mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu

GATS:  Su, ticareti yapılabilen değerli bir metadır.

Henry Heyneardhi  Jakarta Post-Endonezya  13 Kasım 2002

 

Dünya nüfusunun yalnızca %5’i suyu ulusötesi şirketlerden satın aldığı halde, şirketlerin su satışından elde ettiği yıllık gelirler daha şimdiden petrol gelirlerinin yarısına ulaşmış durumda. İşte bu muazzam karlılık potansiyeli ulusötesi şirketlerin suyu DTÖ-GATS anlaşması üzerinden ticarileştirme çabalarını meşrulaştırıyor. Fortune dergisinin Mayıs 2000 sayısında su endüstrisinin küresel trendi ile ilgili olarak şu tasvir yapılmıştı: “20. yüzyılda Petrol, devletler ve şirketler için ne ifade ettiyse, 21. yüzyılda da ulusların varlık düzeyini belirleyecek, değerli bir meta olan SU aynı değerde olacaktır.” Aynı tarihte uzmanların su endüstrisi için yaptıkları yıllık gelir tahminleri ise 400 milyar $ ile petrol gelirlerinin %40’ı ya da dünya ilaç sanayiinin üçte biri düzeyindeydi. Ancak, dikkat edilmesi gereken ve ayır edici özelliğe sahip olan en önemli husus, suyun satışından elde edilen bu devasa gelirin dünya nüfusunun yalnızca %5’inden sağlandığı gerçeği. 1998 yılında, bu kez Dünya Bankasınca hazırlanan bir raporda ise su piyasasının 800 milyar $’a yükselmesinin beklendiği açıklandı. Fakat DB, geçen yıl su piyasasının büyüme hedefini revize ettiklerini ve yeni tahminlerin 1 trilyon $’ı aştığını açıkladı. Fortune’un ilk 500 şirket listesinde yer alan dünyanın en büyük su şirketlerinden ilk dördü RWE, Vivendi, Suez-Lyonnaise ve Enron. Bunlardan Vivendi ile Suez-Lyonnaise ise piyasanın liderleri. Vivendi’nin dünyada toplam 110 milyon müşterisi bulunuyor ve şirketin bu müşterilerden yıllık bazda elde ettiği gelir 13 milyar Euro’nun üzerinde. Diğer dünya devi Suez-Lyonnaise ise yalnızca su ticaretinden yılda 10 milyar Euro’dan fazla kazanıyor. Dünyanın en büyük ulusötesi kimya şirketlerinin başında gelen Monsanto da su piyasası ile yakından ilgileniyor ve halen zaten yeterli suyu bulmakta sıkıntı çeken Hindistan ve Meksika’yı ilk başlangıç kaynakları olarak gözüne kestirmiş durumda. Her ne kadar bu şirketler dünya su piyasasında birbirleriyle kıyasıya bir rekabet içinde olsalar da, hepsinin ortak bir hedefi bulunuyor: Su’yun dünyada serbest olarak ticari bir meta gibi sirküle edilmesi için gerekli hukuki zemini hazırlamak. Bu şirketler, “Su’yu satışa çıkaralım ve piyasayı kendi işleyişine terk edelim” demekteler. İşte bu hedefin gerçekleşmesini sağlayacak yegane araç ta DTÖ içinde yeniden ele alınan GATS Anlaşması görüşmeleri. Bu anlamda, GATS içinde Su’yun da tıpkı eğitim, sağlık, enerji, bankacılık, ulaşım, turizm v.b. gibi bir meta kategorisine alınması hedefleniyor. GATS anlaşması, anlaşma kapsamındaki bütün alanlarda ayrımcılığı yasaklıyor ve bu yasaklama sırasında insan hakları, sosyal normlar ya da çevre standartları gibi toplumsal “mazeretler” bile geçerli kabul edilmiyor. Anlaşmanın yatay hükümlerinden birine göre, eğer ülkeniz herhangi bir ülkenin yatırımcısına faaliyet izni vermişse, tüm ülkelerin yatırımcılarını aynı haktan yararlandırmak zorundasınız. Bu hüküm, şu anda koruma altında olan kamusal hizmet alanları da dahil olmak üzere bütün hizmet sektörleri için geçerli. Su özelinde bakacak olursak, GATS’a göre bütün ülkeler pazarlarını su tacirlerine açmak zorunda olacaklar. Eğer su çıkarımı ve dağıtımı hala kamunun elindeyse, GATS’a göre bu hizmetin derhal özelleştirilmesi ve su hizmetlerinin özel şirketlere devredilmesi gerekecek. GATS savunucuları, suyun ticarileşmesinin zengin-yoksul ayırt etmeksizin herkesin işine yarayacağını savunmaktalar. Fakat sayıları giderek artan demokratik kitle örgütleri de yaklaşan tehlikenin tamamen farkındalar ve toplumları suyun geleceği ve genelde GATS hakkında uyarmak için yoğun bir çaba sarf ediyorlar. Su’yun ticarileşmesi yalnız sermayeye yeni kaynaklar aktarılması açısından değil aynı zamanda yaşamsal bir madde olan suyun kar amacı yüzünden bir tehdit haline gelmesi bakımından da son derece büyük bir sorun olarak ortada duruyor. Bir diğer mesele de yaşamsal değeri olan su’yun demokratik süreçleri yok sayarak, halkların olurunu almaksızın metalaştırılması. Bizler, DTÖ ve GATS gibi yapılarının kabul edilemez, anti demokratik olduklarını tekrarlarken, piyasa yanlıları DT֒de seçilmiş hükümetlerin görev yaptığını söylüyor. Oysa, örneğin GATS anlaşmasının dünyadaki en güçlü birkaç hükümet tarafından ve kapalı kapılar ardında görüşüldüğünü ve diğer pek çok hükümete de “ya bu anlaşmayı imzalarsın, ya da dünya ticaret sisteminden dışlanırsın” dendiğini artık bütün dünya biliyor.