mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu
 

Avustralya Demokratik Sosyalist Partisi 11 Eylül Değerlendirmesi

Çeviren: Pınar Erol (Çalışma Grubu)

 

 

Sosyalistler terörist saldırganlığı lanetliyor

Sosyalistler herhangi bir aldatmaca içinde olmaksızın 11 Eylül’de ABD’de yapılan terörist saldırıyı lanetlemektedirler. Binlerce sıradan işçinin öldürülmesi şüphesiz kriminal bir olaydır ve daha iyi bir dünya için mücadele ile hiçbir ilgisi yoktur. Hatta bu büyük şiddet mutlaka mücadeleyi daha zorlaştıracaktır ve kapitalist tepki güçlerinin işine yarayacaktır.

Tarih boyunca kitle mücadelelerinde egemenlerin, zorbaların, işkencecilerin ve benzerlerinin öldürülmelerine de tanık olunmuştur. Böyle eylemler politik olarak uygun veya uygunsuz olabilirler. Ancak Dünya Ticaret Merkezine ve Pentagon’a yapılan saldırılar temelden farklı bir saldırıdır. Bu bilinçli yapılmış bir kitlesel öldürme eylemidir. Eylemciler her hangi bir politik talepte bulunmamışlar, ayrım gözetmeden öldürmek, acı vermek ve mahvetmek dışında amaçları olmamıştır. İnanılması güç bir duygusuzluk ve saldırganlık gösterilmiştir. Bizlerin dayanışma duyguları ve anlayışlılığı kesinlikle bu terörist saldırılarda ölen masum kurbanlar iledir, eylemciler ile değil.

İki yüzlülük

Ancak kurbanlar ile dayanışma duygumuz bizleri George W. Bush, Tony Blair, Ariel Sharon ve diğer emperyalist sözcülerin ve onlara her zaman yer veren kapitalist medyanın inanılmaz iki yüzlülüklerini görmemizi engellememeli. ABD’deki ancak bazı ciddi kaygılar kaydedilerek tüm zamanların en büyük terör eylemi olarak tasvir edilebilir. Devlet dışı terörün en büyük örneği olduğuna şüphe yoksa da devlet terörünün kimi eylemleri bu eylemi kat kat aşmıştır.

İkinci dünya savaşının sonunda ABD liderleri soğuk kanlılıkla Japon kentleri Hiroşima ve Nagasaki’yi sadece güçlerini göstermek ve Sovyetler Birliği’ni korkutmak için atom bombaları ile yok etmişlerdir; ve bunu göstermeleri için birkaç yüz bin erkek, kadın ve çocuk öldürülmüştür.

SSCB ile soğuk savaş sırasında Washington bir dizi kanlı üçüncü dünya ülkesi diktatörünü desteklemiş ve muhaliflerine işkence etmelerine ve onları öldürmelerine ve suçlarının üstünü örtmelerine yardım etmiştir.  Örneğin 1965’te ABD Endonezya diktatörü Suharto’ya sola ve ilerici güçlere karşı bir soykırım düzenlemesi yönünde ilham vermiş ve bu yolla en az bir milyon insan öldürülmüştür. Vietnam’daki özgürlük güçlerine karşı yapılan uzun ABD müdahalesi ile milyonlarca kişi öldürülmüş ve sakatlanmıştır ve ülke büyük maddi yıkıma uğramıştır.

Saddam Hüseyin’in zorba rejimi bir diğer ABD müşterisi idi ve özellikle 1980’ler başındaki İran-Irak savaşında desteklendi. Daha sonra çeşitli nedenlerle rüzgar döndü ve o bir düşman haline geldi. Körfez savaşından beri Irak’ta ABD ve İngiliz destekli ambargo açlık ve hastalıklar sonucu bir milyondan fazla Iraklının ölümüne yol açtı ve Saddam’ın iktidarını güçlendirdi.

Afganistan’daki sert İslami köktenci Taliban rejimi ABD destekli Muhammed “özgürlük savaşçılarının” Sovyet destekli laik, sol Halkçı Demokratik Parti hükümetine karşı tepkisel savaşlarının bir ürünüdür. Bu ayrıca, Washington’un şu anda dünyadaki “bir numaralı düşmanı” ve ABD saldırılarının örgütlenmesinin şüphelisi Suudi İslami köktenci Osama bin Ladin’in de kökenidir.

1959’da Küba devrimi Küba’yı ABD etki alanından çıkardığından beri Washington Fidel Castro’yu öldürtmek için çok sayıda –terörist- saldırı örgütlemiştir. Dahası ABD 40 yıldan fazla bir süredir adaya yıkıcı bir ekonomik blokaj uygulanmasını dayatmıştır. Şu anda da ABD yetkilileri 1976’da Barbados açıklarındaki hava bombalaması ve 73 kişinin ölmesi olayı ile ilgili CIA bağlantılı karşı-devrimci teröristin geri verilmesi yönünde Küba’nın çağrılarına karşılık vermemektedir. 

Bundan başka dünya insanlarının büyük kitlesinin Batı kapitalizminin kar hırsı ve bunun gezegene ve insanlarına nelere malolduğunu dikkate almaması sonucu maruz kaldığı yavaş ölüm ve sefalet vardır. Her yıl üçüncü dünyada milyonlarca çocuk tamamen önlenebilir hastalıklar yüzünden ölmektedir. Bunlar ülkelerine emperyalizm ve onun  Dünya Bankası, IMF ve DTÖ gibi ajanları tarafından dayatılan acımasız ekonomik rejimlerin kurbanıdırlar.

“Medeniyetin büyük düşmanları” kimlerdir? Eğer Osama bin Laden bir terörist ise onun küçük bir terörist olduğu sonucuna varmamız gerekiyor. Eğer bu dünyada adalet olsaydı, baba George Bush, Bill Clinton, Blair ve oğul Bush gibi Batı kapitalizminin liderleri insanlığa karşı suçlardan dolayı yargılanıyor olurlardı. Saddam Huseyin, Suharto ve Bin Ladens sadece onların küçük suç ortakları olarak sahnede yerlerini alırlardı.

Terrorizmin kökleri

Hala ABD’deki terörist saldırıyı kimin düzenlediği belirlenmedi. Ancak her hangi bir terörist örgüt bu denli dünyadan nefret eden, gelecekten umudu olmayan ve bu denli anlamsız bir vahşeti gerçekleştiren ve kendilerini de bunu uygulayabilme yolunda feda etmeye hazır insanları nerede örgütleyebilir? Bunun yanıtı çok bilinemez değil.

Batı kapitalizminin –dünyanı tek süpergücü ABD öncülüğünde- dünyadaki insanların çoğunluğuna dayattığı kitlesel sefalet, liderlerin bu denli lanetledikleri terörizmin tohumlarının geliştiği toprağı hazırlamıştır. Baskı nefreti ve umutsuzluğu besler. Böylesi bir ortamda, düşman bu kadar güçlü görünüyorken baskıcı ülkenin insanlarından kitleye yönelik intihar saldırıları düzenlemek bazılarına tek seçenek gibi görünebilir.

İşgal altındaki Filistin’de örneğin, kendilerini İsrailli nüfusa karşı canlı bomba olarak feda etmeye hazır genç erkeklerin hiç sonu gelmeyecek gibi görünmektedir. Ancak ahlaki olarak iğrenç olmalarının yanı sıra bu kör eylemler siyasi olarak da tam bir çıkmaz yoldur. Bir İsrail kentinde görevini tamamlayan her bir intihar bombacısı aslında Filistinlilerin mücadelelerini güçsüzleştirmekte ve İsrail rejiminin ve ABD’li destekçilerinin elini güçlendirmektedir. Sivil nüfusa yönelen her bomba İsrailli kitleleri Şaron’a yaklaştırmakta ve iç muhalif güçlerin gelişmesini engellemektedir.

Modern sosyalist hareketin tarihi boyunca Marksistler “bireysel terörizm” siyasi stratejisine karşı, yani baskıcı rejimin nefret edilen figürlerinin  sert bir polemiği sürdürdüler. Bu tür bir terörizme itirazımız ahlaka dayalı değildir, sadece işe yaramadığı temelindedir. Yönetici sınıflar her zaman bireylerin yerlerine yenilerini koyabilir.

Dahası ve daha önemlisi bir strateji olarak uygulamaya konduğunda bu terörist eylemler esasında kitleyi eylemsizleştirir. Sadece kitlelerin mücadelesi toplumu değiştirebilir. Bir grup küçük terörist intikamcının mücadelesi kitleleri devre dışı bırakır ve onları kendi özgürlük mücadelesinin katılımcıları olmak yerine rejim ile teröristler arasındaki bir yarışın izleyicileri mertebesine düşürür.

Ancak ABD saldırıları tümüyle farklı bir tür terörizmi temsil etmektedir: sivillerin ayrım gözetilmeden ve nedensiz bir şekilde öldürülmesi emperyalizmin metodolojisinin bir parçasıdır, bu gayri insani sistemden özgürleşmek için mücadele eden ilerici güçlerin değil.

Tepkisel gündem

Terörist bombalamalar Bush ve ABD yönetici sınıfı tarafından kendi tepkisel gündemlerini uygulayabilmek için daha elverişli bir politik iklim olarak kullanılacaktır. Bu trajedi onlar için cennetten gönderilmiş bir fırsattır ve buna iki elleriyle sarılacaklardır. Silahlanmaya ve savaş tehtidine dayalı dış politikalarını daha da ileriye götüreceklerdir. “Terörizm ile mücadele“ maskesi altında içte sivil özgürlükler üzerindeki baskı artırılacak ve daha fazla polis ve polisin yetkilerinin artırılması için basınç oluşturulacak ve daha öncesindeki ölüm cezasına karşı gelişen hareket çok daha elverişsiz bir ortamda sürdürülecektir. Bush’un çaldığı seçim ve ABD seçim sisteminin kokuşmuşluğu skandalı milliyetçi spotların arasında sönümlenecektir.

Yabancı düşmanlığı güçlenecek, Arap karşıtı ırkçılık daha güçlü hale gelecek ve Filistinlilerle bir dayanışma hareketi inşa etmek daha güçleşecektir.

Sosyalistler herhangi bir „terörizm ile savaş“a karşı çıkarlar. ABD ve emperyalist müttefiklerinin ileri sürülen teröristler ve/veya onları barındırdığı öne sürülen devletlere yönelik askeri saldırıları terörist eylemleri sona erdirmeyecektir. Tersine böylesi bir savaş sadece daha fazla masum insanın ölümüne yol açacak ve Dünya Ticaret Merkezine yapılan saldırılar türü terörist eylemlerin düzenleyicileri için örgütlenme ortamını yaratan Amerikalılara yönelik ulusal nefretin derinleşmesine yol açacaktır.

Sosyalistler şiddetin, baskının ve sömürünün olmadığı bir dünya için mücadele ediyorlar. Bu gezegenimize tecavüz eden ve onun insanlarının büyük kitlelerini gitgide artan bir sefalete ve umarsız bir varoluşa iten emperyalizmle ve kapitalizmle mücadele etmek ve onu sosyalist bir toplumla değiştirmek anlamına geliyor. Bu devasa tarihi görevi başaracak tek güç işçi sınıfı dünyadaki ezilen kitlelerdir. Terörizmin bu mücadelede yeri yoktur; bizler terörü besleyen ve onu çekinmeden kendisini savunmak için kullanan sisteme karşı mücadele ediyoruz.

Demokratik Sosyalist Parti, Eylül 13, 2001