| mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu |
| ULAŞILAMAYAN
ELDORADO VE KASSANDRA’ NIN ÇIĞLIĞI 19 Temmuz 2001 KİMDAKSİ
|
Türkiye’de
faaliyet gösteren, Eurogold (Normandy), Cominco, Tuprag, Anglo Tur şirketlerinin uluslar
arası ortaklıklarını incelediğimizde, karmaşık ilişkiler yumağına tanık
oluyoruz. Bu ilişkileri ayrıntılı olarak sergileyen bir çok çalışma
yayınlandı.Biz bunları bu yazıyla kolay
anlaşılabilmesi için olabildiğince
sadeleştirmeye çalıştık. Bu gün siyanürcü çeteler bu ilişkilerin hiç
bilinmediğini var sayarak hala yalanlarını tekrar tekrar gündeme getirmektedirler. Bir uyarı yapmak
gerekiyor. Siyanürcü şirketlerin en önemli özelliği, sürekli isim değiştirmeleri,
sürekli yeni küçük şirketler kurmalarıdır. Bunun nedeni gerçekten doğa ve
insanlık düşmanı bir faaliyetin takibinden kaçmak ve yeni yatırımlarda kirli
ilişkilerini gizlemektir. Öncelikle, bu
kirli ilişkileri yeniden gündeme getirmeye neden gerek duyduğumuzu açıklamak
istiyoruz. 30 Haziran tarihli
Milliyet Gazetesinde Fikret Bila, yazısında, DSP milletvekilleri Erol Al ve Hasan
Özgöbek' in hazırladığı ve Başbakan
Ecevit'e sunulan rapora dayanılarak, Türkiye’nin ekonomik krizden kurtuluşunun ülkemizdeki altın madenlerinin işletilmesinden
geçtiğini ifade eder. Bu yazıda yine aynı
rapora dayanılarak şunlar söylenmektedir; “Siyanürle altın üretimine karşı
geliştirilen, insan sağlığı ve çevre temizliği ekseninde yürütülen bu
kampanyanın Alman Fiyan Vakfı tarafından desteklendiği saptaması var. Türkiye'nin
altın üretimine karşı kampanyaları Alman kuruluşların desteklemesinin nedeni olarak
Almanya'nın her yıl Türkiye'ye 800 milyon dolar tutarında altın ihraç etmesi
gösteriliyor. Dünyada ikinci sırada ziynet eşyası üreticisi konumundaki Türkiye'nin
kuyumculuk sektörünün bütünüyle ithal altına dayandığına dikkat çekiliyor.” Bu iddialar, bir
çok görsel ve yazılı basında defalarca dile getirildi. Bu yazı ile
siyanürcü şirketlerin, yeni bir kampanyaya başlarken yararlandıkları iki önemli
aracı nasıl kullandıklarını bir kez daha açığa çıkarmak ve niyetlerini tekrar
teşhir etmek istedik. Bunlardan
birincisi, toplumun, toplumsal-siyasal hafızasının zayıf olması, ikincisi de, bundan
yararlanarak, medya desteğiyle yalan
bombardımanı ve iftiralarını yoğunlaştırmak olmuştur. “Etkin medya
kuruluşları” ve “etkin bilim adamları” ve “basın
mensupları” bunun için hep yedeklenmiştir. Bu sefer bu aktörlere iki milletvekili,
TÜBİTAK (A.Ş) eklenmiştir.İlginç bir çakışmada, bu propagandalar hep bir hukuki
yenilginin arifesinde başlar ve yenilginin kesinleşmesiyle daha da artar. Söz konusu
bilumum “etkin” aktörler, yaşanan ekonomik krizden de yararlanarak, bu sefer işi
bitireceklerini düşünmekteler.
Yaklaşık 11 yıldır sürdürülen mücadele, bir cepheyi güzelleştirip,
onurlandırırken, siyanürcü cepheyi ve onun “etkin” aktörlerini “çürüyen
diş, dökülen et” misali hayatın çöplüğüne fırlatıp atmıştır. Bu
çöplükte, birçok yazıp-çizen, “bilim adamları”, “gazeteciler” bulmak
mümkün. Şu anda hiçbiri hatırlanmıyor, mücadele yeni aktörleri de bu çöplüğe
atacaktır. Ama birde hayır
diyebilmenin erdemini taşıyanları düşünün, aklınıza bir çok güzel insan
gelecektir, bundan eminiz.
Yeni dalga saldırı çok daha arsızca yapılmakta.
Kriz tehdidi en önemli silah olarak kullanılmakta. Bugün ülkemiz ve dünya, “Bir
Avuç Dolar Uğruna” satılmadık hiç bir şey bırakılmayacağı bir düşkünlük
içine sürüklenmektedir. Bu arsızlık ve daha da saldırgan oluşun arkasında siyanür
liç(inadına siyanürlü altın diye okuyun) yönteminin, köhnemiş, insan ve çevre
sağlığına zararları yaşanan binlerce felaketlerle kanıtlanmış olması
yatmaktadır. Bu haklılık, hem bilimsel, hem hukuksal olarak, toplumsal karşı duruşun
sağlam bilinciyle perçinlenmiştir. Bu şirketler mahkum edilmiştir. Yöntemin
yararı-zararı tartışması artık aşılmıştır. Tartışmayı, ulusötesi altın
tekellerinin bitmeyecek saldırılarına karşı hazırlıklı olmak ve mücadeleyi
sürekli kılacak, doğru bilgilenmeyi aralıksız sürdürecek örgütlülüğün
yaratılmasına yarar sağlayacak zeminlerde yapmak gereklidir.
Yeni saldırının zavallı aktörlerinin, “dış mihrak” diye belirtilen
“Fiyan” bağlantısına değinmek gerekiyor öncelikle. Örgütün ismi
Fiyan değil, FIAN’ dır. FIAN vakıf değil, Asya, Avrupa, L.Amerika ve ABD’ de
şubeleri olan bir dernektir. Almanya bu derneğin merkezi değil şubesidir. Dernek
merkezi bir yapıya da sahip değildir. Orijinal ismi,FoodFirst İnformations Aktions
Netswerk’ dür. İsminden de
anlaşılacağı gibi, beslenme hakkının öncelikli ve temel insan hakkı olduğu,
beslenme kaynaklarına yönelik tehditlere karşı dünya çapında bir mücadelenin
verilmesi gerektiği, bu örgütün varlık nedeni ve anlayışıdır. Hiçbir devletin ve
organizasyonun uzantısı değildir. Etkinliklerini yerel ilişkileri üzerinden
yürütmekte, parasal bir ilişki söz konusu olmamaktadır. FIAN,
çalışmalarını son yıllarda, altın madenciliğine karşı mücadelede
yoğunlaştırmıştır. 40’ yakın ülkede bu bağlamda, sosyal-kültürel etkinlikler
düzenleyerek, düzenli yayınlar-raporlar yayınlayarak, basın açıklamaları yaparak
bilgilendirme-deneyim aktarma işlevini yerine getirmektedir. Evet, FIAN uluslar arası bir ilişkidir. Bu
ilişkilerin kimya madenciliğine karşı
çeşitlendirilmesi ve geliştirilmesi gerekmektedir. Çünkü saldırı, ulusötesi
altın şirketlerince tüm dünyada eşanlı yapılmaktadır. Bu yüzden, ülkemizde 11
yıldır sürdürülen kimya madenciliğine karşı mücadeleyi, enternasyonal bir
örgütlülük ve etkinlik düzlemine taşımak, zaferin olmazsa olmaz koşuludur. Bu
yüzden bu ilişki, saklanılan bir ilişki değil, meşru bir ilişkidir. Ancak Türkiye’
de rastlanacak türden bir zavallılığa da değinmeden geçemeyeceğiz.. Cyanide
leach(Siyanürle liç) yönteminde kullanılan suyun arıtma sonrasında, basının
önünde maden çalışanları tarafından içilmesi, yine bu suyun bulunduğu atık
havuzunda yüzülmesi gerçekten acınacak bir zavallılıktır. Bizler daha önceleri de,
radyasyonlu çay içen, astpesti eline yüzüne süren bakanları da gördük. Yine
Başbakana verilen raporu hazırlayan milletvekilleri bu havuzda, yüzebileceklerini
söylemişler. Siyanürcü şirketler, güven oluşturmak için daha önceleri, üzerinde
ördeklerin yüzdüğü atık havuzlarının fotoğraflarını göstermişlerdi. Daha
sonra, ördeklerin sudaki siyanür miktarını tespit için kullanıldıkları ortaya
çıktı. Sanırım, bundan sonra ördek yerine, milletvekilleri kullanarak, bütün
dünyada güven sağlamaya çalışacaklar. Ama, bu gösterinin bir illüzyon olduğunu
da(ilizyonistlere taş çıkartan bir gösteri), kısa bir alıntıyla anlatmak gerekiyor. Prf. İsmail Duman
şunları söylüyor: “Şimdi bana bir bardak siyanürlü suyu verin, ben bunu
arıtıp içme suyu haline hemen getirebilirim. Su arıtılabilir. Ama siyanürlü çamuru
getirirseniz, böyle bir şey yapılamaz. Yok böyle bir şey. Bergamalı köylü, arıtma
tesisine “avutma tesisi” boşuna demiyor” Fikret Bila,
yazısında ekonomik boyutla ilgili şunları söylüyor: “Başbakan
Ecevit'e sunulan bilimsel raporlara göre Türkiye, altın rezervini bir ekonomik
kurtuluş projesi olarak değerlendirebilir. Yapılan hesaplara göre Türkiye'nin altın
rezervinin asgari değeri 400 milyar dolar. Türkiye işletmeye geçtiği taktirde yılda
15 milyar dolar ihraç geliri elde edebilir. Bu rakam daha yükselebilir. Ayrıca
dünyanın ziynet üretimi ve ihracında ikinci sırada bulunan Türkiye, altın
ithalatına ödediği kaynağı da tasarruf edebilir.” Bir başka
illüzyonda altın hesabında yatıyor. Buna çok kısa bir yanıt yetecektir: 1983
yılında çıkarılan, Türkiye madenlerinin yabancı sermaye tarafından işletilmesine
olanak tanıyan Maden Yasasının 15. maddesine göre yatırımcı elde ettiği safi
karın(tüm giderler düştükten sonra) %10’ unu vergi, fon, vs olarak T.C Devletine
verecektir denilmektedir. Bu gelir de, Endüstri Bölgeleri yasası, MAI gibi yatırım
anlaşmaları ile de kaybolacaktır. Ayrıca bir başka yalan ise, madenden çıkan ve
Dore altın olarak adlandırılan, ayar derecesi 1-3-9 ayarı geçmeyen madenin değerinin, 22-24 ayar altın değerine
denk olarak hesaplanmasıdır. Dore altın içinde, önemli endüstriyel metaller olan;
gümüş, selenyum, rodyum, platin, osmiyum, rubenyum bulunmaktadır. Dore altın, şu
anda, İngiltere, Almanya ve Belçika’ da bulunan altın rafinerilerinde
ayrıştırılarak, hem bu metaller saf olarak elde edilir, hem de altının ayarı 22-24
ayara çıkarılır. Şirketlerin ne kadar altın çıkardığını dünyanın altın
çıkarılan hiçbir ülkesinde denetleyebilmek mümkün olmamıştır. Ayrıca belirtilen
rezerv değerleri şirketin beyanıdır. Altın
rafinerilerinin sahibi, Metallgeselschaft(MG), ve Degussa isimli Alman
ortaklığınındır. Bu ortaklık Türkiye’ de altın rafinerisi kurmak için Erbakan
hükümeti döneminde yatırım yaptı. Alman parmağı arayanlar, bu Alman gövdesini
nedense görmüyorlar. Bu kirli ilişkileri daha ayrıntılı olarak aşağıda
anlatacağız.
Birde şu rezerv yalanına değinelim.Altının yer tabakasında dağılımı
0.0048 gr/ton dur. Yani dünyanın her tarafında her toprakta iyi kötü altın vardır.
Yüzlerce yıldır altın aranan dünyamızda, özellikle güney yarım kürede, yüzeye
yakı ya da yüzey bulunan altın oranı yüksek cevherler tükenmiştir. Öyleki
örneğin G.Afrika’ da altın çıkarmak için 3500 metre derinliklere inilmektedir.
Sıra şimdi Kuzey Yarım küreye geldi. Rezerv oaranı ölçütü nedense birden bire
değişti. Artık tonda 1-1,5 gr altın tespit edildi mi bu altın cevheri olarak
tanımlanır. Nitekim Eurogold Bergama’da tonda 3-6 gr altın başlayıp, itirazlara
bağlı olarak bunu 30 grama kadar çıkarttı. MTA verilerine göre yoğunluk 6-9 gr/ton
dur. Ama Altıncı
şirketlerin Türkiye’ ye saldırmalarının asıl amacı altının üretim maliyetidir.
Örneğin güney yarım kürede altın en az 1400-1500 metre derinlikte
çıkarılabilinirken, Türkiye’ de bu derinlik 180-300 metre kadardır. Örneğin G.
Afrika2da 1 ons altının üretim maliyeti 280 dolar iken, Türkiye’ de 120-130
dolardır. Bu yüzden yüzeye yakın altının bulunduğu bölgelerdeki maden, açık
maden faaliyeti olarak tanımlanır. Yapılan işlemin gerçekte madencilikle hiçbir
ilişkisi yoktur. Yapılan açık kimya fabrikası kurmaktır. Ekonomik kurtuluş
hesabını, bu yalancıları dinlemeyip, bu verileri dikkate alarak yeniden yapın
isterseniz. ALTIN VE KİMYA
MADENCİLİĞİNDE YAŞANAN ULUSLAR ARASI İLİŞKİLER
“Siyanürcü
Ahtapot”(*) Bergama Ovacıkta
önce Eurogold daha sonra da Normandy ismini alan altın madeni işletmesinin
ortaklıklarını inceleyerek, karmaşık ilişkilerle dolu bir yolculuğa başlayabiliriz
artık. Normandy(Eurogold)
nin büyük ortağı, Avustralyalı şirket olarak görülen Normandy Poseidon dur. Diğer
ortakları, Kanadalı Metal Mining ve Alman Metallgesellschaft(MG) dır. Normandy
Poseidon’un 100’ e yakın uluslar arası ortaklığı vardır. Bu ortaklık içinde,
Fransız BRGM devlet şirketi, G. Afrikalı MİNARCO, AMP en büyük olanlarıdır. Tüm
bu şirketlerin bağlı oluğu çatı şirket ise, Anglo American Corp.(AAC) dur. Bu
şirketin sahibi de Alman asıllı G. Afrikalı Openheimer Ailesidir. Bu aile G.Afrika
devletinin yönetiminde de ırkçı politikalarıyla etkin olmuşlardır. Ortaklıklar ve
hisse satınalmalar ile bir çok şirket kurmakta veya ortak olmaktadır. Sonuçta bütün
adresler AAC’ ye çıkmaktadır. AVRUPA
Ahtapotun Avrupa
ayağında ise, karşımıza Alman sanayi devi Metallgesellschaft(MG) ve Fransız devlet şirketi olan BRGM vardır. MG’ yi
özellikle incelemek gerekiyor.Verilen mücadelede Alman parmağı arayanların, bir
gövde olarak Almanya’nın görmezlikten gelinmesini sağlama telaşlarını daha iyi
anlayabiliriz. MG
yatırımlarını Metal Mining Corp. isimli(daha sonra İNMET ismini alacak) şirketi
aracılığıyla gerçekleştirmektedir. Türkiye’de faaliyet gösteren, Normandy,
Cominco, Tuprag adlı şirketinde ortaklarındandır. Ayrıca Etibank ve GAMA ile
Türkiye’ de bakır madeni işletmeciliği de yapmaktadır. 1994 yılında Fransız BRGM
şirketi La Sourca (ismi daha sonra Mine OR olacak) adlı şirket aracılığıyla ortak
olur. MG’ nin
ortakları arasında, Siemens gibi elektronik devi, Daimler Benz gibi(Creysler ile
birleişti)otomotiv devi, bir çok madencilik şirketi, Arap şeyhlerine ait bankalar ve
en önemlisi de Alman Dresner Bank vardır. Siyanürcü Ahtapot’ un bir başka kolu, bir
İngiliz şirketi olan Rio Tinto Zinc(RTZ) dir. Endonezya’ da dünyanın en büyük
altın madenini işleten ve bir amerikan şirketi olan Freeport Mc Moran’ın gerçek
sahibidir. En güçlü şirketlerden biridir. İNCO GERÇEĞİ
Altın
madenciliğinde önemli bir işlem olan arıtma işleminin adı INCO-SO2(İnco Prosess)
dir. Bu yöntemi INCO isimli bir kimya ve madencilik şirketi icat etmiştir. Dünyanın
en büyük SO’ üreticisidir. İNCO 1921 yılında Amerika’da kurulmuş ve daha sonra
Kanada’ ya taşınmıştır. Çevre felaketleri açısından sicili bozuk bir
şirkettir. Son dönemlerde, ilaç ve gen teknolojisi üzerinde ciddi yatırımları
vardır. INCO kirli çevre sicili yanında, İkinci Dünya Savaşında Naziler ve
Japonların silahlanmasında önemli işlevler görmüş, G. Amerka’da da cuntalar
örgütlemiştir. Bu şirket nikel, uranyum ve özel maden işletmeciliğinin yanı sıra
altın madenciliği alanında da ortaklıklara girmiş kirli bir şirkettir. AMERİKA
Ahtapot’un
Amerika ayağı, Papua yeni Gine’ de Ok Tedi çevre felaketiyle ortaya çıkıyor:
AMACO. 1984 yılında
şiddeti yağmurlar sonunda 2100 m yüksekliğindeki OK Tedi dağında, işletilen maden
alanında büyük bir toprak kayması olur. Bu olay büyük bir çevre felaketine neden
olur. Bu maden bir konsorsiyum tarafından işletilir. Bu konsorsiyumda, yine tanıdık
şirketler karşımıza çıkıyor: Sicili kötü petrol ve maden şirketi Amaco(Standart
Oil of Indiana‘nın bir koludur. Daha sonra BP Amaco oldu), AAC nin uzantısı olan
Avustralyalı BHP, Yeni Gine Hükümeti, Alman MG, Degussa ve Dresner Bank . Bu
şirketleri yan kuruluşları aracılığı ile, Türkiye’ de görüyoruz. Amaco,
yıllarca Kıbrıs Lefke’ de bakır ve altın madeni işletip, 1974 yılında arkasında
bir felaket bırakıp kaçan CMC(Cyprus Mines Corp.) şirketinin en son sığınağıdır. Amerika’daki
ikinci ayakta Amax’ tır. Amax, AAC ile çeşitli maden işletmelerinde ortaklık
kuruyor ve Rockfeller tarafından şirketin %20’i satın alınarak güçleniyor. DEGUSSA
Siyanürcü
Ahtapotun en önemli kollarından birisi olan DEGUSSA’ yı özel olarak irdelemek
gerekiyor. Degussa bir Alman
kimya ve madencilik devidir. Dünyanın en büyük Siyanür üreticisidir. En büyük
Altın rafinericisidir. En büyük kimyasal ürün ve silah üreticisidir. Irak’ a
kimyasal silah satmakla suçlanmıştır. Saddam’ ın kimyasal silahlarla
gerçekleştirdiği Halepçe Katliamını kim unutabilir. Müncher
Rückversicherunsges, Henkel, Geselschaft für Chemiewerke, Dresner Bank gibi büyük
Alman şirketleri tarafından kurulmuş, kimyasal maddeler ve altın konusunda en güçlü
tekellerden biridir. Altınla öyle özdeştir ki, şirketin simgesi bir Aztek kralının altından yapılmış maskesidir. Ok Tedi altın
madeninin hem ortağı hem de siyanür satan şirketidir. Degussa’ nın altına
düşkünlüğünü, en güzel ifade eden olay ise, II. Dünya Savaşı sırasında
öldürülen Yahudilerin altın dişlerini, altın ziynetlerini toplayıp tekrar
satmasıdır. Hitler’in en önemli destekçisi olduğu da bilinir. Degussa’ yı en
büyük siyanürcü şirket AAC ile onun yan uzantısı olan Minarco aracılığıyla
ortaklıkla, Türkiye’ de Normandy(Eurogold) ve İzmir Arapdağı’ nda açılmak
istenen Anglo Tur maden işletmesinde ortak olarak görüyoruz. Daha sonra Türkiye’
deki tüm altıncı şirketlerde bu ortaklığa tanık olacağız.. Degussa dışında
dünyanın diğer büyük siyanür üreticisi Du Pont’ dur. Bu şirkette kimya
madenciliği alanında AAC ile ortaktır. Du Pont’ u Hindistan Bombay’ da gaz
sızıntısında garı resmi rakamlara göre yüzbinlerce insanın öldüğü zehirli gaz
sızıntısıyla hatırlıyoruz. Kaza yapan fabrika, Sabancı Ortaklığı ile
Kocaeli’ne taşınmıştır. PARA KAYNAKLARI
AMP(Australian
Mutual Providence): Avustralya kökenlidir ve sigorta temel uğraş alanıdır. Küçük
paylarla, maden şirketleriyle ortaklıklar kurar. Ortakları arasında; Türkiye
Normandy’nin de büyük ortağı olan Normandy Poseidon, BHP, Cominco bulunmaktadır. Bu
şirketler AAC’ nin uzantılarıdır. AAC Türkiye’de ki altın madeni şirketlerinin
de büyük ortağıdır. AMP’ nin diğer ortakları ise, Alman MG ve İngiliz RTZ dir. ANZ(Australian and
New Zeland Banking Group): Özellikle
Avustralya’ da uranyum sanayiini finanse eder. Siyanürcü ahtapotun önemli finans
kaynağıdır. Chase Manhattan
Chemical Bank: İki bankanın
birleşmesi ile oluşan devasa parasal kaynak şu anda kimya madenciliğinin, özellikle
siyanürcü ahtapotun en önemli para kaynağıdır. Özellikle Şili’ de bakır ve
altın madenlerinin doğrudan ortağıdır. Union Acceptances:
Oppenheimer (AAC) ailesinin yatırım kuruluşudur. Chase Manhattan Chemical Bank, AMP,
ile ortaklık içinde kimya madenciliğine parasal kaynak yaratmaktadır. Barclay Bank:
İngiltere’ nin üçüncü büyük bankasıdır. BZW adlı bir diğer İngiliz
bankasıyla birleşerek, kendi dalında dünyanın ikinci büyük gücü haline
gelmiştir. Parasal kaynak yaratmanın yanında bizzat, altın madenciliği de
yapmaktadır. AAC nin altınlarının pazarlanmasında önemli işlevler görmektedir. Dresner Bank: MG
içinde yer alan bu Alman bankası, Türkiye’ de ki Normandy maden şirketine,
özellikle Almanya’ da güçlü çevreci protestodan sonra, doğrudan para aktarımını
kesti. Fakat dolaylı ortaklık ile bu destek sürmektedir. Dresner Bank’ın Degussa ve
MG’ nin ortağı olduğunu bir kez daha vurgulayalım) Diğer önemli
para kaynakları ise; Morgan Guaranty, Citibank, Union Bank of Switzerland, Banco
Commerciale Italiano, Dutche Bank, Bank de Paris, Royal Bank of Scotland(İngiliz kraliyet
ailesi ile bağlantılıdır) bankalarıdır. TÜRKİYE’ DEKİ
ALTINCI ŞİRKETLERİN SİCİLİ
Siyanürcü
Ahtapotu ve onun kollarını genel olarak ortaya koyduktan sonra, Türkiye’ deki
şirketlerin, hangi kola bağlı olduklarını kısaca irdelemekte yarar var. TÜPRAG
Balıkesir-Havran,
Küçükdere’ de, Burhaniye Karadere, Çanakkale-Çan, Eskişehir-Sivrihisar-Kaymaz,
İzmir Gaziemir, Efemçukuru’nda altın aramak için 1986 yılında Ankara’ da kurulan
bir Alman şirketidir. Şirketin İsmi Preussag Aktiengeselschaft, kısaca Preussag dır.
Bu şirket daha sonra iki kola ayrılıp şirketi, İngiliz Preussag’a devretti. Ama
bütün yönetimi Almanlara aittir. Preussag
Almanya’ nın en büyük maden ve metal sanayi şirketidir. Önemli bir faaliyet alanı
da kimyasal zehirli atıkların ve nükleer atıkların, sanayii atıklarının
toplanması, depolanması ve imhası üzerinedir. Ortakları arasında Fransız Metalerope
vardır.. Metaleope’ nin en önemli ortağı da Imetal’ dir. Imetal’ in ortakları
ise nükleerci Fransız Cogema, ve devlet şirketi BRGM’ dir. 1997 yılında, AAC’ nin
uzantısı olan GENCOR’ hisselerinin
büyük bir bölümünü satar. Tüprag yine bu tarihten itibaren Kanadalı sicili kirli
Eldorodo Gold Corparation adlı bir şirketin yan kuruluşu haline gelir. İsin yeniden
değişir. İsim değiştirme taktiği bu alanda çok sık yapılır. Preussag’ ın
diğer bağlantılarını incelediğimizde; Alman Dresner Bank, Alman Metalgesellschaft
şirketlerini de görmekteyiz. Tüm bu şirketleri aynı zamanda Türkiye
Normandy(Eurogold) şirketinde de görüyoruz. Preussag’la
ilgili bir önemli bilgide, özellikle Avrupa’ da Turizm hareketini yönlendiren en
büyük tur operatörü olmasıdır. Uçak, otel ve seyahat acentalığı alanında en
büyük şirkettir. Büyük bir açlıkla, Avrupada ki büyük turizm şirketlerini
yutmaktadır. Alman Preussag yatırım ve ortaklıkları ile kirlenmiş ismini TUI olarak
değiştirmiştir.Türkiye pazarının da en büyük sahibidir. 1997 yılında,
Eurogold’ un mahkumiyeti üzerine, Türk turizminde iki yıl yaşanan krizin nedeni bu
ilişki ile verilen gözdağı olabilir mi
acaba?. COMİNCO
Artvin Kafkasör,
Hatilla Vadisinde, Gümüşhane Keçikale, Mezire ve Mescitlide altın çıkarmak
istemektedir. Cominco’ nun
ortakları, AAC’ nin uzantısı olan Avustralyalı MİM, Alman MG(İnmet adlı şirketi
ile), Kanadalı TECK ve Finans şirketi AMP’ dir. Bu ortaklığı eski Eurogold yeni
ismi Normandy’ de de görüyoruz. Normandy, nin Gümüşhane Mastra’ da altın
işletmeciliği girişimi şimdilik durdurulmuş durumda. İlginç bir
ilişkiyi aktarmakta yarar var.TEMA ikinci başkanı Ümit Gürses'in yakını Öner
Gürses, 1995 yılında MTA adına yaptığı araştırmada
yörede altın bulunduğunu tespit etmiş, bu durumu Devlete bildirmesi gerekirken,
görevinden istifa ederek, Cerattepe yöresinde maden arama ruhsatı alıp, %0,2 pay
karşılığında Cominco’ ya devretmiştir. EUROGOLD(NORMANDY) Buraya kadar
anlatılanlar aslında bu şirketin hikayesidir. Türkiye’ nin siyanür cehennemine
dönüştürülmesinde cephede en önde savaş vermektedir. Biliyor ki Bergama’da
kazanacağı zafer, 600’ ün üzerinde altın madeninin açılmasını da
sağlayacaktır. Diğer altıncı şirketler, farklı ve aynı ortaklık uzantıları ile
aslında aynı Ahtapotun kollarıdır. Eurogold’ un zaferi diğerlerinin de zaferi
olacaktır. ALTINCILARLA
NÜKLEERCİLERİN AKRABALIĞI
Siyanürcü
Ahtapot’un en yakın akrabaları da
nükleerci şirketlerdir. Altıncı şirketlerin çoğu aynı zamanda nükleer enerji ve
uranyumla da ilgilidir. En büyüklerini incelemekte yarar var. NUKEM:
Nükleer felaketleri ile sicili en kötü olan şirkettir. Nükleer atık ticareti, gizli
uranyum ticareti yapmaktadır. Paravan kuruluşu Transnükleer, atıkları gizlice
dünyanın çeşitli bölgelerinde denizlere boşaltırken yakalanmıştır. Pakistan,
Libya, Irak gibi ülkelere gizlice uranyum sattığı tespit edilmiştir. NUKEM ortakları,
İngiliz maden şirketi RTZ, Alman nükleer santral işletmecisi RWE, yine alman
Metalgesellschaft(MG) ve kimya devi Degussa dır. Bu şirketler Türkiye’ de altın
madeni işletecek şirketlerinde ortaklarıdır. COGEMA:Diğer
şirket ise yine sicili bozuk Fransız şirketi Cogema’ dır.Uranyum aramadan, nükleer
atık ticaretine kadar çeşitli yatırımları olan şirketin en önemli
yatırımlarından biri de altın madenciliğidir. Fransız devlet şirketi
CEA(commisarait a ı’Energie Atomic)’ nın yan kuruluşudur. Yine uzantısı
şirketlerden olan Pathfinder ile ABD’ de, BRGM ile Afrika, Mali ve Türkiye’ de
altın işletmesine doğrudan ortaktır. Fransa’ da da altın arama işine
girişmiştir. Bir başka uzantı şirket olan Erap ile Amax, Minorco, şirketleri
vasıtası ile, dünya devi AAC ile altın ve uranyum işine de girmiştir. Özetlersek, G.
Afrikalı AAC, Alman Nukem, Fransız Cogema dünyanın bir çok bölgesinde yarattıkları
çevre felaketlerinden sorumludurlar. Bu şirketler altın madenciliği ile Türkiye’
dedirler. AAC, Eurogol, Tüprag, Cominco’ nun ana ortağıdır. Nukem, yine bu
şirketlerin ortaklarından olan Alman şirketlerinin öz malıdır. Cogema, da
Türkiye’de ki söz konusu maden şirketlerinin Fransız ortaklarındandır. Bu ilişkileri
dikkate aldığımızda, dünyanın nükleer ve zehirli sanayi atıklarının
depolanacağı yer olarak, Türkiye’ de işletilmek istenen 600’ ün üzerindeki
madende bulunacak atık havuzlarının kullanılabileceği kuşkusunu doğurmaktadır.
Çünkü tüm bu şirketlerin doğa ve insan katili kimlikleri defalarca
kanıtlanmıştır. SİYANÜRCÜ
AHTAPOTUN NEDEN OLDUĞU BÜYÜK ÇEVRE FELAKETLERİ
LEFKE: 1974
yılına kadar Cyprus Mines Corp.(CMC) tarafından işletilen madende bugüne binlerce
dönümlük ölü toprak ve çevresinde bulunan zehirli bir göl kalmıştır. Madeni
işleten şirket önce Amoco daha sonra AMAX’ la birleşir. OK TEDİ ALTIN
MADENİ: Papua Yeni
Gine’de 2100 m. yüksekliğinde OK Tedi dağında
ki madenin zehirli atıkları yoğun yağmurlarla yaşanan toprak kayması yüzünden
çevreye yayılır. 1100 km uzunluğundaki Fly River nehri tamamen kirlenir. Kirlenme
öyle büyük boyuttadır ki, nehre 800 km uzaklıktaki su kaynaklarında ağır metal ve
siyanür kirlenmesi tespit edilir. Masraf fazla olmasın diye atık havuzu
yapılmamıştır. Sonuç, yoğun göç ve ölü topraklar. Madenci şirket 87 milyon
dolar tazminat ödemek zorunda bırakılmış, fakat maden bakır madeni olarak hala
işletilmektedir. Madenci şirketin
ortakları ise artık çok iyi tanıdığımız; Amerikan petrol ve maden şirketi AMOCO,
Avustralyalı BHP(AAC’ nin uzantısı), Alman Metalgesellschaft(MG), Degussa; Dresner
Bank tır. YENİ ZELLANDA;
TUI, MARTHA HİLL, GOLDEN CROSS ALTIN MADENLERİ
TUI Altın madeni,
1973 yılında 2,5 milyon ton maden atığı bırakılarak terk edildi. Kurşun, civa ve
kadmiyum içeren bu atıklar bölgenin tüm yer altı ve yerüstü kaynaklarını
kirletmiştir. Özellikle Kadmiyum öldürücü bir zehir özelliğindedir. TUI madeninin
bulunduğu bölgenin yerel meclisi, mevcut kirlenmenin önüne geçmek için 600.000
–1.000.000 dolarlık yıllık bir harcamanın gerekli olduğunu söylemektedir. Martha Hill altın
madeninde durum daha vahimdir. Atıkların oranı 30 milyon tondur ve maden yakınındaki
Ohinemuri deresine bırakılmaktadır. Yoğun çevre kirliğine karşı yükselen
muhalefet ve madende cevherin bitmiş olması öne sürülerek, madenci şirket bölgeden
ayrılır. Fakat 1988’ de yoğun tepkilere rağmen maden yeniden açılır. Şirketin
ana ortağı AMAX’ dır. Eurogold şirketi
Türkiye’ den 17 gazeteciyi propaganda için bu madeni gezdirmeye götürmüştü.
Gazeteciler geri döndüklerinde, Y. Zelanda daki altın madeninin güzelliğini, zehirli
atık barajında yüzen ördekleri anlattılar. Ama çevre köylerden insanlarla
konuşmuş olsalardı, yaşanan felaketleri öğrenebilirlerdi. Lefke’ yi de
kirleten CMC tarafından işletilen Golden Cross altın madeninde de aynı felaket
yaşanmaktadır. Çevreye verdiği zararlar yüzünden Yeni Zelanda devleti mahkemelerince
yargılanıp kapatılan maden bir süre sonra yeniden faaliyete geçti. ENDONEZYA; IRIAN
JAYA MADENİ
RTZ’ nin
işlettiği maden, 3500 metre yüksekliğindeki dağların üzerindedir. 3.6 milyon hektar
alana yayılır. Günde 125.000 ton zehirli atık, yakında bulunan Ajikwa nehrine
bırakılmaktadır. Bölgede korkunç bir çevre kirliliği yaşanır. Sular, balıklar,
bitkiler, insanlar, toprak zehirlenir. Halk ayaklanır. Bu ayaklanma devlet güçleri
tarafından silahla ve gözaltında öldürmelerle bastırılır. Öldürülenlerin ve
kaybolanların arasında kadın ve çocuklarda vardır sayıları yüzlerle ifade
edilmektedir. Benzer öldürme olayları Yeni Gine de de olmuştur. Felaketin bir
başka bilinen sonucu da, sulanamayan başta pirinç tarlalarından ürün alınamaması
yüzünden yaşanan kıtlıktır. Bu kıtlık yüzlerce
insanın 1997 yazında açlıktan ölümüne neden olmuştur. CANADA; RABBIT
LAKE ALTIN MADENİ
Bu madeni ELDORODO
adlı şirket işletmektedir. Bu şirketi Türkiye’ de TUPRAG’ ın sahibi olarak
görüyoruz. İlişkilerini yukarda anlatmıştık. Asıl işi uranyum madenciliğidir.
Rabbit Lake uranyum madeninde, yerlileri zorla çalıştırdığı, kaçmak isteyenleri
tekrar yakalayıp madende çalıştırdıkları bilinmekte.Yaşanan felaket 1989 yılında
meydana gelmiştir. Maden yakınlarında bulunan Collins Creek deresi Wallaston Gölüne
akmaktadır. Bu dereye 2 milyon litre radyoaktif madde ve radyum, arsenik, nikel gibi
ağır metalleri içeren maden atığı karışır. Sonuç, çevrede yoğun bir radyasyon,
ve mezara dönen bir göldür. Şirket 1 milyon Kanada doları tazminat istemiyle
yargılanır. AMERİKA MONTANA ZORTMAN
LANDUSKY MADENLERİ
Kanadalı Pegasus
adlı şirket tarafından 1979 itibaren işletilen bu madenden doğal ortama akan siyanür
ve ağır metal sızıntıları, asit kaçakları vahşi hayvan ölümlerine, tüm içme
suyu kaynaklarının kirlenmesine, maden çevresinde yoğun toprak zehirlenmesine neden
olur. Bölgede yaşayan yerlilerin yoğun mücadelesi sonucunda, şirket 1996 Federal
Mahkemenin kararıyla Amerikan tarihinin en büyük tazminat ödeme cezasına
çarptırılır. Ayrıca su arıtma tesisi, çevre düzenleme için yatırım zorunluluğu
ile karşı karşıya bıraktırılmıştır. SUMMITVILLE ALTIN
MADENLERİ
Summitville ABD’
de Colorado Eyaleti sınırları içinde San Juan dağları üzerinde bir bölgedir.1986
yılında SCMCI(Summitville Consolidated Mine Company) isimli şirket altın madeni
işletmeye başlar. Ortağı Kanada’ lı Galactic Resorces adlı şirkettir. Şirketin
sahibi de Robert M. Friedland kişi ve kardeşlerine aittir. İşletme tipi bu gün
Bergama Ovacıktaki altın madeninin aynısıdır. Şirket, atık barajından “sıfır
dejarj” olacağını, doğaya hiçbir zehirli atık bırakılmayacağını garanti
etmişti. Fakat madenin işletilmesinden bir ay sonra, atık barajından zehirli atığın
sızdığı tespit edilmiştir. Atık barajında sızıntının önlenmesi için
oluşturulan, kil tabakası ve plastik örtü asitlerin etkisiyle parçalanmış, maden
yakınında bulunan nehir ve yer altı su kaynakları sızıntıyla kirlenmiştir. Sonuç
tam bir yıkımdır. Bölgedeki Alamosa nehri 27 km buyunca siyanür bileşikleri, asit ve
ağır metaller içeren maden atıklarıyla zehirlenir. Nehir balıkları ve vahşi
hayvanlar kitlesel ölümle karşı karşıya kalır. Yoğun su kullanımıyla, çevredeki
çiftliklerin su ihtiyacı karşılanamaz ve topraklar ölmeye başlar. Şirket madene 200
milyon dolar yatırım yapmış, 100 milyon dolar altın elde etmiş ve doğanın
temizlenmesi için 120 milyon dolarlık bir yükü bırakıp gitmiştir. Maden 1992
yılında ABD hükümeti tarafından kapatılır. 152 milyon dolarlık tazminata
çarptırılır. GUYANA, OMAI ALTIN
MADENİ
Summitville’ den
kaçan Galactic Resource adlı şirket, Golden Star ismi ile, G. Amerika’ da Guyana’
da altın madeni işletmek için kurulun çok ortaklı Omai Golden Mine adlı şirketi ile
birlikte tekrar ortaya çıkar. Ortaklar yine tanıdığımız şirketler. Yani, yan
kuruluşları ile ortak olan Alman MG, Degussa, Kanadalı TECK(MG’ nin ortağıdır) ve
AAC şirketleridir. Bunlar tabi ki Türkiye’ de altın çıkarmak isteyen şirketlerdir.
Frienland AAC’ nın en önemli uzantılarından biri olduğunu da biliyoruz. Aynı
kaçınılmaz son burada da yaşandı. 19 Ağustos 1995 günü, Maden de bulunan atık
barajı, yoğun yağmurlarla taşan Omai nehrinin azgın suları tarafından yıkılır.
Zehirli atıklar beş gün içinde nehrin yan kolları ile 80 km kadar uzağa taşınır.
18 bin yerli yerlerinden olur. Ölümcül hastalıklar baş gösterir. Milyonlarca canlı
zehirlenir ve ölür. Birleşmiş Milletler Guyana’ yı yardıma muhtaç felaket
bölgesi ilan eder. ROMANYA, BAIA MARE
ALTIN MADENİ
2000
yılı şubat ayı başında Romanya'daki BAİA MARE siyanürlü altın madeninde meydana
gelen çevre felaketi sonucunda Tuna nehri siyanürle zehirlendi. Felaketten Romanya,
Macaristan ve Yugoslavya etkilendi. Madenin sahibi ESMERALDA isimli Avustralyalı bir
şirkettir.Ve artık çok iyi tanıdığımız Normandy Poseidon Bu şirketin sahibidir.
Normandy aynı zamanda Romanya'daki tüm altın madenlerinin %50'sinin işletme hakkına
da sahiptir. Yine bu şirket Türkiye’ de altın çIkarmak isteyen başta
Eurogold(Normandy), Tüprag, Cominco ve Anglo Tur altın şirketlerinin de ana
ortağıdır. Türkiye'ye
geldiğinden beri dünyanın en tehlikeli zehri siyanürü "şeker gibi tatlı"
göstermeye kalkışan, dünyada bir çok çevre felaketine neden olan siyanürlü altın
madenciliğini "en gelişmiş teknoloji" diye yutturmaya kalkışan EUROGOLD bu
felaketle ilişkisiyle suçüstü yakalandı.
Şirket bu telaşla; Türkiyede’ ki
siyanürcü şirketlerin etkin bilim adamlarından, Doç. Coşkun Yurteri’ nin önemli
bir tespiti var: “Siyanürcü
şirketlere güvendiniz mi, siyanürlü altın madenciliği ile ilgili tüm sorunlar ve
kuşkular ortadan kalkar”
Son günlerde
ortaya çıkan yeni siyanürcü aktörlerden iki DSP Millet(?)vekili, Başbakana
verdikleri raporu, Ayhan Erler ve Vedat
Oygür adlı bilim adamlarının hazırladıkları bilimsel çalışmaya
dayandırdıklarını açıkladılar. Cumhuriyet Gazetesinden Deniz Som 12 Temmuz tarihli
köşesinde bu iki “bilim” adamının söz konusu çalışmasının, 52.Jeoloji
Kurultayı’na sunulan bir tebliğ olduğunu belirledi. Bu tebliğde, ABD
Kaliforniya-Nevada’ da jeolojisi ile benzerlikten yola çıkılarak varsayım üzerinden
modelleme yapılmıştır. Yine aynı yazıda bu “bilim” adamlarından Vedat Oygür’
ün, Eurogold’un ücretli bir elemanı
olduğunu da belirtir. Bu ilişkilerle
üretilen bir rapor, basınımızın “güvenilir” gazetelerinden Milliyet ve onun
“güvenilir” kalemlerinden Fikret Bila’ nın yazısı ve haberlerin tek dayanağı
olduğunu görüyoruz. Bu kirli bir ilişkidir ve siyanürlü bir operasyonun, silahları olarak işlev görmektedir. Siyanürcü
Çete’ ye verilecek mücadele mutlaka kazanılacak, GÜVEN, GÜVENİRLİK ve NAMUS
kavramları yeniden tanımlanacaktır. Yazının
başlığına gelince. Bunu isterseniz, Sefa Taşkın’ ın “Siyanürlü Ahtapot”
isimli kitabından yapacağım alıntıyla açıklayayım: “Eldorodo
aslında, 16.yy’ la birlikte güney ve orta Amerika’ yı talan eden, onları bir
tanrı gibi karşılayan yerli halkları kılıçtan geçiren İspanyol fatihlerinin
arayıp da bir türlü bulamadıkları, dağı taşı altın olan düşsel bir ülkedir. Kassandra, ünlü
Troia Kralı Priamos’ un talihsiz kızıdır. Tarih öncesi Anadolu’ nun en kahraman
erlerinden Hektor’ un ve Tanrıçalar arasından en güzelini seçmeyi bilen kaz
çobanı Paris’ in kız kardeşidir. Kassandra’ nın bir kusuru vardır! Her şeyi önceden görür,
sezer. Troia’ nın, bir tahta at aracılığıyla barbar batılıların eline düşeceğini bilir ve söyler. Ama kimse
ona inanmaz! Çağdaş
zamanlarda siyanürlü altıncılığın çevreye ve insanlara vereceği zararları,
örneklerine bakarak sezip, söyleyenler günümüzün Kassandra’ ları olmalı!
Mitolojide Kassandra, bilginlerin, bilgelerin umarsızlığını simgeler! Kimse onları
dinlemez, herkes bildiğini okur” Amerika’ da, G.
Amerika’ da, Afrika’ da, Asya’ da, Türkiye’ de, Yunanistan’da Çek
Cumhuriyeti’nde ve kimya madenciliğinin yapıldığı her yerde yükselen mücadele ve
direniş, umarsızlığın simgesi olan Kasasandra’ yı umudun ve zaferin simgesi haline
dönüştürecektir. (*)Sefa Taşkın “Siyanürlü Ahtapot” Sel Yayıncılık Birinci Baskı Mart 1998 |