| BİRLEŞİK
METAL-İŞ SENDİKASI – VARŞOVA TOPLANTI RAPORU |
OTOMOTİV SEKTÖRÜ VE AB GENİŞLEME SÜRECİ KONFERANSI Toplantı Yeri : Dialog Center - POLONYA/Varşova Toplantı Tarihi
: 26 - 27 Ocak 2001 Katılanlar : Orta ve Doğu Avrupa Sendikaları, İsveç, Belçika, Almanya, Avusturya, İtalya, Danimarka ve Hollanda Sendikalarının temsilcileri ile Polonya Hükümetinden çeşitli üst düzey bürokratlar. Polonya’da
70’li yılların sonunda Sendikacı Leh Valessa ile başlatılan yenilikçi ve
liberalist harekete öncülük eden SOLIDARNOSC isimli işçi sendikasının ev sahipliği
yaptığı Konferansta, otomotiv sektörünün yerel özellikleri, handikapları ve AB
genişleme sürecinin sektör çalışanları üzerindeki belli etkileri Doğu ve Orta
Avrupa’nın metal sendikalarının yöneticileri tarafından detaylı bir şekilde
tartışıldı. Yapılan sunuşlardan oluşturulan özet rapor aşağıdadır .
|
1- GUIDO NELISSEN – CCMB Sendikası
/BELÇİKA BATI AVRUPA OTOMOBİL SANAYİİNDE
TEMEL EĞİLİMLER : Dünya
araç satışları 1999 yılında bir önceki yıla göre 3.8 milyon adetlik bir büyüme
göstererek 54.7 milyon birime ulaştı. 2000 yılında ise bu sayının 2.7 milyon kadar
daha arttığı tahmin edilmektedir. Satışlarda en büyük payın NAFTA bölgesinde, en
küçük payın ise Latin Amerika ile Doğu Avrupa’da olduğu gözlenmektedir. Batı
Avrupa düzeyinde pazarın paylaşımına bakıldığında ise 1999 yılı itibarıyla
%18.5 ile VW Grubun birinci sıraya yerleştiği, Peugeot/Saab Grubunun %11.9 ile ikinci
sırada , GM ve Japon otomobillerinin %11.3 ile üçüncü sırada, Ford’un %11 ile
dördüncü sırada ve Renault’un da %10.8 ile beşinci sırada yer aldığı dikkat
çekmektedir. Kar/Satış Hasılatı oranındaysa Daimler Chrysler’in %9.4 ile ilk
sıraya yerleştiği ve Renault’un da %5.9 ile onu izlediği görülmektedir. 1990
yılından itibaren dünyayı ciddi biçimde değişime zorlayan üretim modeli “Yalın
Üretim” (Lean Production) , otomotiv şirketlerine; otomasyonun Japon tehdidine bir
yanıt olamayacağını fakat daha iyi bir iş organizasyonunun bu tehdide cevap
verebileceğini öğretti. Daha iyi bir iş organizasyonundan ise şunlar kast ediliyordu
: n Takım çalışması n Sürekli gelişme (Kaizen) n Toplam Kalite Kontrolü n Hatasız üretim n Hiyerarşi düzeylerinin sayısının azaltılması n Eş-anlı mühendislik n Atıkların en aza indirgenmesi Böylesi
bir yapılanmanın sonuçları ise ; · İşçilerin en üst
düzeyde taahhütte bulunması ve maximum iş yükünü yüklenmesiyle birlikte
süper-yalın ve esnek bir iş organizasyonu ve · Önemli sayıda işçinin
ücretsiz izne çıkarılması şeklinde kendini gösterdi. Bu
değişiklikler yan sanayiine de yansıdı ve sonuçlar itibarıyla ortaya şöyle bir
tablo çıktı : n Artı değerin yan
sanayiine doğru kayması n Çok sayıda taşerondan,
tek taşerona doğru gidilmesi n yan sanayii - imalatçı
arasındaki ilişkilerin daha yakınlaşıp, uzun vadeye yayılması: ortak
araştırmaların yapılması , belli parçalarda ortak üretime gidilmesi fakat aynı
zamanda maliyetlerin minimize edilmesi için acımasız bir yarışın başlaması n Dünya çapında
taşeronlaşma eğilimlerinin artması n Modüler üretim n Tam zamanında üretim
(Just in Time) : icatların, lojistiğin ve kalite kontrolün yan sanayiine
kaydırılması n Bir arz piramidinin
oluşturulması : Yan sanayiinin ilk sırasındakilerin tüm modülleri tedarik etmesi;
yetersiz finansman ve teknolojiyle donatılmış KOBİ’lerin piramidin en alt katmanına
inmesi ya da tamamen yok olması n Tedarikçi parklarının
oluşumu n Montaj tesislerinde
tedarikçiler n Tedarikçilerin montaj
sektörüne yatırım yapması ve Yönetim ile Kar bölüşümüne katılmaları ya da
ekipmanı kira ödeyerek kullanım hakkına sahip olmaları n Örneğin, VW’in
Brezilya/Resende’deki fabrikasında hiç bir üretim elemanının kalmamış olması Diğer
yandan, makine parkı ve platformlarda da önemli değişiklikler yaşanmaktadır.
Parçalarda daha fazla standardizasyona gidilmekte, dizayn ve ürün geliştirme
alanlarına daha az zaman ayrılmakta fakat tasarımcılara ve dolayısıyla ürün
yelpazesinin genişlemesi için de daha geniş bir alan yaratılmaktadır. Sorun ise
PAZARLAMA STRATEJİSİ’dir. Pazarlama
stratejisinin öncelikli unsuru kapasite probleminin aşılması olarak saptanmıştır.
Geleneksel piyasa bölümleri erozyona uğramaktadır. Sektördeki
bir diğer sorun ise, şirket evlilikleridir. Kimi zaman iki şirketin güçlerini
birleştirmesi olarak karşımıza çıkan bu olgu, giderek daha güçlü olanın, zayıf
olanı tümden ele geçirmesi ya da güçlü olanların doğrudan yine eşit güce sahip
olanı bir diğer şirketi satın alması veya GM-Ford arasında yaşandığı biçimiyle
belli bazı stratejik üretim dallarında ortaklık biçimleriyle de görülmektedir. Bu
birleşmelerin şirketlere sağladığı avantaj, kısaca idari fonksiyonların bir araya
getirilmesi ve gerek parça üretimi gerekse model dizaynında tekrarların (duplikasyon)
ortadan kaldırılması ve araştırma, satın alma giderlerinin
ortaklaştırılması, teknolojinin paylaşılması ile açıklanabilecek ölçek
ekonomilerine geçilmesidir. Bu bağlamda;
dünya hafif araç üretiminin %80’i en büyük 6 otomotiv şirketi ortaklığınca imal
edilmektedir. YENİ BİR DEVRİMİN EŞİĞİNDE :
YALIN DAĞITIM (LEAN DISTRIBUTION) Otomotiv
sektöründe dağıtım işi bir otomobilin toplam maliyetinin %25’ine eşittir, fakat
bu işin ciro üzerinden getirisi sadece %1’dir. Üretim ise bir otomobilin toplam
yaşam ömrü maliyetinin sadece %20’sidir. Bu sorunlara verilen yanıt ise Yalın
Dağıtım şeklinde olmaktadır : Kısaca, otomobilin ancak katma değeri yüksek
finansal hizmetler ve tamir bakım hizmetlerinin de götürülebildiği piyasalara
satışını öngören bu stratejiyle şirketler dağıtım hizmetlerinde de belli,
stratejik ortaklıklara gitmeye başlamışlardır. YENİ TEKNOLOJİK PARADİGMA : B2B
= Sanal ortamda yapılan satın almalar üzerinden otomobil üreticilerinin daha ucuz
fiyatlara ulaşması, idari ve lojistik giderlerin minimize edilmesi, bir alıcının
aldatmaya dönük alımları söz konusu olduğunda ters yönlü ihale açılabilmesi,
küçük işletmeler ve taşeronlar açısından dünya pazarlarına girişin
kolaylaştırılması gibi yararların yanı sıra katılımcılar ile alım gücünün
kombinasyonunun rekabeti kırıcı bir rol oynaması gibi sakıncalarını da ortaya
çıkarabilecek bir gelişmedir. Bu gelişme, Daimler-Chrysler, General Motors, Ford ve
Renault-Nissan şirketlerini, ortak bir internet platformu kurmaya yöneltmiştir.
Volkswagen ise bir Avrupa Network’ü oluşturarak bilgi-iletişim gücünü arttırmaya
başlamıştır. Artık hedef işletmeden, müşteriye doğru yön değiştirmiştir.
Multimedya ve gps, internete giriş, gsm benzeri teknomojiler yardımıyla akıllı
otomobil üretimi önem kazanmaya başlamıştır ve bu gelişmelerden elde edilen extra
karlılıkta en büyük pay bilgi-iletişim teknolojisi üreten şirketlere gitmektedir. AB-Genişleme
sürecinin sektör üzerine etkilerine gelince; 2002 yılına kadar gümrük vergileri
engelinin kaldırılması konusunda ciddi yol alınmış ve neredeyse bu görevin
tamamına yakını başarılmıştır. Özellikle demir perdenin yıkılması sonrasında
Doğu Avrupa otomobil sanayiinin verimliliği son derece yüksek bir sanayii olduğu ve
bunun en büyük nedeninin de yeni, modern (green-field) montaj tesislerinin hızla
kurulmaya başlanması olduğu tespiti yapılmaktadır. Küresel eğilimler bölgede
giderek daha egemen hale gelmektedir. Sorun ise, devlet yardımlarının AB’nde milli
gelirin %1.2, aday ülkelerde ise %4.3 düzeyinde olmasıdır. OTOMOBİL ŞİRKETLERİNİN
AVRUPA’DAKİ PAZAR PAYLARI DAĞILIMI
ŞİRKET
DOĞU AVRUPA
BATI AVRUPA VW
%20
%19 DAEWOO
%19(2000 yılının
%3(Tüm Kore
Şirketleri)
ilk yarısında %15’ti ) FIAT
%16
%10 RENAULT
%12
%11 GM
% 8
%12 PSA
% 6
%12 FORD
% 5
%12 AVRUPA KOMİSYONUNUN (E.C)
POLİTİKALARI : Otomotiv
sektörünün canlandırılması amacıyla A.K. tarafından atılan belli başlı adımlar
arasında, muafiyetlerin kaldırılması konusunda daha önce alınan kararın süresinin
2002 yılına kadar uzatılması, dönüştürme kaydıyla geri alma taahhütleri için
bir takvimin belirlenmesi , endüstri ile bir anlaşma yapılarak 2008 yılına kadar
benzin tüketiminin %61 kadar azaltılması ve akıllı otomobil ve yollar anlamında kamu
taşımacılık sisteminde otomobilin de düşünülmesi benzeri yeni konseptlerin
geliştirilmesi sayılabilir. II- POLONYA’DA OTOMOTİV SANAYİİ 1999-2000
döneminde otomobil ithalatının 92000 birimden 210000 birime yükseldiği Polonya
otomotiv sanayiinde üretim 1992-1995 yılları arasında makul bir ivme kazanarak %30
civarında büyüme kaydetmiştir. Fakat üretimdeki bu artışa rağmen özellikle ikinci
el otomobillerde ithalat hala oldukça yüksek düzeylerde seyretmektedir. Araç
satışlarına bakıldığında ise, 1995-1999 döneminde %140 gibi radikal bir artış
yaşanmıştır. 2000 yılı itibariyla Polonya’da kullanılan otomobillerin ortalama
yaşı 12 civarında olup; 6-10 yaş arası otomobillerin toplam içindeki payı %28 gibi
oldukça yüksek bir orandadır. Kısaca Polonya otomotiv işçileri kendileri için
değil, yurt dışına satılması için araç üretmektedir. 2000 yılında hızla
yükselen petrol fiyatları ve Polonya Hükümetince alınan makro-ekonomik bazı kararlar
(gümrük vergilerinin %15’den %10’a indirilmesi, gider vergilerinin üç katına
çıkarılarak %2’den %6’ya arttırılması, tüketici kredisi faizlerinde yaşanan
artış) iç satış düzeylerinin hızla gerilemesine ve dolayısıyla binek otomobili
üretiminde de düşüşe yol açmış bulunmaktadır.
2001 yılı da otomotiv için kötü bir başlangıç yapmıştır. Gider vergileri
geçen yılki yüksek düzeyini (%6) halen sürdürmekte olup; benzin satışları
üzerinden alınmakta olan gider vergisinin de bu yıl itibarıyla arttırılacağına
ilişkin karar Bütçe’ye dahil edilmiştir. Ayrıca, tüketici kredilerindeki yüksek
faiz oranları uygulaması ve kontroldan çıkmış ikinci el otomobil ithalatı sorunun
(yeni otomobil üretimi ve satışında yaşanan sorun) bu yıl da artarak devam
edeceğinin önemli göstergeleridir. Polonya, 2000 yılında yeni otomobil satışının
en fazla düştüğü ülke olarak büyük bir utancı yaşamak zorunda
bırakılmıştır. Gümrük vergisi %5’e çekilirken gider vergisinin %6’ya
yükseltilmesi bile tek başına ithal otomobil satışı yapanlara daha başlangıçta %1
net kar sağlanması gibi bir garabet yaratmış durumdadır. Ayrıca, Polonya
Hükümetinin AB tam üyelik sürecinde Avrupa Komisyonuna gümrük vergilerini (0)
sıfırlamaya dönük olarak bulunduğu taahhüt önümüzdeki süreçte durumun daha da
ağırlaşacağının göstergesidir. 1992 yılında %35 olan ithal otomobil gümrük
vergisi 2002 yılında sıfırlanmak koşuluyla halen %5 düzeyine kadar indirilmiştir.
Bu durum, ülkeyi AB’nde üretilen otomobillerin pazarı haline getirmiş ve içteki
üretim büyük ölçüde gerilemiştir. Ancak,
geçen son bir kaç yıllık dönemde sektöre dönük yabancı yatırımlarda ciddi bir
artış olduğu da bir başka gerçektir. Yabancı yatırımlar arasında sayılabilecek
şirket ise : Daewoo Motor, Lublin, FIAT, Volkswagen, Opel ve Volvo’dur. Şirketler
arasında giderek artan rekabet, yedek parça montaj sanayii şirketlerinin araç
üretimine dönmeye başladığı bir süreci de beraberinde getirmiştir. Otomotiv
sektöründeki özelleştirme düzeyi yaklaşık olarak %95 seviyelerine ulaşmıştır.
Fakat maalesef özelleştirmeler sırasında söz konusu şirketlerle ilgilenen hiç bir
stratejik yatırımcı olmamıştır. İstihdamda ise, özellikle son bir kaç yıldan bu
yana ciddi bir düşüş yaşanmaktadır. Toplamda
sadece 8 montaj ve imalat şirketinde 1993 yılında 51 bin olan istihdam 1999 yılına
gelindiğinde 38 bine gerilemiştir. ESKİ DOĞU BLOKU ÜLKELERİNDEKİ
METAL SENDİKALARININ ORTAK TESPİT VE YAKLAŞIMLARI Yaşanan
tüm gelişmelere ve sağlanan bütün ajantajlara rağmen, Avrupa’nın doğusuna
yapılan yabancı yatırımların hala çok düşük oranlarda olduğu, Avrupa
sendikalarının sermayenin doğuya kaçmasından endişe duyduklarının
düşünüldüğü, kamu KİT’lerinin özelleştirmeler sırasında büyük oranda çok
uluslu şirketlerin eline geçtiği, Doğu Avrupa ülkelerinin yabancı sermayeyi
cezbetmesinde düşük işçilik maliyetlerinin yanı sıra bölgenin tüketim
pazarlarına coğrafi anlamda (ulaşım, lojistik) son derece yakın olmasının da etkili
olacağının düşünülmesi, işçi sendikaları tarafından en ağır sorunlar olarak
tespit edilen uygulamaların a) tam zamanında üretim (just in time production) b)
çalışma sürelerinin uzunluğu c) tatil zamanlarının kısa ve az sayıda olmasında
ortaklaşılması, Doğu Avrupa ülkelerinde Toplu Sözleşmelerin bir pazarlık ortamı
olarak değil bir uzlaşma ortamı gibi algılanması ve bu yanlışlığın hukuk
sisteminin yetersizliğinden kaynaklanıyor olması , sosyalist sistemden kapitalist
sisteme geçişin en fazla sendikaları vurduğu, Doğu ülkelerinde işçilerin bireysel
sözleşme yapabilme imkanı olmasının sendikalaşma önünde ciddi bir engel
oluşturması, taşeronlaşmanın son derece yaygın olması, şirket
sendikacılığının da güçlenen bir ivme kazanmış olması, haftalık çalışma
sürelerinin AB’ne ilk sırada tam üye olacak ilk 4 ülkede 40-42.5 saat, diğerlerinde
ise daha yüksek olduğu, bölge ülkelerinin çoğunluğunda çalışma sürelerinin yasa
ile değil, TİS’lere göre belirlendiği, söz konusu ülkelerin sermayelerinin yavaş
yavaş Asya ülkelerine kaymaya başladığı üzerinde ortaklaşılan konular arasında
yer alıyor. MACARİSTAN : 2000
yılı enflasyon oranının %10, işsizliğin %7 civarında , en yoğun üretimin yolcu
otobüsü olduğu ve üretimin %90’ının ihraç edildiği, çok uluslu otomobil
şirketlerinde çalışanlar arasında üniversite mezunlarının oranının %40 olduğu,
motor sanayiinde istihdam edilenlerin %30’unun, elektronik sanayiinde ise %50’sinin
kadın iş gücünden oluştuğu, toplam çalışanların %5’inin part-time
çalıştığı, taşeronlaşmanın son derece yaygın olduğu, çalışma süresinin
günde 8 saat ve haftada 5 gün ile sınırlı olduğu (yasaya göre), Çalışma
Yasasının 1995 yılından beri esnekleştirildiği, işverenlerle yılda 1 kez ve sosyal
diyalog amaçlı toplantıların yapıldığı, vardiya çalışmasının yaygın olduğu
ve 7 günlük çalışmanın ardından vardiya zamanlarının değiştirildiği,
ücretlerin makine sanayiinde görece yüksek olduğu ve aylık ortalamanın 270$
civarında olduğu, asgari ücretin 25.500 Macar lirası olduğu belirtildi. BULGARİSTAN : Otomotiv
sektörünün bütününün özelleştirildiği, çalışma süresinin haftada 40 saat
olduğu, işgücünün %30’unun üniversite ve kalan %70’inin ise lise mezunu olduğu,
otomotiv sektörünün metal sanayii için de önemli bir payının bulunmadığı; bunun
yerine elektrik ve elektronik sanayiinin yaygın bir iş kolu olduğu belirtildi. ROMANYA : U-METAL
Sendikasının örgütlü olduğu bir kamyon fabrikasından katılan temsilci, ülkede
işsizliğin -resmi rakamlara göre- %12 civarında olduğunu, çalışma süresinin bu
işyeri özelinde günde 8 saat ve haftada 5 gün ile sınırlı bulunduğunu fazla mesai
süresinin ise yılda 120 saatle sınırlandığını, ücretler genel düzeyinin 100-120
$ civarında olduğunu, yıllık enflasyon oranının ise %42 olarak açıklandığını
belirtti. III- AVRUPA İŞLETME KOMİTELERİ - SUNUŞ: LUC TRIANGLE /ACV
METAAL-BELÇİKA AİK-
işçi temsilcilerinin Avrupa çapında faaliyet gösteren, şirket yönetimiyle
görüşmeler yaparak şirket çalışanları ulus ötesi ekonomik, finansal ve sosyal
gelişmelerden haberdar etmeyi amaçlayan bir kuruludur. Halihazırda AB’nin 15 üye
ülkesi ve Lihtenştayn, Norveç, İzlanda’nın da katılımıyla Avrupa’daki 18
ülkede faaliyet gösteren AİK’ler AB andlaşmasında 1994 yılında yapılan bir
değişiklikle AB hukukunca kurulması kararlaştırılmış işçi temsilci
kurullarıdır. Sayılan 18 ülkede faaliyet gösteren işletmeler için bir AİK
kurulabilmesinin ön koşulları 1) Söz konusu şirketin bu 18 ülkenin en az 2’sinde
faaliyet gösteriyor olması ve 2) Bu iki işletmeden 1 tanesinde asgari 1000, diğerinde
de asgari 500 kişinin çalışıyor olması. AİK’ler kapsamında TİS de dahil olmak
üzere çeşitli toplantılar yapılabilir, ancak AİK’ler birer karar mekanizması
değildirler, sadece müzakere kurullarıdır. Ayrıca bir Şirketin Avrupa İşletme
Komitesinin kurulabilmesi için mevcut işgücünün örgütlü olması gibi bir
zorunluluk yoktur. Yani sendikasız işyerlerinde de AİK kurulabilir çünkü AİK bir
işçi temsilci kuruludur. Tüzüğünde de yer aldığı gibi, AİK’lerin temel hedefi
Avrupa sosyal diyalog yapısının bilgilendirme ve müzakerelere katılma yoluyla
güçlendirilmesidir. EMF geçtiğimiz 25 yıl süresince böyle bir yapının
oluşturulması için mücadele etmiştir. Bu bağlamda ve kendi içinde bir “görev
gücü” kuran EMF bu yapıda müzakerecilerin, sendika koordinatörlerinin ve mevcut
AİK’lere rehberlik eden kişilerin katılımını uygun görmüştür. Halihazırda bu
18 ülkede 220 AİK sözleşmesi yapılmış, işgücünün %60’ı AİK kapsamına
alınmış olup; 70 kadar müzakere de devam etmektedir. EMF’nin önümüzdeki dönem
için belirlediği hedefler arasında Doğu ve Orta Avrupa ülkelerinin de AİK ülkeleri
kapsamına dahil edilmesinin sağlanması da bulunmaktadır. Fakat şu anda bu hedefe
ulaşılmasının önünde ne yazık ki hukuki engeller bulunmaktadır. AVRUPA İŞLETME KOMİTELERİNİN
(AİK) SENDİKALAR KARŞISINDAKİ ROLLERİ: Şirket
düzeyinde olayın iki ayrı boyutu bulunmaktadır : çalışan boyutu ve sendika boyutu.
Bazı ülkelerde olayın sendika boyutunun rolü, çalışanın rolünden daha
güçlüdür. Olaya Avrupa çapında yaklaşıldığında ise ortaya bir sosyal diyalog
yapısı çıkmaktadır. Söz konusu diyalog tüm sektörleri kapsadığında, UNICE
(Avrupa İşveren Sendikaları Konfederasyonu) ve
ETUC (Avrupa İşçi Sendikaları Konfederasyonu) arasında, tek tek sektörler düzeyinde
yaşandığında söz gelimi WEM (Avrupa Metal İşverenleri Federasyonu) ve FEM (Avrupa
Metal İşçileri Federasyonu arasında ve şirket düzeyinde yaşandığında ise Avrupa
Şirket Yönetimi ile Şirketin Avrupa İşletme Komitesi arasında söz konusu
olmaktadır. Diğer
yandan Avrupa sosyal diyalog kültüründe gözden kaçan önemli bir olgu, Avrupa
şirketleri düzeyinde sendikaların hukuki bir rolünün bulunmayışıdır. “Peki,
sendikaların hukuki anlamda bir role ihtiyacı var mıdır” gibi bir sorunun cevabı
“kesinlikle evet” olmalıdır. Evet, çünkü AİK’lerdeki işgücünün sendikalı
olma gibi bir zorunluluğu bulunmamaktadır. Bu bağlamda, Sendikalara, AİK’lerin şirket yönetimleriyle işçi hak ve
kazanımlarına yönelik müzakerelerden sorumlu olmayan, sendikalarla rekabete girmeyecek
birer işçi kurulu olduklarının hukuki bir güvencesi verilmek zorundadır . Bunun için EMF
sendikaları Avrupa Şirketleri düzeyinde yasal haklar talep etmektedirler. AİK’ler
sadece birer partner olarak kalmalı, sendikalara rakip olmamalıdır. AİK’lerin temel
görevi ve işlevi bilgilendirme ve müzakere etme ile sınırlı tutulmak zorundadır.
Sendikaların TİS, ücretler, çalışma süreleri gibi sorumlulukları AİK’lerde
çözülecek sorunlar gibi görülmemelidir. Özetle,
AİK’ler ne amaçla kurulduysa sadece o amaca hizmet etmek için faaliyet
göstermelidir: Bu alanlar ise
n Yeniden yapılanma
süreçlerinde genel bir Avrupa resminin çıkarılması, sorular sorarak farklı
ülkelerdeki yy ‘lar arasındaki farklılıklar üzerinden ortaklıkların tespit
edilmesi, Yönetim açısından yenidenyapılanmanın gerçek nedenlerinin saptanmasının
sağlanması ve bu argümanlara karşı argümanlar geliştirilmesi ve bilginin sürekli
olarak güncelleştirilmesi n Yeniden Yapılanma
süreçleriyle ilgili olarak tek bir (ortaklaşılmış) Avrupa İşçi görüşünde
birleşilmesinin sağlanması n Zamanında, doğru ve karar
alınmadan önce bilgiye ulaşılması ve karar öncesinden işçi temsilcilerinden de
görüş istenmesinin sağlanması n Yazılı olarak bilgi
istenebilmesidir. Örgütsüz
işyerlerindeki AİK’lerin yeniden yapılanma süreçlerinde karşılaştıkları ve
yanıt üretmek durumunda kaldıkları bazı sorunlar ise n İşten atılmaların
durdurulması, istihdamın ve AİK’in gelecekteki rolünün garanti altına alınması n AİK’lerin Avrupa
Sendikal hareketi için ve özellikle de yeniden yapılanma süreçlerinde vaz geçilmez
birer extra enformasyon kaynağı olarak faaliyet göstermesinin sağlanması şeklinde
özetlenebilir. Yeniden
yapılanma sürecinde bir EMF Davranış Koduna ihtiyaç var mı? Sorusunun cevabı da
kesinlikle “evet” olmak zorundadır. Bu çerçevede, öncelikle sendikaların rolü ve
pozisyonlarının belirlenip, netleştirilmesi zorunludur ve bunun ön koşulları da : · Farklı fabrikalar
arasında rekabetin ortadan kaldırılması · Bilgi aktarımının
düzenli ve hızlı bir şekilde yapılması · Her yeniden yapılanma
sürecinde farklı bir hedef ve yaklaşım yerine, tek bir Avrupa yaklaşımında
ortaklaşılması · Neler yapılması
gerektiği konusunda içe dönük bir EMF prosedürünün hazırlanması şeklinde
özetlenebilir. TÜRKİYE Örgütümüz
Genel Sekreteri Muzaffer ŞAHİN’in Uluslararası İlişkiler Uzmanı Gaye Yılmaz ile
birlikte katıldığı toplantıda, Sendikamıza ayrılan yarım saatlik sürede ülkemiz
otomotiv sanayiini makro-ekonomik, sosyal ve sendikal açıdan anlatan bir sunuş
yapılmıştır. Bu sunuşta, Araştırma Dairesi tarafından hazırlanmış olan sektör
raporundan yararlanılmıştır.
Hazırlayan : GAYE YILMAZ
|