Türkiye'de giderek ağırlaşan
çalışma ve yaşam koşullarının bizzat kendisinin bile emekçi ve yoksul katmanların
bilinçlenme sürecini hızlandıracağını öngörmek mümkün. Fakat bu süreçte
önder kadroların üstleneceği rol hayati bir öneme sahip.
MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu sözcüsü Gaye Yılmaz, solun son 20
yılda dünyada ciddi bir ivme yitirmesinin temelinde, SSCB'ye hak etmediği bir önem
atfedilmesinin yattığını düşünüyor. Yılmaz'a göre, sosyalizmle bağlarını
koparan modern ve çağdaş sol, liberalizme insani çehre kazandırmakla meşgul.
|
Dünyada ve Türkiye'de
solun bu denli gerilemesinin temelinde hangi nedenler yatıyor?
Dünyada ve Türkiye'de solun gerilemesinin temelinde bana kalırsa, SSCB sistemine
zamanında atfedilen ve belki de hak etmediği ölçüde büyük önem bulunuyor. Sol,
SSCB dönemini açık yüreklilikle isimlendiremediği ve, ya köktenci bir tavırla
savunma ya da tümden inkâr etme gibi bir tutum sergilediği için sorun yaşıyor.
Köktenci savunma tarzı, "Peki ama nasıl oldu da yıkıldı?" sorusunu
yanıtsız bırakırken, inkârcı tavır da, sınıf ideolojisine yabancılaşmayı ve
hatta reddedişi beraberinde getiriyor. Sadece Türkiye özelinde değil, tüm dünyada
popüler kültürden, eğitim sistemine, medya araçlarına kadar pek çok alanın
sorgulama, analiz etme, kuşku duyma vb. gibi bilinçlenme süreçlerini baypas ettiği
bir dönemden geçiliyor. Ve tabii en önemlisi, işçi sınıfının dünü ve
bugününün analiz edilerek belki de farklı bir bilinç örgütleme faaliyetinin
başlatılması gerekiyor. Türkiye'de giderek ağırlaşan çalışma ve yaşam
koşullarının bizzat kendisinin bile emekçi ve yoksul katmanların bilinçlenme
sürecini hızlandıracağını öngörmek mümkün. Fakat bu süreçte önder kadroların
üstleneceği rol hayati bir öneme sahip. Bu arada Brezilya gibi farklı coğrafyalarda
yaşanan örneklerin dünya yoksulları ve işçileri tarafından dikkatle izlenmesi
gerekiyor. Bu izleme, sadece görünenin yorumlanmasıyla sınırlı kalmamalı ve
örneğin "Brezilya'da Lula iktidara geldi, bir değişim yarattı mı? Nasıl
?" gibi soruların yanıtları aranmalı.
Çağdaş
ve modern sol olmak dünyada ve Türkiye'de nasıl anlaşılıyor?
Çağdaş ve modern sol olmak dünyada en genel anlamda 'liberalizme insani bir çehre
kazandırmak' biçiminde algılanıyor ve kapitalizmi ve emperyalizmi sorgulamak yerine bu
sistemi kabul ederek, 'ehlileştirmek' öneriliyor. Çağdaş ve modern sol artık hiç
'sosyalizm ve devrim'den söz etmiyor örneğin. Türkiye için de benzer bir eğilimden
bahsetmek mümkün. Bu gruplar genelde Batı demokrasilerini ideal dünya projelerinin
örneği olarak tanımlıyor ve kendi görüşlerini, kalkınma, milli gelir, insan
hakları, şeffaflık gibi liberal jargonla ifade ediyor. Çağdaş ve modern sol olmak
adeta Marksizm'den radikal bir kopuş gibi yaşanıyor.
Dünyadaki
sistem karşıtı pratiklerin Türkiye'deki toplumsal muhalefete herhangi bir katkısı
oluyor mu?
Lula, Chavez, Avrupa sosyal demokrasisi, Zapatista hareketi, küreselleşme
karşıtları vb. gelişmeler ilk anda moral yükselmesine yardım etmeleri bakımından
gerçekten önemli. Ancak, ciddi bir eksiğimiz var o da süreçleri sürekli bir şekilde
izlememek. Örneğin Lula iktidara geldiği anda biz burada Brezilya'da bir şeylerin
değiştiğine yemin eder hale geliyoruz. Fakat, Lula'nın ilk işi PT içindeki sol
güçleri partiden tasfiye etmek, ikinci işi de Amerikalar Arası Serbest Ticaret
Anlaşması FTAA üzerinde bölge ülkeleriyle pazarlıklara girişmek oluyor, ama biz
bunları bilmiyor, ve hiçbir şekilde tartışmıyoruz.
Yaşananlara
kafa yormuyoruz
Örneğin, Avrupa'da mücadelelerle kazanılmış emeklilik, işsizlik sigortası benzeri
pek çok sosyal hak bugün birer birer geri alınırken bize göre Avrupa'da sosyal
demokrasi halen hüküm sürüyor. Aslında bizim önde gelen özrümüz; üretim,
mülkiyet ve bölüşüm ilişkileri değişmeden, yani kapitalist üretim ilişkilerinin
hüküm sürdüğü bir ortamda iktidara ortak olan ya da tek başına iktidara gelen
siyasi partilerin neyi, ne kadar yapabilecekleri üzerinde hiç kafa yormamamız.
Bugün
Türkiye solunun dünyadan alabileceği bir model var mı?
Tüm eksiklikleri ve hatalarına rağmen -mevcut koşullarda kendi sınıfsal
çıkarları etrafında birleşmeyi becerebilen toplumlardan alınacak pek çok ders olsa
gerek. Özellikle Lula, Chavez ve Zapatista örnekleri örgütlenme stratejileri
bakımından ve kendi yerelliklerinde araştırılmalı. Böyle bir çalışmanın
başlatılması dünya halklarının birbirlerine deneyim ve görüş aktarmaları
açısından da son derece önemli olacaktır. Örneğin, Zapatista'lardan nasıl
örgütlendikleri öğrenilirken; sorunlarının kapitalist sistem içinde asla
aşılamayacağı somut örneklerle aktarılabilir ve dünya ölçeğindeki farklı
mücadelelerin aynı eksene oturması adım adım da olsa sağlanabilir.
|