Meksika 'nın en popüler gazetelerinden "El Nacional" 31 Aralık 1993 tarihli
sayısında manşetten şu haberi geçiyordu: "NAFTA (Kuzey Amerika Serbest Ticaret
Anlaşması) yarın yürürlüğü giriyor." Yılbaşı gecesinin ardından,
Meksika'nın yeni zenginleri, burjuvaları mutlu girmişlerdi yataklarına, yei yıl yeni
ufuklar vaadediyordu Meksika için. En azından Salinas hükümeti göyle söylüyordu.
Salinas'la birlikte, üç basamaklı rakamlarda seyreden enflasyon, resmi açıklamalara
göre yüzde 12-14'lere çekilmiş, Meksika dışarıda itibar kazanmaya başlamıştı.
Şimdi de NAFTA'lı günler geliyordu. Bu arada ülkede fakirlik oranı ikiye katlanmış,
gelir dağılımı iyice bozulmuştu. Ama bu kimin umurundaydı, hem bu yoksul insanlar
memleketin vitrininde yer almıyorlardı, birtakım uzak yörelerde, Chiapas
ormanlarının derinliklerinde yaşıyorlardı.
Ertesi gün, tüm Latin Amerika'nın eğlence
endüstrisini elinde tutan, Meksika'nın en nefret edilen kuruluşu TELEVISA'nın
(ülkenin en popüler futbol takımlarından Amerika bile, Televisa tarafından satın
alındıktan sonra önemli taraftar kaybına uğramıştı) meşhur haber spikeri, aynı
zamanda sahiplerinden ve yönetim kurulu üyesi Jacoba Zabludowski buruk bir ifadeyle
Chiapas'ın kasabalarında "bir takım densizlerin belediye binalarını işgal
ettiklerini duyuruyor ve ekliyordu, hükümet birlikleri duruma hakim, endişe edecek bir
şey yok." Biraz yılbaşı gecesi alınan alkolün tesiri, biraz da hükümetin
olayı geçiştirmek ister tavrının neticesi, ilk gün durumun ciddiyeti pek
kavranamamıştı.
Çok sonra, geçtiğimiz yılın Mayıs ayında, hükümet birliklerinin tesadüfen
Zapatista eğitim kamplarından birini keşfettiği, iki gün süreyle Zapatistalarla
çatıştıkları, sonra da çekip gittikleri Zapatista yetkilileri tarafından
açıklanacaktı. Aynı yetkililere göre, bu askeri değil tamamen politik bir karardı.
NAFTA görüşmeleri sürerken böyle "çatlak seslerle" Amerikalı'ları
tedirgin etmenin hiç gereği yoktu.
Ama 2 Ocak gününe gelindiğinde artık olay bütün çıplaklığıyla ortadaydı
geçiştirmenin olanağı yoktu. Ama bir dolu insan hayrete düşmüştü: nasıl olmuştu
da yerin dibinden bir anda mantar gibi kocaman, eğitimli teçhizatlı bir ordu
bitivermişti. Hem de tüm dünyada kapitalizmin zaferinin kutlandığı, sol adına ne
varsa reddedildiği bir dönemde Marksist bir söylemle ortaya çıkan bu hareket neyin
nesiydi?
Meksika'yı iyi tanıyanlar ise MEksika'nın başkentten pek farkedilmeyen bu çehresini
de iyi biliyorlardı. Meksika solunun saygın simalarından tanınmış yazar Carlos
Fuentes tam aksini söylüyor, "Nasıl olup da Chiapas halkının bugüne kadar
beklediğine, daha önce patlamadığına şaştığını" ifade ediyordu. Chiapas
yöresinde öteden beri hoşnutsuzluk, başkaldırı, protesto hep var olmuştu. Ejercito
Zapatista Liberation Nacional (Ulusal Zapatist Kurtuluş Ordusu) bazı ifadelere göre
1983-1984'lerden beri örgütlenmekteydi. Kimileri ise başlangıcı daha gerilere
götürüyor. Mesela olayların ilk günlerinde kırık bir ispanyolca ile televizyonda
konuşan bir Zapatista üyesi, huzurlu, sorunsuz bir olimpiyat uğruna 2 Ekim 1968 günü
Tlatelelco Meydanı'nda katledilen yüzlerce öğrenciye atıfla, "ta çocukların
öldürüldüğü günden beri örgütleniyoruz" diyecekti.
Aslında, Chiapas etnik ve kültürel olarak Guatemala'ya daha yakındı; tarihsel olarak
da Guatemala'nın bir parçasıydı. Nikaragua, Honduras, Guatemala, El salvador'un
yanısıra Chiapas'ı da elinde tutan Guatemala dükalığı 1820'lerde dağılırken,
Chiapas halkı bir referandum ile Meksika'ya dahil olmayı seçmişti. Yöre hep büyük
toprak sahiplerinin denetiminde kalmıştı. Ne 1800'lü yıllardaki Hidalgo, ardından
gelen Juarez devrimleri, ne 1900'lerin başlarındaki EZLN'ye adını veren Zapata'nın da
içinde yer aldığı devrimler zinciri, ne ülkeyi 65 senedir elinde tutan Partido
Revulucinario Institucional (Kurumsal Devrimci Parti) ne de bu partinin dünyaya
açılması için mücadele veren de La Madrid, Salinas gibi son dönem liderleri bu eski
yapıyı değiştirmek istemişlerdi. Bölgede altyapı olanakları, sağlık ve eğitim
hizmetleri son derece yetersizdi. Üstüne üstlük, bölgede yerli halk üzerinde büyük
bir asker ve polis baskısı vardı, Chiapas ve Oxaca eyaletlerinde insan hakları
ihlalleri çok önemli boyutlara ulaşmıştı. Salinas'ın Solidaridad (Dayanışma)
programının 1993 bütçesinin yüzde 8'i, ülke nüfusunun yüzde 4'ünü oluşturan
Chiapas eyaletine aktarılmıştı. Hükümet yetkililerine göre, "daha ne
istiyorlar"dı. Carlos Fuentes bu rakamları doğrlayacak ama, "sosyal ve
politik reformlar ekonomik yardım paketlerini takip etmeyince, Chiapas halkının yaşam
düzeyi pek değiştirilemedi" diyecekti. Chiapas'ta çalışan nüfusun %40'ı
asgari ücretin altında, %80'i asgari ücretin iki katının altında kazanıyordu. Okuma
yazma bilmeyenlerin oranı ülkede %12 iken, Chiapas'da bu rakam neredeyse üç katına
%30'lara ulaşıyordu. Oysa Chiapas doğal kaynakları en zengin eyaletlerden biriydi,
çok gür ormanları, petrolü ve büyük hidroelektrik potansiyeli vardı. Mesela
Meksika'nın tüm elektrik üretiminin %55'i Chiapas'ın akarsularından sağlanıyordu,
ama Chiapas halkının yalnızca yüzde 36,sının evinde elektrik mevcuttu.
İşte bu koşullar içindeki Chiapas sonunda patlamıştı. Devlet isyancıların
üzerine çok sert gidiyordu; televizyon ekranlarını, bombardımanlar, hava
hücumlarını, füzeler sarmıştı. Bölgeden doğrudan haberalanlar birtakım küçük
kasaba ve köylerin haritadan silindiğinden bahsediyorlardı. Ölü sayısı resmi
rakamların çok üzerindeydi. İşte bu noktada, Meksika halkı eşine ender rastlanan
bir bilinç ve özveriyle sokaklara dökülüyor, memleketin her köşesinde mitingler,
toplantılar, yürüyüşler birbirini izliyor, hükümetin kıyımı protesto ediliyor,
taraflar barışa ve diyaloğa çağrılıyordu. Aslında, başından beri Zapatista
hareketi, toplumun hemen tüm kesimlerinden sempati görmüştü, şimdi bu sempati
desteğe dönüşüyordu. Salinas hükümeti kötü sıkışmıştı.
Herşeyden önce, Ağustos ayında genel seçimler verdı. 1929 senesinden beri iktidarı
elinde tutan PRI (Partido Revolucionario Institucional) 1980'lerde büyük itibar kaybına
uğramış, hatta 1988'deki son seçimleri de tüm muhalefet partilerinin ortak adayı,
Meksika'nın 1930'lardaki meşhur sosyalist cumhurbaşkanı Lazaro Cardenas'a karşı
sandık başında kaybetmişti. Ama sandıkların ardında hep PRI'nin adamları vardı.
Ne yapılmış edilmiş, Cardenas'ın yüzde 49,26 oyuna karşı Salinas'ın oyların
yüzde 50,74'ünü topladığı resmen ilan edilmiş ve iktidar gene PRI'de kalmıştı.
(Ne garipti ki resmi rakamlara göre, Chiapas halkının yüzde 89,12'si oyunu Salinas'a
vermişti.) Salinas rejimi ile PRI toparlanmış, güçlenmişti; şimdi tekrar seçimleri
riske atmak istemiyordu. Üstelik savaşan bir ülke görüntüsü NAFTA'nın geleceğini
tehlikeye düşürecekti. Zapatistaların da ilk günlerde sanıldığından çok daha
güçlü oldukları anlaşılmıştı, herşey onlardan yana görünüyordu şimdi. 12
Ocak günü hükümet, çaresiz tek yanlı ateşkes ilan edecek ve Zapatistalar'ı resmen
görüşmelere çağıracaktı.
Ama bir sürü soru dökülecekti ortaya. Kim muhatap alınacaktı, görüşmelerde
taraflar kimler olacaktı. Zapatistalar yüzleri maskeli insanlardı, hükümet kimliği
bilinmeyen insanlarla görüşme masasına nasıl oturacaktı? Öncelikle, tarafların
üzerinde anlaşacakları bir arabulucuya ihtiyaç vardı. Arabulucunun saptanması zor
olmadı, Zapatistalar'ın önerdiği Piskopos Samuel Ruiz adı hükümet tarafından hemen
kabul gördü. Samuel Ruiz özgürlük teolojisinin Meksika'daki en şiddetli
savunucularındandı. Daha 1974'lerde "Birinci Chiapas Yerli Halkı Kongresi"ni
düzenlemiş, bin civarında farklı bölgenin yerli temsilcilerini Chiapas'a
toplamıştı. Yerli halk tapıyordu Samuel Ruiz'e. Ama Samuel Ruiz gerçek ününü,
birkaç yıl önce, kürtaja cevaz veren sözleriyle elde edecek, Papa'yı çok
kızdıracaktı. Papa John Paul II, Samuel Ruiz'e çok sert bir mesaj yollamıştı. Ama
Samuel Ruiz pek önemsememişti bu çıkışı. Onun arkasında yalnızca Chiapas'ın
değil, tüm Orta Amerika'nın fakir halkı vardı.
İşte tüm bu hengame gerçek bir halk kahramanı yaratacak, "Güneydoğu Meksika
Dağları Chiapas" gibi alay dolu bir adresten "Subcomandente" (İkinci
Kumandan) imzasıyla gazete ve dergilere bildiriler yollayan Marcos'un popülaritesi,
Samuel Ruiz'inkini çok gerilerde bırakacaktı. Subcomandente Marcos'un kim olduğu
bilinmiyordu, maskesinin ardından yüzünü gören olmamıştı. Marcos, yıllar evvel
ölen çok saygı duyduğu bir mücadele arkadaşının adıydı; esas adı değildi.
Aksanından Mexico City'den olduğu, Chiapas'lı olmadığı anlaşılıyordu. Bir
röportajda 1983 yılında, 11 arkadaşıyla birlikte bölgeye, yerli halkı
bilinçlendirmeye geldiğini, o günden bu yana Chiapas'ta yerli halk için mücadele
verdiğini söyleyecekti. Kalemi, çok ama çok küvvetliydi; ince bir mizahla sistemi
eleştiriyor, kimi zamansa duygulu, şiir dolu yazılar döşeniyordu. Bu yanıyla daha
çok geçmişin romantik devrimci tiplerini anımsatıyordu. İyi felsefe biliyordu, çok
okumuş çok tartışmış, çok düşünmüş olduğu her satırından anlaşılıyordu.
Yazıyor, yazdıkça yazıyordu. Bir yazısında "aceleyle yazıyorum, her satırım
sonuncusu olabilir" diyecekti. Çok yakışıklı olduğu da söyleniyordu.
Meksikalı kadınlar Marcos'a aşklarından sözeder, adına şiirler yazar olmuştu.
Marcos artık bir efsaneydi. vahşi kapitalizmin, yüksek teknolojinin, duyguyu geri plana
iten, maddeci yaşam tarzının içerisinde insanlar Marcos gibi imajlara susamışlardı.
Ama Marcos da karşısında mücadele verdiği kapitalizmin herşeyi metalaştıran
yapısından yakasını kurtaramayacak, bir anda ortalığı Marcos tişörtleri, Marcos
bebekleri hatta Marcos prezervatifleri saracaktı.
Bu arada hükümet kaybettiklerini toparlama telaşında 20 Ocak günü bir af ilan
edecek, ama Marcos'un büyük tepkisini çekecekti. "Ne için af dileyeceğiz? Ne
için bizi affedecekler?" diye çıkışacaktı Marcos. Hem "kimin kimi
affetmesi gerekiyordu" ve "kimin af ilan etmeye yetkisi vardı?"
Hükümet kanadındaki bir diğer gelişme ise barış görüşmelerine Cumhurbaşkanı
Salinas'ı temsilen Manuel Camacho Solis'in katılmasına karar verilmesiydi. Camacho
partisinin en güçlü isimlerinden birisiydi, PRI'nın Cumhurbaşkanlığı adaylığı
için adı çok geçmiş, ama sonunda Solinas Collosio'da karar kılınmıştı. PRI'nın
kendi içerisinde bile bir parti demokrasisinden bahsedilemezdi. Örneğin
Cumhurbaşkanlığı için bir çeşit "el verme" sistemi vardır. Her
cumhurbaşkanı takiben dönemin adayını belirler, bu aday da, PRI her zaman şu ya da
bu şekilde kazandığı için, sonunda cumhurbaşkanı olur ve aynı gelenek sürer
giderdi. Ama parti içerisinde Collosio'nun adaylığına bir muhalefet olduğu,
Camacho'nun da Salinas'a kırgın olduğu basına sızan haberler arasındaydı.
İşte bu koşullar içerisinde arabulucu Samuel Ruiz, Cumhurbaşkanının temsilcisi
Manuel Camacho Solis ve Marcos'un liderliğinde bir grup EZLN üyesinin katılmasıyla
büyük bir heyecan ve gerilim içinde San Cristobal de las Casas kasabasının
katedralinde barış görüşmeleri başlayacaktı. Katedral Samuel Ruiz'in görev
yeriydi, yani Samuel Ruiz görüşmelerin ev sahipliğini üstlenmişti. EZLN'nin
sözcüsü Marcos'un yumuşak bir ses tonuyla yaptığı duygusal konuşmalar namını
daha bir yürütecekti. EZLN'nin istekler paketi "on nokta" adını verdikleri
bir çerçevede toplanıyor, herşeyden önce Salinas hükümetinin istifasını ve
seçimlere parti üyesi olmayan bir "aydınlar" meclisinin saptayacağı bir
hükümetle gidilmesini talep ediyorlardı. Bunun yanısıra, seçim yasası
değiştirilmeli, iş, eğitim, sağlık, mesken ve beslenme olanakları sağlanmalı,
demokratik ve sosyal reformlar ivedilikle gerçekleştirilmeliydi. Ama Marcos'a göre
bunların hepsinden önemli olanı "yerli halkların yaşadığı bölgelere idari ve
politik özerkliğin verilmesi" idi. İlk tur görüşmeler on gün sürmüş ve
beklenenden daha olumlu geçmişti. Hükümetin temsilcisi Camacho Solis, Zapatistaların
neredeyse tüm isteklerini olumlu bulmuştu. Ama tarafların yasal yetkileri yoktu.
Camacho Solis'in hükümete, Marcos'un ise temsil ettiği yerli halklara danışması
gerekiyordu. Görüşmelere, bilinmeyen bir tarihe kadar ara veirlecekti.
Ama problem Chiapas'la sınırlı değildi. Meksika'nın birçok yöresinde benzer
sorunlar, Chiapas'taki kadar yoğun olmasa da, yaşanıyordu. Marcos'un görüşmeler
sırasında dediği gibi "esas sorun bu görüşme masasının çok ötesinde"
idi. Yazar Carlos Fuentes de bu görüşü destekliyor ve "Chiapas'da demokrasi
gerçekleşmeden Meksika'da, Meksika'da demokrasi olmadan Chiapas'da demokrasi olmaz"
diyordu. Ülkenin diğer yörelerindeki etnik gruplar da Salinas'a "Meksika'da
Chiapas'dan başka yerliler var, unutma" mesajları yolluyor, kuzey eyaletleri
büyük gösterilere sahne oluyor, diğer yerli grupları bir taraftan protesto
gösterileri düzenliyordu. Guerrero eyaletinden "500 Yıllık Yerli Direnişi
Konseyi"nin binlerce üyesi başkente yürüyor, Salinas'la görüşme talebiyle
şehir meydanını işgal ediyordu.
Meksika çok hareketli günler yaşamaktaydı, ama gelecek parlak görünüyordu. Yerli
halk 500 yıldır hiç böylesine ilgiye mazhar olmamış, böyle kozlar ele
geçirememişti. İşin tuhafı, Zapatistalar'ın ya da yerli halkın talepleri,
ABD'ninkilerle bazı noktalarda çakışıyordu; demokrasi ve insan hakları yolunda
önemli adımlar atılması bekleniyordu. Bu arada, önceden hiç hesapta olmayan bir
nokta gündeme gelecek, barış görüşmeleri sırasında büyük prestij kazanan
hükümet temsilcisi Manuel Camacho Solis'in cumhurbaşkanlığı adaylığı sözkonusu
olacaktı. Kamuoyu yoklamaları, bağımsız aday olması halinde Camacho'nun yüzde 80
gibi bir çoğunlukla seçileceğini gösteriyordu. Partido Autentico Revolucionario de
Mexco (Gerçek Meksika Devrimi Partisi) adayının Camacho lehine çekileceği
dedikoduları etrafı sarmıştı. Camacho dason tahlilde düzenin adamıydı ama, PRI
hegemonyasının bir şekilde devrilmesi, Meksika'da demokrasinin bir başka zaferi
sayılacaktı.
Yani belki de bir taşla iki kuş vurulmuş olacaktı. Orta Amerika'nın yıllarca
sürüp, bir iki istisna dışında hüsranla sonlanan, kan, gözyaşı ve çile dolu
mücadelesi birkaç günde kazanılmış bir zafere benziyor şimdilik, gerçeği ise
zaman gösterecek.
|