| mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu |
GATS: SU Ticareti yapılabilen değerli bir metadır. Selim Yılmaz/Çalışma Grubu - İstanbul İKK Ölçü Dergisi - Aralık 2003 |
GATS: SU TİCARETİ YAPILABİLEN DEĞERLİ BİR METADIR[1]
Su hakkında kısa bilgiler
Dünyanın yaklaşık dörtte üçü su ile kaplı olmasına rağmen suyun %97.5’i denizlerdedir ve tuzludur. Yer yüzünde mevcut tatlı suyun oranı ise sadece %2,5 tur. Tatlı suyun %70’i gibi büyük bir bölümü kutuplarda buz kütleleri halindedir, kalan %30’un da büyük bölümü derin yeraltı su küresinde olmak üzere, göl ve nehirlerde bulunmaktadır. Tatlı suyun temel kaynağı, denizlerden buharlaşan sudur ve bunun %90’ı yağmur olarak tekrar denizlere dönmektedir.
Bugün
insanlık, dünyadaki toplam temiz ve tatlı suyun yaklaşık olarak %67’sini tarımda,
%23’ünü endüstride ve %10’unu konutlarda kullanmaktadır. Tatlı suyun
kullanımında ülkelerin endüstrileşme ve gelişmişlik düzeyleri belirleyici bir
özellik göstermektedir. Suyun tüketim alanları ile ilgili yapılan araştırma
sonuçları bu konudaki farklılığı ortaya koymaktadır.
Temiz ve Tatlı Suyun Kullanım Alanları Dağılımı:
Kullanım
Alanları |
Dünya Ortalaması |
Gelişmiş Ülkeler |
Gelişmekte Olan |
Az Gelişmiş |
Tarım % |
67 |
39 |
52 |
86 |
Endüstri % |
23 |
46 |
38 |
7 |
Konut % |
10 |
15 |
10 |
7 |
Tarımsal
Su kullanımında ise, en büyük kayıplar açık kanal
yönetimi ile suyun iletiminde buharlaşma ile oluşmaktadır.
Dünya geneli |
82 |
Sanayileşmiş
ülkeler |
99 |
Gelişmekte
olan ülkeler |
66 |
Afrika
ülkeleri |
38 |
Asya ve Pasifik
ülkeleri |
63 |
Latin Amerika
ve Karayip ülkeleri |
77 |
Kuzey Afrika ve
Orta Doğu ülkeleri |
77 |
Türkiye |
93 |
Kişi
başına günlük ortalama kentsel su tüketimi (Litre)
Kabul edilen
Dünya Ortalaması |
150 |
Sanayileşmiş
ülkeler Ortalaması |
266 |
Afrika
ülkeleri Ortalaması |
67 |
Asya ülkeleri
Ortalaması |
143 |
Latin Amerika
Ortalaması |
184 |
Arap ülkeleri
Ortalaması |
158 |
Türkiye |
111 |
Dünya
genelinde su kaynaklarının büyük bölümü kamu mülkiyetinde bulunmaktadır ve su
hizmetleri ortalama olarak Asya ülkelerinde %99’u, Afrika’da %97’si, Orta ve Doğu
Avrupa ile Güney Amerika’da %96’sı, Kuzey Amerika’da %95’i, Batı Avrupa
ülkelerinde %80’i kamu kurumları tarafından yönetilmektedir. Ancak son 20-30
yıllık süreçte gelişen ve suyu metalaştıran yaklaşım sonucunda dünya nüfusunun
yaklaşık olarak %5’inin kullandığı suyun yönetimi artık ulusötesi şirketler
tarafından yapılmaktadır.
Suyun
küreselleşme sürecindeki dalga boyu...
Kapitalizmin, 70’li yıllardaki krizi yani sermayenin kar oranlarındaki daralma, şirketlerin pazarlarını tüm yerküreyi kapsayacak biçimde genişletmesine yol açmıştır.Bu gereksinimin bir sonucu olarak kamunun ekonomik alanlardan tümüyle çekilmesi ve piyasa işleyişinin tamamen serbestleşmesi gündeme gelmiştir. Sürecin en belirgin özelliklerinin başında insan için yaşamsal önemdeki bütün alanların sermayenin kar alanı olarak tanımlanması gelmektedir.
Sermayenin
bu yaklaşımı ile su yönetimi kavramının tanımı değiştirilmiş; fiziksel
yatırımlarla sınırlı olan tanıma, haklar, mülkiyet, yeniden yapılanma ve
örgütlenme boyutları da eklenerek sermayenin ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde
genişletilmiştir. Bu tanım değişikliği sonrasında su hizmetinin mühendislik boyutu
ile yönetim boyutu iç içe geçmiş ve bunun sonucunda da su hizmetlerinin kamu
tarafından mı yoksa şirketler tarafından mı yönetilmesi tartışmalarının önü
açılmıştır. Aslında bunları tartışma olarak tanımlamak yerine egemen sermayenin
taleplerinin zaman içinde yerine getirilmesi olarak anlamakta yarar var. Çünkü
sermayenin bu süreçteki söylemi olan sürdürülebilir kalkınmanın
sağlanması ve kaynakların en uygun kullanımı için serbest piyasa mekanizmalarının
en iyi biçimde işletilmesinin şart olduğu ve bunun için piyasa önündeki tüm
engellerin kaldırılmasının vazgeçilmez bir koşul olduğu toplumlara empoze
edilmektedir. Sermaye ideologları; insanların bedelini ödemedikleri bir şeyin
sorumluluğunu üstlenmeyeceklerini ya da sağladıkları faydanın çok altında bir
bedel ödeyerek elde ettiklerinin değerini anlayamadıklarını bunun için suyun kamunun
hantal yapısı tarafından yönetilmesinin sahipsizlik anlamına geldiğini, bu yüzden
yer altı ve yerüstü su kaynaklarının öncelikle yönetimini ve ardından da tam
sonuca ulaşmak için hızla mülkiyetinin de özel sektöre devredilmesini
savunmaktadırlar.
Sermaye
Stratejistleri tarafından; “20. yüzyılda petrol devletler ve şirketler için ne
ifade ettiyse, 21. yüzyılda da ulusların varlık düzeyini belirleyecek, değerli bir
meta olan su aynı değerde olacaktır.” öngörüsü yapılmaktadır. Bu öngörülere
uygun yapılanmanın oluşturulmasında da gecikilmiyor ve 1996 yılında hükümetler,
sektördeki ulusötesi şirketler ve uluslararası örgütler (Birleşmiş Milletler ve
Dünya Bankası gibi) bir araya gelerek, “Dünya Su Konseyi”ni kuruyorlar. Su
Konseyinin toplantıları özel sektör, uluslararası kuruluşlar ve devletler olmak
üzere üç taraflı temsilciler grubuyla gerçekleştirilmektedirler ve konseyin kuruluş
amacına uygun olarak dünya genelinde devletleri ve suyu yönlendirecek temel
politikaları bu yapı içinde belirlemektedirler. Konseyin temel amaçlarından biride su
politikası için bir “beyin takımı” oluşturmaktır. Ayrıca bu konsey, “Su
Politikası” (Water Policy) adında yayınladığı dergi aracılığı ile sektördeki
gelişmeleri ‘karar vericilere’ aktarmaktadır.
Ulusötesi
şirketler ve destekçileri küresel su politika uygulama araçlarını geliştirmeyi
amaçlayan başka bir küresel örgüt daha kurmuşlardır: “Küresel Su Ortaklığı”
(GWP). Sektördeki sorunları çözecek pratik uygulama araçlarını geliştirecek olan
sivil toplum örgütlerinin yanı sıra, çokuluslu bankalar ve sektördeki özel
şirketler de bu ortaklığın bir üyesidir. Küresel Su Ortaklığı (Global Water
Partnership-GWP) Ağustos 1996’da
aralarında Birleşmiş Milletler’in, hükümetlerin, çok ortaklı bankaların, meslek
kuruluşlarının, özel sektörün, STK’ların yer aldığı bir örgüt olarak
kurulmuştur. Küresel Su Ortaklığı’nın amacı, ulusal ve uluslararası düzeyde
içme suyu ve arıtma sektörüne ilişkin çalışmaları küresel bir anlayışla
yürütmek olarak belirlenmiştir. Küresel Su Ortaklığı, suya ilişkin çeşitli alt
sektörlerin ihtiyaçlarını göz önünde tutarak (sağlık, tarım, çevre ve sanayi
gibi) bunların arasındaki öncelikleri belirleyen ve onlara ilişkin yaklaşımlar
öneren kavramsal bir çerçevenin kurulmasından yola çıkar. GWP’nin merkezi
İsveç’in Stockholm kentindedir. GWP, Dünya Su Konseyi’nin belirlediği
politikaları yürütmek ve bunların ülkeler düzeyinde benimsenmesini sağlamak
amacıyla çalışmaktadır.
Suyun
sermaye tarafından küresel düzeyde kontrol altına alınması için imzalanan en
önemli anlaşma ise, 1994 yılında DTÖ’yü oluşturan anlaşmalardan biri olarak
imzalanan ilk çok taraflı olma özelliğindeki GATS-Hizmet Ticareti Genel
Anlaşmasıdır. GATS Anlaşmasının 2000 yılı ocak ayından buyana sürdürülen
genişletilme ve derinleştirme müzakerelerinin 11 ana gündem maddesinden biri “SU
iletim sistemleri, enerji ve atık su işleme”dir. GATS’a göre, su kamu hizmeti
olarak kabul edilmiyor ve aslında GATS’ta hiçbir şey kamu hizmeti değildir. Çünkü
mantık şöyle işliyor: Anlaşmada örneğin Su hizmetleri ele alınıyor ve şu soru
soruluyor: Alınıp, satılabilir bir meta mı? Piyasada rekabetin mümkün olduğu bir
hizmet mi? Su için yanıt “Evet” oluyor, çünkü piyasada özel şirketler
tarafından satışa sunulmuş olan şişe suyu olgusu diye bir gerçeklik var ve kamunun
bu hizmeti vererek bu şirketlerin ticaretine engel olması serbest rekabete aykırıdır.
İşte bu yüzden 2005 yılı başından itibaren yürürlüğe girmesi beklenen yeni GATS
anlaşması sonrasında suyun çıkarımı, işlenmesi, iletimi hizmetleri serbest piyasa
koşullarında gerçekleştirilmesi amaçlanmaktadır. Temel hedef ise, bu anlaşma
üzerinden suyun ticarileştirilmesi, metalaştırılması, WTO sistemi ve hukukunun
güvencesinde sermayenin en önemli kar alanlarından biri yapılmasıdır. Sonuç olarak
bu, dünya halklarının daha yüksek fiyatlarla suya ulaşması ve büyük bir kaynağı,
su faturaları üzerinden şirketlere aktarması demektir
“Bugün
dünya nüfusunun yalnızca %5’i suyu ulusötesi şirketlerden satın aldığı halde,
bu şirketlerin yıllık gelirleri dünya petrol ticaretinin yıllık gelirinin yarısına
ulaşmış durumdadır. Bu muazzam karlılık potansiyeli ulusötesi şirketlerin suyu
WTO-GATS anlaşması üzerinden ticarileştirme çabalarını daha anlaşılır
kılmaktadır. Dünyaca ünlü Fortune dergisinin Mayıs 2000 sayısında su
endüstrisinin küresel trendi ile ilgili olarak şu tasvir yapılmıştı: “20.
yüzyılda Petrol, devletler ve şirketler için ne ifade ettiyse, 21. yüzyılda da
ulusların varlık düzeyini belirleyecek, değerli bir meta olan SU aynı değerde
olacaktır.” Aynı tarihte uzmanların su endüstrisi için yaptıkları yıllık gelir
tahminleri ise 400 milyar $ ile petrol gelirlerinin %40’ı ya da dünya ilaç sanayiinin
üçte biri düzeyindeydi. Ancak, dikkat edilmesi gereken ve ayır edici özelliğe sahip
olan en önemli husus, suyun satışından elde edilen bu devasa gelirin dünya nüfusunun
yalnızca %5’inden sağlandığı gerçeği. 1998 yılında, bu kez Dünya Bankasınca
hazırlanan bir raporda ise su piyasasının 800 milyar $’a yükselmesinin beklendiği
açıklandı. Fakat DB, geçen yıl su piyasasının büyüme hedefini revize ettiklerini
ve yeni tahminlerin 1 trilyon $’ı aştığını açıkladı.”[2]
Bu alıntı, suyun geleceği ve sermaye için ne anlama geldiği konusunda bizlere
önemli ipuçları sunmaktadır.
Dünyada
suyun özelleştirilmesi ve ticarileştirilmesinin halklar üzerindeki olumsuz etkisi, her
geçen gün daha fazla hissedilmekte ve hızla da artmaktadır. Örneğin, Bolivya’daki
Cochomamba kentinde ve kamunun elinde bulunan su hizmetlerini 1999 yılında Hollandalı
Bechtel şirketi satın aldı. Satış işleminden birkaç hafta sonra hiçbir yatırım
ya da iyileştirme yapmaksızın su satış fiyatlarını %200 arttırdı ve halk su
alamaz hale geldi. Şirketin su satış fiyatlarını indirmeyi reddetmesi üzerine halk
isyan etti ve geniş çaplı protesto eylemleri Bechtel’i Bolivya’dan ayrılmaya
mecbur etti. Kasım 2001’de Şirket Bolivya devletine karşı, WTO’nun Tahkim
mekanizması olarak kullandığı Dünya Bankası’nın ICSID-Yatırım
Uyuşmazlıklarının Uluslar arası Çözüm Merkezinde 25 milyon $ tutarında bir
tazminat davası açtı ve “bu tutarın, yatırım miktarının yanı sıra,
şirketin kar beklentisini de içerdiğini de” açıkladı. Şirket davayı Bolivya
ve Hollanda arasında imzalanmış olan bir İkili Yatırım Anlaşması (BIT)’na
dayandırdı. Dava Dünya Bankasının kendisini tarafsız bir yargı merkezi gibi
tanımlayan ICSID’da açıldı. Ancak Dünya Bankası Başkanları doğrudan ICSID
tahkim panellerinin başkanlığını da yürütüyor. Coshomamba’daki kamusal su
hizmetlerinin Bechtel’e devredilmesinde Dünya Bankasının zorlayıcı rolü dikkate
alınırsa ICSID’ın hangi taraflı olduğu da ortaya çıkıyor. Nitekim ICSID’da bir
yıldan daha fazla süren dava 2003 yılı başında Bechtel Şirketi lehine sonuçlandı,
kel göründü ama bu Bolivya devletini tazminat ödemekten kurtaramadı ve Bolivya Halkı
da Uluslar arası Tahkim ile tanışmış oldu.
Bir başka örnek ise Ghana’dan, yıllarca siyanürle altın elde edilen ülkede temiz suya ulaşmak bir hayli zorlaşmışken, Dünya Bankası kredi anlaşması yapmak için Ghana Hükümetine ülkedeki kent-su dağıtımının özelleştirmesini şart koştu. Hükümet ise bunu da halka reform diye yutturmaya çalışıyor. Bu reform programı suyun sunumu karlı olan şehir suyu ile karlı olmayan kırsal bölgeler ikiye ayrıldı. Şehirdeki suyun dağıtımı özel şirkete devredilecek, maliyetler tam olarak karşılana kadar su tarifeleri arttırılacak ve daha sonra su şirketinde çalışanların sayısı azaltılarak şirket karlı hale getirilecek.
Güney Afrika Cumhuriyeti’nde özellikle yoksul bölgelerde ön ödemeli su sayaçlarının yerleştirilmesine karşı çıkanlar gözaltına alınıyor. Bu yeni cihazlara peşin ödeme ile yüklenen kontürler bittiğinde kolera mikroplu su içmek zorunda kalınıyor. Bu örnekleri daha da çoğaltmak mümkün. Ancak her ülkede hemen hemen aynı süreç yaşanmaktadır. Suyun özelleştirilmesi talepleri genellikle krediye karşılık Dünya Bankası ya da IMF’den gelmektedir.
Türkiye’de SU ile ilgili
gelişmeler;
Son
yıllarda IMF ve Dünya Bankası ile yapılan pazarlıklarda verilen taahhütler 8. Beş
Yıllık Kalkınma Plânı’na da yansımış ve sudan ulaşıma; tarımdan madenciliğe;
sağlıktan eğitime kadar uzanan her alanda ulusötesi şirket bağlantılı
özelleştirmeler öngörülmüştür. 10 Mart 2000 tarihinde Dünya Bankası’na sunulan
29 maddelik mektubun ardından 8. Plânda da yer almış ve ulusötesi şirketlerin
Türkiye’nin su kaynaklarını, özelleştirme yoluyla ele geçirebilmesinin ilk adımı
atılmıştır. “Temel İnsan İhtiyaçları” arasında yer alan Su’yun Eğitim,
Sağlık, Enerji, Telekomünikasyon, Sosyal Güvenlik, Belediye Hizmetleri ve diğer tüm
hizmet alanları ile birlikte ve GATS Anlaşması üzerinden ulusötesi şirketlere
aktarılma çalışmaları DTÖ’de aralıksız sürdürülmektedir.
Türkiye’de
1981 yılında çıkarılan 2560 sayılı İSKİ yasasının hizmetin özelleştirilmesine
olanak sağlayan maddeleri ile T.C.Maliye Bakanlığının iznine bağlı olarak
uluslararası kuruluşlara borçlanabilme olanağının da sağlanmasıyla su ve
kanalizasyon sektöründe yeni bir idari yapılanma ortaya çıkmıştır. Bu yeni
yapılanmanın temel çizgisi şirketleştirme-özelleştirme kısaca suyun
ticarileştirilmesi olarak adlandırılabilir. İSKİ yasasına tabi idarelerin, yasanın
tanıdığı imkanı kullanarak Uluslararası Finans Piyasalarından kredi talep etmeleri
ile kredi verecek kuruluşların ve özellikle Dünya Bankası’nın bir takım
koşullarını da beraberinde getirdi. Finansman ihtiyacı içindeki idareler Kredi
Kuruluşları ve Dünya Bankasınca dayatılan bu koşulları kabullenmekte, kredi
anlaşmaları ve projelerle yeni bir kurumsal yapılanma içine girmektedirler.
Sonuç;
Tüm DTÖ
üyesi ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de mevcut su kaynakları ve su alt yapısı
GATS kapsamında ticarileştirilerek ve yeni kar alanları olarak ulusötesi şirketlere
devredilme hazırlıkları yapılırken, diğer yandan halklara yeni külfetler
getirilecektir. Ticarileştirme sonucunda su fiyatlarındaki artış bugünkünün
iki-üç katı olacak, ülkelerdeki, bölgelerdeki ve şehirlerdeki gelişmişlik
düzeylerine ve parasını ödeyebilenlere göre su hizmeti verilecektir. Yoksul bölge ve
halklara su hizmetinin ulaşabilmesi için gerekli yatırımların kar olarak geri
dönüşünün uzun bir sürece alabileceği düşünüldüğünde, suyun buralara
ulaşması zorlaşacaktır. Suyun Kâr için yeniden yapılandırılmasında “Su temel
bir insan hakkı” olmaktan çıkarılıp “Su temel bir ihtiyaç maddesidir ve bedeli
vardır, öyle veya böyle ödenmelidir” felsefesi benimsenmiştir. Kısacası; su
nerede daha çok tüketilecek ve kar getirecekse oraya akacaktır.
Selim
Yılmaz SMMM-Ekonomist
MAI ve
Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu
Kaynakça:
1. http://www.worldwatercouncil.org/ Dünya Su Konseyi’nin (World Water Council -WWC)
2. http://www.yerelnet.org.tr TODAİ
3. http://www.antimai.org MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu
4. Su ne yöne akıyor, Makale - Ceylan Orhun, 22 Mart 2001
5. Küreselleşme sürecinde Türkiye su politikalarında değişim ve tarımsal sulamada özelleştirme uygulamaları, Sunuş, Ziraat Müh. Odası Y.K.Üyesi Gökhan Günaydın,