mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu


Güneş Balçıkla Sıvanmaz

Armagan Öztuksavul
Emekçiden Emekçiye Mektup-8, 15 Mayıs 2000


Sevgili Dost,

Son mektubumdan bu yana önemli sayılabilecek iki gelişme oldu. 1 Mayıs 2000, artık unutulmaya başlanmış Avrupa ülkelerinde ve ABD'de bile coşkuyla hatırlandı. Öteden beri belirli bir mücadele ile kutlanan bizim gibi ülkelerde de, emperyalizmin küreselleşme isimli saldırısına karşı uluslar arası mücadeleye vurgu yapıldı. Aynı biçimde 16-17 Nisan 2000 tarihinde dünyanın pek çok ülkesinde Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası (DB) bahar toplantıları protesto ediliyordu. Toplantıların yapılacağı yer, bu iki örgütün merkezinin bulunduğu ve ABD'nin başkenti Washington DC şehriydi. Gösterilerin de merkezi oldu ve yine "demokrasi" ülkesinde polisin şiddeti ile karşılaşıldı.

Türkiye'den de Ses Var
Türkiye'de de çeşitli biçimlerde duyarlılık gösterildi. Türkiye MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu bu tarihlerde uluslararası katılımcıları olan bir sempozyum organize etti ve 17 Nisan'da bir basın açıklamasıyla protestolara destek oldu.
İstanbul Emek Platformu, Sosyalist Basın ve öğrenciler de 17 Nisan'daki eylemleriyle bu topraklardaki anti-emperyalist damarın yaşadığını gösterdiler. 68'lerde Altıncı Filo askerlerinin denize döküldüğü Gümüşsuyu-Dolmabahçe hattında, dünyadaki benzerlerine seslerini kattılar.

Yeni Buluşmalar
1999'da 18 Haziran, 15 Eylül, 30 Kasım tarihlerinde gerçekleşen ve Davos'ta ise biraz cılız kalan uluslararası eylem günleri 2000'de 16-17 Nisan ve 1 Mayıs'ta gelişerek devam etti. Önümüzdeki ilk "buluşma" günü 30 Haziran gibi görünüyor. Ama asıl güçlü buluşma, 27 Eylül'de Prag'ta yapılmak istenen IMF, DB güz toplantıları olacak. ABD'de mücadelenin sürdüğünü gösteren Seattle'ın 30 Kasım'ına karşılık, Eylül ayında emekçilerin, doğa dostlarının, ezilenlerin de bir Avrupa'sı olabileceği anlaşılacak.

2+1 Kardeşler
İsimleri hep yan yana anılarak, böylesi protestolara neden olan IMF ve DB kardeşlerin amaçlarına bir bakmak istedim. Bunun için İkinci Paylaşım Savaşına kadar uzanmak gerekti. 1944 yılına kadar ABD'nin Bretton Woods kasabası ismi duyulmamış bir yerleşimdi. Kızıl Ordu'nun Nazi ordularını bozguna uğratarak Sovyet topraklarından çıkarmasıyla savaşın artık kaderi belli olmuştu. ABD ve İngiltere'nin çağrısı üzerine Bretton Woods kasabasında dünyanın bundan sonraki ekonomik ilişkilerini düzenleyecek kararların alınacağı bir konferans gerçekleştirildi. Burada bizzat kendi söylediklerine bakmakta yarar olabilir. Dr. A. Mahfi Eğilmez'in "IMF Dünya Bankası ve Türkiye" isimli bir kitabı var. 1996'da Tütünbank yayınlarından çıkmıştı. Buradan devam ediyorum. İngiltere ve ABD birbirleriyle ortak yönleri olan iki ayrı planla toplantıya geldiler. Keynes başkanlığındaki İngiltere heyeti, uluslararası üç yeni örgüt kurulmasını önermişti:
"i) IMF, üye ülkelerin ulusal paralarının birbiriyle ilişkilerinin düzenlenmesine yol gösterecek, söz konusu ilişkilerin bozulmasına ve dünya ticaretinde daralmalara ve dolayısıyla genel refahta bir azalmayla sonuçlanacak kısıtlamalara yol açabilecek ödemeler dengesi bunalımlarını gidermek için üye ülkelere imkanlar sağlayacak,
ii) Dünya Bankası bir yandan Avrupa'nın II'nci Dünya Savaşı'nda karşılaştığı ekonomik yıkıntıyı giderirken öte yandan da gelişme yolundaki ülkelere yatırım kredileri açarak bu ülkelerin dünya ticaretine daha fazla katkıda bulunabilmeleri için gerekli kalkınmışlık düzeyine ulaşmalarına yardımcı olacak,
iii) Uluslararası Ticaret Örgütü ITO, uluslararası ticarette uyulması gereken kuralları, uluslararası görüşmeler sonucu belirlemek suretiyle üye ülkelerin bu kurallar çerçevesinde karşılıklı ticaretlerinin gelişmesine katkıda bulunacaktı."(A.Mahfi Eğilmez)
Üçüncü örgütün kuruluşuna karşı çıkan H.D. White başkanlığındaki ABD heyetinin görüşleri kabul edildi ve Bretton Woods konferansı kararları "White Planı" adıyla uygulanmaya başlandı. 1946 yılında hem IMF, hem de Dünya Bankası fiili olarak çalışmalarına ABD'nin başkentinde başladı. Uluslar arası ticaret kurallarıyla ilgili olarak bir örgüt kurulmadı, ama 1948 yılında GATT (Gümrük tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması) görüşmeleri başlatıldı ve anlaşmaların belirli bir düzeye getirildiği 1995 yılında Dünya Ticaret Örgütü (WTO) kuruldu. 30 Kasım'daki protestolara kadar emekçilerin çok iyi tanımadığı üçüncü kardeş WTO'nun temelinin aslında, IMF ve DB ile beraber atıldığı anlaşılıyor. White Planı'nın da aslında ABD'de 1941'de üst düzey bürokratlar ve en büyük patronlar tarafından kurulan gizli "Dış İlişkiler Komisyonu" tarafından hazırlandığı MAI Karşıtı Çalışma Grubunun yakında çıkaracağı kitapta sergilenecek.

Şeytan'ın Kutsal Amaçları
IMF ve DB, önceden belirlendiği gibi savaş sonrası dünyanın ekonomik ilişkilerini belirlemeye başladılar. Bunun emekçiler açısından ne anlama geldiğini anlayabilmek için iki örgütün kuruluş sözleşmelerindeki temel amaçlara bir göz atmakta yarar var. İşte IMF'nin amaçlarından biri:
"Ekonomik politikanın temel amaçları olarak bütün üye ülkelerde üretken kaynakların geliştirilmesi ve yüksek istihdam ve reel gelir düzeylerinin korunması ve geliştirilmesinde katkıda bulunmak üzere uluslararası ticaretin dengeli bir şekilde büyümesi ve yaygınlaşmasına imkan sağlamak." (age)
Dünya Bankası Anasözleşme'si de çok farklı değil:
"Üye ülkelerin, savaşın oluşturduğu yıkıntıların düzeltilmesi de dahil olmak üzere, kalkınma ve yeniden yapılanma çabalarına, verimli sermaye yatırımları kanalıyla yardımcı olmak, gelişme yolundaki ülkelerin kaynaklarının ve verimli imkanlarının geliştirilmesini özendirmek." (age)
Dünya Bankasının 1992 yıllık raporuna göre ise "Günümüzde DB'nin temel amacını; gelişmiş ülkelerden gelişme yolundaki ülkelere mali imkanları kanalize ederek gelişme yolundaki ülkelerin yaşam standartlarının arttırılmasına yardımcı olmak şeklinde özetlemek mümkündür"(age)

Güneş Balçıkla Sıvanır mı?
Gözlerim yaşarıyor. Ne kadar da güzel amaçlar. Biri, istihdamı arttırmayı, yani emekçileri tehdit eden işsizliği azaltmayı ve ücretleri yükseltmeyi kendine hedef koymuş, diğeri ise bizim gibi ülkelere mali kaynak aktararak yaşam standartlarımızı yükseltecek, yani yoksulluğu azaltacakmış. Öyleyse, bu uluslararası protestolar ve tek tek ülkelerde gerçekleştirilen direnişler nedeni nedir? Bunu anlamak için, süslü sözlerin arkasını görebilmek için çok zorlanmak gerekmiyor. Dünya Bankası ve IMF'nin yaptıklarına bakmak, TC'den isteklerini görmek yeterli.
Dünya Bankası aslında bir grup örgütten oluşuyor. Bunlar, Dünya Bankası olarak bilinen Uluslararası Yeniden yapılandırma ve Kalkınma Bankası (IBRD), Uluslararası Kalkınma Birliği (IDA), Uluslararası Finans Kurumu (IFC), Uluslararası Yatırım Garanti Ajansı (MIGA), Uluslararası Yatırım Anlaşmazlıkları Çözüm Merkezidir (ICSID). MIGA'nın emperyalist şirketlerin nasıl bir sömürü aracı olduğundan geçen mektubumda bahsetmeye çalıştım. Şimdilik ICSID'in uluslararası tahkim kuruluşlarından en acımasızı olduğunu belirterek ve Meclisin tahkim yasasını tam bir birlikle kabul ettiğini hatırlatarak geçeyim. Emekçilere ve hatta tüm insanlığa karşı böyle savaş açmış örgütlerden oluşan Dünya Bankası, emekçilerin yararına nasıl çalışabilir? Tabii ki emekçilerin yararına değil bir avuç emperyalist şirketin yararına çalışmıştır. Kalkınma projeleri adıyla, gelişmekte olan ülkeleri dünya emperyalist-kapitalist sistemine daha fazla bağlayacak politikalara uygun projeler dayatmıştır. Sonra bu projeleri yine emperyalist şirketler gerçekleştirmiş, sonucunda da geri ülkeler borç batağına saplanmıştır. Bu ülkelerin egemenleri de sadece faizleri ödemek için emekçileri daha fazla sömürmek ve baskı altına almaya çalışmışlardır. Dünya Bankasının sosyal güvenliğin özelleştirilmesi için, enerji tekellerine yarayan dışa bağımlı enerji yatırımları ve otomotiv tekellerine yarayan karayolu yatırımları için yaptığı "eğitim" ve verdiği krediler de kalkınma projesi olarak sunulmaktadır. Doğrudur bu projeler sonucunda birileri kalkınmaktadırlar ama bu birileri emekçiler değil, emperyalist tekellerdir.
Dünya Bankası daha çok özel şirketlerin yapacağı projelere kredi verirken, ikiz kardeş IMF, geri ülkeleri fon adı altında borçlandırmaktadır. Bir kere borç batağına giren ülkeler faizleri ödeyebilmek için yeni borç peşinde koşmakta, bu borçları alabilmek için akıl almaz anlaşmalara imza atmaktadırlar. Son "stand by" anlaşması buna örnektir. Ancak, hatırlanırsa daha anlaşma yapılmadan IMF ve DB, isteklerini sıralıyorlar ve TC devleti de büyük bir hızla gerçekleştiriyordu. 17 Nisan seçimlerinden bir gün önce IMF Türkiye masası şefi, Coterelli, "seçimlerden sonra oluşacak hükümetin, yapısal reformları gerçekleştireceğini ümit ediyoruz" demiş ve eklemişti: "sosyal güvenlik reformu, bankacılık reformu, tarım sübvansiyonlarını düzenleyen tarım reformu ve özelleştirme gibi reformları artık uygulaması gerekiyor" (AA, 16/Nisan/1999). DB Türkiye direktörü Chibber ile yaptığı açıklamalarda da bunları defalarca tekrarlamışlar ve tahkim yasasının biran evvel çıkmasını istemişlerdi. Seçimlerden sonra kurulan Hükümetin kimlerden oluştuğu önemli olmadığı görüldü. Bütün bu istekler sırasıyla yerine getirilerek emekçilerin boğazı biraz daha sıkıldı. Şu an eksik kalan ve yapılmaya çalışılan ise köylüleri mahvedecek olan "tarım reformu" saldırısıdır. Nitekim bu saldırıların somut sonuçları da "stand by" anlaşmasına koyuldu. Tarımda destekleri kaldırarak, ithalatı kolaylaştırarark ve tarımsal KIT'leri özelleştirerek köylüleri yıkıma götürüyorlar. IMF'nin isteğine uygun yapılan özelleştirmelerle işçiler işlerini kaybetmektedirler. Anlaşma uyarınca emekçilere yüzde 25 zam dayatıldı, tarım ürünlerine ise yüzde 25 zam verilerek hem kentlerde hem de köylerde halkın daha fazla açlığa ve yoksulluğa mahkum edilmesi sağlandı.
İşte bir tarafta yoksulluğu yok etmek ve kalkınmayı sağlamak gibi, yazılı amaçlar, bir tarafta ise gittikçe daha fazla yoksullaşan, işsizliğe, açlığa mahkum edilen ve onurları ayaklar altına alınan halkların gerçeği. Güneş balçıkla sıvanmaz derlerdi. Doğrudur, bu gün ortaya çıkan protesto ve direnişler de bunu gösteriyor Ama ve acaba güneşin zaptı ne zaman?

Dostlukla,



sayfanın başına dön
[www.antimai.org] [bültenler] [haberler] [dağarcık] [yayınlar] [iletişim]