mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu

Yükseköğretim Eşgüdüm Kurulu Yasa Taslağı ve GATS

Arzu Yedibela - Çalışma Grubu - 15 Nisan 2003

 

Milli Eğitim Bakanlığı geçen yıl gündeme gelen YÖK yasa tasarısının ardından Yükseköğretim Eşgüdüm Kurulu olarak adlandırılan yeni bir kurumu da ekleyerek ve geçen yıl ki tasarıyı da yenileyerek üniversitelere yeni bir sürpriz yaptı. Tam YÖK yasa tasarısına karşı bir muhalefet yaratma kaygısı oluşmuşken YÖK’ün reform edilmiş haliyle karşılaştık. 1980 darbesinin çocuklarından YÖK tamamıyla üniversitelerin polisi olmuştu. YÖK yıllarca üniversiteliler açısından hep kurtulunması gereken bir kurum olmuş üniversitelerin akademik özgürlüğünü engellediği için hep eleştirilmiştir. Daha geçen yıllarda devlete bağlı olan YÖK sistemi üzerine, başta onu yaratan ve tam destek veren çevrelerden bile tepkiler duymaya başladık. Örneğin; TÜSİAD, MHP ve hatta bugünkü iktidarın o günkü yansıması olan Refah/ Fazilet partisi de YÖK karşıtı olmuşlardı.

YÖK’ün artık gizlenemeyen baskıcılığı ve sorgulanan meşruiyeti nedeniyle şimdi YEK adı verilen bir kurum öneriliyor. Ama gerçekten getirilen bu yenilik ve onun yasa tasarısı demokratikleşme hedefi mi taşıyor? Bu soruya yanıt ararken geçen yıl ki YÖK yasa tasarısına ve üniversitelerde başlayan uygulamaları gözden kaçırmamak gerekiyor. Üniversitelerde artan harçlar, özelleştirilen yemekhaneler, smart-kart uygulamaları; vakıf üniversitelerinin sayısal artışı, kurs hizmetlerinin yaygınlaşması ve sınav sistemlerinin başlı başına bir sektör halini alması; ÖSYM sistemindeki değişiklikler… gibi sıralamakla bitmeyen uygulamaların ardından yapılmak istenen tüm bunları yasal bir biçime sokmak. Evet YÖK’ün hakim taraflarca eleştirisi hantal bir kamu kurumu olması ve artık piyasa yönelimli bir kuruma duyulan ihtiyaç.

YEK tartışmaları gayet demokratik(?) bir biçimde gündeme atıldı. Öğretim üyeleri ve örgütleri, MEB’dan uzman kişiler, hatta TÜSİAD -vardı tepkilerden dolayı çekildi-, internet aracılığıyla öğrenciler, medya… YEK üzerine bir atölye ile niyet beyanlarında bulundular. O kadar demokratik bir tartışma ki bu Eğitim-Sen atölye gündemlerini eleştirdiği için süreçten çekilmeyi uygun buldu. Yapılmak istenen Mart ayı sonunda etaplarından biri daha tamamlanacak olan GATS Anlaşması müzakereleri doğrultusunda ve GATS’a  uygun bir tasarıyı kamu oyuna demokratik olarak sunmak, maniple bir dil kullanarak yapılamak isteneni gölgelemek sonradan oluşacak gerginliklerde baştan uzlaşmayı sağlayacak bir zemin yaratarak şimdiden muhalefet örgütlerinin önünü tıkamak.

Yukarıda da kısaca bahsettiğimiz gibi yasa taslağında kullanılan dil hem yapılmak isteneni çok açık anlatırken hem de kullanılan argümanların şu ana kadar üniversite muhalefetinin talepleri arasından seçilmiş ve bu bir rastlantı değil.

Ayrıca amaçlananı sadece üniversite alanından düşünmek ise yetersiz. Eğitim şu an için hizmet sektörü açısından sadece bir boyut. GATS anlaşmasına uyum için hazırlanmış ve mecliste şu anda sayısız yasa taslağı var. Bunlardan örneğin iş güvencesi ve iş kanunu hayattaki karşılığını üniversitelerde somutluyor bile. İşten atılan pek çok işçi yerine burs başvurusu yapmış öğrenciler yerleştirilerek ucuz iş gücü yaratılıyor. Tüm bu uygulamalar bu nedenle iyi anlaşılmak zorunda ve oluşabilecek ortamı iyi tahmin etmek gerekiyor. Çünkü sadece bu yasaya karşı durmak, özerklik talebi ya da geçmiş üniversite tartışmalarını yeniden değerlendirirken ufkumuzdan uzakmış gibi duran GATS, MAI ve dolayısıyla DTÖ uygulamaları gayet de bağımlı değişkenler. Şimdi sırayla YEK taslağı üzerinden açılabilecek tartışmalara bir zemin olması açısından adım adım ilerleyelim.

 

 EŞGÜDÜM MÜ?  EĞİTİM SREBEST BÖLGELERİ Mİ?

Yasa taslağı her tasarıda olduğu gibi amaç ve tanımlarla başlıyor. Diğer bölümlerde ise üniversite bileşenleri, yenilikler, uygulama alanları ve eğitime ilişkin tanımlamalar yer alıyor. GATS sürecinden habersiz olan bir kişinin gözüyle demokratik ve özerk sözcüklerinin sayısız telaffuzu yasayı olumlu bir gelişme olarak sunarken elbette ki bizler ilk okuduğumuzda yapılmak isteneni gizleme amacı bile taşımadıklarını düşündük.

*Amaç, kapsam ve tanımlar bölümünde; Akademik özgürlük, kurumsal özgürlük (idari ve mali özerklik), demokratik katılım ve bu alanları birbirine bağlayan üst kurul olarak da YEK’ten bahsediliyor. YEK adı üstünde üst kurul olmasından mıdır bilinmez, taslağın ikinci bölümünde akademik özgürlüğü kısıtlayıcı disiplin yönetmeliklerini ve akademik konulardaki alanların ihtiyaç olup olmadığına karar veriyor. Burası önemli çünkü özgürlük içerik olarak bizim anladığımızdan farklı ve kapitalizmin doğası gereği koşullu bir niteliğe sahip. Üniversitede üretilen bilgi firma ve şirket ihtiyaçlarına cevap verir nitelikteyse özgürsün, ama sosyal içerikli ve hayattan dışlanmışları içeriyorsa senin üniversitede işin yok. Aynı zamanda özgürlük emniyetin olduğu yerde vardır. Yeni tasarı ışığında şu anda kadrolu öğretim üyeliği sözleşmeli ile yer değiştiriyor. Yani üretim esnek hale getiriliyor. Bilgi üretmenin ‘iş’leştiği bu dönemde bir akademisyenin hür bilgi üretmesinin koşulu nereden doğuyor? YEK bu konuda öğretim elemanlarının göreve alınması, görevden uzaklaştırma, disiplin kuralları ve genel istihdam düzenlemesine ilişkin koşulları düzenliyor. Uzun uzun Bilim Etiği Kurulu adı verilen kuruldan bahsediliyor. Bu kurul kimin ahlaklı kimin ahlaksız olduğuna da karar veriyor. Yani ilk cümlede sunulan demokrasi ve özgürlük ilerleyen bölümlerde gizli kapaklı geri alınıyor. Çünkü etik, ihtiyaç ve özgürlük sistemin gereği olarak göreceli bir anlama sahip ve herkes ne yönden bakarsa onu görüyor.

*Birinci bölümün diğer tanımlamaları eğitim tanımı ve kurumlara ayrılmış. Burada ki tanımlamalar GATS’ın eğitim tanımlamasıyla ve DTÖ nezdinde karşılıklılık ve gereklilik ilkelerine bağlı olarak piyasaya açılması gerekli sektörleri tanımlıyor. YEK’teki tanımlar aynen şöyle; Yükseköğretim Eğitim Türleri:Yükseköğretimde eğitim ve öğretim türleri örgün ve yaygın eğitim ile uzaktan ve dışarıdan öğretimdir.

Örgün Eğitim: Öğrencilerin, eğitim-öğretim süresince ders ve uygulamalara devam etme zorunluluğunda oldukları, diplomaya yönelik eğitim-öğretim türüdür.

Yaygın Eğitim:Toplumun her kesimine ve değişik alanlarda bilgi ve beceri kazandırma amacı güden, kurslar yoluyla yapılan eğitim-öğretim türüdür.

Uzaktan Öğretim: Yükseköğretim ve üstü düzeylerde geniş kitleye yönelik olarak radyo, televizyon ve eğitim araçları vasıtasıyla yapılan açık öğretim veya bilgi teknolojileri kullanılarak, etkileşimli yöntemlerle yapılan yaygın veya örgün öğretim türleridir.

Dışardan Eğitim:Yükseköğretimin belirli dallarında, devam zorunluluğu olmaksızın sadece yarı yıl içi ve sonu sınavlarına katılma zorunluluğu bulunan bir eğitim-öğretim türüdür. Bu eğitimi izleyen öğrenciler ortak zorunlu dersler ile gerekli görülen bazı dersleri, ilgili yükseköğretim kurumlarınca mesai saatleri dışındaki uygun saatlerde düzenlenecek derslerde alırlar.

Yaşam Boyu Eğitim: Belli bir eğitim düzeyine sahip olan kimselere geliştirme, yenileme, ileri ve sürdürülebilir eğitim sağlamak amacıyla yapılan, diplomaya yönelik olmayan eğitim türüdür.

İkinci Öğretim: Üniversitelerin fiziksel ve insan gücü kaynaklarından yararlanmak suretiyle daha fazla sayıda öğrenciye örgün eğitim fırsatı sunmak üzere yapılan paralı lisans ve lisans üstü öğretimidir.

İşte tesadüf burada olsa gerek ki GATS’a ilişkin müzakerelerde ülkelerin birbirlerinden talep ettikleri eğitim tanımları ile YEK tanımları benziyor diyemiyoruz çünkü tıpatıp aynı: “Yüksek öğrenim, ikinci öğrenimin sonrasında alınan, üniversiteye giriş ya da üniversiteye devam ederken ders geçme amacıyla alınan kurslar, kişisel becerileri arttırma amacıyla alınan eğitimler,iş hayatında yapılan isle ilgili olarak okulda, evde veya is yerlerinde alınan kurslar da dahil olmak üzere bütün yetişkin ve genç eğitimlerini kapsar.Staj ve sınav hizmetleri de eğitim kapsamında olacaktır.Sınav ile sınav sorularının dizaynı, sınav gözetmenliği ve sınav sonuçlarının değerlendirilmesi dahil olmak üzere ilgili tüm alanlar kast edilmektedir (http:/www.antimai.org/dag/gatsegenterna.htm)

 

Türkiye’den istenen özel talepler ise şunlar: 

“Yabancı öğretmenlerin yalnızca yabancı öğrencilere eğitim vermesini düzenleyen hüküm iptal edilecek. GATS Madde 1, 2 ve 3’e uygun olarak yüksek eğitim ve isle ilgili eğitim ve yetişkin eğitimi piyasalarına giriş önündeki engellerin tümü kaldırılacak. Taahhütlerde mutabık kalan ülkeler, eğitim kalitesinin sağlanması açısından hükümet içi veya hükümet dışı inceleme, değerlendirme yapmakta ve diğer ülkelerle işbirliği yapmakta serbest olacaklardır. (http:/www.antimai.org/dag/gatsegenterna.htm)."

 

Yabancı öğretim üyeleriyle ilgili engeller YEK içersinde zaman kaybedilmeden düzenlenmiş. Yasal engeller yerine üniversitelere yabancı uyruklu hocalarla ilgili sözleşme düzenleme konusunda -gerekçe net ifade edilmişse- serbestlik getirildiği gibi YEK bunu bakanlar kurulunun geçmiş kurallarına tabi olmadan sadece İç İşleri Bakanlığı’ndan gelecek muhtemel olumlu karar ile uygulamaya koyabiliyor. İşte bu engelin kaldırılmasının ardından araya sıkışmış bir sözcük var. ‘Bilim dalları için ulusal endeks’. Bu tanım bir bilim pazarı tanımlamıyor mu? Her bilim dalının dolayısıyla her bilim insanının bir fiyatı var. Rekabete dayalı, şeffaf bir piyasada kıran kırana sürecek bir beyin pazarı. Yabancı uyruklu olarak tanımlanmış öğretim üyeleri ise hakim bilginin üretildiği alandan bilginin ikame edildiği alanlarla rekabet edecek. Fakat avantajın kimden yana işleyeceği açık.

 

Görüldüğü gibi yaşanan sadece Türkiye’ye ait bir süreç değil, eğitimi uluslararası düzeyde piyasaya açmak. Yeni küresel eğitim olarak da adlandırılan bu süreç hizmet alanında sadece bir pazar olmanın yanında eğitimin ideolojik olarak da sistem açısından artık belli dönemlerle sınırlandırılmayan, hayat boyu sürmesi gerekli bir eylem olarak adlandırılması. Eğitimin en önemli rolü sistemin kendini yeniden üretebilmesi için ekonomik, sosyal ve psikolojik düzenin bireyle özdeşleşmesini sağlamak. Kapitalizm açısından eğitimin önemi her zaman bu kadar önemliydi. Fakat değişen süreç ve koşullara uygun olarak araçlarını yenilemesi sermayenin ihtiyacıdır. Artık dünyadaki artmış olan nüfus, ileri teknoloji insan emeğine olan ihtiyacı niceliksel olarak azaltmakta fakat niteliksel anlamda bilgi önemsenmektedir. İşte bu bilgi düzeyine erişmek bu sistemde iyi bir hayatı yaşayabilmenin tek koşulu ise o zaman o mertebeye ulaşabileceğin bütün aşamalardan geçmek zorundasın. Bunun tek aracı da eğitim. Fakat geçmişte kamu hizmeti biçiminde aldığın bu hizmetin bedelini ödemelisin. Hem de artık bu hayat boyu devam edecek bir ihtiyaç. İki açıdan kapitalizm amacını hayata geçiriyor. Birincisi hem sisteme uygun bir ideolojinin sürdürülebilirliğini sağlamak hem de çok karlı bir piyasaya ulaşmak. Türkiye’de de bu amaç YEK ile gündeme geldi. İşte tasarının ikinci bölümündeki eğitim tanımları ve arkasından ifade edilen amaçlar ve genel hükümler kısmında yukarda saydığımız durum açıkça ifade edilmiştir. “Amaç:Rekabet eden bireyler yetiştirmek, bilimsel ve teknolojik amaçlara göre düzenlenmiş uzun ve kısa vadeli üretimler, şeffaflık, yabancı dilde program açılması”. Burada tanımlanan sanki üniversite değil de bir şirket! Zaten çoktan beri üniversitelerde sosyal bölümlere ilginin ve ayrılan kaynağın azaltılıp; işletme, iktisat, mühendislik ve tıp gibi sektörlere hizmet edebilecek bilginin üretilmesinin zemini hazırlanmıştı. Yeniliğe uygun olarak insan kaynakları(?) gibi insani bir meta olarak algılayan dersler eklendi. Okul kulüpleri aracılığıyla sponsor şirketler çağrılarak kariyer günleri, toplam kalite yönetimi dersleri yapılmaya başlandı. Kariyer günü adı verilen zamanlarda öğrenciler firmalarla ilişkiler kurmaya çalışarak kendilerini pazarlama çabasına sokuldular. Rekabete ortam hazırlamak amacıyla öğrenciler arası ilişkiyi minimuma çeken ‘çan eğrisi not sistemi’ getirildi.

            Tüm bunlar geleceğin planlarının spesifik olayları. Artık doğrudan sermayeye hizmet edecek olan üniversitelerin araştırma geliştirme faaliyetlerinin birer parçası olması şu anda en iyi bildiğimiz üniversitelerde başladı bile. Ama sadece bu değil. Daha doğrusu bu ne ki? Asıl amaçlardan birisi toplam kaliteyi ve serbest bölge uygulamaları ile birlikte anılan Eğitim bölgeleri projesi. İşte Yükseköğrenimin yanına eklenen ve sadece koordinasyonu amaçlıyor gibi duran eşgüdüm sözcüğü eğitim bölgelerine geçişte işleyişi bugünden kurmanın adı. Bugüne kadar üniversitelerde bilimler arasındaki ilişkinin koparılıp yerine uzmanlaşmayı savunan statükocu bilgiyi savunanların eşgüdüm olarak tanımladığı sanki bilimsel üretimde yeni bir koordinasyonun sağlanması gibi duruyor. Oysa burada eşgüdüm endüstri bölgeleri yasa tasarısı etrafında daha iki yıldır dillendirilen alt başlık. Yani eğitim bölgeleri projesi. Şimdi yukarıda anlatılan şeyleri de içeren bu proje şöyle: YEK’da ‘üniversite kurulu’ olarak tanımlanan eğitim bölgelerinde ‘eğitim kurumu’ olarak isimlendirilmiş. Bu kurumlar yeterli derecede öğrenciden oluşan –bu yeterlilik yönetmelikle belirleniyor- alt bölümlerine ise ‘okul bölgesi(YEK’da fakülte kurulu)’ deniyor. Eğitim bölgesi çalışanları, öğrenci sayıları, ders sayısı ve her türlü ihtiyaç ve fazlalıklar muhasebe kapsamında envanter kayıtları halinde tutuluyor. Bu kayıtlar hem fiyatların oluşturulmasında hem de ihtiyaca dönük olarak eğitimin sınıflandırılmasında işe yarıyor. Aynı istihdam büroları uygulamasında olduğu gibi just-in time üretime uygun bir işleyiş söz konusu. Bu işleyişin amacı şirketlerle doğrudan ilişkiye geçerek ihtiyaç duyulan insan kaynağına(?) hemen ulaşabilmek.

Eğitim Bölgelerinde kullanılan yöntem ise Toplam Kalite Anlayışı. Tabi ki YEK’da da! Yasa tasarısına göre de bu şöyle tanımlanıyor:”Öğrenci sayısını belirleme, gerçek ihtiyaç ve talebi belirleme”. Bu tanımlar ‘öz değerlendirme’ ve ‘eş yetkinlik’ alt başlıkları olarak sunuluyor. Eş yetkinlik; eğitim açısından standart yükseltmek, performansta verimlilik, kaynakların etkin kullanımı iken öz değerlendirme YEK’in bu bilgileri toplaması anlamına geliyor. Bu anlayışa bağlı olarak eğitim bölgelerinde de amaç aynı: “Maksimum verimlilik, kalitenin arttırılması, müşteri tatmini, esneklik, çalışma süresini ve maliyetini azaltıcı uygulamalar”  

‘Bunun eğitime uygulanmış özel anlamı ise eğitim özel bir maldır ve bu hizmetten yararlananlar başta müşteri, eğitim sırasında birer hizmetlidir. Bu özel mal piyasa koşullarına uygun haliyle özel sermaye tarafından sunulmalıdır. Eğitim bir tercihtir. Liberalleşme ulusal olmadığı için uluslar arası düzeyde rekabete dönük bir eğitimle kaliteli bir hizmet hedeflenmelidir.’ Ve eğitim bölgelerine ilişkin son hüküm ise yasal düzenlemelerin en geç 2003 yılında tamamlanması olarak belirtiliyor.

YEK’da eşgüdüm olarak adlandırılan, tek tek ayrı eğitim kurumlarında uygulanacak olan bu işleyişin koordinasyonunu sağlamak. Ve açıkça yasa taslağında geçen  kalite, rekabet, şeffaflık sözcükleri de bu proje ile düşünüldüğünde çok korkunç bir tablo ortaya koyuyor. Bugün dünyada köle işçilik denilen ve şu anda da daha çok ABD’de hapishanelerdeki insanların çalıştırılmasıyla gündeme gelen serbest bölge mantığı üniversiteleri de kapsıyor. Bilgi tekeline sahip şirketler daha geniş bir pazar arayışını ve insanı ucuz köle haline getirmeyi hedefleyen bu yenilikler eğitimi de kapsıyor. Ucuz emek anlayışı daha şimdiden üniversite işçilerinin iş güvencesi yasası çıkmadan işten atılması ve yerine harçlarını ödeyemeyen ya da ihtiyacı olan öğrencilerin asgari ücretin üçte biri oranın da çalıştırılması ile başladı. Bu uygulama üniversite özerkliği ve kendi kendine yeterlilik uygulaması olarak görülüyor.

Bu konuda söylenecek daha çok şey var. Ama şimdi üniversite bileşenleri için acil tartışılması gereken sorular daha da bir önem kazanıyor. Özerk demokratik üniversite talebi artık karşılanmış bir taleptir. Yasada adı geçen yönetime katılma tanımında öğretim üyelerinden, MEB’ten, sağlık bakanlığından, maliye bakanlığında, sendikalardan temsilciler de bulunmaktadır. Fakat günümüzde bu tür örgütlenmeler, konsey adı verilen fakat içerik itibariyle birer denetim ve uzlaşma alanları olarak sahneye çıkmaktadır.

Bir başka boyut olarak insanlığa yapılan bu ideolojik hegemonya saldırısına karşı eğitim alanına ilişkin bir alternatif sunulabilir mi? Ve sunulsa dahi nasıl bir alternatif yaratılabilir?  Bilgi üretim alanında  sermayeye iş olmayı reddetmek ve yeniden üretimini engellemek mümkün müdür? Mümkünse nasıl? Ya da artık ayrı ayrı bir öğrenci/öğretim üyesi/işçi duruşu yeterli değil. Onların kurguladığına alternatif olarak öğretim üyeleri, öğrenciler, işçiler ve diğer çalışanlar olarak alternatif bir örgütlenme yaratılabilir mi? Bu soruların yanıtlanması kolay olmasa bile en azından biz bu süreci mümkün olduğunca deşifre etmek zorundayız.

GATS Anlaşmasının genişletilmesi müzakereleri 31 Mart tarihinde tamamlandı ve taahhütler ile talepler listeleri DT֒ye teslim edildi. Bu listelerde İnsanlığın geleceğine ait bütün kararlarla birlikte yeni eğitim uygulamaları da var!