mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu


Chiapas Ormanlarından Yükselen İsyan

Bülent Kozanoğlu, Meksika
EXPRESS dergisinin 27 Mart-2 Nisan 1994 tarihli
9. sayısında yayınlanmıştır


Meksika 'nın en popüler gazetelerinden "El Nacional" 31 Aralık 1993 tarihli sayısında manşetten şu haberi geçiyordu: "NAFTA (Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması) yarın yürürlüğü giriyor." Yılbaşı gecesinin ardından, Meksika'nın yeni zenginleri, burjuvaları mutlu girmişlerdi yataklarına, yei yıl yeni ufuklar vaadediyordu Meksika için. En azından Salinas hükümeti göyle söylüyordu. Salinas'la birlikte, üç basamaklı rakamlarda seyreden enflasyon, resmi açıklamalara göre yüzde 12-14'lere çekilmiş, Meksika dışarıda itibar kazanmaya başlamıştı. Şimdi de NAFTA'lı günler geliyordu. Bu arada ülkede fakirlik oranı ikiye katlanmış, gelir dağılımı iyice bozulmuştu. Ama bu kimin umurundaydı, hem bu yoksul insanlar memleketin vitrininde yer almıyorlardı, birtakım uzak yörelerde, Chiapas ormanlarının derinliklerinde yaşıyorlardı.
fh-32s.jpg (21204 bytes)

Ertesi gün, tüm Latin Amerika'nın eğlence endüstrisini elinde tutan, Meksika'nın en nefret edilen kuruluşu TELEVISA'nın (ülkenin en popüler futbol takımlarından Amerika bile, Televisa tarafından satın alındıktan sonra önemli taraftar kaybına uğramıştı) meşhur haber spikeri, aynı zamanda sahiplerinden ve yönetim kurulu üyesi Jacoba Zabludowski buruk bir ifadeyle Chiapas'ın kasabalarında "bir takım densizlerin belediye binalarını işgal ettiklerini duyuruyor ve ekliyordu, hükümet birlikleri duruma hakim, endişe edecek bir şey yok." Biraz yılbaşı gecesi alınan alkolün tesiri, biraz da hükümetin olayı geçiştirmek ister tavrının neticesi, ilk gün durumun ciddiyeti pek kavranamamıştı.
Çok sonra, geçtiğimiz yılın Mayıs ayında, hükümet birliklerinin tesadüfen Zapatista eğitim kamplarından birini keşfettiği, iki gün süreyle Zapatistalarla çatıştıkları, sonra da çekip gittikleri Zapatista yetkilileri tarafından açıklanacaktı. Aynı yetkililere göre, bu askeri değil tamamen politik bir karardı. NAFTA görüşmeleri sürerken böyle "çatlak seslerle" Amerikalı'ları tedirgin etmenin hiç gereği yoktu.
Ama 2 Ocak gününe gelindiğinde artık olay bütün çıplaklığıyla ortadaydı geçiştirmenin olanağı yoktu. Ama bir dolu insan hayrete düşmüştü: nasıl olmuştu da yerin dibinden bir anda mantar gibi kocaman, eğitimli teçhizatlı bir ordu bitivermişti. Hem de tüm dünyada kapitalizmin zaferinin kutlandığı, sol adına ne varsa reddedildiği bir dönemde Marksist bir söylemle ortaya çıkan bu hareket neyin nesiydi?
Meksika'yı iyi tanıyanlar ise MEksika'nın başkentten pek farkedilmeyen bu çehresini de iyi biliyorlardı. Meksika solunun saygın simalarından tanınmış yazar Carlos Fuentes tam aksini söylüyor, "Nasıl olup da Chiapas halkının bugüne kadar beklediğine, daha önce patlamadığına şaştığını" ifade ediyordu. Chiapas yöresinde öteden beri hoşnutsuzluk, başkaldırı, protesto hep var olmuştu. Ejercito Zapatista Liberation Nacional (Ulusal Zapatist Kurtuluş Ordusu) bazı ifadelere göre 1983-1984'lerden beri örgütlenmekteydi. Kimileri ise başlangıcı daha gerilere götürüyor. Mesela olayların ilk günlerinde kırık bir ispanyolca ile televizyonda konuşan bir Zapatista üyesi, huzurlu, sorunsuz bir olimpiyat uğruna 2 Ekim 1968 günü Tlatelelco Meydanı'nda katledilen yüzlerce öğrenciye atıfla, "ta çocukların öldürüldüğü günden beri örgütleniyoruz" diyecekti.
Aslında, Chiapas etnik ve kültürel olarak Guatemala'ya daha yakındı; tarihsel olarak da Guatemala'nın bir parçasıydı. Nikaragua, Honduras, Guatemala, El salvador'un yanısıra Chiapas'ı da elinde tutan Guatemala dükalığı 1820'lerde dağılırken, Chiapas halkı bir referandum ile Meksika'ya dahil olmayı seçmişti. Yöre hep büyük toprak sahiplerinin denetiminde kalmıştı. Ne 1800'lü yıllardaki Hidalgo, ardından gelen Juarez devrimleri, ne 1900'lerin başlarındaki EZLN'ye adını veren Zapata'nın da içinde yer aldığı devrimler zinciri, ne ülkeyi 65 senedir elinde tutan Partido Revulucinario Institucional (Kurumsal Devrimci Parti) ne de bu partinin dünyaya açılması için mücadele veren de La Madrid, Salinas gibi son dönem liderleri bu eski yapıyı değiştirmek istemişlerdi. Bölgede altyapı olanakları, sağlık ve eğitim hizmetleri son derece yetersizdi. Üstüne üstlük, bölgede yerli halk üzerinde büyük bir asker ve polis baskısı vardı, Chiapas ve Oxaca eyaletlerinde insan hakları ihlalleri çok önemli boyutlara ulaşmıştı. Salinas'ın Solidaridad (Dayanışma) programının 1993 bütçesinin yüzde 8'i, ülke nüfusunun yüzde 4'ünü oluşturan Chiapas eyaletine aktarılmıştı. Hükümet yetkililerine göre, "daha ne istiyorlar"dı. Carlos Fuentes bu rakamları doğrlayacak ama, "sosyal ve politik reformlar ekonomik yardım paketlerini takip etmeyince, Chiapas halkının yaşam düzeyi pek değiştirilemedi" diyecekti. Chiapas'ta çalışan nüfusun %40'ı asgari ücretin altında, %80'i asgari ücretin iki katının altında kazanıyordu. Okuma yazma bilmeyenlerin oranı ülkede %12 iken, Chiapas'da bu rakam neredeyse üç katına %30'lara ulaşıyordu. Oysa Chiapas doğal kaynakları en zengin eyaletlerden biriydi, çok gür ormanları, petrolü ve büyük hidroelektrik potansiyeli vardı. Mesela Meksika'nın tüm elektrik üretiminin %55'i Chiapas'ın akarsularından sağlanıyordu, ama Chiapas halkının yalnızca yüzde 36,sının evinde elektrik mevcuttu.
İşte bu koşullar içindeki Chiapas sonunda patlamıştı. Devlet isyancıların üzerine çok sert gidiyordu; televizyon ekranlarını, bombardımanlar, hava hücumlarını, füzeler sarmıştı. Bölgeden doğrudan haberalanlar birtakım küçük kasaba ve köylerin haritadan silindiğinden bahsediyorlardı. Ölü sayısı resmi rakamların çok üzerindeydi. İşte bu noktada, Meksika halkı eşine ender rastlanan bir bilinç ve özveriyle sokaklara dökülüyor, memleketin her köşesinde mitingler, toplantılar, yürüyüşler birbirini izliyor, hükümetin kıyımı protesto ediliyor, taraflar barışa ve diyaloğa çağrılıyordu. Aslında, başından beri Zapatista hareketi, toplumun hemen tüm kesimlerinden sempati görmüştü, şimdi bu sempati desteğe dönüşüyordu. Salinas hükümeti kötü sıkışmıştı.
Herşeyden önce, Ağustos ayında genel seçimler verdı. 1929 senesinden beri iktidarı elinde tutan PRI (Partido Revolucionario Institucional) 1980'lerde büyük itibar kaybına uğramış, hatta 1988'deki son seçimleri de tüm muhalefet partilerinin ortak adayı, Meksika'nın 1930'lardaki meşhur sosyalist cumhurbaşkanı Lazaro Cardenas'a karşı sandık başında kaybetmişti. Ama sandıkların ardında hep PRI'nin adamları vardı. Ne yapılmış edilmiş, Cardenas'ın yüzde 49,26 oyuna karşı Salinas'ın oyların yüzde 50,74'ünü topladığı resmen ilan edilmiş ve iktidar gene PRI'de kalmıştı. (Ne garipti ki resmi rakamlara göre, Chiapas halkının yüzde 89,12'si oyunu Salinas'a vermişti.) Salinas rejimi ile PRI toparlanmış, güçlenmişti; şimdi tekrar seçimleri riske atmak istemiyordu. Üstelik savaşan bir ülke görüntüsü NAFTA'nın geleceğini tehlikeye düşürecekti. Zapatistaların da ilk günlerde sanıldığından çok daha güçlü oldukları anlaşılmıştı, herşey onlardan yana görünüyordu şimdi. 12 Ocak günü hükümet, çaresiz tek yanlı ateşkes ilan edecek ve Zapatistalar'ı resmen görüşmelere çağıracaktı.
Ama bir sürü soru dökülecekti ortaya. Kim muhatap alınacaktı, görüşmelerde taraflar kimler olacaktı. Zapatistalar yüzleri maskeli insanlardı, hükümet kimliği bilinmeyen insanlarla görüşme masasına nasıl oturacaktı? Öncelikle, tarafların üzerinde anlaşacakları bir arabulucuya ihtiyaç vardı. Arabulucunun saptanması zor olmadı, Zapatistalar'ın önerdiği Piskopos Samuel Ruiz adı hükümet tarafından hemen kabul gördü. Samuel Ruiz özgürlük teolojisinin Meksika'daki en şiddetli savunucularındandı. Daha 1974'lerde "Birinci Chiapas Yerli Halkı Kongresi"ni düzenlemiş, bin civarında farklı bölgenin yerli temsilcilerini Chiapas'a toplamıştı. Yerli halk tapıyordu Samuel Ruiz'e. Ama Samuel Ruiz gerçek ününü, birkaç yıl önce, kürtaja cevaz veren sözleriyle elde edecek, Papa'yı çok kızdıracaktı. Papa John Paul II, Samuel Ruiz'e çok sert bir mesaj yollamıştı. Ama Samuel Ruiz pek önemsememişti bu çıkışı. Onun arkasında yalnızca Chiapas'ın değil, tüm Orta Amerika'nın fakir halkı vardı.
İşte tüm bu hengame gerçek bir halk kahramanı yaratacak, "Güneydoğu Meksika Dağları Chiapas" gibi alay dolu bir adresten "Subcomandente" (İkinci Kumandan) imzasıyla gazete ve dergilere bildiriler yollayan Marcos'un popülaritesi, Samuel Ruiz'inkini çok gerilerde bırakacaktı. Subcomandente Marcos'un kim olduğu bilinmiyordu, maskesinin ardından yüzünü gören olmamıştı. Marcos, yıllar evvel ölen çok saygı duyduğu bir mücadele arkadaşının adıydı; esas adı değildi. Aksanından Mexico City'den olduğu, Chiapas'lı olmadığı anlaşılıyordu. Bir röportajda 1983 yılında, 11 arkadaşıyla birlikte bölgeye, yerli halkı bilinçlendirmeye geldiğini, o günden bu yana Chiapas'ta yerli halk için mücadele verdiğini söyleyecekti. Kalemi, çok ama çok küvvetliydi; ince bir mizahla sistemi eleştiriyor, kimi zamansa duygulu, şiir dolu yazılar döşeniyordu. Bu yanıyla daha çok geçmişin romantik devrimci tiplerini anımsatıyordu. İyi felsefe biliyordu, çok okumuş çok tartışmış, çok düşünmüş olduğu her satırından anlaşılıyordu. Yazıyor, yazdıkça yazıyordu. Bir yazısında "aceleyle yazıyorum, her satırım sonuncusu olabilir" diyecekti. Çok yakışıklı olduğu da söyleniyordu. Meksikalı kadınlar Marcos'a aşklarından sözeder, adına şiirler yazar olmuştu. Marcos artık bir efsaneydi. vahşi kapitalizmin, yüksek teknolojinin, duyguyu geri plana iten, maddeci yaşam tarzının içerisinde insanlar Marcos gibi imajlara susamışlardı. Ama Marcos da karşısında mücadele verdiği kapitalizmin herşeyi metalaştıran yapısından yakasını kurtaramayacak, bir anda ortalığı Marcos tişörtleri, Marcos bebekleri hatta Marcos prezervatifleri saracaktı.
Bu arada hükümet kaybettiklerini toparlama telaşında 20 Ocak günü bir af ilan edecek, ama Marcos'un büyük tepkisini çekecekti. "Ne için af dileyeceğiz? Ne için bizi affedecekler?" diye çıkışacaktı Marcos. Hem "kimin kimi affetmesi gerekiyordu" ve "kimin af ilan etmeye yetkisi vardı?"
Hükümet kanadındaki bir diğer gelişme ise barış görüşmelerine Cumhurbaşkanı Salinas'ı temsilen Manuel Camacho Solis'in katılmasına karar verilmesiydi. Camacho partisinin en güçlü isimlerinden birisiydi, PRI'nın Cumhurbaşkanlığı adaylığı için adı çok geçmiş, ama sonunda Solinas Collosio'da karar kılınmıştı. PRI'nın kendi içerisinde bile bir parti demokrasisinden bahsedilemezdi. Örneğin Cumhurbaşkanlığı için bir çeşit "el verme" sistemi vardır. Her cumhurbaşkanı takiben dönemin adayını belirler, bu aday da, PRI her zaman şu ya da bu şekilde kazandığı için, sonunda cumhurbaşkanı olur ve aynı gelenek sürer giderdi. Ama parti içerisinde Collosio'nun adaylığına bir muhalefet olduğu, Camacho'nun da Salinas'a kırgın olduğu basına sızan haberler arasındaydı.
İşte bu koşullar içerisinde arabulucu Samuel Ruiz, Cumhurbaşkanının temsilcisi Manuel Camacho Solis ve Marcos'un liderliğinde bir grup EZLN üyesinin katılmasıyla büyük bir heyecan ve gerilim içinde San Cristobal de las Casas kasabasının katedralinde barış görüşmeleri başlayacaktı. Katedral Samuel Ruiz'in görev yeriydi, yani Samuel Ruiz görüşmelerin ev sahipliğini üstlenmişti. EZLN'nin sözcüsü Marcos'un yumuşak bir ses tonuyla yaptığı duygusal konuşmalar namını daha bir yürütecekti. EZLN'nin istekler paketi "on nokta" adını verdikleri bir çerçevede toplanıyor, herşeyden önce Salinas hükümetinin istifasını ve seçimlere parti üyesi olmayan bir "aydınlar" meclisinin saptayacağı bir hükümetle gidilmesini talep ediyorlardı. Bunun yanısıra, seçim yasası değiştirilmeli, iş, eğitim, sağlık, mesken ve beslenme olanakları sağlanmalı, demokratik ve sosyal reformlar ivedilikle gerçekleştirilmeliydi. Ama Marcos'a göre bunların hepsinden önemli olanı "yerli halkların yaşadığı bölgelere idari ve politik özerkliğin verilmesi" idi. İlk tur görüşmeler on gün sürmüş ve beklenenden daha olumlu geçmişti. Hükümetin temsilcisi Camacho Solis, Zapatistaların neredeyse tüm isteklerini olumlu bulmuştu. Ama tarafların yasal yetkileri yoktu. Camacho Solis'in hükümete, Marcos'un ise temsil ettiği yerli halklara danışması gerekiyordu. Görüşmelere, bilinmeyen bir tarihe kadar ara veirlecekti.
Ama problem Chiapas'la sınırlı değildi. Meksika'nın birçok yöresinde benzer sorunlar, Chiapas'taki kadar yoğun olmasa da, yaşanıyordu. Marcos'un görüşmeler sırasında dediği gibi "esas sorun bu görüşme masasının çok ötesinde" idi. Yazar Carlos Fuentes de bu görüşü destekliyor ve "Chiapas'da demokrasi gerçekleşmeden Meksika'da, Meksika'da demokrasi olmadan Chiapas'da demokrasi olmaz" diyordu. Ülkenin diğer yörelerindeki etnik gruplar da Salinas'a "Meksika'da Chiapas'dan başka yerliler var, unutma" mesajları yolluyor, kuzey eyaletleri büyük gösterilere sahne oluyor, diğer yerli grupları bir taraftan protesto gösterileri düzenliyordu. Guerrero eyaletinden "500 Yıllık Yerli Direnişi Konseyi"nin binlerce üyesi başkente yürüyor, Salinas'la görüşme talebiyle şehir meydanını işgal ediyordu.
Meksika çok hareketli günler yaşamaktaydı, ama gelecek parlak görünüyordu. Yerli halk 500 yıldır hiç böylesine ilgiye mazhar olmamış, böyle kozlar ele geçirememişti. İşin tuhafı, Zapatistalar'ın ya da yerli halkın talepleri, ABD'ninkilerle bazı noktalarda çakışıyordu; demokrasi ve insan hakları yolunda önemli adımlar atılması bekleniyordu. Bu arada, önceden hiç hesapta olmayan bir nokta gündeme gelecek, barış görüşmeleri sırasında büyük prestij kazanan hükümet temsilcisi Manuel Camacho Solis'in cumhurbaşkanlığı adaylığı sözkonusu olacaktı. Kamuoyu yoklamaları, bağımsız aday olması halinde Camacho'nun yüzde 80 gibi bir çoğunlukla seçileceğini gösteriyordu. Partido Autentico Revolucionario de Mexco (Gerçek Meksika Devrimi Partisi) adayının Camacho lehine çekileceği dedikoduları etrafı sarmıştı. Camacho dason tahlilde düzenin adamıydı ama, PRI hegemonyasının bir şekilde devrilmesi, Meksika'da demokrasinin bir başka zaferi sayılacaktı.
Yani belki de bir taşla iki kuş vurulmuş olacaktı. Orta Amerika'nın yıllarca sürüp, bir iki istisna dışında hüsranla sonlanan, kan, gözyaşı ve çile dolu mücadelesi birkaç günde kazanılmış bir zafere benziyor şimdilik, gerçeği ise zaman gösterecek.


[sayfanın başına dön]   [chiapas] [dağarcık]