mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu


Tarım "Reform"u Kimler İçin Yapılıyor?

Armağan ÖZTUKSAVUL - Evrensel, Tarım Reformu Dosyası, 20-21-22-23 Temmuz 2000

 

Ülkemizde bir süredir, tarım “reform”u adı verilen düzenlemeler yapılmaya başlandı. Hatırlanırsa mezarda emeklilik yasası da “reform” denilerek çıkmıştı. Egemenler, saldırılarını “reform” adıyla yaptıkça, emekçiler de giderek bu sözcükten nefret eder hale geliyor. Bilindiği gibi reform, iyileştirme anlamına geliyor. Aslında egemenler, bütün bu düzenlemeleri kendileri için bir iyileştirme olarak yaptıklarına göre, reform sözcüğünü doğru kullanıyorlar.

Bakan Hüsnü Yusuf Gökalp, Tarım ve Köy Gazetesinde, “Tarım ve Köyişleri Bakanlığı olarak ‘Tarım Reformu’ çerçevesi altında uygulamaya koyduğumuz projelerdeki asıl hedefimiz; çiftçi ve üreticilerimizin gelirleri arttırılarak refah düzeylerinin yükseltilmesi, tarımın içinde bulunduğu problemlerden kurtarılması, dünya ile entegrasyonun sağlanması, AB ile uyumun gerçekleştirilmesi, tarımın bilimsel çalışmaların ışığı altında daha modern şekilde yapılmasıdır.” diyor. Konuşmanın o bölümünün başlığı da ilginç: “TARIM REFORMUNU KENDİMİZ İÇİN YAPIYORUZ” Burada Bakanın “KENDİMİZ” demekle kimleri kastettiği önemli. Eğer, ulusötesi tarım tekelleri, onların Türkiye’deki temsilcileri, sermayenin AB gibi bölgesel birlikleri, ulusötesi tekellerin çıkarları doğrultusundaki politikaları küreselleşme adıyla dayatan IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü – WTO gibi emperyalist örgütler, ve bu politikaları gönüllü bir şekilde uygulayan TC Hükümeti ve Meclis vb devlet kurumları kastediliyorsa doğrudur, tarım “reform”u kesinlikle onlar için yapılıyor.

Tarım Politikaları Kimin Sorunu?

Tarım “refom”u denen düzenleme, şu anda hükümet, ekonomistler ve çeşitli ziraat örgütleri arasında tartışılıyor. Emekçiler tartışmanın çok içinde değiller. Bu düzenleme, en fazla köylüleri ilgilendiriyor. Ama bu, şehirlerde yaşayan emekçileri ilgilendirmiyor anlamına gelmiyor. Tam tersine kırsal bölgelerde yaşayan yoksul köylü ve emekçi kardeşleri kadar şehirde yaşayanları ilgilendiriyor. Hem de sadece bir emekçi kardeşliği dayanışması çerçevesinde değil, doğrudan onları ilgilendiriyor. Tarım, beslenme ihtiyacımızın tamamının, giyinme ihtiyacımızın önemli bölümünün, barınma ve bilgi-iletişim (kağıt) ihtiyacımızın bir bölümünün kaynağı olan bir üretim faaliyetidir. Yani, tarımda yapılan düzenlemeler, doğrudan bizim yaşamımızı ilgilendiriyor. Tarımın çökertilmesi sonucunda, aynı zamanda yoksullaşan ve giderek aç kalan köylü nüfusun şehirlere akın etmesi ve yedek işçi ordusu olarak emekçilere daha büyük baskı oluşturmanın da aracı yapılabilecektir. Bu açıdan da tüm emekçileri ilgilendirmektedir.

Tarımda Emperyalist Program

1996 yılında Roma’da yapılan Dünya Gıda Zirvesinde bazı ülke temsilcileri gıdanın bir insan hakkı olmasını istemişlerdi. Fakat ABD emperyalistleri, buna karşı çıkarak böyle bir kararın çıkmasını engellediler. Onlara göre gıda bir metaydı (mal) ve piyasa koşullarıyla fiyatı belirlenmeliydi. Emperyalist dev gıda ve tarım şirketlerinin ürettiği ürünlerin fiyatını “serbestçe” belirleyebilmesini engellemek, karlarına sınır koymak söz konusu olamazdı. O yüzden, beslenme ve yeterli gıda alma bir insan hakkı olamazdı. Buna karşılık, bu zirvede ABD, “Yeni Uluslararası Gıda Rejimi” adıyla emperyalizmin tarım politikasını sundu:

  • NAFTA gibi bölgesel ve GATT – (WTO) gibi genel anlaşmalarla tarımsal sübvansiyonların (desteklerin) ve koruyucu gümrük vergilerinin kaldırılması.
  • Serbest ticaret görüntüsü ve sınır tanımayan yabancı sermayenin hızlı akışı ile, ulusötesi sermayenin tarım ve gıda üretiminde daha büyük bir rolünün olacağının varsayılması.
  • “Yapısal uyum veya istikrar programları” adıyla, üçüncü dünya ve eski Sovyet devletlerinin zorla yeniden yapılandırılması.

İşte tarım “reform”u denen ve aslında tarımı çökertme ve köylüleri perişan etme programı olan bu saldırı böylece Türkiye’de de gündeme geldi. Bu saldırının planı, programı aynı anda birkaç merkezde oluşturuluyor. Aynı program, IMF ile yapılan anlaşmada, Dünya Bankası’nın proje kredisi vermek için hazırladığı raporlarda, Dünya Ticaret Örgütü – WTO’nun anlaşma tasarılarında ve Avrupa Birliği’nin Türkiye raporunda karşımıza çıkıyor.

Avrupa Birliği’nin Tarım Değerlendirmesi

Türkiye’de egemenler bir çok saldırıyı, AB’ye üyeliği öne sürerek gerçekleştiriyorlar. Tarım “reform”unda da bu söylem sık sık değerlendiriliyor. AB’nin Türkiye için hazırladığı, “1999 Düzenli Raporu”nda tarımla ilgili değerlendirmelere bakıldığında Türkiye’de desteklemelerin ve tarımsal ürünlerdeki dış korumanın yüksekliğinden şikayet edildiği görülmektedir. Bir başka şikayet noktası Türkiye’nin canlı hayvan benzeri bazı ürünlere uyguladığı yasaklama tedbirleridir. Türkiye’deki koruma ve desteklerden şikayet etmek tam bir iki yüzlülüktür, çünkü AB’nde 1998 yılında yaklaşık 81 Milyar ECU olan olan bütçenin 45 milyar ECU’sü, yani %55’i tarıma yapılan desteklere ayrılmıştır.

IMF - TC “Stand By” Anlaşmasında Tarım

IMF’ye verilen niyet mektubu bilindiği gibi 22 Aralık 1999’da onaylanarak “stand by” anlaşması olarak yürürlüğe girmişti. Bununu 40. maddesine göre uzun vadede tarımda desteklerin kaldırılarak doğrudan gelir desteğine geçileceği ifade edilmektedir. Bir sömürge ülkesine yaraşacak tarzda yapılmış bu anlaşmanın 41. maddesine göreyse hububat alım fiyatları ABD’nin Şikago Borsasına bağlanmış ve TMO’nun alımlarını azaltmak için iç satış fiyatlarını ticari şartlara uygun veya yabancı piyasa fiyatlarına göre belirlemesi şart koşulmuştur. Yine aynı maddede, Şeker Fabrikalarının ticari ilkelere göre çalışması; Tarım Satış ve Kredi Kooperatiflerinin yeniden yapılandırılması taahhüt edilmekte ve böylece destekleme alımlarının önü kapatılmaktadır. Bu anlaşmanın köylülere vurduğu önemli darbelerden biri düşük faizli kredi desteğinin ortadan kaldırılmasıdır. Aslında düşük faizli kredi desteği de, bir aldatmacadır. Bu krediler, çoğunlukla enflasyondan düşük faizli değil, piyasa faizlerinden görece biraz daha düşüktür. Bu farkın da yok edilmesi için, enflasyonda belirli bir düşme yaşanırken Ziraat ve Halk Bankası faizleri düşürülmeyecek böylece, zaman içinde zaten yüksek faizle çıkartılan Hazine Bonolarından %5 daha yüksek faizli kredi verilecektir. Gübre ve diğer girdi destekleri de TL bazında sabit tutularak düşürülecektir. Örneğin %50 enflasyon olduğunda girdi destekleri, TL bazında sabit tutulduğu için bir yılda % 33 düşürülmüş olacaktır. Bu anlaşmanın ekinde TÜGSAŞ, İGSAŞ, SÜMER HOLDING, EBAŞ, TZDK gibi tarımla ilgili KİT’lerin özelleştirileceği de taahhüt edilmektedir. Hazırlanmış ve verilmek üzere olan ikinci ek niyet mektubunda ise, Tekel, Çay-Kur ve Şeker Fabrikaları da 2001 yılı özelleştirme kapsamına alınmıştır.

Dünya Bankası’nın Tarım “Reform”u Önerisi

IMF ile yapılan anlaşmada kayıt altına alınan istekleri, aslında Dünya Bankası’nın 1998 raporunda oldukça ayrıntılı görmek mümkündür. Dünya Bankası uzmanı John Nash tarafından hazırlanan ve “Tarımsal Destek Politikası Önerileri: Reform İçin Öneriler” başlıklı o raporda, TC’den yapılması istenenler şöyle sıralanmıştır:

Destekler:

  • Çiftçilerin gübre, tohum, yem vb üretim girdilerini piyasa fiyatlarıyla almaları sağlanmalıdır.
  • Ucuz kredi imkanları kaldırılmalıdır. Ziraat Bankasının piyasa faizleriyle kredi vermesi sağlanmalı ve sonra da özelleştirilmelidir.
  • Tüm tarımsal desteklerin yerine doğrudan gelir desteği sistemine geçilmelidir.
  • Çiftçilerin kayıt altına alınması sağlanmalıdır.

Fiyatlandırma:

  • Tarımsal ithalat ve ihracatta nicel kısıtlama uygulanmamalıdır.
  • İthalat resimleri ve KDV tarımsal ithalat yönelik tek vergi olmalıdır.
  • Destekleme fiyatları ve alımları kaldırılmalıdır. Tarımsal ürün fiyatları dünya fiyatlarına getirilmelidir.

Tarımsal Kitler ve Kooperatifler:

  • Tekel, Çaykur, Tügsaş, TMO, Şeker vb tarımsal KİT’lerden ihtiyaç fazlası 22.000 işçi işten çıkartılmalıdır. Bu kuruluşlar piyasa koşullarına göre yeniden yapılanmalı ve şirketleştirilmelidir.
  • Tarımsal Kitler, bir kısmı derhal diğerleri orta vadede özelleştirilmelidir.
  • Tarım satış ve kredi kooperatifleri özerkleştirilmeli ve özel imtiyazları ortadan kaldırılmalıdır.

Dünya Bankasının bütün bu istekleri ülkemizde bir bir uygulamaya sokulmaktadır. Özelleştirmeler sürmektedir. Kooperatiflerin çökertilmesi için de yasa çıkartılmıştır. Çiftçileri kayıt altına alma projesi başlamıştır. Destekleme alımları zaten çok azalmıştır. Fiyatlar, IMF’nin isteği doğrultusunda % 25 artımla belirlenmiştir. Hububat alımlarında IMF’ye söylendiği gibi, Şikago Borsasina göre fiyat belirlenmektedir. Desteklerin kaldırılması için tasarılar hazırlanmıştır. Doğrudan Gelir Desteği denen bir proje, 4 pilot bölgede uygulamaya konulmuştur. İthalatta uygulanan gümrük vergilerinin düşürüleceği taahhüt edilmiştir.

Tahmin edileceği gibi TÜSİAD’ın hazırlamış olduğu 1999 tarım raporu da aynı doğrultuda hazırlanmıştır.

Tarımda Mevcut Durum:

Tarımda mevcut durumu anlamak için Bakanlığın yeniden yapılanma raporuna bakmak anlamlı olacaktır. Bir zamanlar tarımda kendine yeterli bir ülke olan Türkiye, artık bu özelliğini kaybetmiştir. Darbenin yapıldığı 1980’de toplam ithalatın sadece % 0.64’ü olan tarım ürünleri ithalatı, on kat artarak 5-6 yılda % 6 seviyelerine çıkmış, ihracat % 57.46’ dan, 1998’de % 10.80’e gerilemiştir. Aynı dönemde ABD’nin toplam tarım ürünleri ihracatı ise yaklaşık üç kat artmıştır.

GAYRİ SAFİ MİLLİ HASILA VE KİŞİ BAŞINA DÜŞEN MİLLİ GELİR

 

İHRACAT

İTHALAT

YILLAR

GENEL İHRACAT

TARIM ÜRÜNLERİ İHRACATI

TARIMIN GENEL İHRACATTAKİ PAYI (%)

GENEL İTHALAT

TARIM ÜRÜNLERİ İTHALATI

TARIMIN GENEL İTHALATTAKİ PAYI (%)

1980

2910

1672

57,46

7909

51

0,64

1985

7958

1719

21,60

11343

375

3,31

1990

12959

2347

18,11

22302

1318

5,91

1995

21636

2307

10,66

35708

2444

6,84

1996

23224

2659

11,45

43627

2885

6,61

1997

26261

2893

11,02

48559

3093

6,37

1998

26974

2913

10,80

45935

2597

5,65

KAYNAK : DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞI

Halen tarım sektöründe gelirler düşüktür. Tarımsal alandaki gelirler ortalaması genel gelirleri %40’ı düzeyindedir. Ancak en zenginle, en fakir arasındaki gelir oranı açıldıkça zaten düşük gelirli olan tarım sektöründeki yoksulluk iyice artmaktadır.

TÜRKİYE’NİN DIŞ TİCARETİ VE DIŞ TİCARETİNDE TARIMIN PAYI (Milyon Dolar)

YILLAR

GSMH

(Milyon Dolar)

KİŞİ BAŞINA GSMH $

TARIMDA GSMH (Milyon $)

TARIM SEKTÖRÜNDE KİŞİ BAŞINA DÜŞEN GSMH (DOLAR)

1980

59.417

1.337

15.323

611

1985

61.585

1.216

12.039

506

1990

135.688

2.403

23.467

1.014

1995

128.472

2.059

19.068

848

1996

190.803

3.052

31.717

1.418

1997

195.361

3.110

28.921

1.304

1998

213.386

3.387

31.589

1.429

KAYNAK: DİE

Yıllardır uygulanan politikalar sonucu olarak kırsal nüfusun genel nüfusa oranı 1980’den bu yana %56’dan, %35’e düşmüştür.

TOPLAM NÜFUS VE KIR NÜFUSUN TOPLAM İÇİNDEKİ PAYI (%)

YILLAR

TOPLAM NÜFUS

ŞEHİR NÜFUSU

KIR NÜFUSU

KIR NÜFUSUN TOPLAM NÜFUSA ORANI (%)

1980

44.437.000

19.345.050

25.091.950

56

1990

56.473.000

33.327.000

23.146.000

41

1998

63.000.000

40.900.000

22.100.000

35

KAYNAK :DİE

Buna karşılık sivil istihdam içinde tarımın payındaki düşüş daha az olmuştur. 1980’de %54 olan tarımdaki istihdam 1997’de %45’e düşmüştür. Bunun anlamı şehirlere göç eden kırsal nüfusun, yedek işgücü ordusunu arttırması veya kayıtdışı sektörlerin işgücü ihtiyacını karşılamasıdır. Bu aynı zamanda tarımda istihdam edilen işgücünün gelirlerinin şehirlerdeki istihdama göre görece düştüğünü de göstermektedir.

SİVİL İSTİHDAM (12+Yaş, 1000 kişi)

YILLAR

TOPLAM İSTİHDAM

TARIM SEKTÖRÜNDEKİ İSTİHDAM

TOPLAM İSTİHDAMDA TARIMIN PAYI (%)

1980

16.523

8.960

54

1985

17.547

8.837

50

1990

19.323

9.233

48

1995

20.834

9.880

47

1996

21.698

9.962

46

1997

21.201

9.607

45

KAYNAK :DİE

Tarımda bir süredir arazilerin belli ellerde toplanarak işletmelerin büyüdüğü anlaşılmaktadır. 500 dekardan büyük araziye sahip işletmelerin toplam ekilen arazi içindeki payı 21 yılda % 11.2’den % 17.2’ye çıkmış. Buna karşılık 20 dekardan daha az toprağa sahip küçük çiftçilerin toplam ektiği alan %10.4’den %5.6’ya düşmüştür. Buna karşılık arazi büyüklüğü ortalamasının da düşmüş olması (59 dekar), bu tekelleşmenin, yoksul köylülerin arazileri daha da küçülürken, gerçekleştiğini göstermektedir.

TARIM İŞLETMELERİNİN BÜYÜKLÜKLERİNE GÖRE DAĞILIMI

1970

1980

1991

İşletme Genişliği    (Da)

 İşletme Sayısı (%)

İşlenen Alan   (%)

 İşletme Sayısı (%)

İşlenen Alan  (%)

 İşletme Sayısı (%)

İşlenen Alan  (%)

 1 – 20

44,2 

10,4 

28,4 

4,1 

36,7 

5,6 

21 – 50

28,7 

16,8 

32,7 

15,9 

31,1 

16,6 

51 – 100

15,6 

21 

20,8 

21,3 

17,5 

19,9 

101 – 200 

7,8 

21 

11,8 

23,8 

9,4 

20,9 

201 – 500 

3,1 

19,6 

5,5 

22,7 

4,4 

19,8 

501 < 

0,6 

11,2 

0,8 

12,2 

0,9 

17,2 

Toplam işletme ve alanlar      (Bin Ad-Ha.) 

3058,9 

17065 

3558,8 

22764 

3966,8 

23451 

KAYNAK :DİE

Bu tabloda giderek yoksullaşmış aldığı borçları dahi ödeyemeyen köylüler artık bu borçları için hapse girmeye başlamışlardır. Malatya’nın, belediye başkanı ÖDP’li olan Ağılbaşı beldesinde köylülerin kredi borçları yüzünden yedikleri cezayı çekmek için kitlesel olarak hapse girmeleri bunun ilk örneklerini oluşturmuştur.

Cargill ve Novartis gibi dev ulusötesi tekeller genetik müdahaleli tohumlarıyla yavaş yavaş çiftçileri kendilerine bağımlı hale getirmektedirler. Bu tekeller, Dünya Ticaret Örgütü’ndeki anlaşmalarla, sattıkları tohumlardan alınan ürünlerden çiftçilerin ikinci yıl tohum çıkarmasına yasak getirmek istemektedirler. Bununla da yetinmeyerek, bu tohumları ikinci defa tohum alınamayacak biçimde bozmaktadırlar. Böylece bu topraklara özgü cinsler giderek yok olmakta ve tek çeşitlilik hakim olmaktadır. Cargill, aynı zamanda işleme tesisleri de kurarak çiftçileri kendisine bağlı birer taşeron haline de getirmektedir. Örneğin, Bursa Orhangazi’de İznik Gölü’nü mahvedecek bir mısır nişastası tesisi kurmaktadır. Bu tesisin işleyeceği mısırı üretmesi için çevredeki köylülere eğitim vermekte ve tohumluk mısırı da kendisi üretmektedir.

Tarımda bir büyük çöküş de, hayvancılıkta yaşanmıştır. Küçük baş hayvan sayısı, 1980’den, 1998’e yaklaşık yarıya düşmüştür. Küçük baş hayvancılığın asıl üretim yeri doğu ve güneydoğu bölgelerinde yaşanan savaş ortamı, zorunlu göç uygulamaları hayvancılığa büyük bir darbe vurmuştur.

HAYVAN SAYISI

Yıllar Toplam Koyun Kıl keçisi Tiftik keçisi Sığır
Toplam Kültür

+

Melez

Yerli
1980 48.630.000 15.385.000 3.658.000 15.894.000 - -
1985 42.500.000 11.233.000 2.103.000 12.466.000 - -
1990 40.553.000 9.698.000 1.279.000 11.377.000 4.683.000 6.694.000
1995 33.791.000 8.397.000 714.000 11.789.000 6.478.000 5.311.000
1998 29.435.000 7.523.000 534.000 11.031.000 6.428.000 4.603.000

KAYNAK:DİE

Tarımsal Yalanlar

Tarımı çökertme programı için hem emperyalist kuruluşlar, hem de hükümet, birçok yalana başvurmaktadır. Aslında, yıllardır yavaş yavaş yok edilmekte olan desteklerin çok yüksek olduğu yalanı bunların başında gelmektedir. Dünya Bankası ve OECD gibi emperyalist kuruluşlar, destekleri yüksekmiş gibi göstermek için Ziraat Bankası’na yapılan transferleri kredi sübvansiyonu olarak hesaplamışlardır. Böylece onların hesaplarına göre, kredi sübvansiyonları, toplam desteğin yaklaşık üçte ikisini bulmaktadır. Kredi faizlerini ödeyemeyip hapse giren köylülerin durumu ortadayken bu kuyruklu bir yalandan başka bir şey değildir. Yatırım yapılmayarak ve kötü yönetilerek bilinçli bir şekilde zarar ettirilen tarımsal KİT’lere yapılan harcamalar da destek olarak gösterilmekte ve bu da toplam desteğin %18.5 ini oluşturmaktadır. Benzer durumda zarar ettirilen TİGEM gibi kuruluşların bulunduğu Bakanlık bütçesinden yapılan harcamalar da desteklerin %8’ini oluşturmakta girdi sübvansiyonlaise sadece %8 oranında kalmaktadır.

1932 yılında buğday ve üzüm piyasalara müdahale ile başlayan destekleme uygulamaları planlı döneme kadar sadece 11 ürünle sürmüştür. 1980 yılına kadar destekleme ürün sayısı 29’a çıkarılmıştır. Daha sonra hızla azaltılarak 1980’de 22, 1985’te 13, 1990 yılında 9’a inmiş, 1991 ve 92 yıllarında sırasıyla 24, 25’ e çıkarılmışsa da 1994 yılından bu yana sadece 3 ürüne destek verilmektedir. Bu ürünler hububat, tütün, şekerpancarıdır. Alımları TMO, TEKEL ve Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş tarafından yapılmaktadır.

AB ve ABD gibi ülkelerde tarımda %5 ve %2.5 gibi bir istihdam olmasına rağmen, sırasıyla 45 milyar ECU ve 15.3 milyar dolar gibi çok yüksek destek bütçeleri vardır. En zorlama hesaplarla, Türkiye’de milli gelirin %1’i olan 2 milyar dolar tarımsal destek yapılmaktadır.

Doğrudan Gelir Desteği

Bütün desteklerin kaldırılarak yerine konulacağı söylenen doğrudan gelir desteği, kandırmacasından da sözetmek gerekiyor. Son yıllarda giderek azaltılan ucuz gübre, düşük faizli kredi, destekleme alımı gibi desteklerin tamamen kaldırılarak çiftçilere arazi büyüklüğüne göre doğrudan para verilmesi savunulmaktadır. 14 Mart 2000’de Resmi Gazetede yayınlanan Bakanlar Kurulu kararı ile dört bölgede pilot uygulama başlatılmıştır. Bakanlığın açıklamasına göre; “Ankara/Polatlı ile Antalya/Serik ve Manavgat ilçelerinden tesadüfi örnekleme yöntemiyle seçilen köylerde arazi sahiplerine, Adıyaman/Merkez ve Kahta ile Trabzon/Sürmene ve Akçaabat ilçelerinden yine aynı yöntemle seçilen köylerde ise arazisini işleyen üreticiler ile kiralama yolu ile üretim faaliyetinde bulunan üreticilere ‘Doğrudan Gelir Desteği’ yapılacak.” Şu anda belirlenen miktar, dekar başına 5 dolardır ve 199 dekara kadar bu paranın verilmesi öngörülmektedir. Yapılmak istenen şudur. Girdi, kredi, destekleme alımı gibi tüm destekler, kaldırıldıktan sonra, bunun yerine bir süre az bir para ödenecek ve sonrasında bu para da giderek kaldırılacaktır. Bu taktiği bir çok kez uyguladılar. KDV ilk konulduğu zaman güya emekçilerin mağduriyetini önlemek için vergi iadesi uygulaması başlatıldı. Emekçiler yaptıkları harcamaya göre kendi ödedikleri gelir vergisinden bir miktar iade alıyorlardı. Yani KDV’den harhangi bir iade söz konusu değil, kendi ödedikleri gelir vergisinden iade söz konusuydu. Ancak bilindiği gibi iktidarlar, KDV oranlarını arttırdılar ama gelir, vergisinden “yapılan iadeyi azalta azalta adeta kuşa çevirdiler. İç edilen tasarruf teşvik fonları veya yıllar önce kuşa çevrilen MEYAK kesintileri, emekçilere önce hep ulvi amaçlarla sunulmuştu. Tarımda da benzer bir taktik izleneceği açıktır. Çünkü emperyalistlerin bütün tarım programlarında asıl sorunun desteğin, kendisi olduğu ve bu yüzden kaldırılması gerektiği söylenmekte ve tarımda piyasa koşullarının geçerli olması istenmektedir. Bu gün mevcut desteklerin TL bazında sabit tutularak düşürülmesi gibi doğrudan gelir desteğinin de giderek yok edilmesi çok kolaydır. Kamu emekçisini, KİT’lerdeki işçiyle, KİT işçisini, özel sektör işçisiyle, kadın emekçiyi, erkek emekçiyle, işi olanı işsizle karşı karşıya getirirken yaptıkları gibi emekçileri, yoksulları birbirine düşürerek yaparlar. “Görüyor musunuz sizin paranızı köylülere açıktan, karşılıksız olarak veriyoruz” deyip kışkırtırken, sermayeden alınmayan vergilerden, çalışanlardan alınarak sermayeye aktarılan fonlardan ya da silah almak için yapılan harcamalardan söz etmeyecekler.

Tarımda Özelleştirme

Emperyalistlerin bir çok programında sözü edilen tarımda yeniden yapılanma temelde tarımsal KİT’lerin ve tarımda kamu hizmeti veren kurumların özelleştirilmesine dayanmaktadır. Bir başka deyişle tarım alanında yapılan özelleştirmeler, tarım “reform”u denen, tarımı çökertme planının bir parçası olarak yürütülmektedir. Tarıma destek sağlayan işletmeler özelleştirilerek piyasa koşullarında çalışması istenmektedir. Böylece buraları kapan ve kar esası ile çalışan patronların bu işletmelerin tarıma destek işlevini yok etmesi sağlanacaktır. Benzer biçimde tarım ürünleri işleyen ve belirli bir fiyat kontrol mekanizması sağlayan işletmelerin de özelleştirilmesiyle fiyatların tamamen serbest kalması ve dizginsiz bir sömürünün ortaya çıkması, Süt Endüstri Kurumu özelleştirmesi sırasında görülmüştür.

Tarım “reform”u programını hazırlayanlardan Dünya Bankası’nın raporlarında tarımsal KİT’lerin özelleştirilmesi konusunda dört basamaklı bir yol önerilmiştir. “Emek reorganizasyonu” aşamasında 5 ana tarımsal KİT’den (Çaykur, Şeker, TMO, Tekel ve Tügsaş) 22.000 işçinin fazlalık gerekçesiyle çıkarılması istenmektedir. “Yeniden yapılanma” aşamasında lojman, dinlenme yerleri, kantin gibi sosyal mal varlıkları özelleştirmeye hazırlanmalı, tarımsal destek ve hizmet işleri (yayın gibi) Tarım Bakanlığına devredilerek salt ticari işlerle uğraşır hale gelmelidir. Şirketleşme, KİT’lerin piyasa koşullarında çalışması ve fiyat belirlemesini sağlayarak gerçek bir şirket haline gelmesi aşamasıdır. Şu anda bu KİT’lerde üç aşamada da belirli mesafeler alınmış ve bir kısmında da son aşama olan özelleştirme gündemdedir.

Tarım alanında kamu girişimciliği ve kamu hizmetleri başlıca üç bölümde incelenebilir. Bir tanesi tarım yapılan işletmeler, bir diğeri tarımı geliştirmek veya tarıma girdi desteği için kurulmuş işletmeler, son olarak da tarımsal ürün işleyen işletmeler. Bunlardan ürün işleyenler, zaten bir süredir SEK, Sümer Holding, Et Balık Kurumu gibi parça parça özelleştirme yoluna gidilmektedir. Sümer Holdingin çoğu pamuklu dokuma yapan 7 fabrika ve bir dinlenme tesisi, Et Balık’ın Fatsa işletmesi ve Meybuz satışa çıkartılmış ve 23 Haziran’a kadar 18 teklif alınmış ve ihale aşamasına gelinmiştir. SEK fabrikaları başta Koç Holding olmak üzere patronlara haraç mezat satılmasının arkasından süt fiyatları bir yılda %150 artarak halkın en temel gereksinimlerinden biri piyasanın acımasız koşullarına terkedilmiştir. Hatta amaç, bu alanda kamu üretimini tamamen yok etmek olduğu için, MİS Süt patronları Dalaman’daki SEK fabrikasını aldıktan sonra kapatmışlardır. Bu gün ABD tekelleriyle ortak sigara fabrikaları kuran Sabancı için de Tekel aynı şekilde özelleştirilerek içerilmesi gereken bir KİT’tir. Bu yüzden, IMF’ye verine 2. ek niyet mektubunda Tekel, Çay-Kur ve Şeker Fabrikaları özelleştirme kapsamına alınmıştır.

Tarımsal işletmelerin başında gelen TİGEM (Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü), geçmişte ayrı örgütlenmiş olan hem birinci kategoride yani üretici olarak, hem de köylüye damızlık hayvan, tohum, fide vb girdi sağlayan çiftlikleri bünyesinde toplamaktadır. Şu anda toplam 3 milyon 806 bin 301 bin dekar arazi varlığı ile Türkiye’nin en büyük tarımsal kuruluşudur. Bu arazilerin %80'ninde tarım yapılmaktadır. 1995 rakamlarına göre 7550 çalışanı, 1500 traktörü, 150 biçerdöveri, 735 oto-kamyonu, 15 bin büyükbaş hayvanı vardır. Tahıl üretimi başta olmak üzere bitkisel üretim de (314 bin ton/yıl, yağlı tohumlar üretimi 4 bin ton/yıl) yapmaktadır. Bio-teknoloji, genetik mühendisliği, tohum konusunda bilimsel çalışmaların yapılabileceği işletmeler sadece TİGEM'dedir. Tahıl tohum üretiminin %97, sini karşılamaktadır. Yağlı, lifli ve yem bitkilerinin tohum ihtiyacının çoğunluğunu TİGEM' ler karşılamaktadır. Hayvan ıslahı çalışmalarının yapılabildiği alt yapıya sahiptir. Çiftçi ve üreticiler için öncü ve eğitici kurumlardır. Türkiye özellikle tohumculuk için ciddi bir pazardır ve bu haliyle TİGEM, başta dev tohum tekelleri olmak üzere, tekeller için çok önemli bir engeldir. TİGEM’in özelleştirilmesinde izlenen yol, parça parça anonim şirket haline getirilmesi biçiminde olmaktadır. Bu şirketlere yerli veya yabancı sermaye, %50 ve daha fazla oranda ortak olacaktır. Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı bu amaçla, başlangıçta 38 çiftlikten 10’unun bu şekilde peşkeş çekileceğini açıklamıştır. Toplam 204 bin 835 dekar arazisi olan bu 10 işletme, 4 bin 683 baş sığır, 5 bin 159 baş koyun varlığa sahiptir. 15 Ağustos 2000 tarihine kadar sermayeye proje hazırlaması çağrısı yapılmıştır. TİGEM, 4046 sayılı özelleştirme kanununa tabi olmadığından, hükümet hile yoluna sapmıştır. İştirak adı altında özelleştirilmekte ve bunun bir özelleştirme olmadığı iddia edilmektedir. Bu özelleştirmelerde, TİGEM, tesis ve mal varlığının kira bedeliyle şirketlere katılacak ve ortaklık payı %15 ile %50 arasında değişecektir. Bakanlık özelleştirilen TİGEM çiftliklerinde “karlılık ve verimliliğin” esas olacağını açıklamaktadır. Halkın gıda ihtiyacı, beslenme hakkı, egemenler için şüphesiz önemli değildir. Bu yüzden karlılık temel olmuştur.

İkinci kategorideki tarımsal işletmelerden en önemlisi TÜGSAŞ Türkiye Gübre Sanayi A.Ş. dir. TÜGSAŞ’ın tüm ürünleri göz önüne alındığında pazar payı, %30 dur. Gübre üreten diğer kamu kuruluşu İGSAŞ İstanbul Gübre Sanayi A.Ş. ile beraber 4150 kişi istihdam etmekte ve Türkiye’nin 4 milyon tonluk toplam yıllık gübre üretiminin %40’ını karşılamaktadır. Bu da belirli bir fiyat kontrolu yapma olanağı sağlamaktadır. TC’nin IMF ve Dünya Bankası tarafından istenen, tarım “reform”u programıyla ucuz gübre desteği ortadan kaldırılacağı için devletin gübre fabrikalarına da ihtiyaç kalmamıştır. Bu yüzden TÜGSAŞ’ın Gemlik, Samsun ve Kütahya tesisleri ve İGSAŞ satışa çıkartılmış ve 24 Temmuz 2000’e kadar teklif istenmektedir. Yine bu kategoride sayılacak ve bir dönem adı TZDK’yken traktör ve tarımsal alet üretimiyle, tarımda modernizasyonun temel taşı olan Türkiye Zirai Donatım A.Ş. TZDAŞ da 10 Temmuz’a kadar teklif istenerek satışa çıkartılmıştır. Tekellerin ithalat ve üretimle bu alana girmesinden sonra, bilinçli bir yatırım dışı bırakma politikasına uğrayan bu Kurum, giderek küçülmüş ve bir çok bölümü zaten tasfiye olmuştu.

Tarımda Kooperatifçiliğin Yok Edilişi

IMF ve DB direktiflerine uygun olarak Hükümet ve Meclis Tarımda Kooperatifçiliğin yok edilişi yolunda önemli bir adım atmıştır. 1 Haziran 2000 tarihinde Hükümet, “TARIM SATIŞ KOOPERATİF VE BİRLİKLERİ HAKKINDA KANUN” u meclisten geçirmiştir. Buna göre kooperatif ve birlikler sözde özerkleştirme adı altında birer ticari şirkete dönüştürülmüş emperyalistlere söz verildiği gibi köylülerin hem fiyat ve alım, hem de kredi sağlama yoluyla desteklenmesinin önü kapanmıştır. Asıl önemlisi de kooperatiflerin ürün işleme tesislerinin de ayrılarak birer anonim şirket olması hükmü getirilmesidir. Böylece bu tesislerin özelleştirilmesi için hazırlık başlamıştır. Aldığı ürünü kendi tesisinde işleyemeyen Birliklerin kolu kanadı kırılmış böylece aldığı ürünü sadece tüccara satabilen aracılar haline getirilmektedir.

Tarım Çerçeve Kanunu

Tarımı çökertme planının önemli bir ayağını “Tarım Çerçeve Kanunu” olarak sunulan, “TARIM HİZMETLERİNİN DÜZENLENMESİ HAKKINDA KANUN” tasarısı oluşturmuştur. Bununla birlikte, Arazi Kullanımı ve Toprak Koruma Kanunu, Toprak Sulama ve Tarım Reformu G. Md. kanunu, Tarımsal Üretici Birlikleri Kanunu, 969 sayılı döner sermayeler kanunu, Hayvan ıslahı kanunu, 6968 sayılı kanun değişikliği, İslahcı haklarının korunması hakkında kanun, Tarım Sigortalarının teşviki hk. kanun tasrılarının bir paket oluşturulduğu Bakan Gökalp tarafından söylenmektedir.

Tarım Çerçeve Kanun tasarısına göre, “Tarımsal Destekleme ve Yönlendirme Kurulu” adıyla bir koordinasyon kurulu oluşturulacak ve başta desteklerin yok edilmesi ve tarımın tam olarak serbest piyasaya açılmasının politikaları bu kurul tarafından yürütülecektir. Bu kurulda, çeşitli bakan ve müsteşarlarla birlikte Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı ve Türkiye Ziraat Odaları Birliği başkanı da yer alacaktır. Böylece, yapılan saldırıya çiftçilerin de sessiz kalması sağlanmaya çalışılacaktır. Bu tasarıda tarım ve sanayi entegrasyonundan sık sık söz edilmekte ve çiftçilerin tekellerin birer taşeronu haline gelecekleri “sözleşmeli üretim” öngörülmektedir.

Tarım sigortası da özellikle kamusal afet yardımlarını tasfiye ederek yapı denetiminde olduğu gibi bu görevi özel sigortalara devretme tasarısı olarak hazırlanmıştır.

Tarım “Reform”unun Olası Sonuçları

Tarım “reform”u adıyla planlananlar yapılırsa ne olacak? Yukarıda mevcut durumda özetlenen tablo çok daha derinleşecektir.

  1. Çiftçiler tüm girdileri daha pahalıya alacaktır.
  2. Destekleme alımı yapan KİT’lerin özelleştirilmesi ve Birliklerin işlevsizleştirilmesi ya da yok edilmesi sonucunda üreticiler, ürününü daha düşük fiyata satacakladır.
  3. Üretim yapabilmek için krediye başvuran köylüler, yüksek faizli kredileri ödeyemeyerek ipotek ettirdikleri arazilerini ve tarım araçlarını kaybedeceklerdir.
  4. Tarımın dünya üzerindeki ticaretini kontrol eden dev şirketlerin ürünlerinin, ülkemize olan ithalatı çok daha artacaktır.
  5. Hormonlu, genetik ve kimyasal müdahaleli, bu ürünlerin üreticisi emperyalist şirketlerle rekabet edemeyen, aldığı yüksek faizli kredileri ödeyemeyen köylülerin bir kısmı kendi toprağında bu şirketlerin verdiği, tohum ve gübreyle üretim yapan ve ürün karşılığı ücret alan taşeronlar haline gelecek veya bir kısmı ise topraklarını satacak ve şehirlere yığılacaktır. Dünya Bankası raporunda da bu gerçeği görmek mümkündür. “Reformların doğal sonucu bazı arazilerin birleşmesi olacaktır ki bu da arzulanan bir sonuçtur. Çünkü daha verimli üretimi sağlayacaktır.” Bu birleşme bir kollektifleşme biçiminde olmayacağına göre, büyüklerin rekabet edemeyen küçükleri yutması biçiminde olacaktır. Bunu Dünya Bankası uzmanı John Nash da onaylamaktadır: “Küçük çiftliklerin işletmecileri çiftçi olarak kalamayabilirler ama bunlar doğrudan destek programının hedefi olduklarından güvenlik ağının dışında kalmayacaklardır.” Giderek bu arazileri kimin eline geçeceği, Koç’un GAP bölgesindeki arazi alımlarına ve 1999 sonunda ABD’li dev tarım tekeli, Cargill başta olmak üzere GAP bölgesini görmeye giden emperyalist şirketlere bakarak söylenebilir. ABD’nin en büyük özel sermayeli şirketi olan Cargill ve benzeri tekeller, bu gün ülkemizde tarım “reform”u adıyla yapılamak istenen saldırıları, küresel anlaşmalar haline getirmek istiyorlar. Ama TC bir çok küreselleşmeye uyum düzenlemesinde olduğu gibi bu konuda da oldukça öndedir. Dünya Ticaret Örgütü’nde (WTO) tarımda tam liberalizasyon denen başlık, tastamam bunları kapsıyor ve anlaşma haline getirilmek isteniyordu. 30 Kasım 1999’da Seattle’da protestolarla bu görüşmeler şimdilik kesintiye uğradı. Cargill’in 1997 bültenlerinde WTO’daki tarım görüşmeleri sevinçle dile getirilmişti. ”Dünya ticaretini denetleyen bir kurum olarak 128 üyeli WTO, GATT’ın içinden oluşturulduktan iki yıl sonra, -ilerlemeler güçlükle de olsa- ABD tarım toplumu, WTO’nun tarım için iyi sonuçlar verdiğini görüyor.”, “Dünya tarım liderleri liberalizasyonda küçük adımlarla başarıyı tatmayı öğrendiler.”, “WTO üyeleri 1999’da (tarım) görüşmelerine hazır olmak için 1997de hazırlık çalışmalarına başlama konusunda anlaştılar” Yine Nisan 1999 bülteninde Cargill’in Başkanı Micek, ABD Ziraatçiler Federasyonu’nun konferans açılış konuşmasında, “Ve eğer bir ortak hedefe doğru hep beraber çalışırsak, o hedef egemen olabilir: Bu hedef tarım ürünleri için hem içerde, hem de dışarıda pazarları açık hale getirmek ve ABD tarımının dünyada en verimli ve üretken olmasını devam ettirmek için beraberce çalışmaktır.” demektedir. Bu konuşma IMF, DB ve WTO’nun dayattığı tarım reformunun asıl sahiplerini de gözönüne sermektedir. Türkiye gibi ülkelerde her türlü destek kalkacak, tarımsal ürünlerde gümrükler sıfırlanacak, tarımsal KİT’ler özelleştirilecek ve böylece pazarlar açık hale gelecektir. Nitekim ABD Ziraatçiler Federasyonu Başkanı Kleckner bunu daha net ifade etmektedir: “(WTO’da tarım) görüşmelerinin bir sonraki roundunda tarımda rekabetçi üstünlük kavramına ihtiyaç duyulacaktır. Böylece, en verimli üreticilerin ürünlerini pazarlamaları için, açık pazarlar oluşacak ve ülkeler, başkalarının daha verimli ürettiği ürünleri ithal edeceklerdir” (Cargill Bulletin Şubat 1997) Burada verimliliğin insan sağlığına zararlı hormonlu ve genetik olarak değiştirilmiş gıdalar üretme karşılığında sağlanmakta olduğunu unutmamak gerekmektedir.
  6. İthalatın artması ve tarımın kontrolunun emperyalist şirketlere geçmesi sonucunda sağlığa zararlı olduğu konusunda pek çok araştırma olan gıda ürünleri piyasayı dolduracak ve sağlıksız beslenme artacaktır.
  7. Gelirleri giderek düşen, açlık ve yok olma tehditindeki eskinin üretici ve “milletin efendisi” köylüler, büyük şehirlere yığılacaktır. Bu yığınlar, işsiz orduları olarak sefil olurken, mevcut emekçilerin de sendikasız, sigortasız, esnek, sağlıksız, tehlikeli ve sefalet ücretine razı olarak çalışması için tehdit olarak kullanılacaklardır.

Ağlamak Fayda Vermez

Tarımda tüm bu yapılan ve yapılmak istenenler için hükümet ve Bakan Gökalp, gerekli övgüleri de almıştır. 28 Haziran 2000’de ABD gezisi sırasında ABD Tarım Bakanı Dan Glickman, Türk Hükümeti’nin başarılı çalışmalar yaptığını ifade ederek; “Tarımla ilgili projeler çok iyi araştırmalar neticesinde ve ileriye dönük olarak hazırlanmış. Bu projelerin uygulanması ve ekonomide uygulanan istikrar programı da kararlılık gerektirmektedir. Hükümetiniz, tarım politikalarının yanında, ekonomik istikrar programında da başarılı çalışmalar yapmaktadır.” demiştir. IMF Türkiye Masası şefi de, sömürge valisi edasıyla, yaptığı açıklamalarda bunu söylemektedir.

Bu “reform” saldırısına karşı durmak varolan durumu savunmak anlamına gelmemektedir. Zaten bir süredir, tarıma yönelik çökertme sürmekte ve tarımdaki emekçilerin durumu giderek kötüleşmektedir. O yüzden mücadele hedefi mevcut durumu korumakla sınırlı olmamalı, saldırıyı püskürtürken mevcut ya da eski durumu ileri götürmek amaçlanmalıdır. Kasım 1999’da, Söke Ziraat Odası Başkanlığı, pamuk üreticisinin sorunlarına çözüm bulmayan hükümete tepki göstererek, yerel ve bölgesel gazetelere ''çiftçi ölüm ilanı'' vermişti. ''Vefat'' başlığıyla verilen ilanda şöyle deniliyordu: ''Ege Bölgesi eşrafından, merhum Akala ve merhume Caroline Qeen'in çocukları, Deltapain'in kardeşleri, Nazilli 87'inin amcaları, Sayar'ın dayıları, Carmen'in babaları, girdi maliyetlerinin yüksekliği, dost olmayan komşularımızdan ithal edilen kalitesiz pamuk, iplikçinin anlaşarak piyasaya girmemeye direnmesi, Tariş'in mal almamaya çalışması, ürettiği ürünü maliyetinin altında satmak zorunda kalan ve üretim yapamaz, tarlasını ekemez hale gelen, şerefini kurtarmak için traktör ve tarlasını satışa çıkaran, milletin efendisi çiftçi vefat etmiştir.'' İlanın altında yer alan notta çiçek gönderilmemesi, isteyenlerin Ziraat Bankası, Zirai Krediler Bölümü'ne bağış yapması rica ediliyordu.

Tarım sorununda da görüldüğü gibi bir avuç emperyalist ve onların ülkelerde borazanlığını yapanlar dışında emekçilerin ve yoksulların çıkarları ortaktır. Bu yüzden dünyanın neresinde bir emekçi, saldırıya uğrasa diğer tüm emekçiler, bunun aynı zamanda kendilerine yapıldığını bilmelidirler. Tarım “reform”u denen saldırı, sadece köylülere değil hepimize yapılmaktadır, o yüzden bu saldırıyı ancak hep beraber mücadele edersek püskürtebiliriz. Bu açıdan örneğin TÜGSAŞ’ın özelleştirilmesine karşı köylüler en az, TÜGSAŞ işçileri ve onların sendikası kadar mücadele ederken, aynı zamanda tarımsal destek ve fiyat politikalarına karşı mücadeleyi de tüm emekçiler ve emek örgütleri, bizzat kendi sorunları olarak görmelidirler. Zaten, emekçilere de kendi ölüm ilanlarına ağlamak değil tarihsel görevleri olan, bu köhnemiş, sömürü sisteminin mezar kazıcılığını hatırlamak yaraşır.


sayfanın başına dön                                                                                                                 [www.antimai.org]