mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu

AB - NİCE 2000 RAPORU

27 Aralık 2000

k

İlk kez, geçtiğimiz Eylül ayının 27’sinde Prag’da düzenlenen Dünya Küreselleşme Karşıtları Strateji ve Değerlendirme Toplantısında ön bilgileri üzerinden tartıştığımız AB Hükümetler arası-Nice Zirvesi, Avrupa Birliği’nin 1996-Amsterdam, 1999-Haziran-Köln ve 1999-Aralık-Helsinki Zirvelerinde bitirilemeyen, fakat AB için son derece önemli olan maddeleri karara bağlamak amacıyla toplandı. Amsterdam’da 1996 da yapılan zirvede bir türlü mutabakat sağlanamayan ve Nice Zirvesine taşınan en önemli maddeler:

-         AB Konseyi içindeki oyların dengelenmesi,

-         AB Komisyonunun ciddi bir şekilde reforma tabi tutulması,

-         Nitelikli oy çokluğu sistemi uygulamasının, AB’nin diğer karar mekanizmalarını da kapsayacak biçimde genişletilmesi ya da başka bir deyişle halihazırda ulusal veto hakkına konu olan 73 farklı alana ilişkin kararların da bundan böyle nitelikli oy çokluğu sistemine göre oylanması,

-         AB Parlamentosunun kompozisyonunun her bir üye ülkenin sandalye sayısı yeniden görüşülmek ve maximum sandalye sayısı sabitlenmek üzere yeniden belirlenmesi idi.

 

1999 yılı Haziranında toplanan Köln Zirvesinde yukarıda sayılan sorunlara bir yenisi daha eklendi:

-         Sürecin hızlandırılmasında esnek bir anlayışın benimsenmesi: Örneğin bir grup üye ülkeye belli politik konularda daha yakın planda bir entegrasyon sağlanması için olanak yaratılması. Köln Zirvesinde ayrıca, bir Temel Haklar Şartı taslağı hazırlanması için bir de Sözleşme imzalandı.

 

Aralık 1999’da toplanan AB-Helsinki Zirvesinde ise bir “Avrupa Acil Müdahale Gücü” kurma kararıyla, Avrupa çapında bir askeri güç oluşturma hırsı ilk kez açığa vuruluyordu. Aynı zirvede yıllardan sonra ve ilk kez Türkiye’nin de aday ülkeler listesine alınması kararlaştırıldı. Kısaca, AB’nin tek para birimi Euro’nun 1.1.1999’da  aşamalı olarak yürülüğe konmasından sadece bir yıl sonrasında yapılan Helsinki zirvesi müzakerelerinde, Euro’nun izi çok açık bir şekilde izlenebiliyor ve Para’nın arkasından, kılıçlar çekiliyordu. Amaç; Avrupa Ordusunun embriyosunu oluşturacak olan bir “Acil Müdahale Gücü” nün tesis edilmesiydi. Neredeyse yepyeni bir AB anlayışı, genişleme süreci ve siyasi birlik için 5 önemli yıl öngörülüyor ve planlar Maastricht kriterleri ile büyük benzerlikler taşıyordu. Hazırlanan planlara göre: 2000 yılına kadar AB Hükümetinin (Avrupa Komisyonu) reform edilmesi, Ocak 2002 tarihine kadar Euro’nun tedavüle geçirilmesi, 2002 yılı sonunda AB anlaşmaları ve reformlarının ulusal parlamentolarca onaylanması, Aralık 2003 itibarıyla “Acil Müdahale Gücü”nün faaliyete geçirilmesi ve 2004 yılı itibarıyla da ilk sıradaki bir kaç aday ülkenin tam üye statüsünde AB’ye dahil edilmesi öngörülüyordu. Tüm bu hedefler için yeniden yapılandırılmış ve yeni oluşturulmuş kurumlar gerekiyordu. Bunun için AB’nin kararları alacak etkin bir Hükümete, yasalar çıkaracak bir Parlamentoya ve kontrolü sağlayacak bir de Ordu’ya ihtiyacı vardı ve bu yapılmalıydı.

 

Anti-kapitalist bir perspektiften bakıldığında ise görünen tablo;

1-      Doğu Avrupa’yı Rusya’nın etkisinden bağımsız hale getirecek ve bu bölgenin, Avrupa siyasi çemberine ekonomik, sosyal, siyasal ve kurumsal bütünleşme için tam olarak açılmasını sağlayacak bir tarihsel sürecin başlatılması,

2-     Washington ve Pekin öncülüğündeki kıta devletlerine kafa tutma gücü ve kapasitesine sahip, süper yapıları gerekli kılan, çok kutuplu bir çatışma ve egemenliğin her alanda yeniden tanımlanmasını sağlayacak tartışmaların başlatılması.

 

AB-Genişleme süreci işte bu bakımdan Avrupa egemen sermayesinin, Sovyetlerin daha önceki etki alanına doğru genişlemesi, kıtanın egemen güçler arasında geçmiştekinden daha farklı bir biçimde yeniden paylaşılması şeklinde değerlendirilmektedir.

 

Nice 2000 toplantısı, AB’nin en üst karar mekanizmalarına doğrudan müdahale, yönlendirme ve nüfuz etme gücüne sahip Avrupa kökenli egemen sermayenin, hala Avrupa’nın süper yapıları olma konumlarını sürdüren ulus devletlerle, onları by-pass ederek dünya pazarlarına sorunsuz ve engelsiz bir şekilde açılmayı en önemli hedef olarak önüne koymuş olan –doğası itibarıyla süregelen içsel çatışmalarına rağmen – Avrupa dışı sermaye gruplarının da çıkara dayalı desteklerini alan Avrupa sermayesi arasında yaşanan, çelişkilerin en üst düzeye ulaştığı bir dönemdir. Bu nedenle Nice’deki müzakerelerde 15 üye devlet arasında hem ortak çıkarlar hem karşılıklı çatışmalar gündeme gelmiştir.

 

Üye devletlerin üzerinde anlaşma sağladıkları ve ulusal parlamentoların onayından sonra AB anayasasının (Treaty) parçası haline gelecek olan önemli konular şunlar oldu:

 

AB-Konseyindeki oyların dengelenmesi : 

 

AB konseyi, 15 üye devletin Başkanları ile Hükümet Başkanları ve Bakanlarından oluşan, Avrupa Birliğinin en yetkili yönetim kurullarından bir tanesidir. Konseyin halihazırdaki oy dağılımı şöyledir : İngiltere, Fransa, Almanya ve İtalya’dan oluşan 4 en büyük devletin her biri 10 oy hakkına sahip. Oyların kalan kısmı ise, İspanya 8; Hollanda, Yunanistan, Belçika ve Portekiz 5’er; İsveç, Avusturya 4’er; Danimarka, Finlandiya ve İrlanda 3’er ve Luxemburg 2 olmak üzere geri kalan 11 devlet arasında paylaşılıyor. Ancak bu oy dağılımında, 4 büyük devlet toplam Birlik nüfusunun %68.7 sini barındırmasına rağmen oyların sadece %46’sına sahip. Bir düzine kadar yeni devletin de AB’ye tam üye olması sonrasında bu durum küçük ülkelerin daha da avantajlı bir konuma gelmesine yol açacağı endişesiyle, yönetici güçler aslında işleri daha da ağırlaştırıp, hantallaştıracak bir yenilik arayışına girdiler.

 

Bu konuda sıkça kullanılan “yeni bir denge” kavramı aslında; oyların her bir ülkenin nüfusuna oranlı bir şekilde dağıtılmasından başka bir şey değil. Bu tartışmalar sırasında Fransa Başkanlığı, 4 büyüklerin oy sayısının üç katına çıkarılmasını ve diğer küçük ülkelerin oy sayısının da iki katına çıkarılması dolayısıyla oy dengesinin büyükler lehine değişmesini öngören bir öneriyle toplantıya geldi. Buna karşın Almanya da en fazla nüfusun kendisinde (82 milyon) olduğunun ve bu nedenle Almanya’nın tüm diğer üyelerden daha fazla oy hakkına sahip olması gerektiğinin kabul edilmesi için diretti. Fransa, bu öneriye AB’nin köşe taşının Franco-Germen eşitliğine endeksli olduğunu ve bu eşitlik dengesinin bozulması halinde AB’de tüm taşların yerinden oynayacağını ileri sürerek karşı çıktı. Uzun tartışmalar sonrasında mevcut duruma oldukça yakın bir temsil mekanizması üzerinde anlaşma sağlandı: Yeni durum özellikle oylarını 3 katına çıkaran İspanya ile, konumu İspanya’ya çok benzer olan ve İspanya ile eşit oy hakkını elde eden Polonya lehine bir tabloyu ortaya çıkardı. Bu gelişmeler sırasında İspanya, Fransa tarafından desteklenirken; Polonya da Almanya’nın desteğini aldı. Dört büyükler ise oylarını 3 katından 1 eksiğine kadar arttırma olanağı bulurken; küçük ülkelerin oyları iki kattan biraz daha yüksek oylar düzeyinde sabitlendi. Belçika, Hollanda’nın oyunun daha yüksek olduğunun kabul görmesiyle birlikte göreceli daha geri plana düşmekten dolayı ciddi bir hayal kırıklığına uğradı. Diğer yandan, Birliğe gelecekte tam üye olacak devletlerin, nüfusu aynı olan eski üyelerden daha az  oy hakkına sahip olması yönündeki ilkesel karar da zirvede kabul gördü. Oylamaya ilişkin olarak alınan bu kararların 2005 yılından sonra uygulamaya konması gerekiyor. Bu oy oranları nitelikli oy çokluğu sistemiyle oylama yapılacak kararların  alınmasında çok önemli bir rol oynayacak. Halihazırda oy çokluğunun sabitlendiği oran, toplam oyların %71’i ya da 62 oy: sonuç olarak iki büyük ülke, yanına İspanya veya iki küçük ülkeyi aldığında herhangi bir kararı bloke edebiliyor. 2005 yılından itibaren nitelikli oy çokluğu sistemiyle bu oran %73.4’e ya da 91 oya yükselecek. Diğer deyişle ancak üç büyük ülke yanına bir küçük ülkeyi aldığında bir kararı bloke edebilecek. Her ne kadar kararların bloke edilmesinin önceki sisteme oranla daha zor olup; olmayacağını şimdiden söylemek zor olsa da, yine de görünen tabloya bakılacak olursa AB’de kararların görece daha kolay ve süratle alınacağını belirtmek pek de kehanet sayılmaz.

 

Nice zirvesi sonuçlarına göre karar almada uygulanacak bir diğer kriter de bir kararın devletlerin sayısal çoğunluğu tarafından kabul edilmesi olacak. Bu kriter, küçük ülkelere nüfuzlarını biraz olsun arttırabilme olanağı sağlayacak. Ayrıca eklenen yeni bir karara göre, herhangi bir üye devlet, bir kararnameyle sağlanan  nitelikli oy çokluğunun, toplam AB nüfusunun en az %62’sini temsil ettiğinin de doğrulanmasını talep edebilecek. Bu durumda, 12 yeni üye Birliğe eklendiğinde üç büyük ülkenin oyu, kararı sadece oylarıyla bloke etmeye yetmezken; Almanya da dahil olmak üzere bu üç büyük ülke yukarıdaki ilave maddeyi kullanarak kararı bloke edebilecek.

 

-         Oyların yeniden dengelenmesi yöntemi yetkileri açısından zaten zayıf konumda olan Avrupa Parlamentosu için de uygulanacak ve neredeyse bütün ülkelerin Parlamentodaki sandalye sayıları azaltılacak. Böylece Birliğe yeni üye olan yeni devletlerin parlamenterleri için yer açılmış olacak. Sadece Almanya, Parlamentodaki toplam 732 sandalyenin 99’unu muhafaza edebilecek. 

-         Ekonomik ve Sosyal Komite ile Bölgeler Komitesinde büyüklerin oy hakkı her biri için 24 ile sınırlı tutulurken, bu iki komitede küçük ülkelerin oy hakları göreceli olarak daha fazla olacak.

 

Nitelikli Oy Çokluğu (QMV) meselesi !!!  

 

Nice zirvesinin fırtınalara neden olan en önemli kararlarından biri de, şimdiye kadar oy birliği ile karar altına alınan konuların çoğunda bundan sonra nitelikli oy çokluğu (QMV-Qualified Majority Voting) sistemiyle tıkanıklıkların aşılmasına yönelik karardı. Avrupa Komisyonu şimdiye kadar oy birliği ile karar alınan 73 konudan 40’ında QMV yöntemiyle karar alınmasını önerdi ve 29 konu üzerinde anlaşmaya varıldı. Bu 29 konu içersinde en önemli olanlar ise ;

 

-         Telekomünikasyon ve finans gibi hizmetlerin ticareti,

-         AB kurulları ile ilgili atamalar, (AB Komisyonu başkanlık makamı da dahil)

-         Avrupa Adalet Mahkemesi ile ilgili düzenlemeler,

-         Geri kalmış bölgeler için tahsis edilecek “bütünleşme fonları”.

 

Ancak bu 29 alanda sağlanan genişleme belli ülkelerin özel istisnalar kapmasına da yol açacak. 

 

-         Hizmet ticareti alanında Fransa; kültür, görsel-işitsel alanlar, eğitim ve sağlık konularında ulusal veto hakkını kullanmaya devam edebilecek. Alman Der Spiegel dergisi, bu muafiyetin söz konusu alanlara ilişkin tüm WTO maddeleri için uygulanmak zorunda olunacağını ve bu durumun A.Komisyonunun WTO-Hizmet Ticareti  müzakerelerindeki pazarlık gücünü sınırlayacağını belirtiyor. (Aslında Türkiye-Hindistan arasındaki tekstil uyuşmazlığı ve AB-Amerika arasındaki hormonlu et uyşmazlıklarında WTO tahkim mekanizmasının nasıl devreye girdiği ve AB hukukunun nasıl ezildiği hatırlanacak olursa Fransa veya diğer ülkelerin Nice zirvesinde kazandığı ayrıcalıklı konumun önümüzdeki süreçte bu ülke halklarına pek bir fayda sağlamayacağı da görülecektir. Dolayısıyla bu tip istisnalar olsa olsa tepkili halkların belli oranda ve kısa bir süre için yatıştırılmasında kullanılabilecektir. )

-         Danimarka ve Yunanistan deniz taşımacılığı alanında da nitelikli oy çokluğuna baş vurulması hakkını elde edecek.

-         İspanya, bütünleşme fonlarına ilişkin kararlarda uygulanacak QMV’yi yalnızca 2006 yılı için kabul edecek ve bundan sonra 2013 yılına kadar oy birliği ile karar almak ve veto hakkını elinde tutmak suretiyle hem aldığı fonların kesilmesine engel olmuş hem de daha yoksul ülkelere verilebilecek fonlar için veto etme hakkını korumuş olacak.

-         Almanya, QMV’nin sadece kuralların uygulanmasına ilişkin kararlarda uygulanması hakkına sahip olacak.

-         İngiltere, vergi ve sosyal güvenlik konularının her hangi bir şekilde genişletilmesi talebine karşı blokaj koyabilecek. (Göçmen işçilerin sınır aşırı mobilizasyonu da dahil)

-         Almanya, profesyonel işçilerin ve uzmanların serbest dolaşımının bu madde kapsamına alınmasını bloke edebilecek. 

 

Avrupa Komisyonunun reform edilmesi !!!

 

İspanya da dahil olmak üzere büyük ülkelerin hali hazırda A.Komisyonunda 2’şer komisyoner bulundurma hakkı var, küçük ülkelerin her biri için de 1 komisyoner atanabildiği için toplam komisyoner sayısı 20 ile sınırlı. Nice zirvesinde; 12 veya daha fazla yeni üye ülkenin eklenmesiyle birlikte Komisyonun çalışmasının etkinliğini kaybedeceği endişesi ile üye sayısı 27’ye ulaştığında büyük ülkelerin 1’er komisyonerlerinden vaz geçmelerine karar verildi. Komisyon Başkanı QMV yöntemi ile atanacak ve Başkan, her bir komisyoneri kovma hakkına sahip olacak.

 

Genişletilmiş İş Birliği !!!

 

Halihazırda, eğer bir grup AB üyesi ülke bir araya gelerek aralarında bir çeşit işbirliği oluşturmak isterse bu işbirliği projesine katılmak istemeyen diğer üye ülkelerin oy birliği ile izin vermeleri gerekiyor (Örneğin sınır kontrolleri için getirilen Schengen uygulaması bu tip bir mekanizmayla uygulanmaktadır). Nice zirvesi kararlarına göre gelecekte en az 8 üye ülke tarafından üzerinde mutabık kalınmış olan bir kararın – başka bir AB ülkesine zarar vermediği sürece- hayata geçirilmesi için sadece A.Konseyinde QMV yöntemiyle bir oylama yapılması gerekiyor. Böylece AB genişleme sürecinde belli ülkelerle özellikle ekonomik bağlarını güçlendirmekte çıkarları olduğunu gören AB ülkelerine (sermayeleri) önemli bir yol açılmış oluyor. Fakat İngiltere, askeri işbirliğini bu kararın dışında tutma hakkını elinde bulunduracak

 

Zirvede alınan diğer bazı kararlar ise şöyleydi:

-         İtalya ve İngiltere tarafından destek gören bir Almanya önergesinde, 2004 yılında yeni bir Hükümetler arası Konferans toplanması ve bu konferansta AB, ulus devletler ve bölgeler arasındaki yetki dağılımının açık ve net bir şekilde belirlenmesi isteniyordu. Öneri kabul edildi.

-         Temel Haklar Şartı onaylandı fakat şimdilik yürürlüğe konmamak koşulu ile,

-         Her an toplanabilir 60000 kişilik, rezervlerle birlikte 200000 kişilik ordusuyla “Hızlı müdahale Gücü” onaylandı ve İngiltere bu Gücün NATO’dan bağımsız operasyon düzenleyebileceğini belirten cümlelerin metinden çıkarılmasını sağladı. İngiltere’nin NATO ile ilişkisi ve yakınlık derecesi ile önerisinin bu ilişkiyle alakası hala tartışmaya açık bir biçimde ortada duruyor.

-         Şubat 2000’de yapılan Lizbon zirvesinde tanımlanan Avrupa Sosyal Gündemi onaylandı. Gündemin amacı; Avrupa Sosyal Modelinin reklamının yapılması ve kamu oyunun bunun Amerikan Modeli ile bir benzerliğinin olmadığına inandırılması Avrupa Sosyal Modeli içinde bilgi toplumu, özgür girişimcilik, istihdam, eğitim gibi ulvi amaçların yanı sıra sosyal güvenliğin kısıtlanması ve dolayısıyla “sürdürülebilirliği” ve tek Pazar hedefinin tamamlanması gibi aslında hiç de sosyal olmayan hedefleri de barındırıyor.

-         Kamu hizmetleri ve kamu satın almaları, enerji, ulaşım ve tüm sınır ötesi hizmetler 2004 yılına kadar serbest ticarete açılacak.

-         Hisse senetleri de dahil olmak koşuluyla tüm finansal hizmetler 2005 yılına kadar serbest piyasa ekonomisine açılacak.

-         30 yıl tartışıldıktan sonra Avrupa Şirket Tüzüğü konusunda nihayet anlaşmaya varıldı. Bir Avrupa Şirketi seçtiği bir ülkede iş kurmak istediği taktirde, kendi işçi temsilcileriyle bir sözleşme imzalamak zorunda olacak. Şimdiye kadar bu konunun sürüncemede bırakılmasının en önemli nedeni Almanya’da uygulanan  işçi temsilcilerinin şiket denetim kurullarında görev yapıyor olmalarıydı. İngiltere’de İşçi Partisi başa geçtikten sonra İspanya tek muhalif olarak kaldı. Nice’de varılan anlaşmaya göre ülkeler bu maddeyi uygulama konusunda tercih kullanabilecekler. 

 

NİCE 2000 PROTESTO EYLEMLERİ

 

Son yıllarda dünyanın değişik ülke ve şehirlerinde Küreselleşmecilerin yaptığı toplantılara karşı gelişen küreselleşme karşıtı muhalefet, Ekim 98 Paris’te OECD MAI Anlaşmasını, Haziran 99’da G8’ler Köln Zirvesini, Kasım 99’da Seattle’da WTO’nun Milennium Roundunu, Ocak 2000’de Davos Zirvesini, Nisan 2000’de Washington IMF-WB toplantısını, Eylül 2000’de Melbourne’de Dünya Ekonomik Forumunu, Eylül 2000 Prag’ta IMF+WB toplantısını, Kasım 2000’de Montreal G-20’ler toplantısını ve son olarak da AB Nice 2000 Zirvesine karşı protestosunu geniş uluslararası katılımla gerçekleştirdi.

 

Zirve öncesinde, başta Fransız işçi sendikaları konfederasyonu CGT ve ATTACK isimli demokratik kitle örgütü olmak üzere tüm yerel örgütlerin gerçekleştirmek için yoğun çaba harcadığı “Alternatif Zirve”, Fransız resmi makamlarının engellemeleri sonucunda, kapalı bir mekan bulunamaması yüzünden yapılamadı. Nice kentinin, ülkenin en varlıklı kesiminin yaşam alanı olarak kullanılıyor olması, kent nüfusunun ağırlıklı bir şekilde liberal sağ kanadı destekleyenlerden oluşmasını da açıklıyordu. Eylemler sırasında gelen bilgilere göre, Nice’liler, zirve süresince başka bir bölgede “tatil” yapmaları için yerel makamlarca ikna edilmişti –tıpkı Prag’da da yapıldığı gibi- . 

 

5 Aralık 2000-NİCE

5 Aralık akşamı yerel polis ve çevre şehirlerden getirilen polis güçleri Nice şehrini kuzeyden güneye doğru ikiye bölerek büyük bir yasak bölge yarattılar.Yaklaşık 4 kilometre uzunluğunda ve çift taraflı ve demir bariyerlerle kontrol altına alınan bu bölgeye yaya ve araç girişi tamamen yasaklandı. Toplantı Merkezi olan Akropolis’in çevresindeki demir bariyerler, polis ve polis araçları inanılmaz yoğunluktaydı. Bu yasak bölge uygulaması son günlerde daraltılmasına rağmen 12 Aralık akşamına kadar sürdürüldü. Aynı günün akşam saatlerinde düzenlenen strateji belirleme toplantısında ertesi gün yapılacak büyük yürüyüşün detayları aktarıldı ve yürüyüş güzergahının haritası katılımcılara dağıtıldı. Toplantıda gelen bir öneride, yürüyüş bittikten sonra Zirve toplantısının yapılacağı binanın hemen arkasında AB adayı ülkelerle yapılacak bir başka toplantının daha olduğu ve sembolik de olsa bu binanın önünde de bir eylem yapılması tartışıldı. Ancak, gerek moral gerekse yoğunluk açısından nasıl sonlanacağı önceden belli olmayan bir miting sonrası için böylesi bir kararın kolay olmadığı ve eğer planlandığı gibi saat 17.00 de biterse, ikinci eylemin ancak bundan sonra kararlaştırılabileceği üzerinde mutabık kalındı. Saat 21.00 de sona eren toplantının ardından Gare SNCF’ye giderek, İtalya Fransa sınırında gümrük polisi tarafından ülkeye girişleri engellenen 1500 kadar İtalyan eylemciye giriş izni verilmesi için hem küçük çapta bir eylem hem de üst düzey bürokratlarla görüşmeler yapılacağı duyuruldu. İki-üç bin kişilik bir grup, marşlar söyleyerek Gar’a kadar yürüdü ve orada polis ile eylemciler arasında çıkan çatışmada 2 kişi göz altına alındı. Eylemin sonunda Fransız yerel makamları CGT liderleri ile kısa bir görüşme yapmayı ve sınır geçişlerine izin vermeyi kabul ettiği halde, ertesi gün bu taahhüdün yerine getirilmediği ve İtalyan’ların sınırdaki dağları aşarak (yürüyerek) Nice’e ulaşmaya çalıştıkları haberi alındı. Bu olay, AB ve kurumlarına duyulan güvenin bir kez daha hem de çok derinden sarsılmasına yol açtı; çünkü bu kez de bir AB müessesesi olan Schengen kurumu iflas etmişti. Schengen uygulamasına göre bütün AB yurttaşları, vize bile gerekmeksizin bu uygulamayı kabul etmiş AB ülkelerine giriş yapma hakkına sahiptiler. Oysa, İtalyan’lar hiç bir gerekçe gösterilmeksizin sınır kapısında engellenmişlerdi.   

 

6 Aralık 2000-NİCE

Küreselleşme Karşıtı protestolara -Seattle hariç- kitlesel olarak katılım ve resmi katkı koyma konusunda  çekingen davranan Dünya Sendikal hareketi, ilk kez Nice 2000 Zirvesini protesto etmek üzere Avrupa’nın en üst işçi örgütlenmesi olan ETUC-Avrupa Sendikalar Birliğinin çağrısı ve organizasyonu ile 6 Aralık 2000 tarihinde Nice’te Avrupa Birliği üyesi 15 ülkenin işçileri, Slovenya, Hırvatistan, Mekadonya, Çek, Macaristan, Slovakya ve Polonyalı işçiler ile Türkiye’den DİSK’li işçilerinde aralarında bulunduğu 100.000’den fazla işçinin katıldığı bir protesto yürüyüşü ve miting düzenledi.

ETUC’un düzenlediği protesto yürüyüşüne Dünya Küreselleşme Karşıtlarının özellikle Avrupadaki oluşumları ile Türkiye MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu daha önceki Küreselleşme Karşıtı protesto gösterilerinde olduğu gibi Nice 2000 Zirvesi protestolarında da küçük bir grupla temsil edildi.

Nice şehrinin kuzeyinden saat 13.00’te yağmur altında başlayan yürüyüş, zirvenin yapıldığı Acropolis binasının yan sokağından geçerek 7-8 kilometrelik bir kortej oluşturdu. Saat 13.00 ile 17.00 arasında biteceği hesaplandığı halde, katılımcı sayısının beklenenin çok üstünde olması dolayısıyla yaklaşık 6 saat süren yürüyüş ve miting saat 19’da bitirildi. Yürüyüş boyunca işçiler “Kapitalist değil, Sosyalist bir Avrupa”, “Bütün işçiler kardeştir ve asla bölünmeyecektir”,  “Küreselleşmeye ve Kapitalizme Hayır”, “ Avrupa’nın WTO’su AB’dir” sloganları attılar. ETUC tüm üyelerine çağrı yapmasına rağmen Nice Protestolarına katılan İşçi Sendikalarının büyük çoğunluğu, başta Fransız CGT, CFDT ve SUD, Italya CGIL, İspanya UGT, Alman DGB ve Avusturya ÖGB olmak üzere Avrupanın Sol ve Sosyalist eğilimli örgütleriydi.

 

7 Aralık 2000-NİCE

Küreselleşme Karşıtları sabah 07.00’de polisin şehri ikiye bölen yasak bölgesinin doğusu ve batısındaki iki ayrı noktada toplanarak Zirvenin yapılacağı Akropolis binasına doğru yürüyüşe geçti. Doğudan ve batıdan gelen yürüyüş kolları saat 07.40’ta Akropolis’e çıkan 4 caddeyi kontrol altına aldı. Polislerin bu kadar erken saatte böyle bir eylemi beklemediği telaşlarından anlaşılıyordu. Aslında Apropolis binasına kadar 3 demirli bariyer ve polisler ile 20 –30 metre arayla 3 kademeli polislerden oluşmuş bariyerler vardı. Orta bölümde ise gaz bombası atan silahları ile 12’şer kişilik timler halinde polisler ile tazyikli su sıkan ve gaz püskürten araçlar hazır bekliyorlardı. Toplantı saatinin yaklaşması ile birlikte polisin tavrı sertleşmeye başladı ve caddeleri kontrol altında tutan göstericilerin üzerine Gaz Bombaları yağdırılmaya başlandı. Polisin Gaz Bombası harekatı her 15-20 dakikada bir yenilenerek 3 saat boyunca sürdü. Özellikle Akropolis binasının doğu ve güney yönündeki caddelere yönelik gaz bombardımanı öyle inanılmaz boyutlara ulaştı ki toplantıya katılmak için gelen ülke delegasyonları bile gazlardan etkilendi. Protestocular Polisin kullandığı Gaz Bombalarının etkisini azaltmak için Gaz Maskesi, ıslak kumaş mendil ve eşarplar kullanarak 3 saat boyunca direndiler. Polis Barikatının aşılamayacağı anlaşılınca protestocular küçük gruplar halinde dağıldı. Dağılan protestocu grupların bir kısmı şehrin çeşitli yerlerinde gösterilere devam etti. Protestocu grupların bir bölümü Nice yöneticileri tarafından ancak 5 Aralık’ta tahsisi yapılan ve Nice’teki Ulusal Polis Merkezine 200mt uzaklıktaki bir kapalı salona gittiler. Bu spor salonunda saat 14’ten itibaren çeşitli panel ve forumlar düzenlenmekteydi. Ancak panellerden birinin devam ettiği sırada polis spor salonuna yönelik bir operasyon başlattı ve salon dışındaki 15 civarında kişiyi tutukladı. Polisin salonun içine girip boşaltma girişimi demir kapıların içeriden kilitlenmesi ile önlendi. Ancak polis salonun üst camlarından içeriye Gaz Bombası atmayıda ihmal etmedi. Gaz Bombası etkisini kaybettikten sonra panellere devam edildi. Panelistlerden biri “Seattle’dan beri her protestoda gazlanıyoruz, bizi yavaş yavaş öldürmek istiyorlar. Ancak unutmasınlar ki bizler yaşamın ta kendisiyiz. Onlarsa paranın köleleridir.” diyerek protestoların nedenini kısaca özetledi ve konuşma sonrasında bütün salon defalarca “Dünyamız/Yaşamımız satılık değildir” sloganını attılar. Bu spor salonu kalacak yer temin edilemeyen küreselleşme karşıtlarının Nice’teki barınaklarıydı aynı zamanda.

 

Nice 2000 Zirvesine karşı yapılan eylemlerle AB toplantısı engellenememiş olabilir, ancak özellikle Avrupa Sendikal Hareketinin,  küreselleşme saldırısının yalnızca WTO, IMF, WB, OECD ‘den gelmediğini ve AB benzeri bölgesel blokların da aynı hedeflerin, yani işçi kazanımlarının peşinde olduğunu gördüğü ilk örnek olması bakımından ve yoğun katılımıyla tarihsel bir önem kazanmıştır. 

 

Türkiye MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu

 

Hazırlayanlar: Gaye YILMAZ - Selim YILMAZ