| mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu |
| Küreselleşme
bizim için iyidir.
Çeviren: Pınar Erol (Çalışma Grubu)
|
Dünyadaki
yoksullukla mücadele etmenin en iyi yolu ticareti artırmaktır. Güney-doğu
Asya’da bir banka iflası İskoçya’da bir fabrikanın kapanmasına neden oluyor,
internet Uganda’daki bir doktorun pahalı tıp dergilerine anında ulaşmasını
sağlıyor ve Microsoft ve General Motors gibi şirketlerin ciroları ulusların
zenginliklerini aşıyor. Bu
değişimler korku ve hayranlığı aynı anda doğuruyor. Conova’da bunlar
kızgınlığa dönüştüğünde neler olduğunu gördük.
Yine de gelecekteki zirvelerin barikatların ardında yapılmaması için diyaloğa
girme yanlısı olanları kendimize bağlamak için ve insanların siyasete olan
güvenlerini ve siyasilerin küreselleşmede bir etki yapabilme yeteneklerini geri
kazanmak daha fazla şey yapmamız gerekiyor. Küresel
düzeyde değişimi yönetme çabaları henüz yeni doğuyor. Ancak küresel bir
ekonominin ve küresel toplumun oluşumu bizlerin küresel yönetimi güçlendirmemizi
gerektiriyor. Eleştirenler
çok taraflı ticaret sisteminin kazananlar olduğu kadar kaybedenleri de yarattığını
söylüyorlar, özellikle de Afrika’da bugün ortalama gelir bugün 1971’den daha
düşük. Ancak Afrika’da ve diğer yerlerde yoksulluğu azaltmanın en iyi yollarından
biri küreselleşmenin sonunu istemek değil, ticareti artırmaktır. Birçok
ciddi hükümet dışı örgüt bu konuda hemfikir. Oxfam yakında “çok taraflı
kurallara dayalı bir ticaret sistemine” desteğini teyit etti, ancak zengin ülkelerin
ve güçlü işletmelerin ticaretin kazançlarından oransız bir pay aldıklarını
belirtti. Bu konuda Oxfam haklıdır. Ancak ben bu dengesizlikleri ortadan kaldırma
çabasının yolunun bu Kasım’da Katar’da yapacağı toplantıda DTÖ’de yeni bir
görüşme turunun başlatılması olduğunu savunacağım. Teorik olarak her ekonominin
göreli avantajlarından küresel piyasada çıkar elde etmesinin yolu açık. Pratikte
fakir ülkeler sadece korumalı piyasalarda, özellikle de tarım piyasalarında rekabet
edebiliyorlar. AB ve ABD’nin kendi
ülkelerindeki tarımı korumak için koyduğu kotalar Afrika’nın küresel ekonomiye
daha fazla girmesini engellemektedir. Eğer küresel eşitsizliğe karşı mücadele etmek
istiyorsak bu kotaları düşürmeliyiz ve tarım ile Afrika’nın tekstil ve
mikroçipler ile Asya’nın yaptığını yapmasına izin vermeliyiz. Hükümetlere
yönelen bir diğer eleştiri hükümetlerin çokuluslu şirketler karşısında güçsüz
görünmelerine ilişkin. Tüketici değerlerinin çekim merkezi olması, bireylerin
vatandaş olarak ve fikirlere inananlar olarak sahip oldukları potansiyel gücün
görülmemesine ve azalmasına yol açabilir. Küresel
bir piyasa, küresel markalar, birbirimize ve bilgiye dünya çapında ulaşabilmek bize
tüketiciler olarak bir güç duygusu verdi ve bizim bu durumu yaratan güce karşı
sempatimizi doğurdu. Ancak ulus devletlerin demokratik hükümetleri kolektif ve
uluslararası bir şekilde çalışarak bizlerin tüketici olarak bireyler ve vatandaşlar
olmamız arasında etkin bir dengeyi oluşturabilir. Bizler
işletme sorumluluğunu teşvik etmek için elimizden geleni yapmalıyız. Ancak
şirketleri küresel olarak işleyişlerinde, kendi ulusal ekonomilerimizden daha fazla
kendi başlarına bırakamayız. Bu da düzenlemeleri gerektirmektedir. Son yıllarda
polislerin ulaşımları ve kullanımlarının birlikte düzenlenmesi yönünde, zararlı
tarım kimyasallarının üretiminin yasaklanması ve çokuluslu şirketlerin kamu
görevlilerine rüşvet vermelerinin kriminal kabul edilmesi konularında ortak eyleme
tanık olduk. Küreselleşmede
kaçınılmaz olan herhangi birşey yoktur. Küreselleşme bizlerin tümünün seçimleri
ve kararları ile yaratılıyor ve şekillendiriliyor. Sovyetler Birliği’nin
çöküşünden bu yana önerilen alternatif bütünlüklü bir ideoloji yok.
Cenova’daki aşırılar izolasyona dönmekten başka entellektüel bir alternatif
sunmuyorlar. Afganistan ve Kuzey Kore bunu çoğumuz için düşünülemeyecek bir
seçenek olduunu gösteriyor. Ve
tarih bize böyle fikirlerin daha derinlere kök saldığında neler olduğunu
gösteriyor. 1920’lerdeki zenginlik geriye düşmeye başladığında hükümetlerin
çoğu kendi endüstrilerini ticaret kotalarının ardında koruyarak bu duruma tepki
verdiler. Bazıları totaliterizmi seçti. Sonuç olarak uluslararası ticaret çöktü ve
resesyon depresyona dönüştü ve savaşı başlattı. Hükümetler
soğuk savaş sonrası dönemin ilk ciddi zorluğu ile karşı karşıyalar. Eğer
küresel ekonomi tökezlerse bir dizi zor seçimle karşı karşıya kalacağız.
Dünyayı durdurun kampanyacılarının önerilerini dikkate alabilir, ulusal
ekonomilerimize döner ve piyasalarımızı kapatabiliriz. Ancak bu küreselleşmenin ve
küresel kapitalizmin milyonlara getirdiği gerçek çıkarları tehlikeye atmak anlamına
gelecektir. Doğru seçim çıkarları korur ve maksimize ederken ortak küresel eylemle
riskleri minimize etmektir ; vatandaşlarımıza siyasetin önemli olduğunu ve
onların demokratik seçimlerinin bireysel kontrollerinin dışındaki küresel güçler
üzerinde gerçekten bir etkisi olduğunu göstermektir. •
Jack Straw: İngiltere Dış İşleri Sekreteri |