mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu

 

Çalışma Grubu Bültenlerinde GATS

2 (Bülten 31 - 32)

 

Bülten31 / 06.06.2001 -Devlet Üniversitelerinde GATS operasyonları başlatılıyor.

Bülten31 / 06.06.2001 -BBC’nin Dünya Servisi Başkanının GATS konusundaki şaşırtıcı cevabı

Bülten32 / 18.07.2001 -APHA’nın(Amerikan Kamu Sağlığı Kurumu) GATS ve FTAA’ya eleştiri

Bülten32 / 18.07.2001 -Dünya Ticaret Örgütünün “Gerçekler ve uydurmalar” bildirisi:

Bülten32 / 18.07.2001 -Japonya, Hizmetler Alanında EN ÇOK KAYIRILAN ÜLKE istisnasının hızla kaldırılmasını talep ediyor

Bülten32 / 18.07.2001 -Kanada’dan GATS Müzakerelerini öven bir Makale

Bülten32 / 18.07.2001 -GATS Anlaşmasının genişletilmesi müzakereleri kapsamında da bulunan, Cezaevleri

Bülten32 / 18.07.2001 -F TİPİ  A.Ş.: Türkiye'de de hazırlıklar tamamlanıyor.

Bülten32 / 18.07.2001 -GATS İskoç Parlamentosunda

Bülten32 / 18.07.2001 -Avrupa Birliği ülkelerindeki Yeşiller ve Kalkınma lobi grupları

 

Bülten-31 / 06 Haziran 2001

Devlet Üniversitelerinde GATS operasyonları başlatılıyor. Rektörlerin , Devlet Üniversitelerine ayrılan ödeneklerin kısıtlanmasından şikayeti ile başlayan Üniversite-Hükümet krizi de GATS’a uyum programlarıyla aşılacağa benziyor. Toplam öğrencilerin %10’unun piyasa koşullarında (özel üniversiteler düzeyinde) ücret ödeyerek eğitim hizmeti almaları, kalan %90’nın da harç ücretlerinin 3 katına kadar arttırılacağı ve dövize endeksleneceği önerisine bakılacak olursa, Türkiye GATS müzakerelerinde eğitimi özelleştirmek yerine “piyasa ekonomisine açmak” tercihini kullanacağa benziyor. Başka bir deyişle, bu önermeler üzerinden aslında alıştırma yapılmaya çalışıldığı görülüyor. (Cumhuriyet Gazetesi / 6 Haziran 2001)

Sayfa Başına dön

Bülten-31 / 06 Haziran 2001

BBC’nin Dünya Servisi Başkanının GATS konusundaki şaşırtıcı cevabı. BBC(İngiliz Yayın Kuruluşu) Dünya Servisi Başkanı Mark Byford Mayıs ayının son haftasında yapılan Avrupa Gazeteciler Derneği toplantısında kendisine sorulan ”GATS’ın kendi sektörünü nasıl etkileyeceği” sorusuna; “bu konuyu bilmediğini ve geniş bilgi alabilirse çok memnun olacağını” belirterek cevap verdi.

Sayfa Başına dön

Bülten-32 / 18 Temmuz 2001

APHA’nın(Amerikan Kamu Sağlığı Kurumu) GATS ve FTAA’ya eleştiri:  APHA tarafından, Dünya Sağlık Assemblesi öncesinde Mayıs 2001’de Cenevre’de yapılan bir toplantı için ve GATS ile FTAA’ya(Amerikalar arası serbest ticaret anlaşması) yönelik olarak hazırlanan politik raporun belli bazı bölümleri aşağıdadır. “APHA için, sağlık hizmetleri almanın en doğal insan haklarından biri olduğu göz önüne alınarak; 2001 yılı Kasım ayında Katar’da yapılacak DTÖ 4. Bakanlar Konferansında GATS hükümlerinin geliştirilmesinin planlandığı bilgisinden hareketle; yeni müzakereleri üzerinden mevcut GATS hükümlerinin genişletileceğini ve 141 DTÖ üyesi ülkenin sağlık bakım, sağlık sigortası, temiz su, eğitim, çocuk bakımı ve sosyal hizmetler (çocuk esirgeme kurumu, darül aceze v.b.) dahil olacak biçimde tüm sağlık alanlarıyla bağlantılı alanları özel sektör rekabetine açık hale getirmesini gerekli kılan ve bu rekabet kurallarına uymayan ülkelere hem uluslararası ticari yaptırımların uygulanmasını hem de şirketlerin dava sırası ve sonrasındaki muhtemel kayıplarının en yüksek bedeller üzerinden tazmin edileceğini garanti altına alacak olan; Amerika Birleşik Devletlerinin veya tek tek eyaletlerinin sağlık ve bakım hizmetleri, evde bakım, hastaneler ya da belli alanlara mahsus poliklinikleri açması ya da mevcutlara ilişkin düzenlemeleri güçlendirme yetisinin yeni GATS müzakereleri sonucunda sınırlanacağı ya da tümden kaldırılacağı; sağlık personelinin eğitim ve çalışma koşullarının da yeni oluşacak GATS hükümlerine uyarlanmak zorunda olunacağı ve standartların diğer ülkelerdekilerle ortaklaştırılarak görece yüksek olan eğitim ve çalışma standartlarının sağlık ticareti üzerinde kısıtlayıcı bir engel oluşturmamasının garanti altına alınacağı; ilaç sanayiinin patent yasaları üzerinden toplumların yaşam hakkını ipotek altına aldığını ve bedelin başta Afrika ve Asya halkları olmak üzere toplumlar tarafından en ağır biçimde ödenmekte olduğu; Fransız su şirketlerinin ABD’ndeki içme sularını ticari meta haline getirme planlarını GATS üzerinden gerçekleştireceğini; İki Amerikam kıtasında Küba dışında kalan 34 ülkeyi kapsamı içine alan ve 2005 yılı sonunda imzalanması planlanan FTAA serbest ticaret anlaşmasının NAFTA’dan bile daha agresiv hükümlerle donatıldığını ve tüm kamu sektörlerinde kamu hizmetlerini tehdit etmekte olduğunu göz önüne alarak; ne GATS’ın ne de FTAA’nın sosyal eşitlik veya demokrasi anlayışlarıyla bağdaşmadığını, tersine şirketlerin kar oranlarını maximize etme amacıyla kurgulandıklarını bilerek, Örgütümüz , Amerikan Kongresini her iki anlaşmaya da karşı çıkmaya, bu anlaşmalarla bağlantılı hiç bir hükmün fast-track mekanizması üzerinden (tartşılımaksızın) Kongreden geçirilmesine izin vermemeye , imzalanmış tüm serbest ticaret anlaşmalarının halklar üzerindeki etkilerini (sağlık v.b. etkiler) analiz etmeye çağırır.”

Sayfa Başına dön

Bülten-32 / 18 Temmuz 2001

Dünya Ticaret Örgütünün “Gerçekler ve uydurmalar” bildirisi: DTÖ, dünya çapında yürütülmekte olan GATS karşıtı kampanyaları eleştiren bir bildiri yayınladı. Bildiriye verilen başlık “Gerçekler ve uydurmalar”. Mart ayında Cenevre’de geniş bir bilgilendirme ve strateji oluşturma toplantısı (Ç.Grubumuzun da katıldığı) yapan, kapitalizm karşıtı gruplar ise DT֒nün bu bildirisini çürüten bir karşı cevap yayınladılar. Cevaptan yapılan bazı alıntılar şöyle:

Evet, DT֒nün hazırladığı bildiride bazı gerçekler yer almaktadır, fakat bunlar “gerçeklerin” tamamı değildir. Bu bildiride esas alınan demokratik kitle örgütlerinin bazı eleştirileridir.

Kitle örgütlerinin endişeleri yalnızca mevcut GATS anlaşması hükümleriyle sınırlı değildir. Bunun yanısıra ve daha da önemli olarak, GATS’ı genişletmeyi amaçlayan yeni müzakerelerin parçası olarak hali hazırda müzakere edilmekte olan öneriler de kitle örgütlerini harekete geçirmeye yetecek kadar önemlidir. Oysa DTÖ Sekreteryası, demokratik kitle örgütlerinin, mevcut hükümleri değiştirmeyi amaçlayan yeni önerilere getirdikleri eleştirileri, 1994 yılında imzalanmış olup; halen de geçerli olan mevcut GATS hükümlerine dayanarak cevaplamayı tercih etmiştir. Böyle olunca da gerçekler bir kez daha gözden kaçırılmıştır.

Bugün, tüm dünyada kamu hizmetlerinin serbest piyasa ekonomisine açılmasının getireceği sorunlar ve yararlara ilişkin bir tartışma süreci başlamıştır. GATS müzakerelerini yürütenler bu tartışmalara kulak vermek zorundadırlar.

Hizmet sektörü ekonomisi, büyük oranda Kuzeyli ulusötesi şirketlerin hegemonyası altındadır ve sermaye kulislerinde aktif olarak yer alan bu şirketler, yürüttükleri kulislerde AB, ABD, Kanada ve Japonya gibi DT֒nün en büyük aktörlerinin gündemlerini belirlemektedirler. Bu ülkeler, kendi hizmet tacirlerinin ihracat olanaklarını arttırmaya çalıştıklarını gizlememektedir. DT֒nün “Gerçekler ve Uydurmalar” başlıklı bildirisinin politik gerçeklerin anlatıldığı bölümlerin hiç bir yerinde uluslararası ticaret müzakerelerinin gerçeklerinden söz edilmemektedir.

Bildiride, Hükümetlerin düzenleme yapma hakkının saklı tutulduğu cümlesi sıkça tekrarlanmaktadır. Halihazırda Hükümetlerin düzenleme yapma hakkı Hükümetlerin taahhütde bulundukları sektörlerde ne zaman ve ne kadar kısıtlama ve istisna yapacaklarını ve bunların nasıl yapılacağını bilmelerine bağlıdır. Bunların bilinmesi ise gerçekçi olmayan bir kapasite ve önceden sezme yeteneği gerektirmektedir.

Ayrıca, halihazırda devam etmekte olan GATS müzakerelerinin hedefi zaten bu istisna ve kısıtlamaların kaldırılmasıdır. (Bkz. GATS madde XIX) Anlaşmanın temel gerekçesinin yabancı hizmet yatırımcılarının yatırım yapacağı ortamın değişmeyeceğinin teminat altına alınması olduğu belirtilmekte ve bu nedenle de ülkelerin verecekleri karardan geri dönüşleri çok çok zorlaşmaktadır.

DTÖ, ülkelerden açıkça şunu istemektedir: “Şimdi taahhütte bulun, sorularını sonra sor”

Sayfa Başına dön

Bülten-32 / 18 Temmuz 2001

Japonya, Hizmetler Alanında EN ÇOK KAYIRILAN ÜLKE istisnasının hızla kaldırılmasını talep ediyor. Japonya, Hizmetler alanındaki en çok kayrılan ülke istisnalarının 2001 yılı sonuna kadar kaldırılması için harekete geçilmesi çağrısında bulundu. DT֒nün görece zengin ülkelerine çağrıda bulunan Japonya, 2002 yılı sonunda hizmet sektöründe daha ileri düzeyde liberalizasyona geçilmesinde iyi bir örnek oluşturacağını belirterek bu yıl sonuna kadar tüm ayrımcılık hükümlerinin ayıklanmasının yerinde olacağı uyarısında bulundu. 14-18 Mayıs tarihlerinde hizmet ticareti ile ilgili olarak yapılan özel bir görüşme toplantısında Japonya, DTÖ üyelerinin GATS anlaşması altında listelenmiş 401 adet en çok kayrılan ülke istisnası(EKÜİ) hükmü bulunduğunu belirtti. Japonya ayrıca, en çok kayrılan ülke istisnalarının, gümrük vergileri ve benzeri ithalat veya ihracatta uygulanan diğer kısıtlayıcı düzenlemelerin devam eden GATS genişletme müzakerelerinin en önemli maddesi olan “tüm DTÖ ülkelerine eşit muamele” ilkesinin ihlali anlamına geldiğini belirterek mevcut GATS anlaşmasına göre, halihazırda var olan tüm EKÜİ’lerin Haziran 2004 tarihine kadar anlaşmadan çıkarılması gerektiği ya da bu hükümlerin ilerideki ticaret raundlarındaki statülerinin kararlaştırılması gerektiğini de vurguladı. Japonya, yaptığı bu çalışmada 401 adet EKÜİ’nin 331 tanesini analiz etti. Analiz dışında tutulan EKÜİ’lerin 63 tanesi GATS kapsamı içinde olmaması dolayısıyla denizcilik sektörüne ait. Geriye kalan 7 EKÜİ ise telekomünikasyon sektörü muhasebe oranları ile ilgili olup; şimdiye kadar hiç uygulanmamış olmaları dolayısıyla analiz dışında tutuldu. Diğer yandan, DT֒nde kayıtlı bu, 401 adet EKÜİ’nin yarıdan fazlası sadece 17 üye ülkeye ait. Ülkelerin kalkınma durumlarına göre bakıldığında ise toplam EKÜİ’lerin %47’si gelişmiş ülkeler tarafından getirilmiş; kalan %53 EKÜİ’nin sahibi ise DT֒nün %75’ini temsil eden gelişmekte olan ve en az gelişmiş ülkeler. İstisnaların %75’i sektörler arası konularda ve çoğunluğu profesyonellerin dolaşımı veya gayri menkul yatırımları ya da tercihli önlemler ile ilgili. Sektöre özel 258 istisnanın %29’u görsel ve işitsel hizmetler, %20’si finans hizmetleri ve %17’si de yol-taşıma hizmetleriyle ilgili. Taşımacılığın hava ve iç su dağıtım sistemleriyle ilgili bölümleri ise istisnaların %16’sını oluşturuyor. İstisnaların 3/5’i görsel-işitsel hizmetler ile yol taşımacılık sektörlerinde olmak üzere AB tarafından getirilmiş. Finans hizmetleriyle ilgili en fazla istisna Asya ülkeleri tarafından getirilmiş(14 ülke), bu sırayı 12 ülke ile Afrika ülkeleri ve 9 ülke ile Latin Amerika ülkeleri izliyor. Kuzey Amerika ülkeleri (ABD, Kanada ve Meksika) finans hizmetlerine 8 istisna getirirken AB ülkelerinin istisna sayısı 7. Japonya, hazırladığı analiz çalışmasında gelişmiş ülkelerin bir yandan yeni müzakereler ile tüm hizmetlerin daha fazla liberalizasyona açılmasını savunup, bir yandan diğer ülkelere öncelikle kendi pazarlarını açarak örnek olmaktan kaçınmalarının doğru olmayacağına da değiniyor. (The Bureau of National Affairs, Inc., Washington D.C. / By Daniel Pruzin)

Sayfa Başına dön

Bülten-32 / 18 Temmuz 2001

Kanada’dan GATS Müzakerelerini öven bir Makale: National Post (eski adı Financial Post)  isimli gazetenin (Kanada) 16 Mayıs 2001 tarihli nüshasında Neville Nankivell isimli köşe yazarı yeni GATS müzakerelerini övmek için değişik bir yöntem izlemiş ve 1994 yılında imzalanan ve bugün hala geçerliğini koruyan GATS anlaşması metninin neden yetersiz olduğunu kanıtlamaya çalışmış. Makaleden kısa bir alıntı: “İhracat, ithalat, profesyonel hizmetler, iletişim, ulaşım, inşaat, finansal hizmetler, sağlık ve eğitim sektörlerinin daha geniş anlamda serbest piyasa ekonomisine açılması sayesinde tüketici tercihi yelpazesi genişleyecek, müşteri ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik yenilik ve buluşlar gelişecek ve sermaye maliyetleri de aşağıya çekilmiş olacak. 90’lı yılların ortalarında imzalanan GATS anlaşması, gümrük vergileri ile mal ticareti önündeki diğer kısıtlayıcı engellerin azaltılması konusunda elde edilen başarıya oranla hizmet alanına beklendiği ölçüde liberalizasyon getirmeyi başaramamıştı. O tarihlerde, 160 alt hizmet sektöründen yalnızca 25’inde liberalizasyona açılmayı taahhüt eden DTÖ üyeleri, son derece kısıtlayıcı olan Hükümet Satın almalarının da GATS kapsamı içine dahil edilmesini kabul etmemişlerdi. Fakat, neyseki GATS, DTÖ üyelerine hizmet alanlarının  piyasaya açılması için dehe ileri düzeyde müzakerelere başlama zorunluluğu getirdi ve bunun başlangıcı için bir tarih de belirledi (Ocak 2000). Yeni müzakerelerin ilk yılında müzakere ilkeleri ve prosedürler belirlendi. Bu yıl ise önemli bir mesele olan “piyasalara giriş” bölümü üzerine görüşmeler yapılıyor. Çeşitli ülkelerde gelişen muhalefete rağmen aslında yeni müzakerelerle yapılmak istenen hizmet piyasalarına girişin kolaylaştırılması, devlet yardımlarının azaltılması, yabancı yatırımcılara karşı ayrımcı muamelelerden vazgeçilmesi ve Hükümet satın almalarının daha fazla rekabete açılmasının sağlanmasından ibaret. Küresel hizmet ticareti halihazırda toplam ticaret hacminin yalnızca %20’sini oluşturuyor. Fakat Kanada İhracatçı ve İmalatçılar Birliği (CME)’nin baş ekonomisti Jayson Myers’e göre piyasalar daha fazla liberalize edilecek olursa 2020 yılına kadar bu oran %50’lere çıkacak. Kanada’da toplam ekonomik faaliyetlerin 2/3’ünü hizmetler oluşturduğu halde, hizmet sektörünün ihracat içindeki payı yalnızca %10. Başka bir deyişle, geçen yıl hizmet ihracatından ülkemize giren para 55 milyar $ ile sınırlı kalmış. Bilmeyenler, bunun nedeninin eksik bilgilenme olduğunu falan düşünebilir. Ancak, gerçekte Hükümetlerin kısıtlayıcı düzenlemeleri Kanada hizmet sağlayıcılarının uluslararası piyasalara girişini zorlaştırmaktadır. Kuşkusuz, bizim tarafımızdan getirilen kısıtlayıcı düzenlemeler de yabancı hizmet yatırımcılarının bizim ülkemizde hizmet üretmesine engel olmaktadır. CME’nin hizmet ticaretinde baş vurulan sınırlayıcı engellere ilişkin sayısız örneklemeyi içeriyor. Teknik standartlar ve profesyonel nitelik (performans) gerekleri de yabancı hizmet yatırımcılarını ülkeden uzak tutmak amacıyla korumacılığın bir biçimi olarak kullanılabiliyor. Ülkelere girişlerde uygulanan sınırlamalar da iş seyahatlerini kısıtlayıcı engeller oluşturuyor. Örneğin Kanada’lı iş adamları ABD’ne seyahatleri sırasında geçici güçlükler yaşayabiliyor. Ya da ABD’ndeki hukuki düzenlemeler, Kanada’lı gemilerle ABD’ne mal veya yolcu taşınmasına engel oluyor. Tersanelerimizde ABD gemilerinin tamir ve bakım işlerinin yapılması yasalarla sınırlanmış durumda. Kanada’lı inşaat şirketlerinin ABD’nde iş yapabilmesi için çalışanlarına ikamet izni alması gerekiyor. Kanada’daki uzun mesafede tele-eğitim veren şirketlerin ABD’nden yetki sertifikası alması gerekiyor. Kanada’lı muhasebe şirketlerinin Avusturya, Danimarka ya da Turkiye’deki aynı mesleği icra eden şirketlerle ortaklık kurması yasak.  Hukuk Firmalarımızın, Finlandiya, İtalya, İspanya gibi ülkelerde iş yapması özel izin gerektiriyor. Fransa’da ise kendi orijinal isimleriyle çalışamıyorlar ya da Fransız Hukukçuları istihdam etmek zorunda kalıyorlar. Malezya’da Kanada’lı hukukçuların her hangi bir şekilde iş yapması bile yasak. Almanya’da ise, telekomünikasyon şirketlerimiz olağan üstü lisans ücreti ödemek zorunda bırakılıyor. Japonya’daki telekom veya internet pazarlarına giriş ise adeta imkansız. Yeni GATS müzakereleri hem tüketiciler hem de hizmet şirketleri açısından her iki tarafın da kazançlı çıkacağı, daha serbest bir yatırım ortamını sağlayacak (win-win process)”

YORUM: Yukarıdaki makale yeni GATS müzakereleri konusunda henüz bilmediklerimize ışık tutuyor. Bugün “sınırlama” olarak sayılanların 2002 yılı sonunda kaldırılması hedefleniyorsa GATS’ın yeni şekli için yaptığımız MAI benzetmesi bile hafif kalacak gibi görünüyor. Örneğin, yatırım yapmak için performans kriterlerinin talep edilmemesi daha önce ilk kez MAI ile istenmişti. Ayrıca, Hazine yetkililerinin itiraz ederek, hayır GATS’da değişecek bir şey olmayacak, vize işlemleri gibi hiç bir şekilde piyasaya açılmayacak dedikleri konuların da ciddi olarak gündemde olduğu anlaşılıyor yukarıdaki yazıdan.

Sayfa Başına dön

Bülten-32 / 18 Temmuz 2001

GATS Anlaşmasının genişletilmesi müzakereleri kapsamında da bulunan, Cezaevlerinin özelleştirilmesinde en önemli araç; Tutukluların ve Hükümlülerin  ZORUNLU ÇALIŞTIRILMASI. ILO’nun zorunlu çalıştırmayı yasaklayan 29 sayılı sözleşmesinde sözü geçen beş istisnadan biri hapishane emeğine ilişkin olanı. Ancak, öyle anlaşılıyor ki, bu istisna kötüye kullanmaların yolunu alabildiğine açmış. Bu konu ILO’nun önümüzdeki toplantısında gündeme gelecek. (Haziran toplantısında gündeme geldi-ÇN) Rus ve Çin hapishanelerinin, bu ülkelerdeki milli hasılanın kayda değer bir bölümünü ürettikleri yıllardır dile getirilen bir gerçek idi. Son yıllarda ise dikkatler ABD ve diğer bir dizi Anglo Sakson ülkedeki cezaevlerinde hapishane emeğinin sömürüsüne ve özel sektörün bu ülkelerdeki hapishaneleri işletmek konusundaki gitgide artan ilgisine çevriliyor. Bu ülkelerde bu kirli işin mekanizması sessiz ve derinden işliyor. Özel şirketlerle kamu yetkililerinin ortaklıklarından, cezaevi sisteminin tümüyle özelleştirilmesine değin, infaz kurumları gitgide tutukluların aleyhine, onların haklarını çiğneyen bir işleyişte, tam bir özel işletme gibi yönetiliyorlar. Cezaevlerini özel şirketlerin yönetmesini savunan kamu yetkilileri ve şirketler buna gerekçe olarak toplumlarda gitgide artan tutuklu sayısı ile katlanan maliyetleri gösteriyorlar. Ancak sistemi eleştirenler bu yönelimin ekonomik deregülasyon ve bu karlı alana burunlarını sokan şirketlerin varlığı ile birlikte arttığını ifade ediyorlar. 29 sayılı ILO sözleşmesine göre hapishane emeği zorunlu emeğin yasaklanmasına istisna oluşturuyor; ancak belli şartlara bağlı: Çalıştırılacak tutuklu hüküm giymiş olmalı, dışarıda çalışmaya gönderilemez  veya özel sektör için çalışamazlar ve çalışma süreci kamu yetkilileri tarafından izlenmelidir. Bunun dışında, her beş istisna için, toplumun genel çıkarı söz konusu olmalıdır. ICFTU’nun altı ülkeyi inceleyerek hazırladığı rapor ise bu Sözleşmenin sistematik olarak ihlal edildiğini gösteriyor. Rapordaki en vahim bulgular Çin’de tutukluların ağır işlerde çalıştırılması, Rusya’da cezaevlerindeki sağlık koşullarının çok kötü olması, Kamerun’de hükümleri kesinleşmemiş tutukluların gitgide artan bir oranda mahkemeye çıkarılmaması, ABD’de bir şirketin tüm çalışanlarını işten çıkartarak işin tümünü cezaevine vermesi gibi örnekler yaşanırken bir yandan da, zorunluluk koşulu olmamasına karşın çalışmayı kabul etmeyenlerin haklarının budanması veya yaptırımlar uygulanması. Dünyadaki en yüksek özel cezaevi oranına sahip yer olan Victoria eyaletinde çeşitli yöntemlerle çalışmanın zorunlu hale getirilmesi konusunda ACTU sendikası ILO’ya şikayette bulunmuş durumda. Cezaevlerinin özelleştirilmesi ABD, İngiltere, Avustralya gibi İngilizce konuşulan ülkelerde yaygınlaşan bir olgu ancak bu konuya ilgi gösteren önde gelen şirketlerden biri Fransız çokuluslu şirketler grubu Sodexho(*Bu firma yakın zamanda TSK- Ege Ordusunun yemek ihalesini almıştır). Bu catering (yemek) şirketinin özelleştirilen cezaevi sistemlerine ilgisi ve muhtemel olumsuz sonuçlar iki yıl önce ABD’de New York Albany Üniversitesinde başlayan ve ABD ve İngiltere’de 50 üniversiteye yayılan bir hareket ile protesto edilmişti. Sodexho bugün ABD cezaevi endüstrisinin devi Corrections Corporation of America’nın (CCA) % 8’ine, yine CCA’nın Avustralya yan işletmesinin % 100’üne ve İngiltere’de Detention Services’in % 100’üne sahip. Son olarak Sodexho, Accor grubu ile birlikte bir diğer gelecek vaat eden işe sağlam bir şekilde adımını attı: Avrupa’daki iltica talep eden göçmenler için “özel olarak işletilen karşılama kampları” (ICFTU’nun aylık dergisi Trade Union World Haziran 2001 sayısından derlenmiştir)

Sayfa Başına dön

Bülten-32 / 18 Temmuz 2001

F TİPİ  A.Ş.: TÜRKİYE’DE DE HAZIRLIKLAR TAMAMLANIYOR. İTO Meclis üyesi, Mithat Ünlü yaptığı bir konuşmada, hükümlülerin işçi olarak kullanılmasını, hapishanelerin idarelerinin de devletin elinden alınıp, ucuz işçilikli fabrika statüsünde özel sektöre kiralanması gerektiğini söyleyerek;“Ya hapishaneler fabrikaların bahçesine ya da fabrikaların makinalarını hapishanelerin bahçesine taşımalıyız. Hapishaneye katil giren vatandaş katil çıkmamalı... Bu gün ABD’ de örnekleri var. Bilançoları açıklanmayan ama en yüksek kar eden bu tür hapishane fabrikalarıdır.”  Mahkumlara asgari ücretin 1/5’ oranında bir ücret verilmesinin de yeterli olduğunu söyledi.ABD’ de yaşayan ve F tipi cezaevleri ile ilgili tartışmaların yoğunlaştığı ve cezaevi operasyonunun yapılmasından kısa süre öncesi, sık sık TV’ lerde boy gösteren cezaevi müfettişi ve uzmanı olan Melda Türker tarafından hazırlanan Dünya Bankası destekli(23 milyon USD) projede; cezaevi yönetimlerinin, özelleştirilmesi, cezaevlerinin fabrika cezaevleri haline getirilmesi istenmiştir. Tüm cezaevlerinin F tipi hale getirilmesi, bu projenin en önemli yanıdır. 1998 yılında bu proje kabul edilmemiştir, fakat son iki yılda Adalet Bakanlığı bu projeye benzer bir projeyi fiili olarak uygulamaya sokmuştur. !982 Anayasasında  mahkumların çalıştırılmasına olanak tanıyan düzenlemelerde yapılmıştır.(1.5.1985/3193 sayılı yasa) (Yol İŞ Sendikası aylık dergisi 2000 –Haziran sayısı) Şu anda, Adalet Bakanlığı cezaevlerinde üretime dönük faaliyetlerini, yarı açık ve açık cezaevlerinde sürdürmektedir.

Sayfa Başına dön

Bülten-32 / 18 Temmuz 2001

GATS İskoç Parlamentosunda: Dünya Gelişim Hareketi (WDM) tarafından yürütülen anti-GATS kampanyası sonucunda Iskoç Parlamentosunda ilk kez yeni GATS müzakereleri ve tehlikeleri konulu bir tartışma başlatıldı. Diğer yandan başta kamu çalışanları sendikaları olmak üzere İngiliz sendikaları kamu hizmetlerinin özelleştirilmesine yol açacak “yeni” GATS müzakerelerine karşı örgütlenme faaliyeti başlattılar. Yoksul halk katmanları kayıt dışı sektörlerde çalışanlar , işsizler arasında da kamu hizmetlerinin metalaştırılmasına karşı eylem ve isyan belirtileri başladı. (World Development Movement)

Sayfa Başına dön

Bülten-32 / 18 Temmuz 2001

Avrupa Birliği ülkelerindeki Yeşiller ve Kalkınma lobi grupları, AB’nin dünya çapında yürüttüğü ticaretin ve ekonominin liberalizasyonuna ilişkin planlarının gerçekleşmesi halinde Hükümetlerin kamusal alanda yeni ve adil düzenlemeler yapmasının bile hukuk dışı (illegal) sayılacağını belirttiler.  Seattle-Brüksel Networku, AB’nin çevresel hizmetler ve atık yönetimi gibi hayati konuların da hizmet ticareti liberalizasyonu kapsamında yeni GATS görüşmelerine dahil edilmesini önermesinin kabul edilemez bir talep olduğunu belirtiyor. Grubun kampanya sözcüsü Alexandra Wandel, A.Komisyonu tarafından kısa süre önce konuyla ilgili olarak yayınlanan bir çalışmada GATS’a eklenecek böylesi bir hükmün çevreye zarar değil yarar getireceğinin savunulduğunu, oysa anlaşmanın bu haliyle onaylanması durumunda şimdiye kadar Hükümetler tarafından belirlenen kamusal çevre normlarını belirleme yetkisinin DT֒ne devredilmek zorunda kalınacağını, hizmet ticareti liberalizasyon görüşmelerinde 80’i aşkın agresif önermenin AB ve ABD tarafından masaya getirildiğini belirtti. Diğer yandan Kasım ayında yapılacak DTÖ 4. Bakanlar Konferansında GATS’ın yeni raundun içindemi tamamlanacağı yoksa bağımsız bir şekilde mi devam etmesi gerektiğinin tartışılıp karara varılacağı tahmin ediliyor. Avrupa çapında şirketleri teşhire dönük yarı-akademik çalışmalar yürüten CEO (Corporate Europe Observatory) isimli grup ise, Avrupa Komisyonu yolsuzluk skandalının baş aktörlerinden olan ve halen de Londra’da UBS Bank’ın Başkan Yardımcılığı görevini yürüten Sir Leon Brittan’ın halefi olan Pascal Lamy’e baskı yaparak ticaretin daha da serbestleştirilmesi, kuralsızlaştırılması için lobi faaliyetlerini hızlandırması yönünde etki ettiğini bildiriyor. İngiltere’deki finansal hizmetlerin kuralsızlaştırılmasını amaçlayan lobi faaliyetinden sorumlu LOTIS komitesi adına da bir dizi özel görüşme yapan Brittan’ın bu çalışmalarını da AB’nin genel anlamdaki gizliliğe endeksli dış ticaret politikalarıyla bağlantılandıran CEO sözcüsü, Komite 133 isimli AB Bakanlar Konseyinin AB’nin dış ekonomik ilişkilerinden sorumlu olduğunu ve Komite’nin ele alıp; karara bağladığı konuların hiç birinin Parlamento incelemesine kanu edilmesinin mümkün olamamasının da bu gizlilik savını doğruladığını belirtti. (European Voice, Volume:7, Number: 28 , 12 July 2001 ve The Economist Newspaper)

Sayfa Başına dön