| mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu |
Küreselleşme, zorlu bir sınav, fırsatlar!!! (Küreselleşmenin
Nimetleri.
Grubumuzca hazırlanıp; Genel-İş Sendikası
tarafından basılan “MAI Nedir, Neden Karşıyız” başlıklı kitap çalışmamızda
sadece bir bölümüne yer verebildiğimiz önemli bir forum ve tartışmanın özet
notları aşağıda bilgilerinize sunulmuştur. |
|
KONRAD ADENAUER VAKFI - TARTIŞMA FORUMU |
Konu : Küreselleşme, zorlu bir sınav, fırsatlar !!! (Küreselleşmenin Nimetleri.) Yer
: The Marmara Oteli Tarih : 22 Mayıs 1998 Konuşmacı
: Dr.Kurt
Lauk - Daimler Benz C.O. Stuttgart Merkez Yönetim Kurulu üyesi |
| “İstediğimiz
kadar reddedelim, küreselleşme başladı, sürüyor ve sürecek. Bu kaçınılmaz bir
olgu. 1970’li yılların başından itibaren dünyada hızla artan sermaye birikimi
küreselleşmeyi zorunlu kılan en önemli etkenlerden biridir. Piyasalarda müthiş
büyüklüklere varan bir para var ve elbette bu para bir yerlere gitmek zorunda. Artık
kültür, din, gelenek gibi toplumsal değerler anlamsızlaşmıştır. Dünyanın
neresine giderseniz gidin jean ve t-shirt giyen insanların arttığını görürsünüz.
Artık dil diye de bir sorun kalmamıştır. Biz bir Alman Şirketi olan Mercedes’de
kendi aramızda bile ingilizce konuşmaktayız. Çin’deki arkadaşımla da ingilizce
konuşuyorum. Ne yazıkki ekonomi, kültür ve dil konularında Avrupa treni
kaçırmıştır. Son yıllarda dağıtılan Nobel ekonomi ödülleri ABD’ye gitmekte,
İngilizce dünya dili olma yönünde büyük bir hızla ilerlemektedir. Ne yazıkki
bizler gençlerimize Avrupa veya Alman ekonomisinin temellerini işleme şansını
elimizden kaçırmış bulunuyoruz. Büyük
bir hızla gelişen iletişim sistemleri ve bilgisayar teknolojisinde sağlanan
gelişmeler Küreselleşmenin en büyük avantajlarındandır. Küreselleşme
denince ilk düşünülmesi gereken finans piyasalarıdır. Tüm dünyada ve özellikle
Amerika’da her gün bir çığ gibi büyüyen emeklilik fonlarının devletin eline
bırakılması elbette düşünülemezdi. Bu noktada, temettü kavramına geliyoruz.
Şirketler, hissedarlarına ödedikleri temettüleri azalttıkları zaman iflas noktasına
doğru sürüklenirler, Şirket imajı zayıflar. Bu durum da hissedarlığı bir
yatırım fonuna dönüştürüyor. Bu anlamda yüzlerce emeklilik fonları bulunuyor.
ABD’de emeklilik fonlarını yöneten aracı kurumlar arasında Fidelity’nin işlem
hacmi, Almanya bütçesinden daha büyük rakamlara ulaşmaktadır. İşte bu fonlardaki
para , en iyi gelir getiren Şirketlere yönelmektedir. Bu yönelim, söz konusu
Şirketlerin hisse fiyatlarını yükseltir, bu Şirketlerin yöneticileri puan toplar,
popüler hale gelir, aksi taktirde ise Şirketler iflasa gider, yöneticiler işsiz
kalır.( Kısaca, emekliler ve çalışanların ücretlerinden yapılan kesintilerin
Borsalara kanalize edilmesi sonucunda Şirketler daha güçlü bir konuma gelirler.)
İşte bu noktada hisse fiyatları muazzam bir öneme sahiptir. Bu döngünün kesintiye
uğramaksızın devamını sağlayan etkenlerin başında ise yüksek likidite ve bunu
yaratan, faiz oranlarının düşük olması ve Bankaların sisteme sürekli para
pompalamasıdır. Ya da başka bir deyişle küreselleşmenin temel sebebi Borsalar ve
Bankalardır. Çünkü para da bir maldır ve onun da bir piyasası vardır. Küreselleşmedeki
bir diğer özellik ise lojistiğin düşük maliyetli ve düşük riskli olmasıdır. Küresel
sistemde görev yapan “top manager”lar inanılmaz derecede benzer kavramlara inanmakta
ve birbirlerine benzemektedirler. Her
ne kadar, dil, kültür, gelenek gibi kavramlar gerilemekte olsalar da, yine de özellikle
dil ve kültür farklılıklarının tamamen (0)’ a indirgenmesi için bazı adımlar
atılması gerekmektedir. Mobilizasyonun istenen düzeye henüz ulaşamamış olmasının
ardındaki temel neden, insanların kolay kolay yerlerinden kıpırdamak istememesidir.
Ayrıca, otoriter yönetimlerin söz konusu olduğu bölgelerde sermaye girişlerine pek
sıcak bakılmamaktadır. Tabii, insan mobilizasyonu da istenilen noktada değildir.
Terörizm dolayısıyle uygulanan ülke giriş vizeleri burada bir engel olarak ortaya
çıkmaktadır. Küreselleşme
önündeki en önemli engel ise sosyal standartlar, yaşam standartları ve ekonomik
büyüme arasındaki ilişkidir. Hiçbir ülkede ekonomik büyüme, sosyal devlet ve
sosyal bütünleşme ilkelerinin üçü birden sağlanabilmiş değildir. Çünkü bu
ilkeler birbiri ile çelişmektedir. Sosyal Devlet ve Sosyal Bütünleşme ilkeleri
ekonomik büyümenin karşısındaki engelleri oluşturmaktadır. Örneğin Avrupa’da
Sosyal Devlet ve göreceli bir Sosyal Bütünleşme olmasına rağmen ekonomik büyüme
güme gitmiştir. Şimdi gerek A.B. ve gerekse Avrupa Para Birliği oluşumları ile
ekonomik büyümenin yeniden canlanması beklenmektedir. (Bu tespite göre, AB ve Para
Birliği hedeflerinin Avrupa’da var olan sosyal devlet ve sosyal bütünleşmeyi
gerilettiğini ve bu gerilemenin devam edeceğini öngörmek yanlış olmayacaktır)
Amerika’da da ekonomik büyüme sağlanmış ama bedel olarak Sosyal Devlet ve Sosyal
Bütünleşme ilkelerinden vazgeçilmiştir. Şimdi
biraz da EURO’dan sözedelim. Şu anda Avrupa’da işsiz insanlar olduğu gibi, iki
ayrı işde çalıştığı halde yoksul olan insanlar da vardır. Zaten tüm dünyada
yaşam standardizasyonunun sağlanması mümkün de değildir. Ama bu mevcut durum da tam
bir küreselleşmeye izin vermemektedir. A.B. içinde, para birliğine geçişten sonra
sosyal güvenlik ve verginin de standardize edilecek olması bugün hala
tartışılmaktadır. Euro geldiğinde, kurumlar vergisi birdenbire çok farklılaşacak
ve sosyal sistemler kesinlikle ve büyük bir değişime uğrayacaktır. Eğer kambiyo
sistemi entegre edilemezse milli egemenlik kavramlarından fedakarlık edilmesi gerekecek
ve bu da çok yerinde olacaktır. Böylece Parlamentolar “Hata yapma
özgürlükleri”ni kaybedeceklerdir. Avrupa’da ve özellikle Sanayileşmiş
ülkelerdeki sosyal devlet ve benzeri kavramlar, küreselleşmenin en ciddi tehditleridir.
Küreselleşme
neden zorunlu ? Söz gelimi, biz Mercedes olarak traktör ve kamyon gibi araçlar
üretiyoruz. Bu tip bir ürünü paketleyip dünyanın öbür ucuna kolayca
gönderemezsiniz. Elbette nerede satacaksanız orada üretim yapmak zorundasınız.
Türkiye’de de ciddi bir üretim yapısına sahibiz. Türkler için iyi birer ortak
olduklarını söyleyebilirim. Ülkeden beklediğimiz ise politik istikrardır, insan
haklarıdır. Ayrıca, A.B. herzaman , sürekli bir şekilde dış ihtilaflar yaşayan
ülkeleri dışlamıştır. Biz Türkiye’den bu soruna da çözüm bulmasını
bekliyoruz.(Kıbrıs ve Yunanıstan problemi) Ayrıca, kendi ülkemizin dışında
yatırımlar yapmamızı gerektiren sebeplerin başında uygun vergi ve çalışma
politikaları ile ucuz maliyet ilkelerini de saymam gerekir. Daha düşük vergi, daha
ucuz işgücü bulamayacaksam neden geleyim. Otomotiv
sektöründe, 1989 yılında yaklaşık 40 kadar rakip firma vardı. Bugün 18’e indik.
Markalar kalıyor, ancak sahipler azalıyor. Kısaca büyük bir savaş yaşanıyor. Soru
: Söylediğiniz savaş sadece
büyüklerin arasında yaşanıyorsa, küçük ve orta ölçekli işletmelere ne olacak,
yoksa onlar tamamen silinecekmi ?Tek hedefiniz kar mı? Cevap
: Bence rakip sayısının azalması,
tüketicilerin yüzünü güldürecek bir olgudur. Kuşkusuz tek hedefimiz kar değil,
hayatımız sürekli uzlaşma arayışları ile geçiyor. Mesela, çalışanlarımıza
2000 yılına kadar iş güvencesi verdik, tabii bu arada prodüktiviteyi de garanti
altına aldık. Soru(Göthe
Üniversitesi) : Acaba sizin dediğiniz
gibi sosyal bütünleşme mi küreselleşmenin önünde bir engel oluşturuyor, yoksa
küreselleşme mi sosyal bütünleşmeyi tehdit ediyor ? Cevap
: Evet kısmen katılıyorum. Ama
1970’li yılların başında solcular ve çevreciler bizi az gelişmiş ülkelere
yatırım yapmamakla suçluyorlardı ve biz bunu yaptık. Aynı kesim şimdi de sermaye
kaçışından ve işsizlikten şikayet ediyor. Hayat statik değildir ve sürekli yeni
gelişmelere gebedir. Soru : Küreselleşmeden, gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkeler daha çok yararlanıyor dediniz. Asya krizi bunun tam tersini göstermiyor mu ? Cevap: Benim
asıl söylemek istediğim, anti-demokratik, totaliter yönetimlerde sosyal devlet
yapısının olmaması dolayısıyle, bu sistemlerde ticaret yapanların daha şanslı
olduklarıdır. Biz, sosyal devlete sadık kalmak zorunda olduğumuz için kar
marjlarımız daralıyor.
|