mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu

Birleşik Metal-İş Genel Kurulu

Y.Doç.Dr.Özgür Müftüoğlu - Evrensel Gazetesi - 2 Ocak 2004

 

İnsanlığın çok büyük bölümü, kapitalist sistemin egemen olduğu diğer yıllar gibi, 2003 yılını  acı ve sefalet içerisinde geçirdi. Ayrıca 2003 yılında, önümüzdeki onlarca yıl sürecek olan acılar için de yeni tohumlar atıldı. Irak’ın işgali, Filistin’de, Afganistan’da sürmekte olan vahşet bunların dünya genelindeki en açık örnekleri.

 

Türkiye’de de 2003, emeğin sömürüsünü en üst düzeye çıkartacak ve bu sömürünün sürekliliğini sağlayacak birçok uygulamanın yasal olarak yaşama geçirildiği bir yıl oldu. Türkiye emekçilerinin kazanılmış haklarını, 1980 darbesinden bu yana bu denli geri götüren bir başka yıl daha olmamıştı.

 

Emekçilerin, kendilerini daha fazla sömüren, daha fazla yoksulluğa, açlığa iten uygulamalara karşı koyamamalarının, en önemli nedenlerinden bir tanesi elbette ki artık olağanlaşmış olan “baskı”lardır. Ancak, bu durumun ortaya çıkmasında ki diğer önemli bir etken ise emekçilerin kendi içerisindeki dağınıklık ve emekçi örgütleri olan sendikaların izledikleri hatalı tutumdur.

 

Sendikalardan kaynaklanan hataların başında, sınıf perspektifinden uzaklaşmaları ve mücadeleci sendika anlayışını terk etmeleri gelmektedir. Özellikle, yeni liberal politikaların dayatılmaya başlandığı 1980’li yıllarla birlikte sendikalar, sermayenin “aynı gemideyiz” masalını kabullenmiş ve uzlaşmacı bir anlayışı benimsemişlerdir.

 

Sadece Türkiye’de değil, dünyanın bir çok ülkesinde de sendikalar ve uluslararası üst örgütler, yeni liberal uygulamalara karşı “uzlaşmacı” bir tavır benimsemişlerdir. Bu “uzlaşmacı” tavır sayesindedir ki, yeni liberal politikalar ciddi bir direnişle karşılaşmadan yaşama geçirilebilmiştir. Ve böylece, bir taraftan sosyal devlet anlayışı ortadan kalkmış, diğer taraftan ise, üretim sistemleri, emeğin daha fazla sömürülmesine ve kendi içinde tabakalaşmasına neden olacak biçimde yeniden düzenlenmiştir. Bunun sonu olarak da, emekçilerin bir arada örgütlenmeleri ve etkin biçimde mücadele edebilmelerinin koşulları zayıflamıştır. Bu yapı sendikaları da küçültmüş ve kapitalist sistemin içinde işlevsiz kurumlar haline getirmiştir.

 

Sendikaların altını oyan ve varlık koşullarını ortadan kaldıran bu gelişmelere karşın, sendikacılıktan kişisel rant elde etmeye alıştırılmış bir avuç sendika bürokratı, bu yapıyı sürdürmek için ellerinden geleni yapmaya devam etmektedir. Türk-İş ve Hak-İş genel kurulları, bu yapıyı en açık biçimde ortaya koyan örneklerdir.

 

Tüm bu karamsar tablo karşısında, 2003’ün son günlerinde Türkiye işçi sınıfı hareketi için “umut” olabilecek bir gelişme olmuştur. DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş Sendikası’nın Genel Kurulunda, uzun yıllardır karşılaşmadığımız bir biçimde, sınıf sendikacılığı, mücadeleci sendikal anlayış talepleri dile getirilmiştir. Bu talepler, genel kurul sonuçlarına da yansımış ve delegeler, 1980 öncesinin Maden-İş Sendikasının geleneğine yakışır biçimde, “sınıf sendikacılığı”, “kitle sendikacılığı” ve “mücadeleci sendikacılığı” öne çıkartan kadroyu yönetime getirmiştir.

 

Birleşik Metal-İş’te ortaya çıkan bu sonuç, Türkiye emekçilerinin üzerlerindeki “ölü toprağı”nı atmaya başladıklarını göstermesi bakımından son derece “umut” vericidir. Önümüzdeki günlerde gerçekleştirilecek olan Genel-İş ve DİSK Genel Kurullarından çıkacak sonuçlarla da bu umudun yeşertilmesi gerekir.

 

2004 yılının tüm okurlara mutluluk, dünyaya barış ve emekçilere özgürlük getirmesini dilerim...