| mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
ENERJİ-YAPI YOL SEN İSTANBUL ŞUBESİ ORTAK ÖRGÜTLENME KOMİSYONU 22 HAZİRAN
2001
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Bu yazımızda, enerji
sektöründeki özelleştirme çabaları ile taşeronlaşma arasındaki ilişki,
taşeronlaşmanın çalışanlar üzerindeki etkisi ve taşeronlaşmaya karşı verilen
mücadele BEDAŞ örneği ile ele alınmaktadır. Esas olarak Boğaziçi
Elektrik Dağıtım A.Ş. (BEDAŞ) taşeron firmalarında çalışan işçilerin ve bu
işçilerin örgütlenme çalışmasına katılan sendika yöneticilerinin gördüklerinin
ve yaşadıklarının bir aktarımı olan bu çalışma, ortak örgütlenme konusunda da
önemli ipuçları vermektedir. Taşeronlaşma hangi
koşullarda ortaya çıkmıştır, dünyada ve Türkiye’de nasıl uygulanmaktadır
sorularına verilen yanıtlar, BEDAŞ’daki taşeronlaşma, taşeron işçilerinin
durumunu ve sendikalaşmanın önündeki zorlukları da açıklamaktadır. Alt sözleşme ya da
taşeronlaşma Alt sözleşme veya
günlük dilde kullanıldığı şekliyle taşeronlaşma, 1970’lerde kapitalist sistemin
içine girdiği krize karşı geliştirilen yeni üretim biçiminin (Post-fordizm) bir
parçası olarak karşımıza çıkmaktadır. Üretim yerinde işin bir kısmının işveren
tarafından başka bir işverene verilmesi veya işverenin
ürettiği ürünün belirli parçalarını, fabrika dışında alt sözleşme ile başka
bir birime devretmesi şeklinde tanımlanan taşeron uygulamasında, hem emek
piyasası farklılaştırılarak ucuz iş gücü olanağı yaratılmakta hem de
sendikalaşma önlenilmektedir. Taşeronlaşma
uygulamasında temel amaç; sendikasız yerlerde sendikalaşmayı önlemek, sendikalı
yerlerde de işçilerin bir kısmının toplu iş sözleşmesinden yararlanmalarını
engellemek, sendikalaşmayı zayıflatarak sendikanın toplu sözleşme yetkisini
düşürmek, grev uygulamasını önlemek ve düşük ücretli işçi çalıştırmaktır.
Yeni sistemin
(Post-fordizm) yaratıcısı ve uygulayıcısı Japonya’dır. Japonya’da yaşananlar,
taşeron uygulamasının işçiler üzerindeki olumsuz etkilerini göstermesi bakımından
hayli önemlidir. Japonya’da, çelik üretiminde çalışan işçilerin yarısı
taşeron işçisidir ve yalnızca yüzde 20’si sendikalıdır. Taşeron işçilerinin
çalışma saatleri ana firmada çalışan işçilerden yüzde 10 daha fazla, ücretleri
ise yüzde 30 daha düşüktür. Bir Japon sendikalı, taşeronlaşmanın sonuçlarını
şöyle dile getirmektedir: “Toyota’nın ana üretimin dışına taşıdığı
birimlerde çalışan işçiler asla hastalanmaz, asla grev lafını ağzına almaz ve
yılda yalnız birkaç gün tatil yapabilir. Sendikalaşma anında Toyota bu birimlerdeki
bağlantısını hemen sıfıra indirir.” (1) Taşeronlaşmanın yaygın
olarak uygulandığı çevre ülkelerde de taşeron işçilerinin durumu çok farklı
değildir. Örneğin Filipin’lerde tekstil ve giyim sektöründeki taşeron firmalarda
çalışan işçilerin günlük ücretleri 1 Dolardır. Sendikalaşma oranı ise yüzde
5’dir. (2) Türkiye’de
taşeronlaşma inşaat ve tekstil sanayiinde başlamış, 1990’lardan sonra yaygın bir
uygulama haline gelmiştir. Taşeron işçilerinin toplam çalışanların yüzde
30-50’sini oluşturduğu işyeri sayısı giderek artmaktadır. Petrol-İş
Sendikası’nın örgütlü olduğu işyerlerinde yaptığı bir araştırmaya göre,
1994’de özel-petrolde yüzde 18.5 olan taşeron işçi oranı 1997’de yüzde 23.4’e
sıçramıştır. Bugün Petrol-İş Sendikası’nın özel-petrol’de sendika üyesi
bulunmamaktadır. (3) Taşeron işçilerinin
sendikalara üye olmalarının önünde hiçbir engel bulunmamaktadır. Fakat, iş
güvencesinin olmaması, asıl işverenin sözleşmeyi istediği an ve biçimde
sonlandırabilmesi ve hiçbir sosyal güvencesi ve beklentisi olmaksızın çok düşük
ücretle çalışan taşeron işçilerinin sendikalaşma riskini göze almamaları,
taşeron işçilerinin sendikalaşmalarının önünde önemli etkenlerdir.(4) Ancak, bütün bu
olumsuzluklara karşın, işçilerin örgütlenme ve birlikte davranma eğilimleri de
giderek artmaktadır. 1987’de, otomotiv sektöründeki taşeron işçileri,
başlattıkları grevlerle Hyundai, Daewoo, Kia gibi sektörün devlerine oldukça zor
günler yaşatmışlardır. Grev sonrası, taşeron firma işçileri ile ana firma
işçilerinin sendikaları birleşmiş ve Bölgesel İşçi Birliği ve Endüstriyel
Sendikalar Federasyonu oluşmuştur. Türkiye’de de taşeron
işçilerinin örgütlenme çabaları devam etmektedir. Bu çabalardan birisi de
sendikamızın yaklaşık iki yıldır BEDAŞ’da taşeron firma işçileri arasında
sürdürdüğü sendikalaşma faaliyetidir. Enerjide özelleştirme
ve taşeronlaşma
uygulamaları Kamuda taşeronlaşma,
özelleştirmeleri hızlandıran bir araç olarak da kullanılmaktadır. Türkiye Elektrik
Kurumu’nun özelleştirilme çabası bunun en çarpıcı örneklerinden biridir. Türkiye Elektrik Kurumu
(TEK) önce TEAŞ ve TEDAŞ olarak ikiye ayrılmış, daha sonra bazı dağıtım
bölgeleri özelleştirilmiştir. Elektrik Mühendisleri Odası ve işkolunda örgütlü
sendikaların başlattıkları hukuk mücadelesiyle, dağıtım hizmetlerinin
özelleştirilmesi uzun süre engellenmiştir. Özelleştirmeleri hızlandırmak için
TEDAŞ’ta taşeronlaşma başlatılmış; sayaç okuma, kesme, fatura dağıtma,
bakım-onarım ve arıza gibi hizmetler taşeron firmalara devredilmiştir. İstanbul’da Anadolu
Yakası elektrik dağıtımı 1989’da AKTAŞ’a, Avrupa yakası elektrik dağıtımı
da 1992’de Boğaziçi Elektrik Dağıtımı A.Ş. BEDAŞ’a verilmiştir. AKTAŞ’da
özelleştirme ve taşeronlaştırma sonucu 400 sözleşmelinin ve 840 işçinin işine
son verilmiş, yerlerine asgari ücretle çalışan, hiçbir sosyal hakkı olmayan
taşeron işçileri alınmıştır. İstanbul Avrupa
yakasının elektrik dağıtım hizmetini yapan BEDAŞ’da da, 1992 yılından sonra,
sayaç okuma, kesme, fatura dağıtma, bakım-onarım ve arıza hizmetleri de taşeron
firmalara verilmiştir. İlk uygulama:AKTAŞ Enerji sektöründeki
özelleştirmelere karşı ilk direnişler AKTAŞ’da başlamıştır. TEK
çalışanları, özelleştirme girişimini engellemek ve AKTAŞ’a geçmemek için
Tes-İş Sendikası 1 No’lu Şube’de örgütlenmişler ve direniş
başlatmışlardır. Ancak direnen işçilerin işlerini sözleşmeli çalışanlara ve
mühendislere yaptıran işveren, önce direnişi kırmış ardından da direnen
işçilerin tümünü işten çıkartmıştır. Daha sonra sözleşmeli çalışanların,
toplu iş sözleşmesinden yararlanmak için başlattıkları direniş de işverenin
Sendika Genel Merkezi’ni ‘uyarmasıyla’ kırılmış ve 400 sözleşmeli çalışan
işten çıkartılmıştır. Bu süreçte Tes_iş Sendikası Genel Merkezi, önce 1
No’lu Şube yöneticilerini görevden almış ardından da şubeyi kapatmıştır. Tes-İş Sendikası
BEDAŞ’ta da farklı bir tutum ortaya koymamıştır. BEDAŞ’da
taşeronlaşma BEDAŞ’da ilk
taşeronlaşma uygulaması temizlik hizmetlerinde başlamış, daha sonra özel banka
veznelerinin açılmasıyla devam etmiştir. 1992 yılından sonra,
sayaç okuma, kesme, fatura dağıtma, bakım-onarım ve arıza hizmetleri de taşeron
firmalara verilmiştir. Taşeron firmalar her yıl
açılan ihalelerle belirlenmekte ve sürekli değişmektedir. Bugün bu hizmetler,
Sarıyer, Çağlayan ve Beyoğlu bölgelerinde Starkom; Sefaköy, Güngören ve Bakırköy
bölgelerinde Sistem; Beyazıt’ta ise Starkom’un yan kuruluşu Bay-Em tarafından
verilmektedir. Taşeron firmaların
ihalelerde verdikleri fiyatlarla yapılan hizmetler arasında büyük fark bulunmaktadır.
Fark, ya işçi ücretleri çok düşük tutularak ya da işçilere hiç ücret
verilmeyerek kapatılmaya çalışılmaktadır. Bu ise özellikle okuma-kesme
servislerinde rüşveti ve kirli ilişkileri pekiştirmektedir. BEDAŞ’da taşeron işçilerinin durumu BEDAŞ’daki taşeron
işçilerinin çalışma koşullarını yine bir taşeron işçisi şöyle anlatmaktadır:
“Fatura dağıtıp sayaç
okuyanlar, kesme işlerini yapanları; temizlik yapanlar arıza yapanları
tanımamaktadır. Aynı kurumda çalışmalarına rağmen belki de bir yıl boyunca hiç
birbirlerini görmemişlerdir. Taşeron çalışanlarının bir bölümü mevsimlik
işçidir, bir bölümü de iş olduğunda çalışır. Asgari ücretle veya prim sistemi
ile çalışanların yanısıra, ücret almadan çalışanlar da bulunmaktadır. Hatta
işe aldığı için üste para isteyen taşeron firma sahipleri ve yetkilileri bile
vardır. Taşeron işçilerinin
çalışma saatleri belli değildir, gün boyu çalışır. Çalışmadığı günler,
(Cumartesi, Pazar ve bayramlar) ücret almaz. Yani ücretli tatil izni yoktur. Ay sonunda aldığı maaş,
2001 Türkiye’sinde 50-70 milyonu geçmez. Son yıllarda okuma ve kesme servislerinde
çalışanlara maaş ödenmez. Halktan rüşvet almaya itilirler. Hatta rüşvetin bir
bölümünü de patronlara vermek zorunda kalırlar. Sigorta primleri, yasal
zorunluluk nedeniyle ya tam olarak ödenmekte, ya da hiç ödenmemektedir. İşverenin bütün
dedikleri emirdir, çünkü örgütlü değildirler.” Örgütlenmenin
ilk adımları Taşeronlaşma ve taşeron
işçilerine karşı izlenecek tutum, Enerji-Yapı Yol Sen’in de uzun süre gündeminden
düşmemiştir. BEDAŞ’da taşeron işçilerinin örgütlenmesine yönelik ilk adım,
1992’de işçilerin, kamu çalışanlarının ve taşeron işçilerinin eşit sayıda
katıldığı Ortak Örgütlenme Platformu’nun oluşturulmasıyla atılmıştır.
Platform, Güngören’de özel banka veznelerinin kapatılmasında önemli rol
oynamıştır. Ancak, işyerindeki sendikaların olumsuz tutumu nedeniyle Platform bir
süre sonra etkisizleşmiştir. Bu arada sendikada,
“Ortak örgütlenme mi, ayrı örgütlenme mi?”, soruları etrafında sürdürülen
tartışmalar, 26 Ekim 1999 tarihinde, Enerji-Yapı Yol Sen İstanbul Şubesi’nin,
Yönetim Kurulu toplantısında alınan “Özelleştirmelere karşı politikaların
diğer çalışanlarla ortaklaştırılması ve bu doğrultuda çalışmalar
yapılması” kararıyla sonlanmıştır. Alınan bu kararda, taşeron
çalışanlarının da büyük etkisi olmuştur. Enerji-Yapı Yol Sen
BEDAŞ’da Taşeronlarla birlikte BEDAŞ’daki taşeron
işçileri ile ilk toplantı 17 Aralık 1999 tarihinde gerçekleştirilmiştir.
Toplantıya, 1-2 işletmeden 5-6 kişi katılırken, 15 ve 28 Ocak 2000 tarihinde yapılan
toplantılara 6 işletmeden 30-40 kişi katılmıştır. 15 Şubat 2000 tarihinde
de, “taşeron işçilerinin sendika üyeliği” gündeme alınmış ve ortak
örgütlenme doğrultusunda ikinci önemli adım atılmıştır. Bir ay sonra, 15 Nisan
2000’de yapılan ‘taşeron çalışanlarının tanışma ve dayanışma yemeği’ ile
taşeron firmada çalışan işçilerle sendikalı işçiler arasında güven tazelenmiş,
dayanışma duyguları artmış, birlikte mücadelenin önemi bir kez daha
vurgulanmıştır. Örgütlenme
çalışmalarında; taşeron firma çalışanlarının BEDAŞ kadrosuna alınması başta
olmak üzere; İş güvenliği ve iş
güvencesinin sağlanması, İnsanca bir ücret
verilmesi, SSK primlerinin düzenli
ödenmesi ve bordroların panolara asılması, Yemek ve yol paralarının
düzenli ödenmesi, Yıllık yasal izin
haklarının kullandırılması, Nemaların faizleriyle
birlikte ödenmesi, Çalışanların
sertifikalarının verilmesi, Bazı işletmelerde
çalışanlara imzalatılan boş senetlerin iade edilmesi ve Prim sisteminin
kaldırılarak 8 saatlik iş günü uygulanması talepleri savunulmuştur. Sosyal haklarda yeni
kazanımlarla, kirli ilişkilerin sona erdirilmesi de hedeflenmiştir. Başlangıçta biraraya
gelmekten çekinen, örgütlenmeden ürken insanlar, süreç içersinde örgütlülüğün
getirdiği güvenle taleplerinin kabulü yönünde daha direngen davranmışlardır. İlk
örgütlü eylem, Nisan ayında Güngören’de taşeron firmanın işçilerin sigorta
primlerini olmayan maaşlarından kesmek
istemesi üzerine başlamıştır. Direnişi, işyeri temsilcisi şöyle anlatıyor: “5 kişilik bir komite
oluşturan taşeron işçileri bize başvurup yardım istedi. Taşeron işçileri ile
birlikte bir toplantı yaptık. Toplantıda, direniş kararı alındı. Daha sonra bizler
BEDAŞ yetkilileriyle, taşeron işçileri de kendi işverenleri Şahin Elektrik’le
görüştü. Şahin Elektrik işvereni
Timur Şahin, taşeron işçilerini ‘ya kimliklerini ve ellerindeki işi bırakıp
gitmeleri ya da işe çıkmaları’ yönünde tehdit eder. İşçiler de, işlerinin
başında olduklarını ancak haksız bir kesintiyle karşılaştıklarını ve bu durum
düzeltilene kadar direneceklerini belirtirler. İşyeri temsilciliği
olarak bizler de BEDAŞ Müdür Yardımcısına, taşeron firmanın ihale şartnamesine
uymasını aksi taktirde işçiler ve kamu çalışanları olarak direniş
başlatacağımızı bildirdik. Bunun üzerine BEDAŞ yetkilileri taşeron firma
yetkilisini işyerine çağırdı. Taşeron firma yetkilisi, önce işçilerle tek tek
görüşmek istedi, bu isteği reddedilince tüm işçilerle toplantı yapıldı. Bu ilk direnişin
sonucunda;
Direnişin kazanımlarla
sonuçlanması, hem sendika kadrolarına moral güç vermiş hem de tüm BEDAŞ
birimlerinden kitlesel üye başvurusu olmuştur. Taşeron işçileri, daha
sonra işten atılanların işe iadesi için, maaşlarını alamayan işçilere ödeme
yapılması için, yeni ihaleleri ve çalışma koşullarını protesto için iş bırakma
ve oturma eylemleri gerçekleştirmişlerdir.(5) Altı ay boyunca süren
direniş ve iş bırakmalardan sonra;
Örgütlenme
çalışmalarında bir başka sevindirici gelişme, rüşvet almaya zorlanan işçiler
arasında çürümüşlüğe karşı mücadele, insanlık onuruna sahip çıkma ve
örgütlenme fikrinin yeşermesi olmuştur.- Hukuk mücadelesi İhaleyle bu hizmetlerin
yürütülmesini üzerine alan özel şirketler/taşeronlar ve hizmetin asli yükümlüsü
BEDAŞ, uygulamalarıyla bir çok hukuka aykırı durumun doğmasına, çalışanların
haklarının ellerinden alınmasına ve yolsuzluk düzeninin kurulmasına neden
olmuşlardır. BEDAŞ ile şirketler
arasında imzalanan sözleşmede ve ilgili şartnamelerde, çalışanların yasal
hakları, Uluslararası Çalışma Örgütü ve yasal mevzuatımız çerçevesinde koruma
altına alınmış görünürken, uygulamada, çalışanlar doğru dürüst ücret
alamamakta, sigortaları eksik veya hiç yatırılmamakta, izin vb. haklarını
kullanamamakta ve mali şartnamede yer almasına karşın yol ve yemek ücreti ile giysi
yardımından faydalanamamaktadır. (Sözleşmede atıf yapılan UÇÖ sözleşmesi
hükmüne göre, taşeron şirketlerde çalışanlara, aynı veya benzeri bir işkolunda
çalışanlara toplu sözleşme ve/veya yasa ile sağlanandan daha az elverişli olmayan
ücret ve çalışma koşulları sağlanmak zorundadır.) Bu durum nedeniyle Enerji
Yapı Yol Sen olarak, 2000 yılı içerisinde yapılan endeks okuma ihalesi ile ilgili
olarak, ihalenin iptali istemiyle idari yargıda dava açılmıştır. Ayrıca,
çalışanların ücret alacakları, tazminat ve sosyal haklarına ilişkin olarak İş
mahkemelerinde bireysel davalar açılmıştır. Bu davalar,
çalışanların yasal haklarından mahrum kılınmaları yoluyla, daha düşük bir
maliyete ama yolsuzluk sistemini topluma yayarak yürütülen kamu hizmetleri alanını,
bu hukuksuzluk ve usulsüzlük zincirinden kurtarmaya yönelik bir adım olarak
görülebilir. Bütün bu çalışmalar
sonucunda, 2000 yılında 400 taşeron çalışanının 253’ü Enerji-Yapı Yol Sen’e
üye yapılmıştır. Taşeron işçileri, işyeri temsilciliği, Şube Temsilciler
Kurulu, Genel Kurul delegeliği ve Şube Yönetim Kurulu Üyeliği gibi sendikanın tüm
organlarında görev almaktadır. Çalışmamızı
hazırladığımız şu günlerde yeni ihale dönemine girilmiş ve taşeron işçileri
için yine zor bir süreç başlamıştır. Taşeron işçiler hiçbir iş güvencesine
sahip olmadıklarından, her ihale sonrasında işsiz kalma tehdidiyle karşı karşıya
kalmaktadır. İhaleyi alan yeni taşeron firmalar, daha ucuza çalışacak işçiler
bulmakta ve aynı oyun tekrarlanmaktadır. İhalelerin yenilenmesi başlamış olan
sendikalaşmanın kırılması için de bir fırsat sayılmakta, sendikalı işçiler,
yeni taşeron firmalar tarafından işe alınmamaktadır. Bugün, BEDAŞ’da 447 taşeron
işçisinin 123’ü sendikalıdır. (Tablo 1) Sonuç Taşeronlaşma işçilerin birliğine saldırıdır.
Yukarıda verdiğimiz örnekte de görüldüğü gibi;
Taşeronlaşma çalışanları
örgütsüzleştirmektir:
Ortak örgütlenme dayatıyor Sermaye, kapitalist
sistemden kaynaklanan krizlerini aşabilmek için kendi içinde olağanüstü
örgütlenmelere giderek çeşitli saldırı pozisyonları almaktadır. Özelleştirme,
taşeronlaşma, esnek çalışma bu saldırılardan bazılarıdır. Bugün sermayenin topyekün
saldırısına karşı topyekün mücadele verilmesi gerektiği kaçınılmaz bir hale
gelmiştir. Klasik sendikal politikalar, işyeri veya işkolu bazında örgütlenmeler,
sermayenin topyekün saldırısı karşısında yeterli olmamaktadır. KEPEZ’de,
ÇEAŞ’da ve AKTAŞ’da, özelleştirmeye, taşeronlaşmaya karşı çalışanlar
direnmiş fakat “ateş düştüğü yeri yakar” misali, diğer çalışanlar
tarafından yalnız bırakılmış ve kazanan sermaye olmuştur. Ancak bugün daha iyi
görüyoruz ki, ateş her yere düşmeye başladı. Tek tek işyerlerinde, işkollarında
verilen mücadeleleri birleştirmek, sermayenin topyekün saldırısına karşı topyekün
mücadele biçimine dönüştürmek gerekmektedir. Bütün dünyada, bir
tarihsel süreç içersinde böl ve yönet sermayenin temel taktiklerinden biri olmuştur.
Bölünmüşlük güçsüzlüğün temel nedenidir. İşçiler ve kamu çalışanları
aynı işyerinde, aynı iş kolunda, aynı ülkede ve bütün dünyada, sendikalarda,
federasyon ve konfederasyonlarda, uluslar arası konfederasyonlarda örgütlenmek
zorundadır. Hatta, sendikal
örgütlülük belki de sadece kazanımlarımızı korumakla sınırlı kalabilir. O
yüzden çalışanların politik örgütlülüğünün öne çıkarılması da
kaçınılmazdır. Eğer kazanmak ve dünyayı yönetmek istiyorsak. Sendikal sınıf hareketi
sınıfın ortak örgütlülüğünü esas alan ve ortak organik örgütlenmeyi bilince
çıkaran pratik adımları atarak sürece sınıfsal müdahaleyi gerçekleştirmek
zorundadır. Bunun için derhal şunlar yapılmalıdır:
ENERJİ-YAPI
YOL SEN İST. ŞB. ORTAK
ÖRGÜTLENME KOMİSYONU KAYNAKLAR
|