mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu



Yeni Bir Bin Yıla Doğru...
Sivil Havacılıkta Yeniden Yapılanma ve Sendikamızın Politikaları

Hava İş Raporu

Ülkemizde sivil havacılığın yeniden yapılanmasına yönelik politikaların nasıl bir gelişme izleyeceği geçen yıl Haziran ayı içinde yapılan 9.Ulaştırma Şurası ve bunun ardından gündeme alınan 1.Yüksek Havacılık Şurası toplantısında açıkça ortaya çıkmıştır.

Ayrıca mevcut Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünün yeniden teşkilatlanmasına yönelik gerekçeli Yeni kanun Tasarısı hazırlanmış ve süreç devam etmektedir. Yine Bakanlar Kurulu 11.08.1997 tarihinde aldığı kararla Türkiye'nin Havacılık Otoriteleri Birliğine (JAA) üye olmasına ilişkin "Ortak Havacılık Kurallarının Geliştirilmesi, Kabulü ve Uygulanması Konusunda Anlaşmanın Onaylanmasını kabul etti.

Bu arada toplanan 1.Yüksek Havacılık şurasının sonuç bildirgesinde sivil havacılığımızın yeniden yapılanması ile ilgili bir dizi karar alındı.

Diğer yandan Onaylanan JAA anlaşmasının gereklerinin yerine getirilmesi anlamındaki toplu bir yeni kurallar dizisi olan Jar'ların her ülke için nasıl uygulanacağı tartışılmaya başlanmış bu konuda JAA, ECAC ve Avrupa Parlamentosu çerçevesinde tartışmalar sürmektedir.

Bu çalışmalar uçuş eğitimi ile ilgili, teknik eğitimle ilgili yeni düzen ve standartlar getirmekte Pilot, Kabin memuru , FEO, Load Master, Dispeçher ve Bakım Teknisyenlerinin sertifikalarının ulusal sivil havacılık otoriteleri yerine JAA tarafından verilmesi, kontrolü ve uygulanmasını yakın gelecekte mümkün kılacak yeni bir uluslar arası sivil havacılık otoritesi yeniden yapılanmasını hedeflemektedir.

Bütün bu gelişmeler elbette ki Sivil havacılıkta 1990 krizinden sonra Uluslararası büyük havayolu tekellerinin oluşturduğu liberizasyon politikaları, Ulusal Havayollarının tasfiyesi, Denetimlerin kaldırılması, istihdamda esneklik ve toplu iş sözleşmelerinin etkisinin azaltılması için sendikasızlaştırmaların hızlanmasına denk düşen bir süreçle çakışmıştır. Bu gelişmeler tesadüfi değil birbirini tamamlayan tek bir politikanın iki bileşenidir.

1980 yıllarla başlayan bu emek karşıtı dalga sivil havacılık sektöründe geçen yıllar içinde uçuş güvenliğini hiçe sayan uygulamalara, kalitesiz hizmet , istikrarsız bilet fiyatları olarak yolculara ve işten çıkarmalar çalışma koşularının kötüleşmesi ,düşürülen reel ücretler olarak sivil havacılık çalışanlarına yansıdı.

Gözlenen diğer bir önemli gelişme ise bu acımasız rekabet koşullarında büyük Havayollarının dayattığı koşulların belirleyici olduğu ALLİANCE (Havayolu İttifaklarının) hızla oluşmaya başlamasıydı. Böylelikle dünya pazarı 4-5 büyük havayolu tekeli arasında yeniden paylaşılmaya başlandı. Bu gelişmelerle küçük veya orta ölçekli ulusal havayollarının taşeron şirketler durumuna düşürülmesi hedeflendi. Büyük rezervasyon sistemleri oluşturularak bu tekellerin denetimine alındı, böylelikle Pazar tamamen kontrol edilmeye başlandı.

İşte ülkemizde ki yeni gelişmeleri de bu yönde irdelemekte yarar vardır. SHGM yeni yasa tasarısı incelendiğinde görülecektir ve yapılan şuraların biçimleri de bunun teyit etmektedir ki bu gelişmeler ülkemiz sivil havacılığın önemli sosyal tarafını ifade eden sendikamızı bu gelişmelerin tartışıldığı platformların dışında tutmaya özen gösterildiğini açıkça ortaya koymaktadır.

Yeni teşkilat yasasında incelendiğinde açıkça görülmektedir ki özerklik adı altında özel sektör işverenleri bile en yetkili sivil havacılık otoritesi olarak öngörülen Sivil Havacılık Yüksek Kurulu oluşumunda yer almasına rağmen çalışanları temsil eden kurumlar dışlanmaktadır. Bu temel mantık yukarıda bahsettiğimiz sivil havacılıktaki uluslararası gelişmelerle örtüştüğünü göstermektedir. Yani baş belası sendikalardan ve toplu sözleşmelerden kurtulmak.

Ülkemizde sivil havacılığında iki yönlü bir kriz yaşanmaktadır. Bu krizin bir yönü halen altyapısız teknik donanımsız yeterli eğitimli personeli olmayan bir sivil havacılık otoritesi ile işlerin yürütülmeye çalışılmasıdır. Yetkisi sorumluluğu ve uygulamaları tanımlanmamış bir otoriteden otorite olarak bahsetmek mümkün değildir. Ülkemiz sivil havacılığı bir bütün olarak değerlendirilmeden bir konuda Ulaştırma Bakanlığı, bir konuda DHMİ bir konuda SHGM karmaşa içinde sivil havacılığımızı yönlendirmeye çalışmaktadır. Yine geçtiğimiz yıllarda FAA'nın (Amerikan Sivil Havacılık Otoritesi) ülkemizde yaptığı denetimlerde ülkemiz sivil havacılığının eksikleri nedeniyle neredeyse Kategori II (kendi ülkelerine yapılacak seferleri durdurma) uygulaması başlatma noktasına gelmeleri bu konuda en önemli örneklerde biridir. Sivil havacılık otoritesi denetimlerle ilgili pratikte hiçbir şey yapamamaktadır.

Şimdi aynı uygulamaları üyelik başvurusunda bulunduğumuz JAA daha sıkı bir şekilde yapmaya başlayacaktır. Avrupa uçuş noktalarımızın sayısı dikkate alındığında bu konunun ne kadar önemli olduğu ortadadır. Bu ülkemiz sivil havacılığında çözülmesi gereken en önemli krizidir. Ancak bu çözümlerde alelacele hareket edilerek daha büyük yanlışlar yapılmamalıdır.

Sivil havacılığımızın ikinci büyük krizi ki bu gün iyice açığa çıkmıştır piyasa ekonomisi politikalarıyla plansız programsız yeni bir özel sektörü deyim yerindeyse adeta zorla yaratma çabalarının geldiği acı noktadır. Bir yandan aşrı teşvikler kurdurulup aynı yıl batan havacılık şirketleri bir yandan ikram yer hizmetlerinde özelleştirme adı altında bu hizmetlerin yabancılara devredilmesi sivil havacılığımızı iflas noktasına getirmiştir. Yukarıda belirttiğimiz gibi bu kuruluşların şimdi sahibi olan Swissair ALLİENCE (Havayolu İttifaklarının) en güçlü şirketlerinden biri konumuna gelmiştir.

Son 10 yıl içinde batan özel sektör havacılık şirketlerini söyle bir anımsayalım, bunlara aktarılan teşvikler kaynaklar nasıl heba edilmiştir Ülkemiz için adeta dolar basan İkram kuruluşumuz UŞAŞ blok olarak SAS'a satılmış, daha sonra tümünü Swissair almıştır.Yer hizmetlerinde Avrupa ile boy ölçüşebilecek kapasitede ki Havaş yine özelleştirme adı altında yok pahasına Turgay Ciner'e adeta ikram edilmiş Turgay Ciner'de daha iki yıl dolmadan şirketin hisselerinin büyük bölümünü Swissair'e devretmiştir.

Ulusal Havayolumuz THY'nin yine Swissair'in etkili Olduğu QUALIFLYER GROUP'la yaptığı işbirliği anlaşmasının THY için neler kaybettirdiği ortaya çıkmaya başlamıştır. Bütün bunlar bize gösteriyor ki sivil havacılığımızın liberizasyonu ulusal yararlarımıza büyük darbeler vurmuştur. En son turizmde yaşanan kriz havacılığı temel yatırım alanı yapmadan palazlandırılan özel sektörü bir ölçüde bitme noktasına getirmiştir. Bu iki yönlü krizin aşılması için sivil havacılığın yeniden yapılandırılması süreci bir fırsattır. Yeni hükümet bu fırsatı ulusal çıkarlarımızı gözetme yönünde kullanmalıdır.

Avrupa da yeniden yapılanma kapsamda yapılan diğer önemli tartışma ise sivil havacılık çalışanlarının çalışma koşulları ve asgari limitler meselesidir. Bu konuda İCAO'nun halen uygulanmakta olan asgari limitleri işveren kesimince gevşetilmek istenmekte sendikalar ise uçuş güvenliği için çalışma koşullarında iyileştirmeler yapılmasını talep etmektedir. Özellikle kokpit ve kabin görevlilerinin uçuş süreleri dinlenme süreleri ve çalışma esaslarının yeniden belirlenmesi konusunda tartışmalar sürmektedir.

Ülkemizde uçucu personelin çalışma koşullarını belirleyen yasa olmadığı gibi mevcut iş yasası da bu kapsamda büyük eksiklikler taşımaktır. Bu konuların Toplu-iş sözleşmeler ile düzenlemesine ise işverenler şiddetle karşı çıkmaktadır. Bu konuda da acele ile yeni yanlışlıklar yapılmamalıdır. Yeni bir yasa oluşturulması toplu iş sözleşme düzenini engelleyici, sendikal örgütlenmenin önünü kesen işlev taşımamalı Uluslar arası standartların ihlali söz konusu olmamalı uçuş güvenliğinin sağlanması temel hedef seçilmeli ,uçuş güvenliği için insan faktörünün önemi anlaşılmalıdır.

Yeni bir bin yıla girilirken ulusal sivil havacılığımızın içinde bulunduğu sorunlar bu hizmet sektöründe temel unsur olan insan faktörünün bu yeni yapılanmada merkezde olduğu kabul edilerek aşılabilir. Sendikasız ,mafyalaşmış taşeronlar, part time çalışanlar düşük ücretler kötüleştirilmiş çalışma koşulları altında insanca bir çalışma düzeni olmadan sivil havacılığımızda bir istikrar yaratmak mümkün değildir. Geçen on yıl bunu büyük ölçüde kanıtlamıştır.

Tüm uluslardan Sivil Havacılık Sendikaları bu yeniden yapılanmayı yaşamışlar ve bunlardan ders çıkarak uluslar arası Sendikal Dayanışmayı ve örgütlülüğü yeniden inşa etmeye başlamışlardır. Biz görüyoruz ki bu yeni sendikal anlayış giderek gelişmektedir sivil havacılık ne kadar küreselleşirse sendikalar ve mücadelede ona paralel küreselleşecektir. Yeni bir bin yılda kazanan biz olacağız buna kuvvetle inanıyoruz.


sayfanın başına dön
[www.antimai.org] [bültenler] [haberler] [dağarcık] [yayınlar] [iletişim]