mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu


Dünya Toplumları İçin Dönüm Noktası:
Seattle, Kasım-Aralık 1999

Yazar: Gaye Yılmaz
Türkiye MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu
 Not: Toplum Hekim Dergisinde yayınlanmıştır.
Ocak-2000


Başını emekçi yığınlarının çektiği ve içinde köylü, çiftçi, öğrenci ve çevreci hareketlerini barındıran on binlerce, ne istediğini ya da “neyi istemedigini” çok iyi bilen, coşkulu, inançlı insani Seattle kentinde bir araya getiren süreç kısaca analiz edildiğinde yılların birikimi ile karşılaşılıyor : Yok sayılma, alabildiğine sömürülme, yoksullaşma, gelecek nesillerin tehdit altında bırakılması, ekonomik gerekçelerle toprağından sürülme, kar adına toplum sağlığını yok sayan üretim modellerinin dayatma şeklinde dünya toplumlarına kabul ettirilmesi ve dahası.

Aslında liberal ya da serbest piyasa ekonomisi söylemleriyle dünya ilk kez karşılaşmıyor. Her seferinde çok ağır bedeller ödenerek farklı kapitalist önermelerle tansiyon düşürmeye çalışan dünya sermayesi bu kez Meksika, Asya, Rusya ve Latin Amerika krizlerini bile ihtar olarak görmeksizin yoluna devam etmeyi hedefliyor. Çok Taraflı Yatırım Anlaşması - MAI - karşısında oluşan enternasyonel muhalefeti görmezden gelen ulus ötesi şirketler, Dünya Ticaret Örgütü 3. Bakanlar Konferansı için öyle bir gündem hazırlıyor ki MAI bile bu gündemin yanında hafif kalıyor. Gündemi belirlediği yetmezmiş gibi kıtasal lobi grupları kurmayı da ihmal etmeyen Şirketler, ABD’de başını Procter&Gamble ve Microsoft’un çektiği bir şemsiye örgüt kurarak Mart-Kasım 1999 sürecinde kuzey ve güney Amerika kıtalarındaki bütün ülkeleri dolaşarak işveren grupları ile istişarelerde bulunuyor ve Millenium Round destekçilerinin kalabalıklaşması için çaba sarf ediyor. Avrupa’da ise bu görev, kapitalist sistemin en eski kurumu olan - Uluslar arası Ticaret Odası -ICC- (Kuruluşu:1918, Merkezi: Paris, bugün itibarıyla sayıları 7000’i aşkın çok uluslu Şirketin üye olduğu) ve AB’nin Hükümeti konumunda olan Avrupa Komisyonuna düşüyor.

Millenium Round ismi verilen WTO 3. Bakanlar Konferansı gündemine göz atıldığında ise :
Tarıma verilen tüm sübvansiyonların sıfırlanması, destekleme alımlarından vazgeçilmesi ve ithal tarım ürünlerine uygulanan gümrük vergilerinin kaldırılması.
Kısaca açıklamak gerekirse: yüz milyonlarca insanın yaşadığı ve neredeyse tek gelirini tarımdan elde eden az gelişmiş dünyaya “siz artık tahıl da üretmeyin, ne yiyeceğinize de biz karar vereceğiz, hatta gıda ürünlerini size biz satacağız” diyor dünya tarım tekelleri, Cargill’ler, Novartis’ler. Nasıl mı? Genetik değişikliğe uğratılmış, kimyasal yöntemlerle üretilen ve muhtemelen üzerinde sağlık araştırması yapılması ya da yapılmış araştırmaların yayınlanmasını yasakladıkları -sözde tarım ürünleri- ni satarak. Hesapları ise, tohumlar üzerinde yıllardan beri yaptırdıkları genetik araştırma ve geliştirme çalışmalarına ayırdıkları muazzam fonları, toplum sağlığı karşılığında finanse edebilmek. Gerçekte, bu girişimin alt yapısı 1986-1994 tarihleri arasında imzalanan Uruguay Round anlaşmaları ile hazırlanmıştı. Türkiye’de de bu süreç dikkatle analiz edildiğinde tarımsal desteklemelerin bilinçli politikalar uygulanarak ve yıllar itibarıyla nasıl geriletildiği net bir şekilde ortaya çıkıyor. Türkiye’nin 57. Hükümeti ise son adımı “Tarımda Reform” adı altında atma hazırlıkları içersinde bu günlerde. Hedef, sadece desteklemeleri kaldırıp, tarımda ithalatın önünü iyice açmakla da kalmıyor ve ülkemizde üretilen tarım ürünlerinin dünya fiyatları düzeyine çekilmesini de kapsıyor. Bu girişime en sicak ve sempatik isimler bulma konusunda da önemli başarilarin altina imza atiliyor :
Tarımda doğrudan alım desteği : Açıklama olarak ta Türkiye’de plansız ve programsız tarım yapılmasından kaynaklanan ürün stok fazlaları mazaret gibi gösteriliyor ve binlerce ton hububat depolarda bekletilirken aynı ürünlerin dünya piyasalarından ithaline vize veren politikalar hiç tartışılmıyor. “Dünyada tarım bizdekinden daha ucuz mu?” diye bir soru gelebilir akıllara. Evet, AB ülkelerinde tarımın önemli bölümü tekelleşmiş büyük çiftçilerin elinde ve ileri teknoloji kullanıldığı için birim maliyetler az gelişmiş ülkelere oranla daha düşük. Amerika’da ise zaten yığınsal ve kimyevi üretim yapılıyor ve bu nedenle ürün maliyetleri oldukça düşük. Ama dünyada gelişen tekelleşme süreci göz önüne alındığında bu düşük fiyat düzeylerinin bir aldatmacadan ibaret olduğu ve yoksul kitleler tarımdan caydırılıp; piyasalar tümüyle tekellerin eline geçtiğinde ne fiyat, ne ürün kalitesi ve ne de ürün sürekliliği üzerinde toplumların hiçbir kontrolünün kalmayacağını tahmin etmek güç değil.

Tarımdışı (sanayii) ürünlerin ithalatında uygulanan gümrük vergilerinin kaldırılması : Özellikle 1973-1979 Tokyo Round sürecinde (Türkiye’de 24 Ocak 1980 kararları olarak tanıdığımız) imzalanan anlaşmalarla atılan adımlarla zaten gerileyen sanayii üretimini tümüyle bitirmeyi ya da taşeronlaştırmayı hedefleyen bu girişim sonrasında ithal ürünler yurt içi piyasalara çok daha düşük fiyatlarla girebileceği için yerli sanayiinin ve özellikle KOBİ olarak tanımlanan küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin rekabet gücü zayıflayacak, iflaslar ve Şirket evlilikleri süreci daha da hız kazanacaktır. Kuşkusuz bu sürecin mağdurları da her zaman olduğu gibi emekçiler ve yoksullar olacaktır.

Hükümet satın almaları : Devletlerin kendi ihtiyaçlarını karşılamaya dönük ve çoğunlukla kamu şirketlerinden yapılan satın almalarda yabancı şirketlerin yerli şirketlerle eşit olmasını ve ileriki süreçte bu satın almaların WTO içinde oluşturulacak bir Komisyonca yönlendirilip, denetlenmesini öngören ve “Devlet Mekanizmasında Şeffaflık”  kisvesi ardına gizlenen bu madde ile gerçekte özelleştirmelerin hızlanması ve tekellerin ülke piyasalarına egemen hale gelmesinin önü açılmak hedeflenmektedir.

Yatırımlar : MAI anlaşmasinin OECD’de imzalanamamasi sonrasinda bu kez de şansini WTO’da denemek isteyen Şirketler, söylemi biraz farklilaştirarak anlaşmayi Millenium Round gündemine aldirtmayi başarmişlardir.

Elektronik Ticareti : İnternet üzerinden vergisiz olarak yapılan ticareti geliştirmek ve bu kuralsız işleyişi garanti altına almak isteyen Şirketlerin (özellikle Amerikan Şirketleri) bu maddeyi savunurken en büyük argümanları ürünlerin ucuzlayacak olmasıdır. Oysa tüketici kitle genişlemeyeceği için, normal ticaret yoluyla satılan ürünlerin bu kez vergisiz yoldan satılmasını öngören ve Devletin vergi kazançlarını azaltacak olan bu girişim bile tek başına özelleştirmelere hız kazandıracak bir özelliğe sahiptir.

Serbest Orman Kesimi : Dünya Kereste Tekelleri, üretim ve karlılıkları önünde kalan son engelleri de bu anlaşmayla aşmayı planlamaktadır. Bu anlaşmanın imzalanması halinde orman ürünleri ithalatında uygulanan gümrük vergileri kaldırılacağı ve doğal orman-milli park gibi korunmak zorunda olan özel alanlar da talana açılacağı için orman ürünü tüketimi hızlanacak ve ekolojik sistem büyük bir risk altına girecektir.

Rekabet : Aslında diğer anlaşmalarla rekabet önündeki engelleri zaten kaldıracak olan ulusötesi şirketler bununla yetinmemekte ve garanti olarak (eğer unuttukları bir şey kaldıysa diye düşünerek olsa gerek) böyle bir anlaşmayı da yapma ihtiyacı duymaktadırlar. Böylece bu anlaşmalar arasında olmayan her hangi bir konunun ticaret veya karlılığa engel oluşturması halinde bu anlaşma masaya getirilecek ve zamanında toplumu düşünülerek atılmış adımlardan vaz geçilmesi sağlanacaktır.

Hizmet Sektörünün Serbest Piyasa Ekonomisine açılması : Uruguay Roundu bitiminde GATS-Hizmet Ticareti Genel Anlaşmasi adi altinda imzalanan ve Kamu kontrolünde olan hizmet sektöründeki korumalari bir takvim dahilinde kaldirmak ve bu alanlari özel ticarete konu yapmak yönünde atilan ilk adimin sonlandirilmasini hedefleyen bu anlaşma ile öncelikle Kamu Sektöründeki iş güvencesinin kaldirilmasi ve Devletin ekonomik addedilebilecek bütün hizmet alanlarindan çekilmesi (Egitim ve Saglik dahil) öngörülmektedir. Bu baglamda -söz gelişi- yabancilarin doktorluk yapmasini yasaklayan belli yasalarin iptali talep edilebilecek, kamudaki iş güvencesi de kaldirilacagi için tip dalinda bile işsizlikle karşi karşiya kalinacaktir. Bu anlaşma en çok ABD tarafindan desteklenmektedir.

TRIPs-Telif ve Patent Anlaşmasinin genişletilmesi : Özellikle az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin karşi çikişina karşin, tekelleşme sürecinin olmazsa olmaz koşulu olan fikri mülkiyet haklari anlaşmasi da ilk adimi Uruguay sürecinde atilmiş anlaşmalar arasindadir. Ulusal üretimlerini ve kültürlerini koruma mücadelesi veren bazi ülkeler bu tekelleşme yasasina karşi çikmakta ve hatta geçmişte imzalanan anlaşmalarin bile yeniden ele alinmasini talep etmektedirler. Buna karşin ülkemizde “Ilaçta Patent Yasasi” adiyla Ocak 1999’da Meclisten geçirilen yasa sonucunda belli adimlar çoktan atilmiştir. Oysa dünyanin diger az gelişmiş ülkeleri özellikle toplum sagligini dogrudan ilgilendiren Ilaç ve gida ürünlerinde böylesi bir uygulamanin kabul edilemeyecegini öne sürerek ve daha önce kendilerine verilen sürelerin de yetersiz olduğu gerekçesiyle bu anlaşma maddesine şiddetle karşı çıkmaktadırlar.

Evet, bu korkunç gündemi Mart 1999 ‘da ele geçiren demokratik kitle örgütleri tüm dünyada örgütlenmeye çalışarak kendilerini 30 Kasım - 3 Aralık 1999 tarihlerinde Seattle’da yapılacak WTO 3. Bakanlar Konferansını bloke etmeye hazırladılar. Dünyanın çeşitli ülkelerinden yaklaşık 8-10 bin eylemci ile ABD’nin her yerinden akın akın gelen öğrenci, işçi ve çiftçi grupları toplantının birkaç gün öncesinde Seattle’a varmışlardı. Kentin merkezinde daha önceden ve sadece 1-2 ay için kiralanmış NGO-STK büroları bilgisayarlar, duyuru panoları ve broşür ve yayınların gün be gün up-date hale getirildiği masalarla donatılmış, WTO’yu ve küresel kapitalizmi protesto eden t-shirt, panço, rozet tarzı çalışmaların ve diğer tanıtım broşürlerinin tanıtıldığı ve cüz i fiyatlarla satıldığı küçük standlar hazırlanmıştı. 27 Kasım günü çeşitli panel ve kapalı salon toplantılarıyla başlayan süreç, ne yazık ki halen sona ermiş değildir (Tutuklananlar mahkemeye çıkarıldığı ve kendilerine işlemedikleri suçlar da yüklenerek uzun süreli hapis cezasına çarptırılmaları olasılığı arttığı ve WTO toplantıları Ocak 2000’den itibaren Cenevre’de yeniden başlayacağı için). 30 Kasım öncesinde yapılan toplantılarda WTO’nun yapısı, işleyişi, 3. Dünya Ülkelerinin bu Örgütte nasıl yok sayıldıkları, Çin’in de Örgüte dahil edilmesi durumunda neler olabileceği, Dünya çapında demokratik bir Halk Parlamentosuna yönelik çalışmalar, küreselleşme ve emekçilerin durumu, küreselleşme ve toplum sağlığı (biotechnology, hormon beef) küreselleşmenin kadınlar üzerindeki etkileri, küreselleşme ve çevre başlığında çeşitli konular tartışıldı.

30 Kasım günü sabahın erken saatlerinde kentin merkezinde toplanan kitlelerin öncelikli hedefi WTO delegelerinin WTO toplantısının yapılacağı merkeze gidişlerine engel olmaktı. Ve hedef saat 15.00’e kadar inanılmaz bir direnç ve başarı ile sürdürüldü. WTO delegelerine hiçbir fiziksel tacizde bulunulmuyor, sadece geçecekleri yollarda etten duvar oluşturuyor ve geçişe izin vermiyorlardi. WTO delegelerinin bu inanç duvarini yikmak için zaman zaman şiddete başvurdugu durumlarda bile tahrike kapilmayip, disiplinini bozmayan eylemciler amaçlarina ulaştilar ve saat 15.00’e kadar tek bir WTO delegesi bile Convention Center’a ulaşma başarisini gösteremedi. Sayilari 100 bini aşan protestocu gruplar Memmorial Stadium’dan başlattiklari yürüyüşlerini toplanti merkezine dogru sürdürmeyi planliyorlardi, ancak ögleden sonra tüm çikişlarin polis barikatlariyla kesildigi görülünce plan degiştirildi. Saat 16.00 siralarinda ve tam gruplar dagilmaya başladigi sirada Polisin, üstelik nedensiz bir şekilde saldiriya geçmesi ile ortalik karişti. Atilan göz yaşartici bomba ve biber gazi bombalarindan ortalik bir anda yangin yerine dönmüştü. Polis tarafindan plastik mermilerin de kullanildigi saldirilarda yaralananlara kent hastanelerinin kapilari kapanirken, varliklarindan kimsenin haberi olmadigi “SINIR TANIMAYAN DOKTORLAR” imdada yetişti ve ilk yardimi, ellerindeki mevcut imkanlar dahilinde sundular. Gönüllü Doktorlardan oluşan grup, gerektiginde binlerce eylemciye tek tek ulaşarak- biber gazı ve göz yaşartıcı bombalardan etkilenmeyi en aza indirebilme amacıyla- kağıt mendil veya bir bez parçası üzerine döktükleri solüsyonu koklamalarını ve ağız ve burun bölgelerini kapalı tutmalarını salık verdiler. Olayların başlamasını müteakiben derhal sokağa çıkma yasağı ilan edildi ve özellikle toplantı merkezine çıkan yollar araç ve insan trafiğine kapatıldı. Bu arada Polis kuvvetlerinin sabahtan beri yapmış olduğu tespitler çerçevesinde gözaltılar ve belli NGO merkezlerine yoğunlaştırılan saldırılar da yoğunlaşmıştı. Hedefler arasında, kent merkezinde bir salon kiralayan ABD’li üniversite öğrencileri tarafından oluşturulan“ALTERNATİF MEDYA” merkezi de bulunuyordu. Adından da anlaşılacağı gibi sistem karşıtı demokratik kitle örgütlerinin Seattle olaylarını sıcağı sıcağına kendi ülkelerine iletebilmeleri için geçici olarak oluşturulan bu büro, tüm olanakları ile yabancı konukların hizmetinde oldu bu süreçte. Amerikan Polis kuvvetlerinin doğrudan hedef aldığı kişi ve grupların da başında geliyordu Alternatif Medya Merkezi. Olaylar süresince 700’ü aşkin eylemci göz altina alinirken, sadece 35-40 kişi kisa sürede saliverildi ve geri kalan eylemcilere işlemedikleri çeşitli suçlar yüklenerek uzun süre ile hapiste kalmalarini saglayacak adimlar atildi.

Ve 3 Aralık gece yarısı WTO 3. Bakanlar Konferansının toplandığı Convention Center’dan aslında pek de beklenmeyen bir açıklama geldi: Ortak bir deklarasyon çıkarmayı başaramayan WTO Bakanları toplantıya son verme kararı almışlardı. Onlara göre bu bir başarısızlık değildi, çünkü küresel ticaret müzakereleri bundan önce de çeşitli defalar uzlaşmazlıklar yüzünden kesintiye uğramıştı. Göstermelik suçlamalar gelmeye başladı ardından : AB, tarım desteklemelerinin kaldırılmasına karşı takındığı tutumda bu kadar ısrarcı olmasaydı, ABD elektronik ve Hizmetler ticareti konularının liberalizasyonu konularında bunca dayatmasaydı, az gelişmiş ülkeler toplantıya gelmeden önce kendilerini birazcık eğitselerdi (?) bu toplantı gündeminin kendileri için ne derece yararlı olduğunu anlayacaklardı v.b. Günlerce süren protesto gösterilerinin ise bu fiyasko sonuç üzerinde hiçbir etkisinin olmadığının altı çiziliyordu sürekli olarak.

Oysa en azından , daha 2 Aralık günü ortak bir deklarasyon yayınlayarak yeni bir anlaşmalar turu gündemini imzalamayacaklarını kesin bir dille açıklayan 55 kadar az gelişmiş ülkenin delegasyonları üzerinde ciddi bir baskı unsuru oluşturmayı başaran protesto gösterilerinin sonuçtaki payı görmezden gelinecek gibi değildi.

Ancak, toplantıda üzerinde mutabık kalınan birkaç madde dünya toplumları için mücadele sürecinin henüz başladığının göstergesi olma özelliğini taşıyor: Tarım, Hizmetler ve Hükümet satın almaları ile ilgili üç gündem maddesi Ocak 2000’den itibaren WTO’nun merkezi Cenevre’de tekrar müzakere edilmeye başlanacak.

17 Aralık 1999 tarihinde yapılan (ve her 6 ayda bir kez yapılagelen) AB-ABD zirvesi tek bir gündem etrafında, “Seattle” konusunu görüşmek için toplandi. Yayinlanan ortak bildiri çelişkilerle doluydu. Birinci paragraf serbest piyasa ekonomisi yolunda atilan ve bundan sonra atilacak adimlardan asla geri dönülmeyecegini tekrarlarken, son paragraf her zamanki gibi emekçiler ve dünya toplumlarına ayrılıyor “Bundan sonra sivil toplumun da WTO içersinde sesini duyurmasının yollarının aranacağı ve WTO’nun ILO ile ortak projeler çerçevesinde çalışmasının sağlanacağı” belirtilmek suretiyle daha tehlikeli ve dünyada oluşan enternasyonel mücadeleyi kirmaya, parçalamaya yönelik adımların müjdesi veriliyordu.

 


sayfanın başına dön
[http://www.antimai.org/] [bültenler] [haberler] [dağarcık] [yayınlar] [iletişim]