mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu

 

IMF POLİTİKALARININ ÇEŞİTLİ ÜLKELERDEKİ SONUÇLARI

Enerji Yapı Yol Sendikası Yayın Kurulu tarafından hazırlanmıştır.

http://www.eyysen.org.tr

 

IMF Yapısal Uyum Programlarını uygulayan ülkeler arasında yapılan araştırmalar, hiç bir ülkenin bu programı uygulayarak bir ekonomik büyüme kaydetmediğini, aksine ekonomik krizler yaşadığını gösteriyor. Bu ülkelerde, ekonomide tam bir istikrarsızlık hakim olmuş, kamu harcamaları kısılmış, ücretler dondurulmuş, ulusal paraları değer kaybetmiş, kişi başına düşen milli gelir gerilemiş, sefalet ve yoksulluk hakim olmuştur.

IMF talimatlarını uygulayan ülkeler büyük ekonomik krizler yaşarken, neden hala bu talimatlara uymakta ve ekonomik gelişimlerini bu yönde planlamaktadırlar? Bunun nedeni dünyada artık ödenemeyecek hale gelmiş bir borç zincirinin oluşmasıdır. Kısacası artık ülkeler IMF’ye bağımlı hale gelmişlerdir. 1947’den 1989’a kadarki dönemde altı ülke IMF’den 30 yıldan fazla, 24 ülke 20-29 yıl arası ve 47 ülke 10-19 yıl arası bir süre yardım talebinde bulunmuşlardır. Borçlar, bir ülkenin kalkınması ve ödemeler dengesini düzeltmek için değil, o ülkenin kaynaklarını yağmalamak amacıyla verilmektedir.

Bryan Johnson ve Brett Schaefer tarafından yapılan bir araştırmada IMF politikalarını uygulayan 89 az gelişmiş ülkenin 1965’den 1995’e kadarki ekonomik büyümesi incelenmiştir. Araştırma sonuçları ilginçtir: Bu ülkelerden 48’i borç aldığı yıla göre kişi başına düşen zenginlik açısından bir ilerleme kaydetmemiş, bu 48 ülkeden 32’si daha da fakirleşmiş, bu ülkelerden 14’ünün ekonomisi borç aldığı yıla oranla en az %15 küçülmüştür.

 

Büyük ölçüde ABD emperyalizminin denetiminde olan IMF ve DB, “yapısal uyum programları” ve bu programları dayatmanın yolu olan “krediler” aracılığıyla azgelişmiş ülke halklarını sefalete ve emperyalistlere giderek artan bir bağımlılığa sürükledi. Uygulanan ekonomik programlar bu ülkelerde dış borç sarmalına ve mali krizlere neden oldu. IMF, bir ahtapot gibi her ülkeye yayılmış durumda. İşte bu ülkelerden bazı örnekler:

 

Afrika kıtası felaketin eşiğinde

DB tarafından yayınlanan bir rapor, Afrika ülkelerinin çoğunun, 40 yıl öncesine göre çok daha geride olduklarını gösteriyor. Emperyalistlerce kışkırtılan savaşların pençesindeki kara kıtadaki 48 ülkenin toplam yıllık geliri, Belçika’nın yıllık gelirini ancak geçiyor.

Mozambik

Dünya Bankası ve IMF tarafından “önerilen” politikalarla, maun cevizi işleme sektörü tamamen yok edildi. Ham cevize uygulanan ihracat tarifelerinin kaldırılmasının ardından, çoğu kadın 10 bin işçi, işini yitirdi.

Zaire (Demokratik Kongo Cumhuriyeti)

ABD ve Fransa emperyalizmi tarafından desteklenen diktatör Mobutu Sese Seko, 35 yıllık iktidarının son dönemlerine kadar IMF kredileriyle beslendi. Ülkeye verilen yüzmilyonlarca dolar kredi Mobutu’nun kişisel servetine aktı ve IMF, 1982 yılında bu durumu “resmen” öğrenmesine rağmen yardıma devam etti. Zaire halkı Mobutu’yu devirdi. IMF ise diktatöre akıttığı “borçları” şimdi halktan istiyor.

Çad/Kamerun

İnsan hakları ihlallerinin en yoğun yaşandığı iki Afrika ülkesi olan Çad ve Kamerun hükümetleri, bugünlerde Dünya Bankası’ndan akan yüzmilyonlarca doların keyfini çıkarıyor. Banka, iki ülke arasında yapılması planlanan petrol boru hattı için 3.5 milyar dolar destek sağlamış durumda. 1000 kilometrelik hattı inşa edecek şirketler ise, ABD’li Exxon-Mobil ve ortakları Chevron ile Petronass. Boru hattı, çok önemli orman, su kaynakları ve kıyı bölgelerini tahrip edecek.

Benin

1993’te uygulanmaya başlanan yapısal uyum programları nedeniyle, ülkenin odun ihracatı 6 yıl içinde 4 kat arttı ve bu yükü kaldıramayan topraklar çoraklaşmaya başladı.

Doğu Avrupa ve SSCB’de Batan Deney

IMF, 1989-91’de Doğu Avrupa rejimlerinin yıkılmasıyla dünyanın bu parçasına da kendi iradesini dayatma fırsatı buldu. Bu ülkeler, IMF ve DB temsilcileriyle yeni-liberal ekonomistleri kurtarıcı mesihler olarak gördüler ve IMF stili “şok terapi” bütün Doğu Avrupa’ya, Rusya’ya ve eski Sovyetler Birliği cumhuriyetlerinin çoğuna uygulandı. Batı medyası “ekonomik mucizeler” olacağını haber veriyordu. Ancak bunun tam tersi gerçekleşti. Her yerde üretim azaldı. Neo-liberal deneyi uygulayan en büyük ülke olan Rusya’da üretim yarı yarıya düştü. Aynı şey Ukrayna, Bulgaristan, Romanya, Arnavutluk, Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan’ın başına geldi.

Rusya

Rus halkı, IMF programlarıyla ilk kez 1992’de tanıştı, ancak yoksullukta diğer halklara “yetişmekte” gecikmediler. 1996 yılında, ülkenin ulusal geliri yarı yarıya düşmüştü. Yoksulluk sınırının altında yaşayan insan sayısı, aynı sürede 2 milyondan 60 milyona fırladı. Erkeklerde ortalama ömür 65.5’ten 57’ye düştü. Uzmanlar, böylesi bir felakete, dünya tarihinde savaş veya büyük bir doğal felaket dışında rastlanmadığını belirtiyorlar. Büyük bir hızla gerçekleştirilen özelleştirmeler ile bir “özelleştirme mafyası” doğdu. Çeteler ve mafya örgütlenmeleri mantar gibi çoğalarak, iktidar ve medyayı tamamen kontrolleri altına aldılar.

Bolivya

IMF’nin bir diğer kurbanı olan Bolivya’da, tarım ürünleri ihracatı 1980’lerde rekor düzeyde arttı. Bu “mucize artış”ın istatistiki sonuçları ise 1990 yılında alındı: Yoksulluk sınırının altında yaşayan köylülerin oranı yüzde 95’e fırladı. IMF, DB ve DTÖ politikaları sayesinde;

- Yabancı şirketlerin verimli toprakları ele geçirmesine olanak tanındı. Toprakları ellerinden alınan çiftçiler, ölümcül heyelanlara açık bayırlarda tarım yapmaya veya ormanları yakıp kendilerine alan açmaya zorlandılar. Çoğu köylü, şehirlere göçtü.

- Küçük çiftçilere verilen devlet desteği kesilirken, tarımda tekelleşme hızlandı. Tarım alanında sendikalaşma, devlet baskısıyla önlendi.

- Yabancı tekeller, yerli halklar tarafından yüzlerce yılda geliştirilen tarım tekniklerinin patentini aldılar.

- Tamamen ihracata dayalı tarım politikaları, kimyasala bağımlı tarım tekniklerini geliştirdi. Toprak zehirlendi.

KOLOMBİYA

IMF ve DB politikaları nedeniyle Kolombiya tarihinin en büyük krizini yaşıyor. İşsizlik oranı %19’a çıktı. Geçen yıl IMF ile imzalanan 2,7 milyon dolarlık kredi anlaşması ise özelleştirmenin hızlandırılmasını, maaşların dondurulmasını ve zaten yetersiz olan sosyal güvenlik sisteminin tasfiyesini gerektiriyor.

GUYANA

DB ve IMF’nin dayatmaları sonucu, bugün ülkenin kesilebilir ormanlarının yarısı yabancı tekellere ait.

GUATEMALA

Dünya Bankası, 1982 yılında, ABD destekli Guatemala diktatörlüğüyle işbirliği yaparak Chixoy Barajı’nın yapımını destekleyeceğini ilan etti. Barajın önündeki tek engel, Rio Negro köyüydü. Köylüler topraklarından çıkmayı reddedince, ordu birlikleri çoğu kadın ve çocuk 400 köylüyü katletti. DB, katliamla ilgili sessizliğini uzun süre korudu. Kamuoyu baskısı sonucunda 1996’da açılan iç soruşturma ise, banka yönetiminin aklanmasıyla sonuçlandı.

El Salvador

El Salvador’un telefon şirketinin özelleştirilmesi; gizli anlaşmalar, yüzde 400’lük konuşma zamları, ölüm tehditleri ve işçi haklarının ihlal edilmesiyle, tam bir “Dünya Bankası uygulaması örneği” oldu.

4000 işçisi bulunan telefon şirketi ANTEL, çok kârlı bir kamu işletmesiydi. Ancak kasıtlı olarak kurumun başına getirilen rüşvetçi yöneticiler, kısa zamanda zengin olurken şirketi de batma noktasına getirdiler. İşçi sendikası, verimliliği artırmak için özelleştirme yerine, ANTEL yönetiminin görevden alınması gerektiğine ilişkin bir kampanya başlattı. Ancak Dünya Bankası’nın tercihi özelleştirme idi. Büyük bir medya propagandasına rağmen, sendikanın yaptığı referandumda, halkın yarısından çoğu özelleştirmeye karşı çıktı. ANTEL yönetimi ise, güçlü bir sendikanın “potansiyel müşteri”leri kaçıracağını söyleyerek, 1998’de 72 sendika liderini işten attı. Hemen ardından, Toplu İş Sözleşmesini tanımadığını ilan etti. Şirket, DB’nin destğiyle, El Salvadorlu bir holding ile Fransa Telekom tarafından oluşturulan konsorsiyuma devredildi. “Halka ucuz hizmet götüreceği” iddia edilen özelleştirmeden bir süre sonra telefon ücretlerine yüzde 400 zam yapıldı. DB, şimdi de sağlık sisteminin tamamen özelleştirilmesi için bastırıyor.

Meksika

1994-1995 yıllarında yüksek enflasyon ve rezervlerin erimesi nedeniyle IMF’den kredi aldı.IMF programına karşın ülkede pek çok işyeri kapandı, yoğun işten çıkarmalar yaşandı. Meksika’da bugün gelir adaletsizliği ve yoksulluk sürüyor ve gün geçtikçe artıyor.

HAİTİ

DB ve IMF, hükümetin asgari ücreti artırmasını önlediler. Ardından, kârlı kamu kuruluşlarının derhal özelleştirilmesini istediler. IMF baskısıyla, özellikle eğitim ve sağlık alanındaki kamu harcamaları yüzde 50 oranında azaltıldı. Böylece, rekor düzeyde öğretmen ve sağlık görevlisi açığı bulunan, ortalama ömrün erkeklerde 49, kadınlarda 53, okuma yazma oranının yüzde 45, bebek ölümlerinin neredeyse yüzde 10 olduğu Haiti, “piyasanın insafına” terk edildi.

Güney Kore

50 yıl boyunca işçi ve emekçilerin kan ve teri üzerinden dev bir sanayi kuran Güney Kore sermayesi, 1997’de patlak veren Asya ekonomik krizi ile, o güne dek kaydettiği bütün sınai-teknolojik ilerlemeleri kaybetti. Japonya’nın ardından, bir de iyice gelişen Güney Kore sanayisi ile rekabet etmek istemeyen ABD, fırsatı iyi değerlendirdi. Krizi bitirmek bahanesiyle ülkeye akıtılan 30 milyar dolarlık dev IMF kredisinin karşılığı, ülke tarihinde görülen en ağır “yapısal uyum paketi” oldu. Bu kuralları harfiyen uygulayan Güney Kore hükümeti, iki yıl içinde ülkeyi adeta bir harabeye çevirdi. Ekonomi küçülür, halkın alım gücü büyük ölçüde düşerken, yüzbinlerce işçi işten atıldı. Neredeyse ABD ile rekabet edecek duruma gelmiş Koreli şirketler, başta otomotiv sektörü olmak üzere, emperyalist tekellerin eline geçti. Benzer “yapısal uyum” programları Asya krizinin etkilediği tüm bağımlı ülkelerde uygulandı.

Endonezya

1980’lerin sonunda Tayvan ve Güney Kore’de gelişen işçi hareketi, uluslararası tekelleri kısmen de olsa “başka arayışlara” yöneltti. ABD’li spor malzemesi şirketi Nike de, “maraton ayakkabılarını” giyerek Endonezya’ya koştu. ABD tarafından desteklenen Suharto diktatörlüğü, ülkeyi tam bir “işçi cehennemi”ne çevirmişti. DB ve IMF de, yabancı tekellere ucuz işgücü sağlama garantisi karşılığında, devlete bol bol kredi sağlıyorlardı. Bu elverişli koşullar altında faaliyete geçen Nike patronlarının, işçilerin hak alma mücadelesini bastırmak için diktatörlükle el ele vererek çok sayıda işçi önderini öldürtüp cezaevine attırdığı belirtiliyor. 1997 krizi vurduğunda ise durum daha da kötüleşti ve Nike’ı ülkede tutmak için, işçi ücretleri günde 2.46 dolardan 1 dolara düşürüldü. IMF’nin “yapısal uyum programı”nın devreye girmesiyle, Güney Kore benzeri gelişmeler yaşandı. Ancak program, halk direnişiyle karşılandı ve çıkan ayaklanma sonucu, diktatör Suharto devrildi. Nike ise, uygulamalarına karşı başlatılan ve giderek güçlenen uluslararası kampanya karşısında zor anlar yaşıyor.

ABD

Yapısal uyum programları, gelişmiş ülkelerde de emekçilerin aleyhine oldu. “Kemer sıkma uygulamaları” nedeniyle, 1998-99 yıllarında sadece çelik sektöründe 10 bin işçi sokağa atıldı. Bunun en büyük nedenlerinden biri, azgelişmiş ülkelerden gelen ucuz çelikti.

2001 Ocak ayında ise 33 milyon nüfusuyla ülkenin en kalabalık eyaleti olan Kaliforniya eyaletinde elektrik üretim ve dağıtım şebekelerinde serbest rekabet ortamı yaratılmasına yönelik özelleştirmenin acı yüzü büyük bir fiyaskoyla ortaya çıktı. Kaliforniya eyaletinde enerji tekelleri arasında aylardır süren serbest rekabet kavgası, tüm çabalara karşın sona erdirilemeyince enerji krizi patlak verdi. Eyalette halk, II. Dünya Savaşından bu yana ilk kez mumlara saldırdı. Hayat durma noktasına geldi ve birçok bölgeye saatlerce elektrik verilemedi. Bankaların para çekme makineleri çalışmadı, fabrikalar üretime ara verdi. Trafik ışıklarının çalışmaması yüzünden onlarca trafik kazası oldu. Eyalette olağanüstü hal ilan edilirken, sistemin tümden çökmesi Kanada’dan elektrik alınarak önlenebildi.

TÜRKİYE : IMF'nin yeni örneği

Yıllardır IMF ve Dünya Bankası'nın örnek olarak gösterdiği Güney Kore, Tayvan gibi "mucize ekonomiler" 1990'ların sonunda büyük krizlere girdiler. Eski doğu bloku ve Latin Amerika ülkelerindeki uygulamaları da tam bir fiyaskoya dönüşen IMF şimdi yeni bir "mucize örnek" yaratmak istiyor. Bunun için de Türkiye'yi bir laboratuvar gibi kullanıyor.

Ülkemizde yıllardır uygulanan IMF politikaları sonucunda 1999 yılında iç borçlar 18 katrilyon liraya ulaşmış, dış borçlar 110 milyar doları bulmuştur. Faizlerin bütçe içindeki payı 1992 yılında 18,2 iken, 1999 yılında %43’e çıkmıştır. 1999 yılında sayıları 4600’ü bulan yabancı sermayeli şirketlerin Türkiye’de sayılarının hızla artması rastlantı değildir. Ülkede IMF politikaları ile gittikçe geriletilen ücretler ve baskı altına alınan işçi hak ve özgürlükleri onlara uygun ortam sağlamıştır.

IMF ne istiyor?

2000 yılında uygulanmaya başlayan istikrar programı uyarınca emeklilik yaşı yükseltildi, özelleştirmelere hız verildi, ücret artışları enflasyonun altında tutuldu, en adaletsiz vergiler artırıldı, ek vergiler koyuldu. Önümüzdeki yıllarda da kıdem tazminatlarının kaldırılması, en kârlı KİT'lerin satılması, büyük kamu bankalarının özelleştirilmesi, çiftçilere devlet desteğinin kaldırılması, sosyal güvenliğin özel sektöre açılması, SSK hastanelerinin ticari işletmelere dönüştürülmesi planlanıyor.

IMF'nin ısrarla istediği özelleştirmeler bizleri daha da yoksullaştırıyor, güçsüzleştiriyor. Bugüne değin özelleştirilen 128 kuruluşta çalışan sendikalı her 10 işçiden 8'i işten atıldı, bu işyerlerinde sendikasızlaştırma oranı yüzde 72 oldu. Özelleştirmeler nedeniyle toplam 400 bin işçi işinden oldu.

Gelir dağılımı

Türkiye'nin en zengin 650 bin kişisinin gelirleri 30 milyon kişinin gelirleri toplamından daha fazla. İki grup arasındaki 236 katlık bir gelir uçurumu var. 1994'de DİE'nin yaptığı araştırmaya göre nüfusun en alttaki yüzde 20'lik bölümünün toplam gelirden aldığı pay yüzde 4.9 iken en üstteki yüzde 20'lik bölümün payı yüzde 54.9. Uzmanların hepsi bu eşitsizliğin son 7 yılda daha da arttığı görüşünde.

Faiz bütçesi

Bizlerden 2001 yılında toplanacak vergiler yine faiz ödemeleri olarak kullanılarak bankacılara aktarılacak. Devlet bütçesinden harcanan her üç liranın bir lirasından fazlası faiz ödemeleri için kullanılacak. Bu para sağlık için harcanacak paranın 13, eğitim için harcanacak paranın 4.25 katı.

IMF'nin dostları kim?

IMF politikalarının uygulandığı bütün ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de küçük bir azınlık çok mutlu. Borçların, yoksulluğun, işsizliğin artması onları etkilemiyor, tam tersine uygulanan bu politikalar nedeniyle hızla devasa bir zenginliğe ulaşıyorlar. Bundan 20 sene önce sıradan bir zengin olan Mehmet Emin Karamehmet (Çukurova Holding, Yapı Kredi, Türkcell'in sahibi) bugün dünyanın en zengin 29'uncu kişisi olarak Bill Gates'le yarışıyor. Sakıp Sabancı (52'inci), Rahmi Koç (82'inci) ve Ayhan Şahenk (132'inci) dolar milyarderleri listesinin ön sıralarına doğru tırmanıyorlar. IMF politikaları büyük bir çoğunluğu yoksullaştırırken bir avuç yönetici ve patronun ceplerini dolduruyor.

Türkiye bugüne kadar toplam 18 Standby anlaşması yaptı. Son Stand-by anlaşmasından sonra IMF’ye döret kez niyet mektubu verildi. Bu mektuplarda neyin ne zaman yapılacağı taahhüt edildi. Örneğin 18.12.2000 tarihli niyet mektubunda hükümet;

  • Telekomun %33,5’nun özelleştirme ihalesinin duyurusunun 14 Aralık 2000 tarihinde yapılacağı ve Mayıs 2001 tarihinde kazanan şirketin açıklanacağı,
  • THY’nin hissesinin %51’inin satışının Mart 2001 tarihine kadar tamamlanacağı,
  • Elektrik sektörünün yabancı sermayeye tümden açacak olan “Elektrik Piyasası Kanunu”nun, 14 Aralık 2000 tarihine kadar meclise sunulup, Ocak ayında bu yasanın çıkarılacağı,
  • Tekelin özelleştirilmesini sağlayacak yasanın Şubat ayında çıkarılacağı,
  • Kamu Bankalarının özelleştirme stratejilerinin Kasım 2000 ayına kadar oluşturulacağı

sözünü verdi.

Aralık 1999’da imzalanan son Stand-by anlaşmasının üzerinden daha bir yıl geçmişken, mali durumu düzelteceği ilan edilen bu politikalar ülkeyi çok ağır bir kriz içine soktu. 19 Şubat 2001’de meydana gelen bu kriz sonucunda, emeği ile yaşayanların yaşama hakkından %50 çalındı, hükümet, işverenler ve medya tarafından yere-göğe sığdırılamayan ekonomik program yerle bir oldu.

Hükümet şimdi, Dünya Bankası’ndan atadığı bir uzmanın hazırladığı “ulusal program”la herşeyi düzelteceğini iddia ediyor ve toplumdan destek istemeye devam ediyor.

IMF ile hazırlanan ve “ulusal” olduğu öne sürülen “yeni” ekonomik program daha önceden saptanan tüm hedefleri yeniden düzenliyor. Yeni programın hedeflediği enflasyan rakamı % 45 / 49,7. Ulusal gelirin %2 küçülmesini öngören program, kamuda küçülmeyi de beraberinde getiriyor. Bu programa göre;

- Ek Bütçe çıkarılacak

- Memurlara enflasyon farkı oluştukça zam verilecek

- Kamu işçisi enflasyon hedefinin altında zamlara razı edilecek

- Kamu bankaları tek bir çatı altında toplanıp, kısa sürede özelleştirmeye çalışılacak

- Kamuda resen emeklilik ve erken emeklilikler yapılacak

- KİT’lerde personel sayısı azaltılacak

- Telekom’un %51’inin blok, kalanının halka arz ve çalışanlara satılması yoluyla, tamamının satılması için yasal değişiklik yapılacak

- THY, Tekel, Şeker Fabrikaları gibi, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nın sorumluluğunda bulunan kamu kuruluşlarının özeleştirilmesi hızla tamamlanacak

Görüldüğü gibi program ne “yeni”, ne de “ulusal”.

KAYNAK: Enerji Yapı Yol Sendikasının Web Sitesi.      http://www.eyysen.org.tr

 


sayfanın başına dön
[www.antimai.org] [bültenler] [haberler] [dağarcık] [yayınlar] [iletişim]