ayı ortası itibariyle 272 dolara düşmüştür. Yalnız 55. hükümet döneminde (8.5 aylık sürede) bir kamu emekçisinin ücretinden 55 dolar eksilmiştir.
Bu nedenle çalışma ve yaşama koşullarımızı iyileştirmek, reel ücret kayıplarımızı gidermek ve adaletsiz gelir dağılımını biraz olsun lehimize dönüştürmek için toplusözleşme hakkımızı kullanmada kararlı ve ısrarlı olmalıyız.
TOPLU GÖRÜŞME NEDİR?
Bilindiği gibi 1995 yılında 4121 sayılı kanunla Anayasa'nın 53. maddesine eklenen fıkra ile sendika ve konfederasyonların toplugörüşme yapabileceği belirtilmiştir. Anayasa'ya eklenen fıkra şöyledir; "128'inci maddenin ilk fıkrası kapsamına giren kamu görevlilerinin kanunla kendi aralarında kurmalarına cevaz verilecek olan, bu maddenin birinci ve ikinci fıkraları ile 54'üncü madde hükümlerine tabi olmayan sendikalar ve üst kuruluşları, üyeleri adına yargı mercilerine başvurabilir ve idare ile amaçları doğrultusunda toplu görüşmeler yapabilirler. Toplu görüşme sonunda anlaşmaya varılırsa düzenlenecek mutabakat metni taraflarca imzalanır. Bu mutabakat metni, uygun idari veya kanuni düzenlemenin yapılabilmesi için Bakanlar Kurulunun takdirine sunulur. Toplu görüşme sonunda mutabakat metni imzalanmamışsa anlaşma ve anlaşmazlık noktaları da taraflarca imzalanacak bir tutanakla Bakanlar Kurulunun takdirine sunulur. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usuller kanunla düzenlenir."
Yukarıdaki alıntıdan görüleceği ^ibi toplugörüşmenin, görüşme yapan taraflar arasında, yani hükümet ve konfederasyon arasında bir bağlayıcılığı yoktur. Yasa tasarısında da ayrıntılı hale getirilen bu süreç içinde, çeşitli aşamalarda hükümet yetkilileri ile karşılıklı görüşmeler yapılmakta ve görüşmeler sonucunda anlaşma sağlansa da, sağlanmasa da buradaki sonuçlar Bakanlar Kurulu'na getirilmektedir. Biz ne talep edersek edelim, bürokratlar bunu uygun görse de görmese de son karar Bakanlar Kurulu aracılığı ile mecliste söylenecektir.
Daha açık biçimiyle konfederasyon, ücretlerin yüzde 100 artırımını talep ettiğinde ve varsayalım bu talebini görüşmeler sırasında kabul ettirdiğinde, bu anlaşma hayata geçmeyecektir. Çünkü anlaşma, bu aşamalardan sonra Bakanlar Kuruluna gelecektir. Bakanlar Kurulu bu talepleri değerlendirecek ve kendi uygun gördüğü biçimiyle bir kanuntasarısı haline getirerek TBMM'ye sunacaktır. Yani son söz Bakanlar Kurulu aracılığı ile meclisin olacaktır.
Çünkü toplusözleşmedeki gibi görüşmeler sırasında sağlanan uzlaşmanın ve bu uzlaşma sonucu ortaya çıkan metnin yani toplugörüşmenin taraflar arasında bağlayıcılığı yoktur.
Burada açıkça denilen şudur; "ben sizi dinlerim, önerilerinizi alırım ama son kararı ben veririm. Sizin bana sunduğumuz öneriler işime gelmezse uygulamam".
Sonuç olarak çalışma koşullarımız, ekonomik ve sosyal haklarımız yine tek taraflı olarak belirlenecektir. Bugüne kadar yapılagelen ve giderek yoksullaşmamıza neden olan uygulama yine sürecektir.
Sendikalarımız, 1990'dan bugüne kadar bir çok kez Cumhurbaşkanı'nından Başbakana, bakanlardan genel müdürlere kadar çeşitli düzeylerde devlet ve hükümet yetkilileri ile görüşmeler yapmış ve çeşitli talepler sunmuşlardır. Bu görüşmelerde genellikle söylenen "haklısınız, gereği yapılacaktır" olmuştur. Ancak verilen sözler yerine getirilmemiştir.
Bu yasa tasarısıyla yapılmak istenen de bugüne kadar yapılanın farklı biçimde sürdürülmesidir. Çünkü toplugörüşmede tarafları bağlayıcı bir mekanizma yoktur. Bu nedenle toplugörüşme sorunlarımızı çözümeyecektir. Çözüm, kamu emekçilerinin toplusözleşme haklarını kullanmalarından geçmektedir.
NEDEN GREV İSTİYORUZ?
Grev Nasıl Ortaya Çıktı?
Geçmiş dönemlerde işi durduran veya işten ayrılan Parisli işçiler, yeniden iş bulabilmek için Paris belediye sarayının önündeki Greve alanında toplanırlarmış. İşçilerin "greve gitmesi" kavramı büyük olasılıkla buradan kaynaklanmaktadır.
Grev Nedir:
Çalışanların, çalışma koşullarını kendi lehlerine değiştirmek, yeni hak ve menfaatler sağlamak amacıyla, kendi aralarında karar vermek suretiyle bir işyerinde, işkolunda ya da ülke çapında belirli ya da belirsiz bir süre için çalışmaya ara vererek taleplerinin kabul edilmesini sağlamalarıdır.
Genel olarak grev, çalışanların işverene isteklerini kabul ettirmek ve onlara bu yönde baskı yapmak için topluca işi bırakmalarıdır. Grav bir hoşnutsuzluğun ifadesi, baskı kurmanın bir aracıdır.

Doğal olarak grev geçici bir süre için kullanılır. Talepler işveren tarafından kabul edilirse grev sona erer. Grev, esas olarak uyuşmazlık halinde kullanılır.
Grevin özelliği, tek tek bireylerin hakları için baskı kurmaları olanaksız olduğu için topluca yapılmasıdır. Grev bilinçli bir davranıştır, bunun için çalışanların kendi aralarındaki bir karara ya da çoklukla da sendikaların kararı üzerine yapılır.
Grev işin durdurulmasıdır. Bir üretim yapılıyorsa, üretim durdurulur. Bir hizmet sürülüyorsa, hizmet artık sunulmaz.
Grev çeşitli amaçlar için yapılabilir. Amaç; işyerindeki sorunlar, başka ülkelerin çalışanlarıyla dayanışma, yasa değişikliğini sağlama, bir hükümetin değiştirilmesi, demokrasiyi ortadan kaldırmayı hedefleyen askeri darbelerin önlenmesi olabilir. Ancak yaygın olarak toplusözleşmelerdeki uyuşmazlıkların çözümünde demokratik bir hak olarak kullanılır. Amaçsız grev olmaz ve grev süresi bu amaçla sınırlıdır.
Grev toplu bir harekettir. Çeşitli biçimler altında uygulanabilir. Bütün işyerlerinde yaşam durdurulabilir, belirli aralılarla ve kısa sürelerle çalışmaya ara verilebilir. İşyeri terketmeme ya da genel grev şeklinde yapılabilir.
Grev ya da iş bırakma, çalışanın üretim üzerindeki gücünün göstergesidir. Çalışan bir malın üretiminde veya bir hizmetin sunulmasında çalışır. Bu çalışma sürecinde işveren çalışanı ezmeye çalışır. Bu sömürü ve ezmeye, aşağılamaya karşı çalışanın en genel, en yaygın ve en etkili örgütlü tepkisi grevdir. Kısaca grev üretimi durdurmaktır.
Grev hakkı olmazsa ne olur?
Kapitalist toplumlarda emeğini satanlar, emeği alanlar arasında bir çıkar çelişkisi vardır. Birinin çıkarı diğerinin zararmadır. Grev bu çelişkinin toplusözleşmelerde çözülememesi üzerine ortaya çıkar.
Çalışanların grev hakkının olmadığı durumlarda isteklerin işverene kabul ettirilmesi kolay olmaz, işveren, üzerinde bir baskı hissetmediği zaman talepleri kolayca reddedebilir. İşte grev, işveren üzerinde bir baskı kurma, taleplerin kabulünün daha kolay sağlanması için önemlidir.
Toplusözleşme görüşmelerinin mutlaka anlaşmazlıkla sonuçlanması gerekmez, işveren çözümsüzlük halinde çalışanların greve gidebileceğini bilidiği için, talepleri daha kolay kabul edecektir. Aksi durumda çalışma ve yaşama koşullarımızın lehimize değiştirilmesi güçleşecektir.
Bütün demokratik ülkelerde grev hakkı ve özgürlüğü işverenler karşısında çalşanlarm, sendikaları aracılığı ile pazarlık gücünü sağlamak amacıyla tanınmıştır. Grev hakkı konusunda sınırlamalar ve kısıtlamalar ülkeden ülkeye değişmektedir.
ILO Grev Konusunda Ne Demektedir ?
ILO 87 ve 98 sayılı sözleşmelere dayanarak kamu emekçileri de dahil tüm çalışanlara grevi ilke olarak tanımaktadır.
Grevin biçimlerine ilişkin ILO karaları şöyledir: iş başında iş durdurma, iş yavaşlatma, kuralı tamı tamına uygulama ve oturma grevi türü eylemler barışçıl olmaktan çıktıklarında, kısıtlanabilmektedir. ILO ilke olarak siyasal amaçlı grev dahil olmak üzere hiçbir biçimi reddetmez.
ILO, grevin yalnızca temel hizmetlerde kısıtlanabileceğini belirtmektedir. Temel hizmetler olarak kastedilen, "yalnızca aksaması durumunda nüfusun tamamının veya bir bölümünün hayatını, kişisel güvenliğini veya sağlığını tehlikeye sokacak hizmet ve faaliyetlerdir."
FİİLİ VE MEŞRU TEMELDE KULLANILAN GREV HAKKI İÇİN NE DEDİLER?
Süleyman DEMİREL DYP Genel Başkanı;
"Yüzbinleri nasıl cezalandıracaksınız? Yüzbinlerin bu çeşit harekete kalkması, fiili suç bile sayılsa, bu, kanunu işlemez hale getirir.
Yöneticiler yüzbinleri cezalandırmaya düşüneceğine işçiyi bu noktaya getiren nedenleri ortaya koysun, onlara ilgi göstersin. Çankaya sakini sayın Özal televizyonlarda dakikalarca övünüyor. Bu boş övünme yerine milyonların sıkıntısına eğilsin, işçi eylemi sıkıntı içindeki milyonların tepkisine tercümandır. Bu nedenle, herkes bu olaya sıcak bakıyor tabii bizde sıcak bakıyoruz." (3 Ocak 1991 Milliyet)
Hikmet ÇETİN SHP Genel Sekreteri
"Genel Sekreter Hikmet Çetin'in imzasıyla örgüte ve milletvekillerine gönderilen genelgede direnişçi, grevci işçilerin derhal ve her şart altında desteklenmesi, yanında olunması, her türlü maddi, manevi desteğin verilmesi istendi." (2 Ocak 1991 Sabah)
Uluslararası Sözleşmeler Bağlayıcıdır:
Sendikalarımız hukuksal dayanaklarını, başta ILO'nun 87,98,151 sayılı sözleşmeleri olmak üzere, TBMM tarafından onaylanarak yürürlüğe konulan uluslararası sözleşmeler ve andlaşmalar ile bu sözleşmelere iç hukukta bağlayıcılık getiren Anayasa'nın 90. maddesinden almıştır. Anayasa'nın 90/5 maddesi; "Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası Andlaşmalar kanun hükmündedir, bunlar hakkında Anayasa'ya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz" demektedir.
Bu madde ile uluslararası andlaşmalar konusunda şu sonuçlara varabiliriz. Avrupa insan Hakları Divanı Yargıcı Feyyaz GÖLCÜKLÜ ile Avrupa insan Hakları Komisyonu Üyesi Şeref GOZÜBUYÜK'ünde belirttiği gibi; (1) (2)
1- Andlaşmalar iç hukukun bir parçasıdır.
2- Andlaşmalar iç hukukta kendiliğinden uygulanabilir.
3- Andlaşmaların Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülemez, Anayasa'ya aykırı bile olsalar uygulanırlar.
4- Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülemeyen andlaşmanm, kendinden sonra çıkan yasaya aykırılığı nedeniyle uygulanmaması, Anayasa'nın getirdiği sisteme ters düşer. Andlaşmadan sonra yürürlüğe giren Anayasa, andlaşmayı değişti rmeyecekti r.
5- Andlaşmaların yasa değerinde olduğunu söylemek, andlaşmanm yasa ile değiştirilebileceği anlamına gelmez. Andlaşmalar ne iç hukukta ne de uluslararası hukuka göre yasa ile değiştirilemez, sağladığı haklar ortadan kaldırılamaz. Andlaşmadan sonra çıkan Anayasa'nın ya da yasanın ne açıkça ne de üstü kapalı bir biçimde andlaşmada değişiklik yapması olanağı yoktur. Andlaşma hem iç hukukta hem de uluslararası hukukta sonuçlarını doğurmaya devam eder. Aynı şekilde Mümtaz Soysal'a göre; "... bu, uluslararası sözleşmeler yasalardan biraz farklı, Anayasa'ya yaklaşıcı, en azından Anayasa'ya yeni bir anlam ve yorum kazandırıcı bir ağırlık tanımak oluyor. Uluslararası sözleşme hükümlerinin Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülemeyeceğine göre, o hükümleri de Anayasa'yla birlikte düşünmek ve Anayasa'yı onunla birlikte yorumlamak gerekecektir. " (3)
Muzaffer Sencer'e göre de; "Anayasa'da geçen yasa hükmünde sözü yasa gücünde olarak anlaşıldığından ve uluslararası andlaşmalar için anayasal yargı yolunun kapalı olduğu göz önüne alındığında, T.C. Anayasasında uluslararası hukukun en azından yasalar üstü, daha uygun biryorumla Anayasal'bir konumda bulunduğu yargısına kolayca varılabilir. "(4)
Bu alıntılardan da açıkça anlaşılacağı gibi uluslararası andlaşmalar iç hukukta doğrudan sonuç doğurur, uygulanabilmesi için ayrıca bir düzenleme yapılmasına gerek yoktur.
ULUSLARARASI SÖZLEŞMELERİN BAĞLAYICILIĞI KONUSUNDA ANAYASA MAHKEMESİVE DANIŞTAY KARARLARI


Anayasa Mahkemesi de Anayasa'da açıkça yer almayan ve güvenceye bağlanmayan bir hakkın yasa koyucunun takdir yetkisi çerçevesinde bir yasal düzenlemeye konu olabileceğini bir çok kararında belirtmiştir.
o 274 sayılı sendikalar Yasası'nın lokavta ilişkin kuralının (m. 14/1, h ve m. 14/4) Anayasa'ya aykırı olduğu ileri sürülerek yapılan iptal başvurusunu, Anayasa Mahkemesi 26-27 Eylül 1967 tarihli kararında (Anayasa Mahkemesi Kararları Dergisi, Sayı 6, Ankara 1969, s.28) aşağıdaki gerekçeyle reddetmiştir. " Gerçekten Anayasa, lokavt hakkından olumlu veya olumsuz söz etmemiştir. Anayasa bu hakkı ne güvence altına almış ve ne de yasaklamıştır. Grev Anayasa'nın güvencesi altında bir temel hak olduğu halde, lokavtta böyle bir nitelik yoktur. Bunun sonucu şudur: Anayasa 'nın grevi bir hak olarak kabul ettiği halde lokavttan söz etmemesi, lokavtı reddettiğini göstermez. Yasama organı, memleketin sosyal ve ekonomik ihtiyaçlarını göz önüne alarak lokavtı ister bir hak olarak tanır, isterse tanımaz; yeter ki işverenlerle işçiler arasındaki uyuşmazlıkla sosyal dengeyi adalete uygun bir yolla bağdaştıracak hükümleri koymuş bulunsun. Her iki halde de Anayasa'ya aykırılık söz konu olmaz. Fakat grev hakkı temel haklardan olduğu için özel bir kanunun bu hakkı tanımaması Anayasa'ya aykırı olur. Burada göz önünde tutulması gereken husus, kanun koyucunun grevi ve gerekli görmesi halinde de, lokavtı, Anayasa'nm sözüne ve ruhuna uygun

olarak düzenlemek zorunluluğu da olduğudur. Bu esasa riayet sortiyle her iki konuyu da kendi takdir ölçüleri içinde düzenlemekte kanun koyucu serbesttir."
o Anayasa Mahkemesi bir kararında; "Avrupa Konseyinin 1950 yılında kabul ettiği, ülkemizde 6366 sayılı yasa ile yürürlüğe konan (...) İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme (...)ye atıfta bulunarak (...) söz konusu (...) sözleşmenin buyurucu ve bağlayıcı içeriği, sanıklar için bir hak olduğu kadar insan hak ve özgürlükleri yönünden de bir güvence olarak hukuk düzenimizde kurumlaşan (...) üstün ve evrensel hukuk kuralı niteliğini taşımaktadır." demek suretiyle, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin Türk hukuk düzeninde yürürlükte olduğunu, kurallarının doğrudan uygulanması gerektiğini, iptali talep edilen yasaya üstün olduğunu açıkça vurgulamıştır. (5)
o Anayasa Mahkemesi 1986/18E Sayılı bir başka kararında;"(...) Milletlerarası hukuka da devletlerin taraf oldukları ikili veya çok taraflı andlaşmalar, milletlerarası temayüller (örf ve adetler) medeni milletlerce kabul edilen ve temel hukuk prensiplerinde bulunan iyi niyet ahde vefa, kazanılmış haklar saygı, devletler hukukunun iç hukuka üstünlüğü ilkeleri ve yardımcı kaynak sayılan ilmi ve kazai içtihatlar oluşturmaktadır. (...)" hükmüyle açıkça uluslararası hukukun iç hukuka üstün olduğunu ifade etmiştir.
o Anayasa Mahkemesi 27 Eylül 1967 tarihli kararında, (E: l963/ 336, K: 1967/29/29) Avrupa insan Hakları Sözleşmesinin 11 'inci maddesini bir Anayasa kuralı olarak değerlendirmiş ve böylece sözleşmenin anayasal değer taşıdığını kabul etmiştir.(6)
o Yine Anayasa Mahkemesi benzer nitelikte bir başvuru üzerine Uluslararası sözleşmeleri incelemiş ve Türk Medeni Yasası'nın 159. Maddesinin sözleşmelere aykırı olduğu gerekçesiyle tümüyle iptal edilmesi gerektiğini bildirmiştir. (7)
o Anayasa Mahkemesi, SHP'nin 399 sayılı ve 22 Ocak 1990 tarihli Kanun Hükmünde Kararname'nin tüm maddelerinin Anayasa'nın kimi maddelerine aykırılığı savıyla açtığı iptal davasına ilişkin 4.4.1991 tarihli kararında da çok açık biçimde Anayasa'da bir hak öznesi için güvenceye alınmayan hakların yasayla düzenlenmesi konusunda yasa koyucunun takdir hakkı bulunduğunu belirtmiştir (Resmi Gazete 13 Ağustos 1991, sayı: 20959, s.52)

o Anayasa Mahkemesi 1988/13 K. sayılı kararında "... Anayasa'nın 90. maddesinin son fıkrası, usulüne göre yürürlüğe konulmuş uluslararası andlaşmalar hakkında Anayasa'ya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvuru yapılamayacağını hükme bağlamıştır... Anayasa'nın 90. maddesi uyarınca usulüne göre yürürlüğe konulmuş uluslararası andlaşmalar yasa hükmündedir ve bunlar hakkında Anayasa Mahkemesine başvurulamaz..." demektedir.
Aynı içerikte bir çok Danıştay kararı da söz konusudur. Örneğin; Danıştay 5. Dairesinin 1986/1723 esas ve 1991/992 karar sayılı kararında; "Söz konusu hükümlere göre iç hukukta doğrudan hukuksal sonuçlar yaratan uluslararası sözleşmelerin yukarıda belirtilen niteliği ve bunlara karşı Anayasa Mahkemesine başvurulmaması ve böylece bu sözleşmelerin sonradan yapılacak ulusal yasal düzenlemelerle etkisiz kılınması yolunun kapatılmış olması bu sözleşmelerin iç hukukta yasalar üstü bir konumda olduğunu ve yürütme ve yargı organları için bağlayıcı nitelik taşıdığını apaçık ortaya koymaktadır." denilmektedir.
Diğer yandan içişleri Bakanlığı'nın 28.02. l 991 gün ve 630 sayılı, "Memurların Sendika Kurma ve Sendikal Faaliyette Bulunmalarının Mümkün olmadığı"na ilişkin genelgesinin iptali istemiyle Eğitim-lş Sendikası (konfederasyonumuz üyesi Eğitim-Sen'i oluşturan sendikalardan biridir) tarafından açılmış olan bir davada, Danıştay 10. Dairesi (10.11.1992 gün, 91/1282 E. ve 1992/3911 K.sayılı kararı); uluslararası sözleşmelerin iç hukukumuzda yaratmış olduğu etkiyi Anayasal boyut içerisinde değerlendirdikten sonra, "Çalışanların sendika kurma ve sendikal faaliyette bulunma hakları temel hak ve özgürlükler kapsamında olup (...) temel hak ve özgürlükler kapsamı içindeki bir hakkın sadece Anayasa'da yer almadığı gerekçesiyle kullanılmasının engellenemeyeceği (...)" gerekçesiyle genelgeyi iptal etmiştir.
Danıştay Birinci Dairesi 22 Nisan 1992 tarihinde oybirliğiyle verdiği kararında, Anayasa'nın 51. maddesinden ve Anayasa'nın bütününden memurların sendikalaşmalarının yasaklandığı sonucuna ulaşılamayacağını vurgulamıştır. Kamu emekçilerinin sendika hakkı konusunda boşluğu (l 992 itibariyle) saptayan Birinci Daire "bir hakkın Anayasa'da yer almamış olması(nm) yasayla tanınmasına engel olmayacağını" vurgulamış ve 1961 Anayasa'sının lokavta ilişkin bir kural içermemesine karşın yasa koyucunun 275 sayılı yasayla "lokavtı yasal bir hak olarak işverenlere tanıdığını" anımsatmıştır.

ULUSLARARASI SÖZLEŞMELER KAMU EMEKÇİLERİNE GREV VE TOPLU SÖZLEŞME HAKKI TANIMAKTADIR.
ILO Sözleşmelerinde Toplu Sözleşme Hakkı
14 Ağustos 1951 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe konulan Örgütlenme ve Toplu Pazarlık Hakkının Korunmasına ilişkin 98 Sayılı ILO sözleşmesine göre kamu emekçilerinin toplu sözleşme hakkı vardır. Kamu emekçilerinin toplu sözleşme hakkının bulunduğuna ilişkin ILO Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi'nin çeşitli ülkelerdeki uygulamalar hakkındaki şikayet başvurularına ilişkin çok sayıda kararı vardır.
Diğer yandan 87 Sayılı ILO sözleşmesinin onaylanması için TBMM'ye sunulan ve dönemin Başbakan Süleyman Demirel'in imzasını taşıyan 21.05.1992 tarihli gerekçede;"(...) Diğer taraftan, İnsan Haklan Evrensel Beyannamesi ile onayladığımız insan hakları ve temel özgürlükler Avrupa Sözleşmesi'nin 11. maddesi ile l. bölümü ve üyesi olduğumuz ILO Anayasa'sı dibacesi ve ayrıca ülkemiz tarafından onaylanmış bulunan (...) Örgütlenme ve Toplu Pazarlık Hakkının Korunmasına İlişkin 98 Sayılı Sözleşmeler dolayısıyla, kamu personeli dahil tüm çalışanlara sendikalaşma ve toplu pazarlık hakkının tanınması ülkemizce esasen üstlenilmiş bulunulmaktadır. Belirtilen uluslararası belgelerle üstlenilen bu yükümlülük, 87 Sayılı ILO sözleşmesinin onaylanması ile yerine getirilmiş olacaktır." denilerek, toplu sözleşme hakkımız bizzat yürütme tarafından da tespit ve teyit edilmiştir.
98 Sayılı ILO Sözleşmesinin kamu emekçilerini kapsamadığı görüşü dayanaktan yoksundur. 98 Sayılı Sözleşmenin çevirisinde "işçiler" sözcüğünün kullanılmış olmasına dayanarak kamu emekçilerinin bu sözleşmeden yararlanamayacağı ileri sürülemez. Çünkü ILO açısından geçerli metinler ulusal dile çevrilen metinler değil İngilizce ve Fransızca orijinalleridir.
98 sayılı sözleşmenin ingilizce metninde, "puplic secretarly the administration of the state" biçiminde yer alan ifade, "devlet yönetiminde görevli devlet memurları" veya "devlet adına erk kullanma yetkisi bulunan devlet memurları" şeklinde çevrilmesi gerekirken, "devlet memurları" biçiminde çevrilmiştir.
Aynı hata "işçi" ve "çalışan" sözcüklerinde de görülmektedir. 98 sayılı ILO sözleşmesinin yıllar önceki çevirisiyle 87 sayılı ILO sözleşmesinin çevrilerek onaylanan orijinal metninde kullanılan "işçi" ve "çalışan
sözcüklerinin ingilizce ve Fransızca karşılıkları aynıdır (v/orkers/ travailleurs).
Diğer yandan ILO Uzmanlar Komitesi de, metinler arasındaki ifade farklılıklarını göz önüne alarak, "Komite, devlet memuru kavramının değişik hukuk sistemlerine göre bir ölçüde değişeceğini kabul eder. Bununla birlikte devletçe ya da kamu kesimince çalıştırılan ancak kamu görevinin organları sıfatıyla hareket etmeyen kişilerin sözleşmenin uygulama alanı dışında tutulması sözleşmenin özüne ve anlamına aykırıdır" şeklinde görüş bildirmiştir.
Uzmanlar Komitesi 22 mart 1989 tarihli raporunda, bunu Türkiye ile ilgili olarak yinelemiştir. T.C hükümetinden, "98 sayılı sözleşme bağlamında, sözleşmenin kapsadığı kamu görevlilerinin sendikalaşma ve çalışma koşullarının özgürce pazarlığını yapma (yani toplu pazarlık) hakkından yararlanıp yararlanmadıklarını belirtmesini" istemiştir.
Böylece Komite, özellikle şu noktaları ülkemiz içinde vurgulamıştır.
1) Yalnızca "kamu gücünün organları" olarak görev yapan memurlar sözleşmenin kapsamı dışında kalır.
2) Sözleşme bunlar dışındaki tüm kamu emekçilerinin sendikalaşma ve toplu pazarlık haklarını güvence altına alır.
Uzmanlar komitesi, 1991 yılına ilişkin raporunda da 98 sayılı ILO sözleşmesinin ilkece tüm kamu emekçilerini kapsadığı yolundaki şu yerleşik görüşünü bir kez daha yinelemiştir: "...Memur kavramının çeşitli ulusal yasal sistemlerde değişebilmesine karşın, Komite devlet yönetiminde görevli olmayan kişilerin Sözleşmenin 6. Maddesinin gerekleriyle bağdaşmadığını bir kez daha anımsatır. O halde, bir yandan bakanlıklarda ya da benzer öteki kurumlarda çeşitli sıfatlarla istihdam edilen kamu görevlileri öte yandan hükümet, kamu teşebbüsleri ya da bağımsız (özerk) kamu hukuku kurumları tarafından çalıştırılan kişiler arasında ayrım yapılması gerekir." (BİT, Rapport de la Commission d'experts pour l'application de convention et recommandtion (Rapport III, partie 4 A) Conference internationale du Travil, 78 session 1991, Geneve, s.303-305)
"Kamu görevlileri Sendikası Kanunu Taslağı Genel Gerekçesi"nde yer alan "sendikal hakların uluslararası kaynakları" arasında 98 sayılı ILO sözleşmeside yer almıştır. Buradan da anlaşılmaktadır ki 98 sayılı Sözleşme kamu emekçileri içinde haklar doğurmaktadır.
Örgütlenme ve Toplu Pazarlık Hakkı İlkelerinin Uygulanmasına ilişkin 98 Sayılı Sözleşme:
"Madde 4- Çalışma hükümleri ve koşullarının toplu iş sözleşmeleri yoluyla düzenlenmesi amacıyla işverenler ve işveren örgütleriyle işçilerin (çalışanların) örgütleri arasında gönüllü görüşmeler yönteminin tam gelişmesi ve kullanılmasını özendirmek ve sağlamak üzere gerektiğinde ulusal koşullara uygun önlemler alınır." demek suretiyle kamu emekçilerine de toplu sözleşme hakkını tanımıştır.
Ayrıca toplu sözleşme hakkımızın bulunduğuna ilişkin bir çok yerel mahkemenin de kararı bulunmaktadır. Zonguldak Asliye l. Hukuk Mahkemesi, Gaziantep Asliye 2. Hukuk Mahkemesi, Bergama Asliye Hukuk Mahkemesi, Mudanya Asliye Hukuk Mahkemesi'nin olumlu kararlan vardır.
ILO Sözleşmelerinde Grev Hakkı
Kamu emekçilerinin grev hakkı 87 sayılı ILO sözleşmesinde vardır. Ancak grev hakkı için yalnızca sözleşmelerin metinlerine bakarak karar verilemez. ILO denetim organları 87 sayılı sözleşmenin üç ayrı maddesine dayanarak grevin tüm çalışanların ekonomik ve toplumsal çıkarlarını korumak ve geliştirmek için başvurabilecekleri temel bir hak olduğunu kabul etmişlerdir. Uzmanlar komitesine göre, grev hakkının 87 sayılı sözleşmeden kaynaklanan üç dayanağı vardır. Birincisi; sözleşmenin sendikalara etkinliklerini düzenleme ve eylem programlarını oluşturma hakkı tanıyan üçüncü maddesidir, ikinci dayanak; ulusal mevzuatın sözleşmede öngörülen güvencelere zarar vermemesini ya da zarar verecek biçimde uygulanmamasını öngören 8. maddenin 2. fıkrasıdır. Üçüncü dayanak da; sözleşmede geçen örgüt terimini "çalışanların ve işverenlerin çıkarlarını savunmayı ve geliştirmeyi amaçlayan ve işveren örgütleri" biçiminde tanımlayan 10. maddesidir. Çünkü grev hakkına getirilecek genel bir yasaklama, sendikaları anılan maddelerdeki hak ve olanaklardan yoksun bırakır, bu da sendika özgürlüğü ilkesiyle bağdaşmaz.
ILO'nun sendikal hak ve özgürlüklerin uygulanmaması ile ilgili şikayetlerini inceleyen Standartların Uygulanması Konusunda Uzmanlar Komitesi ve Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi vardır. Bu komiteler tarafsız uzmanlardan oluşmuştur ve ülkelerin şikayetlerini inceleyip, karara bağlamaktadır. Komitelerin verdiği kararlar ILO için bağlayıcı kararlardır. ILO'nun Standartların Uygulanması Konusunda Uzmanlar Komitesi ve Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi tüm ücretli çalışanlar için grev hakkını genel bir ilke olarak ortaya koyarken, bu hakkın yalnızca "temel hizmetler veya faaliyetlerde" kısıtlanabileceğini belirtmektedir. ILO komitelerine göre "temel hizmetler" olarak kastedilen, "yalnızca aksaması durumundanüfusun tümünün veya bir bölümünün hayatını, kişisel güvenliğini veya sağlığını tehlikeye sokacak hizmet ve faaliyetlerdir. (8)
ILO Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi bir başka vesileyle de şu değerlendirmeyi yapmıştır. "Grev hakkı yalnızca bir toplu iş sözleşmesi imzalanması aracılığıyla çözümlenebilecek iş uyuşmazlıkları ile sınırlı kalmamalıdır, işçiler ve örgütleri, gerekli olduğu durumlarda, daha geniş bir kapsam içinde, üyelerinin çıkarlarını etkileyen ekonomik ve toplumsal konularla ilgili tepkilerini ifade edebilmelidirler." (9)
Bir başka kararda da; "sendikalar özellikle bir hükümetin ekonomik ve toplumsal politikalarını eleştirmek amacıyla protesto grevlerine başvurabilmelidirler. Ayrıca dayanışma grevlerinin genel olarak yasaklanması istismara yol açabilir ve grev hakkının kullanılmasına ilişkin yöntemler söz konusu olduğunda, kurallara tamı tamına uyarak işin yavaşlatılması, işyerlerinin işgal edilmesi ve işbaşında oturma grevleri yapılması konularında kısıtlama getirilmesi, ancak bu eylemlerin barışçıl olmaktan çıkması durumlarda haklılık kazanır." (10) denilmiştir.
ILO Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi'nde "Grev hakkı devlet memuriyetinde (devlet memurları, kamu yetkileri ile hareket eden kişilerdir) ve kelimenin tam anlamıyla temel hizmetlerde, yani aksaması ile nüfusun tamamının ya da bir bölümünün hayatını, kişisel güvenliğini veya sağlığını tehlikeye sokacak hizmetlerde kısıtlanabilir." (11)
Bu konuda ILO denetim organlarının kararları şöyledir; "Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi, tüm ulaştırma hizmetlerini, bankacılığı, metal ve petrol üretim endüstrilerini, eğitimi 'temel nitelikte' hizmetler kabul etmemektedir." (l 2)
ILO Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi öğretmenlerin grev hakkının olması gerektiğini açıkça savunmaktadır. "Komite öğretmenlerin temel hizmetler veya kamu yetkilileri adına hareket eden devlet memurları tanımına girmediğini düşünmektedir." (13) Buna göre ister özel öğretim kurumlarında, ister kamu kurumlarında çalışsınlar, tüm öğretmenlerin sendikalarda örgütlenme, toplu pazarlık yapma ve grev yapma hakkı bulunmalıdır.
ILO Uzmanlar Komitesi 1994 yılında yayınlanan raporunda şöyle demektedir. "Komite kamu hizmetlerinde grev hakkının yasaklanmasının yalnızca devlet adına yetki kullanan memurlarla sınırlı tutulması gerektiği görüşündedir. (14)
ILO Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi, Türkiye hakkında yapılan bir şikayet başvurusu üzerine bu konuda şu değerlendirmeyi yapmıştır.

"Uzmanlar Komitesinin de belirttiği gibi, grev hakkı, çalışanların ve örgütlerinin kendi ekonomik ve toplumsal çıkarlarını korumak ve geliştirmek için sahip oldukları temel araçlardan biridir. Bu çıkarlar yalnızca daha iyi çalışma koşullarının elde edilmesi ve mesleki nitelikteki toplu istemlerin peşinden koşulması değil, fakat aynı zamanda ekonomik ve toplumsal sorunlarına ve çalışma hayatının çalışanları doğrudan ilgilendiren her türlü sorunlarına çözümler aranması ile ilgilidir. Komite sendikaların, hükümetin ekonomik ve toplumsal politikalarını eleştirmeyi amaçlayan protesto eylemlerine başvurabilme olanağına sahip olmaları gerektiğini düşünmektedir, (l 5)
Diğer bir karar: "Federasyonların ve konfederasyonların grev çağrısında bulunmasının yasaklanması, sözleşmenin 6. Maddesinin ihlalidir" (16).
Yukarıda özetlenen kararlardan da anlaşılacağı gibi, ILO'ya göre kamu emekçilerinin grev hakkı vardır ve 87 sayılı sözleşmeyi imzalayan devletlerde bu hakkın kullanımına engel olmamalıdır.
Türkiye ILO Anayasası'nı 1932 yılında onaylayarak "ILO üyesi devlet" niteliğini kazanmıştır. O halde Türkiye'nin Anayasal bir ilke olan sendika özgürlüğünün temel çerçevesini gösteren 87 sayılı Sözleşmeye, bu niteliği dolayısıyla uyması gerekir.
ILO Sözleşmelerinde Siyaset Hakkı
TBMM tarafından onaylanarak yürürlüğe konulan ILO'nun 151 Sayılı Kamu Hizmetlerinde Sendika Hakkının Korunması ve istihdam Koşullarının Saptanması Yöntemlerine ilişkin Sözleşmenin 9. maddesi; "Konumlarından ve görevlerinin niteliğinden doğan zorunlu kısıtlamalar dışında, kamu çalışanları diğer işçiler gibi sendika özgürlüğünün olağan kullanımında da temel olan kişi haklarına ve siyasi haklara sahiptir" ifadesiyle kamu çalışanlarına siyaset hakkını tanımıştır. 151 sayılı sözleşmenin en önemli özelliği kişisel ve siyasal haklar arasındaki bağlantıyı düzenlemesidir. Bu kurala göre, kamu emekçilerinin sendika özgürlüğünün olağan kullanımına temel olan sivil ve siyasal haklardan yaralanmaları gerekir.
Yukarıdaki açıklamaları özetleyecek olursak;
Kamu emekçilerinin grev, toplu sözleşme ve siyaset yapma hakkı TBMM tarafından onaylanarak Anayasa'mn yürürlüğe konulan uluslararası sözleşmeler gereğince vardır. Anayasa'mn 90. maddesi uyarınca da bu sözleşmeler iç hukukta da bağlayıcıdır ve bunların yasalara ve Anayasa'ya aykırılığı iddia edilemez.

DİPNOTLAR:
1. Feyyaz Gölcüklü ve Şeref Gözübüyük, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Uygulanması, Turhan Kitabevi, S. 19, 1994 Ankara.
2. Şeref Gözübüyük, Anayasa Hukuku, Turhan Kitabevi, 1994 Ankara.
3. Mümtaz Soysal, Anayasa'ya uygunluk Denetimi ve Uluslararası Sözleşmeler, Anayasa Yargısı, Anayasa Mahkemesi Yayını. S.16-17, Ankara, 1986
4. Muzaffer Sencer, "Uluslararası Hukukun Türk Hukukundaki Yeri", Mülkiyeliler Birliği Dergisi, Mart 1988, Sayı 93, S. 12
5. Anayasa Mahkemesi Kararları Dergisi, Sayı: 18, S.98, E.79/38, K.80/11 Sayılı ve 29.01.1980 Tarihli Kararı.
6. Anayasa Mahkemesi Kararları Dergisi, Sayı:6, l 969 Ankara,
7. 2 Temmuz 1992 tarih ve 21272 Sayılı Resmi Gazete, S. 16.
8. ILO Uzmanlar Komitesi, Paragraf 159, 1994.
9. ILO Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi, Freedom of Association, Diges of De-cisions and Principles of Freedom of Association, 3. Basım, 1985, Paragraf 388.
10. ILO Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi, Türkiye Hükümeti Aleyhine Şikayet Başvurusu (997, 999 ve 1029 Sayılı Davalar), 260. Rapor, Paragraf 39.
11. ILO Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi, 1985, Paragraf 394.
12. ILO Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi, 1985, Paragraf 402. 1 3. ILO Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi, 1985, Paragraf 404.
14. ILO Uzmanlar Komitesi, 1994, Paragraf 158.
15. ILO Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi, Türkiye Hükümeti Aleyhine Şikayet Başvuruları (997, 999 ve 1029 Sayılı Davalar), 260. Rapor, Paragraf 32.
16. ILO Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi, 1985, paragraf 366.

NE DEDİLER Süleyman DEMİREL
"Bakın biz ne yapıyoruz. Devletimizin adına imza atıyoruz. Bu imzalar atıldığı yerde kalıyor. (...) Yasayı (sözleşmeyi) onaylamak kafi değil. Bunun mevcut olması da kafi değil, işlemesi lazım. İşlemiyorsa, dediğini yapmayan devlet saygın değildir." (23 Eylül 1991)
"... Örgütlenme ve Toplu Pazarlık Hakkının Korunmasına ilişkin 98 Sayılı Sözleşmeler dolayısıyla, kamu personeli dahil tüm çalışanlara sendikalaşma ve toplu pazarlık hakkının tanınması ülkemizce esasen üstlenmiş bulunulmaktadır." (21.5.1992)
Necmettin ERBAKAN
"Biz toplu sözleşme ve grev hakkı olan memur sendikalarının kurulmasından yanayız." (1992)
"Biz sözde bir memur sendikacılığından değil, gerçek anlamda grev hakkına da sahip bir memur sendikacılığından yanayız." (Mayıs 1992)
Bülent ECEVİT
"Anayasa Komisyonundan gelen metinde ne deniliyor. Kamu görevlilerinin sendikaları veya üst kuruluşları idare ile oturacaklar, toplugörüşme yapacaklar. Bu görüşmenin sonuçları bir tutanağa bağlanacak ama o tutanak idareyide, Büyük Millet Meclisi'ni de bağlamayacak. Bu kamugörevlileri ile alay etmek demektir."
"Kamu görevlilerinin anayasa değişikliği ile sağlanan sendika ve toplusözleşme hakları ise son derece yetersizdi r. Kamu görevlilerine adeta alay edermiş gibi verilmiş sözde haktır." (14 Haziran 1995)

DYP'nin Gazete ilanı:
"İNSAN HAKLARI BAKANLIĞI

21 Ekim sabahı, Avrupa'yı uygar Avrupa yapan bütün insan hakları ve temel özgürlükler, nihayet Türkiye'de de uygulanmaya başlanacak.
Düşünme ve konuşma özgürlüğünden, sendikal haklarda ILO standartlarına kadar hepsi gerekli bütün yasa değişiklikleri yapılacak ve bunun için kesinlikle evrensel antlaşma ve sözleşmeler kıstas alınacak..." (14.10.1991)
ANAP Genel Başkan Yardımcısı Burhan KARA
"TBMM'ye memur sendikaları ile ilgili getirilecek her yasa önerisini destekleriz. Bugünkü hükümet, memurlara sendika değil, dernek kurdurtmak istiyor. Biz sadece ücrete dayalı sendikacılığa da karşıyız. Hükümet memur sendikaları konusunda samimi değil, ILO'nun memur sendikaları ile ilgili sözleşmesinin imzalanmasına karşın, bu konuda olumlu bir adım atılmadı." (19 Kasım 1993)
CHP PROGRAMI
"Çağdaş sendikal haklar gerçek anlamını ancak grevli, toplu sözleşmeli hakkıyla bulur. Bu nedenle, devlet tüm çalışanların, sendikal örgütlenme hakkını güvence altına almalıdır." (Ocak 1994)
Necati ÇELİK
"Nasıl ki bir siyasi partiye siyaset yasağı, seçimlere girme yasağı, aday gösterme, seçtirme yasağı getirdiğinizde bu kuruluşa parti diyemezsiniz, bir sendika ya da toplu sözleşme ve grev hakkı tanınmazsa bu kuruluşa da sendika diyemezsiniz." (Mayıs 1992)
"Memura örgütlenmeden bahsedilen bir tasarı verilecek, zaten memur örgütlü, sendikalarını kurmuşlar."
"Toplu sözleşme ve grevsiz tasarı düşünülemez. Türkiye 1961 Anayasasının gerisine götürülüyor." (4 Ocak 1994)

TÜRK-İŞ
"Tasarı kamu çalışanlarına hiçbir yeni hak getirmediği gibi, varolan bazı hakların da kısıtlanmasını öngörmektedir... Kamu çalışanları sendikaları da toplu pazarlık ve toplu sözleşme imzalayabilme haklarından yararlanmalıdır.
DİSK
"Bu taslak reddedilmeli ve ILO Sözleşmelerine uygun olarak kamu çalışanlarının grevli ve toplu sözleşmeli özgür sendikal haklarını güvence altına alan bir sendikal haklar yasası çıkarılmalıdır."
HAK-IŞ
"Toplusözleşme ve grev hakkı olmayan, üyelerinin çıkarlarını savunma araçlarına sahip bulunmayan bir sendikaya, sendika denebilir mi? Böylesi bir örgütlenme olsa olsa dernek olur. Grev ve toplusözleşme yapma hakkı olmayan bir sendika, muhattabı silahı, kendisi silahsız bir derneğe benzer. Bu nedenle kamu çalışanları grev ve toplusözleşme hakkı talebinden bir adım bile geri atmamalıdır."
TÜSİAD
"Kamu görevlilerinin grev ve toplu sözleşme haklan anayasal güvenceye bağlanmış olmamakla birlikte, Türkiye'nin taraf olduğu Avrupa ve ILO sözleşmelerinde ve bunların anlaşılma ve uygulanma biçimlerinde, kamu görevlilerinin de bu haklara (belli kesimler dışında) sahip bulundukları esası kabul görmüştür.
Bu nedenle, kamu görevlilerinin sendikal haklarıyla ilgili yasanın hazırlanmasında, bu uluslararası standart ve taahhütlerin gözönünde bulundurulması gerekecektir." (20 Ocak 1997)
Prof. Dr. Erdoğan TEZİÇ
(istanbul Üniversitesi Anayasa Hukuk Anabilim Dalı Başkanı) "Söz konusu Anayasa hükümleri yasa yoluyla memurlara toplu sözleşme ve grev hakkı tanıması da engel değildir. Çünkü, Anayasa'da bu konuda bir yasaklayıcı kural da yoktur. (Kasım 1996)

Prof. Dr. İbrahim Ö.KABAOĞLU
(Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı Başkanı)
"(...) Anayasa, kamu görevlilerine grev hakkı tanımamıştır; ancak, grev yasağıda koymayarak, bu hak karşısında sessiz kalmıştır. Liberal demokratik rejimin geçerli olduğu çoğulcu siyasal sistemlerde, 'açıkça tanınmamış olan yasaktır' kuralı değil, 'yasaklanmamış olan serbesttir' ilkesi geleneksel hale gelmiştir." (15 Kasım 1996)
Prof. Dr. Mesut GÜLMEZ (TODAİE Öğretim Üyesi)
"Kamu görevlileri ve sendikal örgütleri, özellikle onaylanarak iç hukukla bütünleşen 87 ve 98 Sayılı sözleşmelerin güvenceye aldığı toplu pazarlık ve grev haklarından yararlanırlar." (Kasım 1996)
Prof. Dr. Alpaslan IŞIKLI
(Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi) "Anayasada 'bir hak açıkça yasaklanmadığı sürece vardır.' ilkesinin benimsenmesi hukuk anlayışına uygun bir tutumdur... Parlamento, son değişiklikle adeta bu yoruma katılmıştır. 51.maddede de işçiler tanımı yapılmasına karşın memurlara da sendika hakkının tanınmış olduğu anlayışıyla, toplu sözleşme hakkını öngörmüştür. Uluslararası metinlerde bazı temel sendikal haklar işçilere tanındığından bu memurları da kapsayacak, sonuç doğurmaktadır." (Kasım 1996)

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞINA BİLDİRİLEN GÖRÜŞ:
istanbul Üniversitesi
Hukuk Fakültesi Dekanlığına,
İLGİ: 21 Ekim 1996 tarih ve 1623 sayılı yazınız.
İlgi yazıda belirtilen, Anayasanın değişik 53 ve 54. madde hükümlerinin memurlara toplu sözleşme ve grev hakkı tanıyıp, tanımadığı konusundaki görüşleri şöyledir:
l} Anayasa açısından:
Anayasanın sözkonusu hükümleri toplu sözleşme ve grev haklarını işçilere tanımaktadır. Bu nedenle, memurların Anayasaya dayanarak isteyebilecekleri bir "anayasal hak" yoktur. Memurlarla ilgili yasa memur grevini de yasaklamış, bu yasaklama da Anayasa Mahkemesince Anayasaya aykırı bulunmamıştır.
Memurların Anayasadan doğan bir talep hakları bulunmamakla birlikte, sözkonusu Anayasa hükümleri yasa yoluyla memurlara toplu sözleşme ve grev hakkı tanımasına da engel değildir. Çünkü Anayasada bu konuda bir yasaklayıcı kural da yoktur. Nitekim 1982 Anayasa'sının memur sendikacılığını tanımayan ama yasaklama yoluna da gitmeyen düzenlemeleri, 1990'dan sonra yargı kararlan yoluyla memur sendikacılığının doğumuna engel olmamıştır. 1961 Anayasası döneminde de, Anayasa Mahkemesinin de işaret ettiği gibi, yasama organı lokavtı bir hak olarak düzenleyip düzenlememe konusunda bir takdir yetkisine sahiptir.

2) Uluslararası antlaşmalar açısından:
Türkiye'nin taraf olduğu ILO sözleşmelerinde (No:87,98,151) memurların grev hakkı konusunda açık bir hüküm bulunmamakla birlikte, ILO organları ve uygulaması, bu hakkın varolduğu ve imzacı tarafların bunu tanımak yükümlülüğü altında bulunduğu şeklindedir. (bk.Mesut Gülmez, Memurlar ve Sendikal Haklar, yay, Ankara 1990, bütün kitap ve özellikle s.209).
Bu durumda, Türkiye'nin ya da ILO Sözleşmesine taraf herhangi bir devletin, memurlarına grev ve toplu sözleşme hakkı tanımak konusunda, uluslararası taahhütlerinden doğan bir hukuki yükümlülüğü bulunduğu kabul edilmelidir. Türk hukuku açısından da, usulüne uygun olarak onaylanmış antlaşmaların yasalara eş değer taşıdıkları, hatta Anayasa yargısına tabi olmamaları bakımından yasalardan da üstün bir durumda oldukları hatırlanacak olursa, bakanlık tarafından hazırlanan yeni yasa tasarısının memurların bu haklarını tanıyıcı nitelikte olması gereği kendini kabul ettirir.
Saygılarımla sunarım.
Prof.Dr.Erdoğan TEZİÇ İ.Ü.Anaya Hukuku Anabilim Dalı Başkanı

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞINA BİLDİRİLEN GÖRÜŞ:
ANAYASA'NIN 53.MADDESİ, KAMU GÖREVLİLERİNE TOPLU SÖZLEŞME VE GREV HAKKI'NI YASAKLIYOR MU?

1982 Anayasasında 23/7/1995 tarih ve 4121 sayılı Kanunla değiştirilen 53. maddesinin ikinci fıkrasına eklenen Ek fıkra ile, "kamu görevlilerine sendika kurma olanağı ve toplu görüşme yapma olanağı" tanınmıştır.
Öncelikle konuyla ilgili şu saptamalar yapılabilir:
Birincisi, Ek fıkra hükmüyle Anayasa'nın 120.maddesinin ilk fıkrası kapsamına giren kamu görevlilerinin sendika kurma olanağının Anayasal düzeyde tanınmış bulunmasıdır.
ikincisi, Ek fıkranın, kamu görevlileri sendikalarına yargı yoluna başvurma hakkını ve idareyle toplu görüşme yapma olanağını anayasal düzeyde tanımış olmasıdır.
Üçüncüsü, Anayasa değişikliği gerçekleştirilmeden önce de, kamu görevlilerinin sendikalaşma olanak ve haklarının tanınmış olması idi. Sözkonusu tanıma, bir anayasal hükümle değil,
- Ana/asaca yasaklanmamış olduğundan ve bu konuda herhangi bir hüküm öngörmeyerek sessiz kaldığından - Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ve yargı kararları yoluyla sağlanmıştı. Kısacası, Anayasa'nın sessiz kaldığı bir alanda, uluslararası hukukun iç hukukla bütünleşmesi fAny., m. 90) ve içtihadı hukuk yoluyla bir temel hakkın tanınması sürecine tanık olunmuştu.
Hak ve özgürlüklerin benzer çerçevede tanınması ülkemize özgü olmayıp, Anayasalarında ayrıntılı hak ve özgürlükler çizelgesi bulunmayan Batı Avrupa Devletlerinde özellikle ictihadi hukuk yoluyla tanıma oldukça yaygındır. "Yazılı olmayan haklar veya anayasal değerde özgürlükler" kategorisi bu yöntemle kabul edilmiş bulunmaktadır.
Ülkemizde yazılı hukuk geleneği hakim olmasına rağmen, bugün Devletin muhatap aldığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nınhazırlamakta olduğu Yasa taslağı için kendileriyle görüştüğü kamu görevlileri sendikaları, hakkın kazanılmasında etkili olmuştur. Daha doğru bir söyleyişle, hak öznelerinin mücadelesi hakkı kazanım sürecinin itici gücü olmuştur.
Dolayısıyla, Anayasanın 53. maddesinin Ek fıkrasında "kamu görevlilerinin kendi aralarında kurmalarına cevaz verilecek" olan sendikalar çoktan kurulmuş olduklarından, hazırlanmakta olan Yasa tasarısı, onların sahip olacakları olanakları ve kullanabilecekleri hakları öngörecek ve açıklığa kavuşturacaktır.
Değinilen oluşum süreci ışığında Anayasa'nın 53. maddesinde yapılan değişiklik sonucu ortaya çıkan yeni durum değerlendirilebilir:
Toplu sözleşme bakımından: Kamu görevlileri sendika ve üst kuruluşlarının "toplu görüşme" olanağını oldukça ayrıntılı biçimde düzenleyen Ek fıkra, adı geçen örgütlerin toplu sözleşme hakkını işçilere tanıyan madde 53/1'deki kurala bağlı olmadıklarını belirtmektedir. Anayasa değişikliğinden önce de, kamu görevlileri "toplu iş sözleşmesi yapma hakkı" kapsamına girmemekte idiler. Bu bakımdan, Anayasa değişikliği öncesi durumla sonraki durum arasında belirgin bir fark bulunmamaktadır.
Toplu sözleşmenin Anayasal düzeyde mümkün olup olmadığını, toplu görüşme olanağının tanınma biçimi ile bağlantılı olarak değerlendirmek gerekir.
Toplu görüşme bakımından, "Toplu görüşme sonunda anlaşmaya varılırsa düzenlenecek mutabakat metni taraflarca imzalanır. Bu mutabakat metni, uygun idari veya kanuni düzenlemenin yapılabilmesi için Bakanlar Kurulu'nun "takdir yetkisi"nin niteliği önem taşımaktadır. Bu takdir yetkisi, tamamen serbest bir yetki olmadığı gibi keyfi yetki hiç değildir. Sözkonusu yetkinin iki aşamada değerlendirilmesi gerekir. Birincisi, Bakanlar Kurulu'nun yetki alanına giren idari düzenleme konusu, ikincisi ise, Yasama organının yetki alanına giren yasal düzenleme yapma konusudur. Yasal düzenleme, Bakanlar Kurulu'nun yetki alanı dışında kaldığı için, bu konuda yasama organının takdir yetkisinden sözedilebilir. Ancak, Bakanlar Kurulu'nun anlaşma metni doğrultusunda yapacağı düzenlemede takdir, "bağlı yetki" ile sınırlanmaktadır.
Böylece bir yorumu, izleyen cümle ile öngörülen kural da teyid etmektedir: "Toplu görüşme sonunda mutabakat metni imzalanmamışsa anlaşma ve anlaşmazlık noktaları da taraflarca imzalanacak bir tutanakla Bakanlar Kurulu'nun takdirine sunulur." Burada öngörülen Bakanlar Kurulu'nun takdir yetkisi, kuşkusuz birinci olasılıkta olduğundan daha geniştir.

Bununla birlikte, Ek fıkra hükmü bir bütün olarak değerlendirildiğinde, toplu görüşme olanağının idare'nin üstünlüğü ve tek yanlı düzenleme yetkisine dayandırıldığı görülür. Anayasa bu olanağı, işçilere tanımış olduğu toplu sözleşme hakkı dışında tutmuş olduğundan, kamu görevlileri sendikaları ve üst kuruluşlarının Anayasa'nm 53. madde çerçevesinde toplu sözleşme olanağından söz etmek güçtür. Ancak, açık bir Anayasal yasak da bulunmamaktadır.
Sonuç olarak yasal düzenleme konusunda şu önerilebilir: Yasa koyucu, kamu görev/i/erinin sendika ve toplu görüşme haklarını, Anayasa'nm 90. maddesi gereğince iç hukukla bütünleşmiş olan ve yasa koyucuyu da bağlayan özellikle 87 ve 98 sayılı uluslararası sözleşmelere elden geldiğince uygun bir düzenleme yapmalıdır.
Grev hakkı konusunda, toplu sözleşme hakkından nüanslı bir yorum yapılabilir. Adı geçen Ek fıkra, kamu görevlileri sendikaları ve üst kuruluşlarının, "grev hakkı"nı düzenleyen 54. madde hükümlerine bağlı olmadıklarını öngörmektedir. 54. madde, grev hakkını işçiler için Anayasal güvence altına almıştır. Ancak, "tabi olmama" ile "anayasaca yasaklama" birbirinden farklıdır. Anayasa'nm 51. maddesi arasında benzer düzenleme, her ikisinin "işçiler"e özgülenmiş olması yönündedir. Oysa, sendikalaşma hakkını sadece "işçiler"e tanımış bulunan 51. meddeye rağmen, kamu görevlileri tarafından muhatap alınmaktadır.
Anayasa, kamu görevlilerine grev hakkı tanımamıştır; ancak, grev yasağı da koymayarak, bu hak karşısında "sessiz" kalmıştır. Liberal demokratik rejimin geçerli olduğu çoğulcu siyasal sistemlerde, "açıkça tanınmamış olan yasaktır" kuralı değil, "yasaklanmamış olan serbesttir" ilkesi geleneksel hale gelmiştir.
Sonuçta, takdir yetkisi organına aittir. Kamu görevlilerinin yasa yoluyla grev olanağından yararlandırılması durumunda, ilgili meslek kategorileri Türkiye'nin taraf olduğu Uluslararası Sözleşmeler ve karşılaştırmalı hukuk ışığında belirlenebilir. Toplu görüşme aşamalarına ve farklı olasılıklara göre, grev olanağını toplu görüşme çerçevesinde düzenleme yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin takdir alanına girdiği öne sürülebilir.
15 Kasım 1996 Prof.Dr.İbrahim Ö.KABOĞLU Marmara Univ. Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı Başkanı

TÜRK-İŞ'İN KAMU GÖREVLİLERİ SENDİKALARI
KANUNU TASARISI HAKKINDAKİ GÖRÜŞÜ
(30 O ÇAK 1997)

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından hazırlanan Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu Tasarısı, kamu çalışanlarına hiçbir yeni hak getirmediği gibi, varolan bazı hakların da kısıtlanmasını öngörmektedir ve Türkiye tarafından onaylanmış 87 ve 98 sayılı ILO Sözleşmelerinde öngörülen hakların açıkça ihlalidir. TÜRK-İ$ bu konudaki yanlış uygulamaları ILO'da çeşitli vesilelerle dile getirmiş ve kamu çalışanlarının sözkonusu ILO Sözleşmelerinden kaynaklanan hak ve özgürlüklerini korumuştur ve korumaya devam edecektir.
ILO'nun 87 sayılı Sözleşmesi, devletin yönetiminden sorumlu üst düzey devlet memurları dışında tüm devlet memurlarının özgürce sendikalar kurabilmelerini gerektirmektedir. Yalnızca, Silahlı Kuvvetler ve Emniyet Teşkilatı mensuplarının bu hakkı ne ölçüde kullanabileceği konusunda kısıtlama getirilebilmektedir. Halbuki, tasarıda yargı mensuplarının, askeri işyerlerindeki sivil kamu görevlilerinin ve ceza infaz kurumlarında çalışan kamu görevlilerinin sendikalaşması yasaklanmaktadır. Bu yasak, bu alanlarda halen örgütlü bulunan kamu çalışanları sendikalarının kapatılmasını gerektirecektir. Böyle bir uygulama 87 sayılı ILO Sözleşmesinin açıkça ihlalidir. Silahlı Kuvvetler ve Emniyet Teşkilatı mensuplarına da bu hak, kısıtlı bir biçimde bile olsa, tanınmalıdır.
Tasarıda, 98 sayılı ILO Sözleşmesinin onaylanmasıyla yükümlülük altına girilen toplu pazarlık düzeni değil, yalnızca toplu görüşme öngörülmektedir. Varılan anlaşmanın taraflar üzerinde hiçbir bağlayıcılığı yoktur. Bu uygulama da ILO Sözleşmelerinin ihlalidir. Kamu çalışanları sendikaları da toplu pazarlık ve toplu sözleşme imzalayabilme haklarından yararlanmalıdır.
Tasarıda, 87 sayılı ILO Sözleşmesinin öngördüğü grev hakkından hiç söz edilmemektedir.
TÜRK-İŞ, kamu çalışanlarının da insanca yaşamalarına yetecek bir ücret almalarını ve diğer çağdaş hak ve özgürlüklere sahip olmalarını talep etmektedir. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından gündeme getirilen tasarı, TÜRK-İŞ'in ve tüm halkımızın talep ettiği düzeyin çok gerisinde kalmış, yeni hak getirmeyi değil, fiilen kullanılan haklan kısıtlamayı hedef almıştır. TÜRK-İŞ, kamu çalışanlarının meşru ve demokratik mücadelesini başından beri desteklemiştir ve desteklemeye devam edecektir.

DİSK'İN KAMU EMEKÇİLERİ SENDİKALARIYLA İLGİLİ YASA TASARISI'NIN DEĞERLENDİRMESİ
TOPLU SÖZLEŞMESİZ, GREVSİZ SENDİKA HAKKI OLMAZ

DİSK, kamu emekçilerinin sendikal haklar için yürüttüğü mücadeleyle, başından beri, dayanışma içinde oldu, destek sundu. Bu dayanışma bundan sonra da artarak sürecektir. Çünkü DiSK, kamu emekçilerini işçi sınıfının ayrılmaz bir parçası olarak görmektedir. Konfederasyon olarak işçi sınıfı içinde bugün varolan ayrımların ileride mutlaka aşılacağına ve çalışanların birliğinin sağlanacağına yürekten inanıyoruz.
Kamu görevlileri sendikaları yasa tasarısı Meclis gündemindedir, ilk bakışta yasa tasarısı demokratik bir hakkın teslimi gibi görülebilir. Ancak tasarının içeriğine bakıldığında pek çok eksikliğin ve yanlışın tasarıda yer aldığı ortaya çıkmaktadır.
2821 sayılı Sendikalar ve 2822 sayılı Toplu iş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt yasalarında yer alan ve bizim karşı çıktığımız pek çok madde değişik bir biçimde kamu çalışanları sendikaları yasa tasarısında da yer almaktadır. Bunlardan biri, toplu sözleşme için işkolunda yüzde 10 barajının bu yasa tasarısına da girmesidir. Tasarı, kamu çalışanları sendikalarının ücretten chek-off sistemiyle aidat kesilmesi için işkolunda en az yüzde l O örgütlülüğü şart koymaktadır.
Bir başka yasaklama, 151 sayılı ILO Sözleşmesi'nde tanımlı olmayan bazı işkollarına; örneğin yargı hizmetlerine, askeri işyerlerine ve bazı meslek dallarına, örneğin denetçilere, müfettişlere sendikalaşma hakkının tanınmamasıdır. Açık bir hukuksuzluk örneği olan bu maddenin tasandan çıkarılması gerekmektedir.
Anayasa'da herhangi bir yasaklama bulunmamasına rağmen, kamu emekçilerine özgür toplu pazarlık ve grev hakkının tanınmaması ise sendikal hakkın özünü ortadan kaldıran, kamu emekçileri sendikalarını "memur derneği" konumuna indirgeyen bir yaklaşımın ifadesidir. Hiçbir yaptırımcılığı olmayan "toplu görüşme" kavramının, sendikal faaliyetini özünü oluşturan özgür toplu pazarlık yerine konulamayacağı açıktır.

Ayrıca toplu görüşmede uyuşmazlık halinde nihai çözüm merciinin hükümet olması, sendikal faaliyetin temel amacını ortadan kaldırmaktadır. Uyuşmazlığın çözümü, uyuşmazlığın tarafı olan bir kuruma bırakılamaz; özgür toplu pazarlık sürecinde aynı kişi hem taraf hem de hakim olamaz. Bu nedenle bu madde uluslararası çağdaş normlara uygun olarak yeniden düzenlenmelidir.
Grev hakkı ise bütün kamu çalışanlarına tanınmalıdır. Çünkü grev hakkı sendikal faaliyetin temel yaptırım gücünü oluşturmaktadır. Bu hakkın olmadığı bir yerde sendikal haktan söz edilemeyeceği çok açıktır.
Tasarının bu haliyle yasalaşması kamu çalışanlarının 8 yıllık mücadelesinin hedeflerini karşılamaktan uzak olduğu gibi, mevcut örgütlülüğü daha da geri götüren bir işlev görecektir. Bu nedenlerden dolayı biz DİSK olarak tasarının bu haliyle yasalaşmasına karşıyız. En azından tasarının bu şeklinin Meclis onayına sunulmaması ve bu konuda bütün tarafları kapsayan yeni bir tartışma zemininin yaratılması gerektiğini düşünüyoruz.
Türkiye'de demokrasinin kurumlaşması ve toplumsal barışın kalıcılaşmasının toplumun örgütlenmesinden geçtiği bilinmektedir. Bu temelde bütün çalışanların işçisiyle kamu çalışanıyla aynı çatı altında birlikte örgütlenmesi ise nihai hedefimizdir. Bu hedefe giden yolda daha çok yapmamız gereken iş olduğunu biliyoruz. DİSK olarak bu konuda üzerimize düşen yükü omuzlamaya hazırız.
Kamu emekçileri hem ulusal hem de uluslar arası dayanışmayla yıllardır talep ettikleri grevli ve toplu sözleşmeli sendikal haklarına kavuşacaklardır. Bu konuda birlikte üyesi olduğumuz Avrupa Sendikalar Konfederasyonu'nun da desteği ortak mücadeleye uluslararası sınıf dayanışması anlamında güç katacaktır.

KAMU ÇALIŞANLARININ SENDİKAL HAKLARI KONUSUNDA HAK-İŞ'İN GÖRÜŞÜ
Geçmiş hükümetlerin tek kayda değer yaptığı iş bazı önemli ILO sözleşmelerinin TBMM'den geçirilmesi olmuştur. Ancak, bu sözleşmelerin TBMM'de kabul edilmiş olması sorunu çözmemektedir. Çünkü, bu sözleşmelerin gereklerine uyulmamış; sözleşmeler iç hukuka uyarlanmamıştır. Her ne kadar "usulüne göre" imzalanan uluslararası sözleşmeler bağlayıcı nitelikte olsa da geçmiş hükümetler bunun gereklerini yerine getirmemişlerdir.
ILO sözleşmeleri içinde kamu çalışanlarını en fazla ilgilendiren 25 Kasım 1992'de imzaladığımız 87 ve 151 sayılı sözleşmelerdir. Bunlardan 87 sayılı ILO sözleşmesi, kamu çalışanları dahil tüm çalışanlara hiçbir ayrım gözetilmeksizin, önceden izin almaksızın istedikleri örgütü kurmaları ve üye olmaları hakkını tanımaktadır. 151 sayılı sözleşme ise kamu çalışanları sendikalarına işlevlerini etkin bir şekilde yerine getirmelerine olanak tanıyacak kolaylıkların sağlanmasını öngörmektedir. "Usulüne göre" onaylanan ILO sözleşmelerinin gerekleri yerine getirilmeli, iç hukuk bu sözleşmelere göre yeniden düzenlenmeli, bu sözleşmelere aykırı olan yasa, tüzük ve yönetmelikler kaldırılmalıdır.
Sendikal hak tanımak ama grev ve/veya toplu pazarlık hakkı tanımamak ya da bu hakları sınırlamak; ya da emniyet görevlilerini ve milli savunma ve sivil memurlarını örgütleme dışı bırakmak gibi düzenlemelere yer verilmiştir.
Toplu sözleşme ve grev hakkı olmayan, üyelerinin çıkarlarını savunma araçlarına sahip bulunmayan bir sendikaya, sendika denebilir mi? Böylesi bir örgütlenme olsa olsa dernek olur. Grev ve toplu sözleşme yapma hakkı olmayan bir sendika, muhatabı silahlı, kendisi silahsız bir derneğe benzer. Bu nedenle kamu çalışanları grev ve toplu sözleşme hakkı talebinden bir adım bile geri atmamalıdır. Bu haklar, olmazsa olmaz bir talep olarak dayatılmalı ve bu talebin elde edilmesi noktasında sonuna kadar dayatmacı olunmalıdır. Bir sendika ancak üyelerinin çıkarını koruyabildiği ölçüde sendika olabilir.
Nasıl ki kamu çalışanlarının sendikal örgütlenme hakkı, idari bir takım yaptırımlarla yasaklanmasına rağmen, mücadele ile meşrulaşmış ve Danıştaym da kabul etmek zorunda kaldığı gibi "yasalara aykırı U,ıl,,nmnmıssa". arev ve toplu sözleşme hakkı da yine ancak mücadele

SAHTE SENDİKA YASASININ ELEŞTİRİSİ
ULUSLARARASI SÖZLEŞMELERİN İÇ HUKUKTAKİ YERİ KONUSUNDA ADALET BAKANLIĞININ GÖRÜŞÜ
T.C

ADALET BAKANLIĞI Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü
Sayı : B.03.0.UİG.0.00.00.00.0.3.3. l .26.1995
Konu : İnsan Hakları Hukuku ve buna ilişkin uluslararası belgelerin Türk hukukunda yeri.
CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA

7.5.1991 gün ve CIGM-6-50 sayılı genelge ile; günümüzde evrensel ölçekli bir konum ve özerk bir disiplin niteliğini kazanan İnsan Hakları Hukukunun kaynağını oluşturan ve ülkemizin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler, bunların uygulanmasına yönelik denetim usulleri ile konuyla ilgili iç mevzuatımız hakkında Adalet Teşkilatımız bilgilendirilmişti.
Ancak, uygulamadan, bu husustaki uluslararası andlaşmalarm Türk hukukundaki yeri ve değeri konusunda farklı yorumlar yapıldığı izlenimi edinildiğinden, aşağıda belirtilen açıklamanın yapılmasının uygun olacağı düşünülmüştür.
Anayasamızın 90'ncı maddesinin son fıkrasında;
"Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz."
şeklinde yer verilen hükmün değerlendirilmesi sonunda şu sonuçlara ulaşılabilir; (Avrupa insan Hakları Sözleşmesi ve Uygulaması, Ankara

Ekim 1994, Prof. Mr. Feyyaz Gölcüklü - Avrupa İnsan Hakları Divanı Yargıcı, Prof. Dr. A.Şeref Gözübüyük - Avrupa insan Hakları Komisyonu Üyesi, sayfa: 18-19);
- Uluslararası andlaşmalar iç hukukun bir parçasıdır ve ayrıcalıklı bir statüye sahiptir.
- Uluslararası andlaşmalar iç hukukta doğrudan uygulanır; ayrıca bir düzenleme yapılmasına gerek yoktur.
- Uluslararası andlaşmaların Anayasaya aykırılık ileri sürülemez.
- Anayasa'ya aykırılığı nedeni ile uygulanmaması, Anayasa'nın kabul ettiği sisteme ters düşer.
- Antlaşmaların yasa değerinde olduğunu söylemek, andlaşmanın yasa olduğu anlamına gelmez. Andlaşma yasaya göre olan özelliklerini korur. Uluslararası hukuk bakımından da sözleşme Türkiye'yi bağlayan bir andlaşmalar, sözleşme bu yönden de bir yasa ile değiştirilemez. Andlaşmalar kendi koyduğu kurallara göre bozulabilir ya da değiştirilebilir. Sözleşme bozulmadıkça, bir yasa ile tek yanlı olarak değiştirilemez. Kaldı ki, bir Devlet uluslararası andlaşmayı tek yanlı olarak da değiştiremez. Sözleşmeden sonra çıkan Anayasa ya da yasa ile, ne açıkça, ne de kapalı bir biçimde Sözleşmede değişiklik yapma olanağı yoktur. Bu gibi durumlarda Sözleşme yürürlüktedir; hukuksal sonuçlarını hem ulusal hukukta, hem uluslararası hukukta doğurmaya devam eder.
Bu görüşler Yüksek Mahkemelerimizin birçok kararlarıyla da doğrulanmaktadır. Örneğin;
Danıştay 12.Dairesi 15.6.1970 gün ve E: 1968/117: K: 1970/ 1310 sayılı kararında:
Bu durum andlaşmaların iş hukuk kurallarına takdimen uygulanacağı yolundaki genel prensibin çiğnenmesi anlamına da gelmez.
Yargıtay l .Ceza Dairesinin 12.10.1992 gün ve E: 1992/1065; E: 1992/165 sayılı kararında:
".............. Ceza Kovuşturmalarının Aktarılması Konusundaki
Avrupa Sözleşmesinin mümzi taraflarından olup olmadığının sorulması,

DÜNYADA SENDİKAL HAKLAR
ILO tarafından yapılan ve 1993 yılı sonunda ILO yayın organı International Labour Revievv Dergisinde yayınlanan araştırmaya göre, devlet memurlarının sendikal hakları şöyledir.
Devlet memurlarının toplu sözleşme hakkını ilk kullandığı ülkeler, Avusturalya ve ingiltere. Avusturalya'da 1911 yılında, ingiltere'de ise Birinci Dünya Savaşı'nda kısa bir süre sonra bu uygulamaya geçilmiş. Diğer ülkelerde ise kamu emekçilerine toplu pazarlık hakkı ikinci Dünya Savaşından sonra yaygınlaşmış. Federal Almanya'da l 952 yılında kabul edilen Federal Devlet Memurları Yasası ile bu hak tanınmış (Almanya'da "beamte" statüsünde çalışanlar bu haktan yararlanamaz). Amerika Birleşik Devletleri'nde ise, bazı eyaletlerde kabul edilen yasalardan sonra 1962 yılında çıkarılan bir kararname ile bu hak tanınmış ve ardından yaklaşık 40 eyalette daha bu nitelikte yasalar çıkarılmış. Kanada'da 1967 yılında Federal düzeyde ve Ouebec'te yasa çıkmış ve ardından diğer eyaletlerde benzer yasalar kabul edilmiş. Belçika'da 1974 yılında kabul edilen mevzuat 1985 yılında yürürlüğe girmiş. Fransa ve italya'da, 1968 yılında fiili bir durum olarak ortaya çıkan toplu pazarlıktan sonra, 1983 yılında bu hak yasayla düzenlenmiş, ispanya'da 1987 yılında kabul edilen yasa memurların toplu sözleşme hakkını tanımış. Venezüella'da 1991 ve Arjantin'de de 1992 yılında çıkarılan yasalarla bu hak kullanılmaya başlamış. Kolombiya, Hollanda, Peru ve Uruguay gibi ülkelerde ise, bu hakkın kullanılmasını düzenleyen bir yasa olmamakla birlikte, kamu emekçileri fiilen toplu pazarlık yapmaktadırlar. ILO'nun, devlet yönetiminden sorumlu devlet dışındaki tüm kamu ve özel sektör çalışanlarına (işçi, memur, sözleşmeli personel) toplu pazarlık hakkı tanıyan 98 sayılı Örgütlenme ve Toplu Pazarlık Hakkı Sözleşmesi ise 125 ülke tarafından onaylanmıştır.
Grev hakkı iki türlüdür. Bağıtlanmış bir toplu iş sözleşmesinin uygulanmaması durumunda ortaya çıkan bir "hak uyuşmazlığında "hak Grevi" söz konusudur. Toplu sözleşme görüşmeleri sırasında ortaya çıkan "menfaat uyuşmazlığında ise "menfaat grevi" gündeme gelir. Bir çok ülkede memurların "menfaat grevi" hakkı bulunmaktadır. Kanada'da federal düzeyde ve eyaletlerin yarısında memurların bu hakkı vardır. Fransa, italya, Hollanda, Norveç, Portekiz, İspanya, İsveç, Amerika, Uruguay ve Venezüella'da memurların grev hakkı vardır. Almanya'da "beamte" statüsü dışındaki kamu çalışanları grev hakkını kullanmaktadır. İngiltere'de ise genel olarak grev özgürlüğü çerçevesinde kamu emekçileri grev hakkını kullanabilir, isveç'te tüm kamu görevlileri gibi polislerinde toplu sözleşme ve grev hakları vardır. İsveç Polis Sendikası (SBF) son olarak 1985 yılında grev hakkını kullanmıştır.

AVRUPA'DA GREV HAKKI

KISITLAMALAR

Yok

Yok

Toplu sözleşme görüşmeleri sürerken grev yapılmaz. Dayanışma grevi için işveren önceden haberdar edilmelidir.

Dayanışma ve politik grev yasak.Grev hakkı yalnızca yöneticilere ve bir kısım belediye çalışanlarına kısıtlanmıştır.

Polisler, hakimler, gardiyanlar, pilotlar grev yapamaz. Grev başlamadan 5 gün önce bildirilmelidir, işveren, belli kategorilerdeki personeli geri çağırabilir.

"Beamte" statüsünde çalışan devletin yönetiminden sorumlular grev yapamaz. Grevler toplu sözleşmelerde belirtilen amaçlara uygun olmalıdır.

Sendikalar greve gitmek için yapılan oylamada üyelerin çoğunluğunun desteğini almalıdır.

Yok

Sadece toplumun sağlık hizmetlerinde (toplam 62) çalışan doktorlar grev yapamaz.

Sağlık personeline ve kamu güvenliğini sağlayanlara kısıtlama var.

Sendika ve işveren hangi hizmetlerdeki personelin greve katılamayacağını tespit eder.

Yürütülmesi zorunlu hizmetlerde grev yapılamaz.

Dayanışma grevi ve siyasi parti lehine grev yasak

Merkezi düzeyde çalışanlarla, kantonlarda çalışan bazı personel greve gidemez.

GREV HAKKI

Var

Var

Var

Var

Var

Kısıtlı

Var

Var

Var

Var

Var

Var

Var

Kısıtlı

ÜLKE ADI

Avusturya

G. Kıbrıs

Danimarka

Finlandiya

Fransa

Almanya

İngiltere

İrlanda

Malta

Hollanda

Norveç

İspanya

İsveç

İsviçre