mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu



"Dikensiz Gül Bahçesi" İçin Bir Adım: MIGA

Armagan Öztuksavul
Emekçiden Emekçiye Mektup-6, 1 Mart 2000


Sevgili Dost,

Yine bir süredir mektup gönderemedim. Son mektubumdan belki hatırlayacaksın, 30 Kasım'ın Küreselleşmeye karşı büyük bir eylem günü olacağını söylemiştim. Gerçekten de 30 Kasım önemli bir dönüm noktası oldu diye düşünüyorum. Emekçiler, çevreciler ve yurttaş hakları savunucuları, şimdi 16-17 Nisan IMF Dünya Bankası toplantılarında ve 1 Mayıs 2000'de yeni uluslararası mücadele günlerine hazırlanıyorlar. Türkiye'de ise gündem hızla değişiyor. Geçtiğimiz günlerde MIGA yeniden gündeme gelmişti. Bu yüzden bu mektubumda biraz MIGA'dan söz etmek istiyorum.

"Dikensiz Gül Bahçesi" için bir adım: MIGA
1988'in Mayıs ayını hatırlarsın. 12 Eylül'den sonra, 1 Mayıs'ı Taksim'de kutlamak için ilk ciddi çaba ve direniş gösterilmişti. Ancak, polisin saldırması sonucu çok sayıda emekçi ve devrimci yaralanmış ve göz altına alınmıştı. O günlerde emekçiler kendi geleneksel mücadele günlerini yaşatmak için sokağa çıkmaya başladıklarında, egemenler de kendi mücadelelerini gizlice sürdürüyorlardı. 27 Mayıs 1988 tarihinde kabul edilen, MIGA'nın onaylandığının uygun bulunduğuna dair kanun bunun en somut göstergesi. Işte bu MIGA, geçtiğimiz günlerde Meclisten geçerek yeniden gündeme geldi.

MIGA, İngilizce Multilateral Investment Guarantee Agency sözcüklerinden kısaltılmış. Resmi Gazetede, Türkçeye Çok taraflı Yatırım Garanti Kuruluşu olarak çevrilmiş. İsminde yatırım, garanti, taraf gibi sözcükler geçince insan ilk bakışta ne olduğunu kavramayabilir. Ama, MIGA'nın 1988 Haziranında resmi gazetede yayınlanan sözleşmesi okunduğunda emperyalist tekellerin bu günlerde iyice açığa çıkan oyunları anlaşılmaktadır. Emperyalistler, sömürmek için gül bahçesi istiyorlar, ama dikene tahammülleri yok.

1985'te kurulan MIGA, Dünya Bankası'nın yan kuruluşu gibi çalışıyor. Dünya Bankası'nın ne olduğunu anlatmaya aslında çok gerek yok. Bizim gibi geri ülkeleri borç batağına soktuğunu emekçilerin biliyor olmaları lazım. Sonra da IMF ile beraber, bu borçları kullanarak işbirlikçi yönetimlere tekellerin istediği her şeyi yaptırdığını da emekçilerin bilmeleri lazım. Bilmeleri lazım çünkü, Dünya Bankası ve IMF'nin Hükümetlere ve meclislere kabul ettirdikleri uygulamalar, emekçilere işsizlik, yoksulluk, sigortasız çalışma, örgütsüzlük ve sopa olarak geri dönüyor. Emperyalizmin en önemli kuruluşlarından olan Dünya Bankasının yan kuruluşu olduğu için MIGA'nın kimin işine yarayacağı daha baştan anlaşılabilir.

MIGA, bir çeşit "sigorta" kuruluşu olarak tanımlanıyor. Ama elbette emekçilerin yaşlılık ya da sağlık sigortası ile ilgisi yok. MIGA sermayenin yatırımlarını sigortalıyor. Neye karşı? Yatırımlara zarar verebilecek pek çok şeye karşı. Örneğin, kamulaştırma ve benzeri tedbirlere karşı. Hükümetin veya yerel yönetimlerin alabileceği bazı tedbirler sonucunda oluşacak riskler garanti altına alınıyor. Burada "tarafsız" tedbirler hariç tutuluyor ama bu tedbirlerin tarafsız olup olmadığına kim karar verecek? Diyelim ki bir yöre halkı çevre sağlığı veya başka nedenlerden dolayı bölgelerinde bir yabancı fabrikanın kurulmasına karşı çıkıyor. Hükümet veya mahkemeler bu fabrikanın kapatılmasına karar verecek. Bu tedbir tarafsız mı değil mi? Bu yüzden yatırımı garanti eden MIGA'nın karar ve yönetim biçimine bakmakta yarar var.

MIGA, aynı IMF gibi "paran kadar konuş" ilkesinin geçerli olduğu bir kuruluş. 144 üye ülke iki gruba ayrılmış. "Gelişmiş" 21 ülke birinci grubu oluşturuyor. Emperyalistlerin bu kategoride olduğunu anlamak zor değil. Bunların taahhüt ettikleri sermaye tutarı toplamı, %59.47, kabaca yüzde altmış. İkinci gruptaki 123 ülke ise yüzde kırk sermaye taahhüt etmişler. Kararlarda oy çoğunluğu geçerli ve her ülke bu sermaye ile orantılı oy hakkına sahip. TC'nin oy hakkı %0.46 yani binde yarım bile değil. Anlaşılacağı gibi yatırımları yapan şirketlerin bağlı bulunduğu ülkeler aynı zamanda %60 karar çoğunluğuna da sahip. Kısaca, emperyalistler hem hakim hem de savcı oluyorlar.

MIGA, Küreselleşme denen sürecin önemli yanlarından bazılarını açığa çıkarıyor. Emperyalist sistemin merkez ülkelerinde karlılığı düşen eski teknolojili ve kirli sanayiler bizim gibi çevre ülkelere kaydırılıyor. Çünkü buralarda iş gücü ucuz ve çevre standartları düşük. İşte bu yatırımların karlılıklarının garanti edilmesi lazım. Yani işgücünün ucuzluğu devam etmeli ve çevre korumacı tedbirler olmamalı. Yoksa yatırımlar pahalıya çıkar ve karlar düşebilir.

MIGA, sözleşmesinde "ticari olmayan riskler"in garanti edildiği söyleniyor. Bunların başında da döviz transferi riskleri geliyor. Bu maddeden anlaşılan tekeller, geri ülkelere yapılan yatırımlardan oluşan karlarını serbestçe dışarı çıkarmak istiyorlar. Karşılanan ikinci riskten yukarıda söz edilmişti. Kamulaştırma ve benzeri tedbirler. Benzeri tedbirler sözü çok muğlak. Her türlü Hükümet, belediye veya yargı tedbiri sokulabilir. Üçüncü risk ise "Sözleşmenin İhlali". Eğer bir ülke MIGA kapsamında bir şirketle yaptığı sözleşmeye uymazsa MIGA bu şirketin zararını tazmin ediyor. Bu maddede tahkime başvurma olanağının olmaması gibi bir şart var. Artık tahkim TC'nin anayasasına bile girdiği için bu tür sorunlar tahkim mekanizmasıyla çözülecek ama şirket, tahkimi sözleşmeye koyduramadıysa da imdadına MIGA yetişiyor. Emekçiler açısından en kritik risk, "Savaş ve İç Kargaşa Hali" maddesi. Yabancı şirket bir iç kargaşa sonucunda zarara uğradıysa MIGA bunu karşılıyor. İç kargaşanın içine de pek çok olay sokulabiliyor. İsyan, ihtilal, sabotaj, direniş vb. Yani şirketin bir işçi direnişi sonucunda oluşabilecek zararı bile karşılanabilir. Ayrıca bu madde tarafların isteği üzerine genişletilebiliyor.

MIGA bu zararları karşılıyorsa emekçilere bunun ucu nasıl dokunabilir? MIGA, yabancı şirkete tazminatı ödedikten sonra rücu denen mekanizma ile o yatırımın bütün haklarına ve alacaklarına sahip oluyor. Ev sahibi olan ülkeden bu zararları karşılayabiliyor. Bu tazminatı ödeyen işbirlikçi yönetimler, parayı emekçilerin ödediği vergilerden çıkartacaktır. Ya da yabancı şirketin yukarıda sayılan risklerden zarar görmemesi için elinden geleni yapacaktır. Çevreye zarar veren fabrikayı görmezden gelecek, işçilerin haklarını alması için mücadele etmelerini ve direnmelerini zor yoluyla önlemeye çalışacaktır. Bu ülke kaynaklarını ve emekçilerini sömürerek kar eden şirketlerin karlarını kolayca dışarı çıkarmasını sağlayacaktır. Tekeller, 30 Kasım'da bütün dünyada tepki gören MAI vb anlaşmalarla bu süreci daha da ilerletmek istiyorlar. Kısaca gül bahçesinin dikenlerini birer birer kaldırmaya çalışacaklar. Ama tarih, ezenlerin her zaman düşünü gördükleri bu türden gül bahçelerinin aynı zamanda onların mezarlıkları haline geldiğini de bize öğretmiştir. Yeter ki mezar kazıcılar, tarih sahnesinde kendilerine düşen görevi yapsınlar.

Dostlukla,



sayfanın başına dön
[www.antimai.org] [bültenler] [haberler] [dağarcık] [yayınlar] [iletişim]