| mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu |
SELİM YILMAZ - Ekonomist/Serbest Muhasebeci Mali Müşavir
İSMMMO Mali Çözüm Dergisi - 1999/Sayı-48
|
Dünyada ve ülkemizde son 2 yıldır yoğun olarak tartışılan ve artık tartışmanın yanı sıra tüm dünyada ortak bir karşı duruşun organize edilmesine yönelik çabaların arttığı bugünlerde, MAİ anlaşmasının içeriği ve kapsamı konusunu meslektaşlarımızın ilgi ve bilgisine sunuyoruz. |
MAİ NEDİR ?
MAİ, ülkemizin de üyesi bulunduğu Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği
Teşkilatı (OECD) içerisinde 19895 yılından bu yana gizli görüşmelerle
geliştirilen ve 1998 yılında imzalanması planlanan ancak; 70 ülkeden 1000’ nin
üzerindeki sivil toplum örgütlerinin ortak karşı duruşu, çalışmaları ve
eylemlikleri ile şimdilik imzalanması engellenen Çok Taraflı Yatırım Anlaşması’
nın İngiliz’ ce adının kısaltmasıdır. (Multilateral
Agreement on İnvestment). Başka bir anlatımla MAİ, Ulusötesi sermayenin kendi
yarattığı yada kurduğu SANAL DEVLETE ANAYASA oluşturma
çabasıdır. MAİ’ YE NASIL GELİNDİ ?
MAİ’ ye neden ihtiyaç duyulduğunu ve nasıl gelindiğini anlamak için
Ulus Ötesi sermayeyi ve Emperyalizmi kısaca tanımlamamız gerekiyor. Emperyalizm;
Kapitalist üretim biçiminin sömürü alanlarını genişletme ve yayılmacılığının
sonucu olarak, kapitalist üretim ilişkilerinin en çok geliştiği ülke sermayelerinin,
geri bıraktırılmış ülkeler üzerinden, toplumları sömürmesi ile biçimlenmiş bir
olgudur. Şimdiye kadar tanımlanan Emperyalist ilişkide Çok Uluslu Sermaye insan ve
doğa sömürüsü sürecinde artık bir devlete bağlılığı ve denetimi kabul etmiyor
ve milliyet özelliğini aşarak, Devlet erkini de artık açık bir biçimde kendi
kullanmak istiyor. İşte bu nedenle Ulus Ötesi Sermaye,ulus devlet kimliği üzerinde
bir yetki talep ediyor. Ulus Ötesi Sermayenin amacı, Ulus devletleri yalnızca
sermayenin koruma örgütü olarak yapılandırmak. Sermaye birikimlerinin yetersiz
olduğu dönemde, bu birikimi sağlamak için ulus devletlerle sürdürdüğü birliktelik
ilişkisini artık terk etme noktasına gelmiştir. Ulus devletlerin tarihsel süreçte
oluşturduğu sosyal devlet olma hakkını ve toplumsal kazançları bir bir ortadan
kaldırmak ve sömürü alanlarını genişleterek karlarını maksimize etmek
istemektedir. Ulus ötesi sermaye bu özelliği ile klasik Emperyalizm tanımını
değiştiren yada bu tanımı en azından bugün yeni biçimiyle tekrar tartışılır bir
konuma getiren yeni bir özellik arz etmektedir.
Ulus ötesi sermaye, ulus devletler eliyle yada kendi başına 1919’ lu
yıllardan bu bugüne kadar çeşitli uluslar arası birlik ve konsorsiyumlar oluşturmuş
ve bu girişimlerinin tümüne de “Küreselleşme” adını vermiştir. ICC (Uluslar
arası Ticaret Odası), OECD (Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Teşkilatı), WTO (Dünya
Ticaret Örgütü), NAFTA (Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması); APEC (Asya –
Pasifik Ekonomik İşbirliği), AB (Avrupa Birliği), GATT (Gümrük Tarifeleri ve Ticaret
Genel Anlaşması) ise bu birlik ve konsorsiyumlar arasında en geniş kapsamlı
alanlarıdır. MAİ’ nin ilk tohumları GATT Anlaşması ile birlikte atılmıştır.
Önceleri WTO içinde düzenlenmesi düşünülen anlaşma, 134 üye ülkenin ikna
edilmesinin güçlükleri göz önüne alınarak, 1995 yılı Mayısından itibaren
OECD’ de görüşülmeye başlanmış ve görüşmeler 1997 yılı ortalarına kadar
kamuoyundan gizli olarak yürütülmüştür Ve öyle bir gizlilik uygulanmış ki
ülkeleri yöneten siyasilerin bile anlaşma görüşmelerinden haberleri almamıştır.
Bu duruma en güzel örnek ülkemizde yaşandı ve MAİ Anlaşmasının ülkemiz
gündemine girdiği 1998 yılı başında Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı böyle bir
anlaşmadan haberi olmadığını açıkladı ve bu açıklama gazetelerde yayınlandı.
MAİ Anlaşmasının kamuoyuna yansıması OECD’ deki MAİ görüşmelerine katılan
Fransız heyetinin kültürel alandaki çekincelerinde ısrarcı olması ve bu konudaki
tartışmayı heyetteki temsilcilerinden biri yoluyla kamuoyuna sızdırması ile
gerçekleşmiştir. MAİ anlaşmasının kamuoyu tarafından duyulmasından sonra Dünya
çapında oluşan tepkiler sonucunda Nisan-1998 yada Ekim-1998’ de imzalanması
planlanan anlaşmanın 14 Ekim 1998’ de anlaşmadan WTO’ yu adres göstererek çekilen
Fransa ile Kasım-1998’ de gayri resmi olarak çekildiği Ticaret Bakanınca açıklanan
İngiltere’ nin de WTO’ yu adres göstermesi ile anlaşma yatırımlar adıyla WTO’
ya aktarılmıştır. MAİ NELERİ KAPSIYOR ?
MAİ’ nin kapsamı dışında kalan hemen hemen hiçbir alan yok gibi. 200
sayfayı aşkın anlaşma metninde kullanılan terimler son derece genel, esnek ve yoruma
açık. Anlaşmanın en temel maddelerinin başında “Ülkelere yapılacak yabancı sermaye
yatırımlarına hiçbir şekilde yerli sermayeden daha az avantajlı olanaklarından
sağlanamayacağı” na ilişkin
hükümdür.
Anlaşmanın en önemli hükümlerinden biri ise, Ulus devletlerin, zarara uğrayan
Ulus ötesi Şirketlerce ava edebileceğinin ve bu davaların yine “Uluslar Arası Tahkim Kurullarında”
görüleceğini, dava sonucunda Ulus ötesi şirketlerin Devletlerden tazminat
alabileceklerini öngörmektedir. Ancak devletlerin yada yurttaşların Ulus ötesi
şirketlere karşı uluslar arası tahkimde dava açma hakkı da yoktur. MAİ Müzakere
Metninde yer alan uluslar arası tahkim iki ana başlıkta toplanmıştır.
Birincisi Devletten Devlete İşleyen Tahkim
mekanizması (bu daha önce yapılan devletlerarası ikili anlaşmalarda ülkemizde kabul
edilmiş ve ikili anlaşmalar için yürürlüktedir).
İkincisi de Yatırımcıdan Devlete doğru
işleyen tahkim mekanizmasıdır. Bu yeni uygulama temel olarak, yabancı yatırımcının
ulusal hukuku kabul etmemesi olarak açıklanabilir.
Uluslar arası Tahkimim kısaca işleyişi; MAİ
anlaşma metninde Dünya Bankasının tahkim kurumu ICSID uyuşmazlıkların çözüm
merkezi olarak kabul edilmiştir. Yatırımcıya MAİ anlaşması hükümlerinden herhangi
birinin ulus devlet tarafından ihlal edildiği iddiası ile ICSID’ da dava açabilme
hakkı verilmiştir. Uluslar arası tahkimde davalara Dünya Bankasının yatırım ve
ticaret uzmanları listesinden biri, davalı ulus devlet ve üçüncüsü ise yatırımcı
ile davalı devletin mutabık kaldıkları bir uzman yada mutabık kalınmamamsı
durumunda ICSID’ ın atayacağı bir uzman tarafından gizli oturumlarda
bakılmaktadır. Bu davalara temel olarak ulus devletin MAİ anlaşması hükümlerine
uyup uymamasına bakılır. Evrensel ve Ulusal Hukuklarda yer alan İnsan, Emek ve Çevre
hakları gibi hiçbir konu dikkate alınmaz. Uluslar arası Tahkimde mevcut ICSID
hükümleri ve Dünya Bankası Ticaret ve Yatırım uzmanları listesinde Hukukçu
bulunmaz ve davaları Hukukçu olmayan kişiler karar bağlar.
Ulus devletlerin kendi düzen ve varlığını korumaya yönelik önlemler alması,
yeni yasalar çıkarması yada mevcut yasalarda değişiklik yapmak istemesi halinde,
eğer bu girişimler Ulus ötesi şirketlerin çıkarlarını olumsuz etkileyecek olursa
yada ileride etkileme ihtimali varsa “kamulaştırma
yada kamulaştırma doğurabilecek sonuç” olarak kabul edilecek ve konu Uluslar
arası Tahkime götürülebilecek ve “Ulus
Devletler hem geri adım atmak zorunda kalacak hem de şirketlerce belirlenecek tazminatı
ödemeye mahkum edileceklerdir.”
Ayrıca, bugüne kadar tüm devletler arası ticaret anlaşmalarında uygulanan “En çok kayrılan ülke” statüsü,
MAİ’ den sonra tüm Ulus ötesi şirketlere de uygulanmak zorunda olacaktır.
MAİ’ nin ulus ötesi şirketlere sağlayacağı bir başka avantaj da,
yatırımları ile ilgili olduğunu belirttikleri her elemanı “Kilit Personel” adı altında ev
sahibi ülkelere sokabilecek olmaları ve bu personelin eşlerine çocuklarına da ev
sahibi ülkenin iş bulmasının özendirilecek olmasıdır. MAİ
anlaşmasından sonra Ulus Devletler, Ulus ötesi Şirketlerden İstihdam yaratma, yeni
teknoloji getirme yada ihracatı arttırma gibi taleplerde bulunamayacaktır. MAİ anlaşmasını imzalayan Devletler 5 yıl süre ile bu anlaşmadan çıkamayacak ve 5 yıl sonunda çıkmak istediklerinde 15 yıl süre ile tüm anlaşma hükümlerini uygulamak zorunda kalacaktır. MAİ TOPLUMLARI NASIL ETKİLEYECEK ? Hukuk : 28 Nisan 1998 tarihli MAİ anlaşması müzakere metninin yaklaşık olarak 1/3’ ü uygulanacak hukuk sisteminin tüm detaylarına ayrılmıştır. Hukuka bu kadar yer verilmesinin rastlantı olmadığı bugün ülkemizde tartışılan ve IMF tarafından “Enerjide Uluslar Arası Tahkim yoksa para yok” dayatmasının temelini oluşturuyor.
Özelleştirme : Ulus ötesi şirketlerin karlılıkları önündeki en büyük engelin rekabetlerini olumsuz etkileyebilecek olan Kamu İşletmecileri olduğu göz önüne alınacak olursa, MAİ öncesi ve MAİ ile birlikte özelleştirmelerin ne kadar hızlanacağı tahmin edilebilir. Toplumu ilk önce etkileyecek olan en büyük sorunlar ise, Sosyal Güvenlik Sistemi, Sağlık Hizmetleri, Eğitim, Enerji, Telekomünikasyon, Ulaşım gibi temel sektörlerin özelleştirilmesi olacaktır. Örneğin; ülkede üniversite açan her hangi bir ulus ötesi şirket, Devlet üniversitelerinin kazancını azalttığını öne sürerek özelleştirilmesini talep edebilecek, aynı olay tüm Eğitim ve Sağlık Kurumları ile Sosyal Güvenlik sistemlerini de yaşanabilecek, Enerji, Ulaşım ve Telekomünikasyon gibi temel sektörlerin özelleştirilmesi de bu anlaşma ile daha da hızlanacaktır. Emek : Özelleştirmenin doğal sonucu olan işsizlik ve yoksullaşmaya ek olarak, tüm ülkelerdeki sendika yasaları veya asgari ücret yasaları veya asgari ücret yasaları, kar önündeki engeller olarak gösterilebilecek ve bu yasalarda değişikliğe gidilmesi istenebilecektir. Ayrıca, halen geçerli olan Yabancı Sermaye Yasalarında bulunan sermaye izinleri için gerekli olan koşullar MAİ sonrasında aranmayacak, gelen sermayeden istihdam yaratması istenmeyecektir. Bu özellikle az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin yoksul kesimleri ve emekçilerin sorunlarının daha da ağırlaşacağı anlamına gelmektedir.
Çevre : Mai ile mevcut Çevre Yasası ve Yönetmelikleri ya tamamen kaldırılacak yada uyum yasaları adı altında işlevsizleştirilecektir. Sanayi yatırımlarına ve özellikle az gelişmiş yada gelişmekte olan ülkelerde kirlilik yaratan sanayi yatırımlarının önündeki tüm engeller kaldırılacak ve özelleştirmeler sonucunda kuralsız ve kısıtsız bir şekilde Ulus ötesi sermayenin eline geçecek olan yer altı ve yer üstü doğal kaynaklar, ormanlar ile madenler, en tehlikeli üretim yöntemlerine sahne olacak, gerek doğal çevre ve bitki örtüsü gerekse insan yaşamı büyük bir tehlike içerisine girecektir. Eurogold Şirketine karşı yıllardır Bergama’ da sürdürülen mücadele benzeri çabalar suç olarak değerlendirilecek, köylüler dava açamayacak ve Eurogold gibi şirketler uluslar arası tahkime başvurup Devlet’ ten tazminat talep edeceklerdir. Kültür – Sanat : Anlaşmada tanımlanan “yatırım” kelimesi içinde, telif ve patent haklarını da dahil olduğu, tüm sanatsal faaliyetleri kapsamı içine alan bir manada kullanıldığı için bu alanda hizmet verenler de “MAİ kurbanları” saflarına katılacaktır. Ulus ötesi şirketler tüm ülkelere kendi üretimleri olan yada uygun buldukları kültür-sanat ürünlerini empoze edecekler ve gelişmekte olan yada geri bıraktırılmış ülkelerin kültür-sanat emekçilerinin üretimleri değersizleştirilecektir.
Bankacılık – Finans : Finans sermayesinin ülkeye giriş-çıkışı önündeki tüm engeller kaldırılacağı için, dünya yeni Asya Krizlerine açık hale getirilecek ve finansal krizler olağanlaşacak, bu yolla da spekülatörlerin istediği kazanç kapıları ardına kadar açılırken, toplumun emekçi ve yoksul kesimleri her zaman olduğu gibi bu krizlerin bedelini ödeyenler olacaktır.
Tüketiciler : Devletlerin asli görevlerinden biri olan toplum sağlığını koruma ilkesi doğrultusunda yapılan ve yapılaması gereken tüm denetimler de “kar” amacı ile çeliştiğinden durdurulabilecek ve hatta tüketicileri koruma amaçlı fiyat istikrar ve kalite kontrolleri bile terk edilebilecektir.
Kobi’ ler: Ulus ötesi şirketlerin karları önündeki önemli engellerden olan Kobi’ ler, ekonomik olarak yaşama şansı bulamayacaklar ve hızla tasfiye edileceklerdir. Büyük çoğunluğu yan sanayi tesisi yada ara malı üreten bu kuruluşlar yetersiz öz sermayelerinden dolayı kolaylıklı finans kurumlarının ve onların yarattıkları krizlerden sonra zor duruma düşürülecek ve bir bölümü (Ulus ötesi şirketlerin işine yarayanlar) ucuza satın alınacaklardır.
MAİ anlaşmasının ne kadar büyük boyutlu olduğu ve tüm yaşamımızı nasıl etkileyeceği ortadadır. Yukarıda yazmaya çalıştığım MAİ anlaşmasına ait ön bilgiler ışığında, bu anlaşma hükümlerindeki kuralsızlığı, esnekliği ve genellemeleri göz önüne alarak örnekleri arttırmak yada daha da genişletmek mümkündür. Ulus ötesi sermaye engel istemiyor, dünyadaki tüm nimetlerin kendisi için var olduğunu ve kendileri dışındaki tüm insanlara, doğaya ve insanlara hiçbir haklarının olmadığını zorla kabul ettirmek ve bunu bir anlaşmaya bağlamak istiyor. Bugün gelinen noktada MAİ anlaşması OECD’ den Dünya Ticaret Örgütü (WTO) gündemine yatırımlar adıyla taşınmıştır. Bu yılın sonunda WTO Bakanlarının 30 Kasım – 3 Aralık tarihleri arasında ABD’ nin Seattle kentinde yapacakları ve adına “Millennium Round” dedikleri yeni bir Round’ un gündemindeki 8-9 ana konudan yalnızca biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Bizler dünyada var olan tüm nimetlerin yalnızca sermayenin olmadığını, insanın, emeğin, doğanın ve insanlığın yarattığı tüm değerlerin sahibi olduğumuzu göstermek zorundayız. |