Sevgili Dost,
Son mektubumdan bu yana önemli sayılabilecek iki gelişme oldu. 1 Mayıs 2000, artık
unutulmaya başlanmış Avrupa ülkelerinde ve ABD'de bile coşkuyla hatırlandı. Öteden
beri belirli bir mücadele ile kutlanan bizim gibi ülkelerde de, emperyalizmin
küreselleşme isimli saldırısına karşı uluslar arası mücadeleye vurgu yapıldı.
Aynı biçimde 16-17 Nisan 2000 tarihinde dünyanın pek çok ülkesinde Uluslararası
Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası (DB) bahar toplantıları protesto ediliyordu.
Toplantıların yapılacağı yer, bu iki örgütün merkezinin bulunduğu ve ABD'nin
başkenti Washington DC şehriydi. Gösterilerin de merkezi oldu ve yine
"demokrasi" ülkesinde polisin şiddeti ile karşılaşıldı. Türkiye'den de Ses Var
Türkiye'de de çeşitli biçimlerde duyarlılık gösterildi. Türkiye
MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu bu tarihlerde uluslararası
katılımcıları olan bir sempozyum organize etti ve 17 Nisan'da bir basın
açıklamasıyla protestolara destek oldu.
İstanbul Emek Platformu, Sosyalist Basın ve öğrenciler de 17 Nisan'daki eylemleriyle
bu topraklardaki anti-emperyalist damarın yaşadığını gösterdiler. 68'lerde
Altıncı Filo askerlerinin denize döküldüğü Gümüşsuyu-Dolmabahçe hattında,
dünyadaki benzerlerine seslerini kattılar.
Yeni Buluşmalar
1999'da 18 Haziran, 15 Eylül, 30 Kasım tarihlerinde gerçekleşen ve
Davos'ta ise biraz cılız kalan uluslararası eylem günleri 2000'de 16-17 Nisan ve 1
Mayıs'ta gelişerek devam etti. Önümüzdeki ilk "buluşma" günü 30 Haziran
gibi görünüyor. Ama asıl güçlü buluşma, 27 Eylül'de Prag'ta yapılmak istenen
IMF, DB güz toplantıları olacak. ABD'de mücadelenin sürdüğünü gösteren
Seattle'ın 30 Kasım'ına karşılık, Eylül ayında emekçilerin, doğa dostlarının,
ezilenlerin de bir Avrupa'sı olabileceği anlaşılacak.
2+1 Kardeşler
İsimleri hep yan yana anılarak, böylesi protestolara neden olan IMF ve
DB kardeşlerin amaçlarına bir bakmak istedim. Bunun için İkinci Paylaşım Savaşına
kadar uzanmak gerekti. 1944 yılına kadar ABD'nin Bretton Woods kasabası ismi
duyulmamış bir yerleşimdi. Kızıl Ordu'nun Nazi ordularını bozguna uğratarak Sovyet
topraklarından çıkarmasıyla savaşın artık kaderi belli olmuştu. ABD ve
İngiltere'nin çağrısı üzerine Bretton Woods kasabasında dünyanın bundan sonraki
ekonomik ilişkilerini düzenleyecek kararların alınacağı bir konferans
gerçekleştirildi. Burada bizzat kendi söylediklerine bakmakta yarar olabilir. Dr. A.
Mahfi Eğilmez'in "IMF Dünya Bankası ve Türkiye" isimli bir kitabı var.
1996'da Tütünbank yayınlarından çıkmıştı. Buradan devam ediyorum. İngiltere ve
ABD birbirleriyle ortak yönleri olan iki ayrı planla toplantıya geldiler. Keynes
başkanlığındaki İngiltere heyeti, uluslararası üç yeni örgüt kurulmasını
önermişti:
"i) IMF, üye ülkelerin ulusal paralarının birbiriyle ilişkilerinin
düzenlenmesine yol gösterecek, söz konusu ilişkilerin bozulmasına ve dünya
ticaretinde daralmalara ve dolayısıyla genel refahta bir azalmayla sonuçlanacak
kısıtlamalara yol açabilecek ödemeler dengesi bunalımlarını gidermek için üye
ülkelere imkanlar sağlayacak,
ii) Dünya Bankası bir yandan Avrupa'nın II'nci Dünya Savaşı'nda karşılaştığı
ekonomik yıkıntıyı giderirken öte yandan da gelişme yolundaki ülkelere yatırım
kredileri açarak bu ülkelerin dünya ticaretine daha fazla katkıda bulunabilmeleri
için gerekli kalkınmışlık düzeyine ulaşmalarına yardımcı olacak,
iii) Uluslararası Ticaret Örgütü ITO, uluslararası ticarette uyulması gereken
kuralları, uluslararası görüşmeler sonucu belirlemek suretiyle üye ülkelerin bu
kurallar çerçevesinde karşılıklı ticaretlerinin gelişmesine katkıda
bulunacaktı."(A.Mahfi Eğilmez)
Üçüncü örgütün kuruluşuna karşı çıkan H.D. White başkanlığındaki ABD
heyetinin görüşleri kabul edildi ve Bretton Woods konferansı kararları "White
Planı" adıyla uygulanmaya başlandı. 1946 yılında hem IMF, hem de Dünya
Bankası fiili olarak çalışmalarına ABD'nin başkentinde başladı. Uluslar arası
ticaret kurallarıyla ilgili olarak bir örgüt kurulmadı, ama 1948 yılında GATT
(Gümrük tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması) görüşmeleri başlatıldı ve
anlaşmaların belirli bir düzeye getirildiği 1995 yılında Dünya Ticaret Örgütü
(WTO) kuruldu. 30 Kasım'daki protestolara kadar emekçilerin çok iyi tanımadığı
üçüncü kardeş WTO'nun temelinin aslında, IMF ve DB ile beraber atıldığı
anlaşılıyor. White Planı'nın da aslında ABD'de 1941'de üst düzey bürokratlar ve
en büyük patronlar tarafından kurulan gizli "Dış İlişkiler Komisyonu"
tarafından hazırlandığı MAI Karşıtı Çalışma Grubunun yakında çıkaracağı
kitapta sergilenecek.
Şeytan'ın Kutsal Amaçları
IMF ve DB, önceden belirlendiği gibi savaş sonrası dünyanın ekonomik
ilişkilerini belirlemeye başladılar. Bunun emekçiler açısından ne anlama geldiğini
anlayabilmek için iki örgütün kuruluş sözleşmelerindeki temel amaçlara bir göz
atmakta yarar var. İşte IMF'nin amaçlarından biri:
"Ekonomik politikanın temel amaçları olarak bütün üye ülkelerde üretken
kaynakların geliştirilmesi ve yüksek istihdam ve reel gelir düzeylerinin korunması ve
geliştirilmesinde katkıda bulunmak üzere uluslararası ticaretin dengeli bir şekilde
büyümesi ve yaygınlaşmasına imkan sağlamak." (age)
Dünya Bankası Anasözleşme'si de çok farklı değil:
"Üye ülkelerin, savaşın oluşturduğu yıkıntıların düzeltilmesi de dahil
olmak üzere, kalkınma ve yeniden yapılanma çabalarına, verimli sermaye yatırımları
kanalıyla yardımcı olmak, gelişme yolundaki ülkelerin kaynaklarının ve verimli
imkanlarının geliştirilmesini özendirmek." (age)
Dünya Bankasının 1992 yıllık raporuna göre ise "Günümüzde DB'nin temel
amacını; gelişmiş ülkelerden gelişme yolundaki ülkelere mali imkanları kanalize
ederek gelişme yolundaki ülkelerin yaşam standartlarının arttırılmasına yardımcı
olmak şeklinde özetlemek mümkündür"(age)
Güneş Balçıkla Sıvanır
mı?
Gözlerim yaşarıyor. Ne kadar da güzel amaçlar. Biri, istihdamı
arttırmayı, yani emekçileri tehdit eden işsizliği azaltmayı ve ücretleri
yükseltmeyi kendine hedef koymuş, diğeri ise bizim gibi ülkelere mali kaynak aktararak
yaşam standartlarımızı yükseltecek, yani yoksulluğu azaltacakmış. Öyleyse, bu
uluslararası protestolar ve tek tek ülkelerde gerçekleştirilen direnişler nedeni
nedir? Bunu anlamak için, süslü sözlerin arkasını görebilmek için çok zorlanmak
gerekmiyor. Dünya Bankası ve IMF'nin yaptıklarına bakmak, TC'den isteklerini görmek
yeterli.
Dünya Bankası aslında bir grup örgütten oluşuyor. Bunlar, Dünya Bankası olarak
bilinen Uluslararası Yeniden yapılandırma ve Kalkınma Bankası (IBRD), Uluslararası
Kalkınma Birliği (IDA), Uluslararası Finans Kurumu (IFC), Uluslararası Yatırım
Garanti Ajansı (MIGA), Uluslararası Yatırım Anlaşmazlıkları Çözüm Merkezidir
(ICSID). MIGA'nın emperyalist şirketlerin nasıl bir sömürü aracı olduğundan geçen
mektubumda bahsetmeye çalıştım. Şimdilik ICSID'in uluslararası tahkim
kuruluşlarından en acımasızı olduğunu belirterek ve Meclisin tahkim yasasını tam
bir birlikle kabul ettiğini hatırlatarak geçeyim. Emekçilere ve hatta tüm insanlığa
karşı böyle savaş açmış örgütlerden oluşan Dünya Bankası, emekçilerin
yararına nasıl çalışabilir? Tabii ki emekçilerin yararına değil bir avuç
emperyalist şirketin yararına çalışmıştır. Kalkınma projeleri adıyla,
gelişmekte olan ülkeleri dünya emperyalist-kapitalist sistemine daha fazla bağlayacak
politikalara uygun projeler dayatmıştır. Sonra bu projeleri yine emperyalist şirketler
gerçekleştirmiş, sonucunda da geri ülkeler borç batağına saplanmıştır. Bu
ülkelerin egemenleri de sadece faizleri ödemek için emekçileri daha fazla sömürmek
ve baskı altına almaya çalışmışlardır. Dünya Bankasının sosyal güvenliğin
özelleştirilmesi için, enerji tekellerine yarayan dışa bağımlı enerji
yatırımları ve otomotiv tekellerine yarayan karayolu yatırımları için yaptığı
"eğitim" ve verdiği krediler de kalkınma projesi olarak sunulmaktadır.
Doğrudur bu projeler sonucunda birileri kalkınmaktadırlar ama bu birileri emekçiler
değil, emperyalist tekellerdir.
Dünya Bankası daha çok özel şirketlerin yapacağı projelere kredi verirken, ikiz
kardeş IMF, geri ülkeleri fon adı altında borçlandırmaktadır. Bir kere borç
batağına giren ülkeler faizleri ödeyebilmek için yeni borç peşinde koşmakta, bu
borçları alabilmek için akıl almaz anlaşmalara imza atmaktadırlar. Son "stand
by" anlaşması buna örnektir. Ancak, hatırlanırsa daha anlaşma yapılmadan IMF
ve DB, isteklerini sıralıyorlar ve TC devleti de büyük bir hızla
gerçekleştiriyordu. 17 Nisan seçimlerinden bir gün önce IMF Türkiye masası şefi,
Coterelli, "seçimlerden sonra oluşacak hükümetin, yapısal reformları
gerçekleştireceğini ümit ediyoruz" demiş ve eklemişti: "sosyal güvenlik
reformu, bankacılık reformu, tarım sübvansiyonlarını düzenleyen tarım reformu ve
özelleştirme gibi reformları artık uygulaması gerekiyor" (AA, 16/Nisan/1999). DB
Türkiye direktörü Chibber ile yaptığı açıklamalarda da bunları defalarca
tekrarlamışlar ve tahkim yasasının biran evvel çıkmasını istemişlerdi.
Seçimlerden sonra kurulan Hükümetin kimlerden oluştuğu önemli olmadığı
görüldü. Bütün bu istekler sırasıyla yerine getirilerek emekçilerin boğazı biraz
daha sıkıldı. Şu an eksik kalan ve yapılmaya çalışılan ise köylüleri mahvedecek
olan "tarım reformu" saldırısıdır. Nitekim bu saldırıların somut
sonuçları da "stand by" anlaşmasına koyuldu. Tarımda destekleri
kaldırarak, ithalatı kolaylaştırarark ve tarımsal KIT'leri özelleştirerek
köylüleri yıkıma götürüyorlar. IMF'nin isteğine uygun yapılan özelleştirmelerle
işçiler işlerini kaybetmektedirler. Anlaşma uyarınca emekçilere yüzde 25 zam
dayatıldı, tarım ürünlerine ise yüzde 25 zam verilerek hem kentlerde hem de
köylerde halkın daha fazla açlığa ve yoksulluğa mahkum edilmesi sağlandı.
İşte bir tarafta yoksulluğu yok etmek ve kalkınmayı sağlamak gibi, yazılı
amaçlar, bir tarafta ise gittikçe daha fazla yoksullaşan, işsizliğe, açlığa mahkum
edilen ve onurları ayaklar altına alınan halkların gerçeği. Güneş balçıkla
sıvanmaz derlerdi. Doğrudur, bu gün ortaya çıkan protesto ve direnişler de bunu
gösteriyor Ama ve acaba güneşin zaptı ne zaman?
Dostlukla,
|