Almanya, bugün Avrupa’da en çok
yabancı bulunduran ülke. Son rakamlara göre, ülkede tam 7.3 milyon “yabancı” var
ve bunların yüzde 40’ı 15 yıldan fazla bir süredir ikamet ediyor. Bu rakama Alman
vatandaşlığına geçen “yabancılar” dahil değil. Ayrıca, eski SSCB’den ve
Doğu Avrupa ülkelerinden toplam 4.1 milyon “Alman kökenli” de son 10 yıl içinde
daha çok işgücü ihtiyacından ötürü getirildi. Bunun bir de “Almanlara sahip
çıkma” boyutu var... Dolayısıyla, ülkedeki göçmenlerin sayısı,
gösterildiğinden de fazla.
Göç Yasası’nın onaylanması, uzun
yıllardır ülkenin bir “göçmen ülkesi” olup olmadığı tartışmasına nokta
koymak açısından bir olumluluk taşısa da, ülkede bulunan “yabancıların”
ekonomik ve politik açıdan eşit haklara sahip olması bakımından hiçbir olumluluk
içermiyor. “Göçmen ülkesi” olunduğu kabul edilirken, 30-40 yıldan fazla bir
süredir bu ülkede yaşayan, ya da bu ülkede doğup büyüyen, kısacası kendisine bu
ülkeyi “yaşam merkezi” seçen, ancak Alman vatandaşı olmayanlara, başta
seçme-seçilme hakkı olmak üzere pek çok temel demokratik haklar tanınmıyor. Bunun
da ötesinde, ülkedeki yerli ve yabancılar arasındaki önyargıların kırılarak,
“ortak yaşam”ın tesis edilmesi yerine, Alman işçi ve emekçilerle Alman olmayanlar
arasında kalın bir duvar örüyor.
Göç Yasası’nın temel felsefesini AB
dışındaki ülkelerden “kalifiye elemanların” getirilerek düşük ücretle
sermayenin hizmetine sunulması oluşturuyor. 1950’li yılların birinci yarısında
başlayan 1972’ye kadar süren göç ile getirilen işçiler, Alman emekçileriyle
birlikte ülke ekonomisini ayakları üzerine dikerken, Göç Yasası ile getirilecek
olanlarla ise sermayenin dünya piyasasındaki gücünün daha da artırılması
planlanıyor. Alman sermayesi bu noktada da en önemli rakibi olan ABD’nin izinde
yürüyor. İşgücünün
reel olarak diğer ülkelere oranla daha ‘pahalı’ olduğu Almanya’da, bugün asıl
sorun, kalifiye işgücünün daha düşük ücretle çalıştırılması. Bir taraftan
düşük ücretli işlerin yaygınlaştırılması için yasalar çıkarılırken, diğer
taraftan yurtdışından düşük ücretle çalışabilecek elemanlar aranıyor. İkisi
birbirine paralel yürütülüyor.
Yüksek teknoloji alanında yaşanan tartışma
bunun en somut kanıtı. Rakamlara göre Almanya’da 35 bin bilgisayar uzmanı işsiz
olduğu halde, bunların işe alınması yerine, Hindistan, Pakistan, Rusya, Türkiye ve
Doğu Avrupa ülkelerinden, Almanya’daki uzmanlardan daha düşük ücretle çalışmaya
hazır olanlar getirilmeye başlandı.
Bu, tekellerin kârlarını kat be kat
artırması anlamına geliyor.
Aslında, ortada dünya ölçeğinde
uzun süreden beridir alttan alta, kalifiye işgücünü düşük ücretle kapma mü cadelesi yaşanıyor. ABD
ve Kanada gibi ülkeler yıllardır, dünyanın yoksul ülkelerinden “akıllı
kafaları” kendine çekmek için çaba sarfediyorlar. ABD’de yürürlükte olan Green
Card (Yeşil Kart) sayesinde, dünyanın birçok ülkesinden “akıllı kafalar”
toplandı. ABD sermayesinin büyümesindeki önemli faktörlerden birisi de budur.
Almanya, bugün “akıllı kafaları” kapma
mücadelesine geç girmenin telaşını yaşıyor. Göç Yasası, sermayenin yoğun
baskıları doğrultusunda bu amaçla, biraz da aceleye getirilerek çıkarıldı.
Sermayenin muhafazakâr fraksiyonunun en büyük itirazı da bu noktada. Elbette,
yaklaşan seçimler nedeniyle naif olan bu konunun kaşınarak, yabancıların bir kez
daha malzeme yapılmak istenmesinin oy hesabı da bulunuyor.
Ülkede 4.3 milyon işsiz bulunduğu halde,
bunları kalifiye hale getirerek iş yaşamına kazanma yerine, dışarıdan ucuza
çalışmaya (geldikleri ülkeye göre yüksek, Almanya’ya göre düşük) hazır
olanları getirmek, Alman sermayesinin dünya ölçeğinde yeni pazarlar elde etme
mücadelesinde gücünü artıracak gibi görünüyor.
 Nerden bakılırsa bakılsın;
muhafazakârların göç konusunu seçimlerde kullanmaları, Almanya’da toplumsal
yaşamda bir gerilmeye yol açacak. Yerli Alman emekçileri yabancılara karşı
kışkırtılmaya çalışılacak. Bunun yanı sıra, yabancılar arasında “kalifiye
olanlar ve olmayanlar” ayrımı da bu körüklemeye bir unsur olarak eklenecek. Ve
böylece sermaye baskı ve sömürüyü daha da yoğunlaştırarak, daha kolay
yönetmesinin yollarını arayacak. Yani; yeni durumun bütün faturası ülkedeki yerli
ve yabancı emekçilere çıkarılmaya çalışılacak.
 Bütün bu gerici politikalara karşı
ülkedeki bütün uluslardan emekçilerin ortak mücadelesinin örülmesi, bir zorunluluk
olarak kendisini bir kez daha ortaya koyuyor.
|