mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu
 

Dünya Ticaret Örgütünün 9–14 Kasım 2001 tarihleri arasında KATAR’ın başkenti DOHA’da yapılacak 4. Bakanlar Konferansının Resmi olmayan Gündeminin DTÖ-Gayri Resmi Genel Konsey toplantı notları üzerinden T.MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubunun ön değerlendirmesidir.

 

Dünya Ticaret Örgütü, 1947 yılında imzalanan GATT-Tarifeler ve Ticaret Genel Anlaşması kapsımında yapılan raundların sonuncusu ve 1986-1994 yılları arasında 8 yıl sürdürülen Uruguay Raundu bitiminde  15 Nisan 1994 tarihinde FAS-Marakkeş’te imzalanan “Marakeş Protokolü” çerçevesinde 1.01.1995 tarihinde faaliyete geçirilen en büyük sermaye örgütüdür. GATT anlaşması, yaklaşık 50 yıllık sürecinde oluşturulan tüm kurallar ve yapılan anlaşmalar bütünü ile DT֒ne aktarılmış ve ek olarak DT֒ne üyelerine yaptırım uygulama yetkisi verilerek güçlendirilmiştir.

 

DTÖ Anlaşması; DT֒nü Kurucu Anlaşma, Marakkeş Protokolü ve Ekli Anlaşmalardan oluşmaktadır. Ekli Anlaşmalar GATT sürecinde imzalanan ya da hazırlanan tüm anlaşmaların 21 temel anlaşma halinde ve 4 Ana Katogoride toplanmasından oluşmuştur. Bu anlaşmalar arasında GATT-1994, Tarım Anlaşması, Tekstil ve Konfeksiyon, Ticarette Teknik Engeller, Menşe Kuralları, İthalat Lisansları, Koruma Tedbirleri Anlaşmaları, TRIMs-Ticaretle Bağlantılı Yatırım Tedbirleri Anlaşması, GATS-Hizmet Ticareti Genel Anlaşması, TRIPs-Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Hakları Anlaşması, Anlaşmazlıkların Çözümü Kural ve Yöntemleri Hakkındaki Mutabakat Metni (Tahkim), Ticaret Politikalarını Gözden Geçirme Mekanizması, Sivil Uçak Ticareti, Devlet Alımları, Süt Ürünleri ve Sığır Eti Anlaşmaları bulunmaktadır. Ekli anlaşmalar 1994 yılına kadar GATT bünyesinde yapılan müzakereler sonucunda uzlaşılmış halleriyle imza altına alınmış çerçeve anlaşmalar niteliğindedir. Ekli Anlaşmaların çoğunun DT֒de genişletilmesi müzakereleri halen yapılmaktadır(Örneğin GATS Anlaşması).

 

DTÖ  Bakanlar Konferanslarının temel işlevi ise; sermayenin istekleri doğrultusunda genişletilme müzekereleri tamamlanmış anlaşmaların imzalanması ve genişletme müzekerilerinde sorun yaşanan anlaşmalardaki tıkanıklığı aşmak. 9-13 Kasım 2001 tarihleri arasında DOHA’da yapılacak olan 4. Bakanlar Konferansı ile ABD/Seattle’da yapılan ve başarısızlıkla sonuçlanan 3. Bakanlar Konferansının eksiklerinin tamamlanması da hedeflenmektedir. DT֒nün 4. Bakanlar Konferansında yeni bir başarısızlığa uğramak istemeyen sermaye, bazen gizli, bazende gayrıresmi toplantılarla sorunsuz bir gündemi oluşturmak için büyük çaba harcamaktadır.

 

Bu çabaların en önemlilerinden biri 25 Haziran’da yapılan DTÖ Gayri Resmi Genel Konsey toplantısıdır. Bu toplantıda ABD, AB ve Japonya’nın temsilcileri 4. Bakanlar Konferansının Gündeminde yer alması konusunda ortaklaştıkları maddeleri -yer alması şart biçiminde- açıkladılar. DT֒nün gerçek egemenlerinin temsilcileri tarafından açıklanan 4. Bakanlar Konferansının ortaklaşılan gündem maddeleri ve kısa açılımları:

 

·         Tarım Sektörünün tam liberalizasyonu(Full Liberalisation in Agriculture Sector): DT֒nün kuruluşundaki ekli anlaşmalardan biri olan Tarım Anlaşması temel olarak, tarımsal desteklerin azaltılması ve tarımsal ürünlerin gümrük vergilerinin düşürülmesini kapsıyordu. Ancak Tarım Sektörü, 3. Bakanlar Konferansında gündem maddesi yapıldığında tüm desteklerin kaldırılması, gümrük vergilerinin sıfırlanması ve tüm ülkelerin Tohum ve Tarımsal ürün üreten tekellere açılması isteniyordu. Başarısızlıkla sonuçlanmasına rağmen 3.Bakanlar Konferansında müzakerelere devam edilmesinde mutabık kalınan 2 sektörden biri tarımdı. 4.Bakanlar Konferansında tarım sektörü gündem maddelerinden biri yapılarak, tüm ülkelerin tarım alanlarının, tohum ve tarımsal üretim yapan  ulusötesi tekellere açılmasının önündeki son engeller de kaldırılacaktır. Ulusötesi Tekellerin önündeki en önemli engeller arasında;

-          Arazi satın alma, kiralama ve diğer Gayri Menkul haklarındaki ulusal kısıtlamaların kaldırılması,

-          Tarım ürünlerine uygulanan gümrük vergilerinin sıfırlanması,

-          Su Kaynaklarının ve dağıtımının özelleştirilmesi,

-          Kontrollü tarımın önündeki engellerin kaldırılması,

-          Sertifikalı(Patentli) Tohumların kullanılmasının sağlanması, gibi tarım sektörünün tekelleşmesi önündeki tüm engellerin kaldırılması hedeflenmektedir.

     Tarımda tam Liberalizasyona geçilmesi halinde;

-          Verimli tarım arazileri -tarım dışı kullanıma da açılabilecek şekilde- tekellere devredilecek.

-          Tarımsal ürünlerin ithalatına uygulanan gümrük vergileri sıfırlanacağı için ithal ürünlerle başa çıkamayan çiftçilerin ve köylerin büyük kentlere göçü hızlanacak.

-          Su kaynaklarının özelleştirilmesiyle yerli tarımsal üretime büyük bir darbe indirilmiş olacak ve; patentli tohumların da bir zorunluluk olarak sisteme sokulmasıyla birlikte tarım nüfusu büyük kitleler halinde şehirlere göç ederek işsizler ordusuna katılacak.

-          Bu durum, işçi ücretlerinin, sosyal kazanımlarının ve örgütlülüğünün hızla gerilemesine yol açacak.

-          Ülkelerin tarımsal üretimi tekellere ve ithalata bağımlı hale geleceği için, açlık tehdidi insanlığın çok daha büyük bir bölümünü etkiler hale gelecek.

-          İthalattaki hızlı artış ülkelerin ödemeler bilançolarında yeni dengesizliklere ve onarılamaz gediklere neden olacak, kriz olgusu sürekli hale gelebilecek.

-          Kontrollü tarım önündeki engellerin kaldırılmasıyla birlikte hem gıda güvenliği tehlikeye girecek(tohum genlerinde genetik değişikliklerin yapılması) ve hem de ülkelerin ihtiyaçlarına uygun tarımsal üretim planlaması yapma olasılıkları ortadan kalkmış olacak

 

·         Hizmetler Sektörünün tam Liberalizasyonu (Full Liberalisation in Service Sector): Dünya Ticaret Örgütünün kuruluşunda imzalanan ekli anlaşmalardan olan GATS-Hizmet Ticareti Genel Anlaşması, tıpkı Tarım Anlaşması gibi 3.Bakanlar Konferansında müzakerelerinin devam edilmesinde mutabık kalınan bir anlaşmadır. GATS Anlaşmasının genişletilmesi müzakereleri DTÖ bünyesinde 2000 yılı başından itibaren ayda iki kez yapılan toplantılarla sürdürülmekte ve 2002 yılı sonunda bitirilmesi hedeflenmektedir. GATS Anlaşması, bir Hizmet Ticareti Anlaşması gibi gösterilse de hizmetler ile bağlantılı tüm üretim(Sınai,Tarımsal) ve bugün var olan tüm hizmet alanlarını ve daha sonra oluşabilecek hizmet alanlarını da kapsayan bir çok taraflı anlaşmadır. GATS’ın kapsamında; Eğitim(ilk, orta, lise, üniversite), Sağlık(Sosyal Hizmetleri de kapsayacak şekilde tüm sağlık ve bağlantılı hizmetler), İletişim (Telekom, posta hizmetleri, görsel, işitsel ve yazılı iletişim hizmetleri), Ulaşım(Kara, Deniz, Hava ve diğer tüm ulaşım hizmetleri), Enerji, Su iletimi ve Atık Su işleme, Turizm(Seyahat ve bağlantılı tüm hizmet ve ürünlerin üretimi), Çevresel Hizmetler, İnşaat ve bağlantılı Mühendislik hizmetleri, Finansal, Mali ve Bankacılık hizmetleri, Kültürel ve Sportif hizmetler ile diğer tüm hizmet alanlarını bulunmaktadır. GATS Anlaşması ile kamunun elindeki tüm hizmet alanlarının ulusötesi tekellere aktarılması ve hizmet emekçilerinin serbest piyasa koşullarında (daha güvensiz, sıfır korumalı bir çalışma ortamında) daha fazla sömürülmesi  hedeflenmektedir.

 

·         Uyuşmazlıkların Çözümü(Uluslararası Tahkim): DTÖ bünyesinde üye ülkelerin birbirleri arasındaki anlaşmazlıkların çözümü için oluşturulmuş (devletten devlete işleyen tahkim)  “Anlaşmazlıkların Halli Organı-Dispute Settlement Body” bulunmaktadır. Ancak bu konunun gündem maddesi yapılmasının gerekçesi;  Şirketlerden Devletlere işletilecek (Türkiye’de 1999 yılında Anayasa’da yapılan değişiklikle kabul edilen ve 2001 haziranında da uygulama yasası çıkarılan Uluslararası Tahkim Yasası gibi)  UluslararasıTahkim mekanizmasının DTÖ üyesi tüm ülkelerce kabul edilmesini sağlamak.

 

·         Tarım-dışı ürünlerin dünya piyasalarına girişinin kolaylaştırılması (Tariff reduction in non-agriculture products):  4. Bakanlar Konferansının bu gündem maddesi ile sanayi ürünlerinin gümrük vergilerinin sıfırlanması ve gümrüklerdeki denetimlerin iyice azaltılması amaçlanmaktadır.

 

·         Hükümet/Kamu Satın Almaları (Government/Public Procurement): Ulus Devletlerin Kapitalist Sistem içerisinde 1980’lere kadar uyguladığı(özünde aynı) çeşitli ekonomik politikalar, Ulusal Burjuvazinin ve Kamu işletmeciliğinin geliştirilmesine yönelik olmuş ve devletler hem talep hem de arz(üretim) yaratan bir işlev üstlenmişlerdir. Devletler, her çeşit mal, ekipman, silah ve hizmet satın alımları ile ulusal ekonomilerdeki talebin hemen hemen yarısını yaratmışlar,  yaptıkları satın almaları genellikle ve öncelikle KİT’ler ve iç piyasadan temin etmişlerdir. Ancak bu anlaşma ile ulus devletlerin yönetim, denetim ve inisiyatifinde olan kamu satın almalarındaki yetkileri, ulusötesi sermaye devredilecek ya da en iyimser görüş ile paylaşılacaktır. Bu anlaşmayla birlikte kamu satın alma ihalelerine yurt dışında üretim yapan şirketler de katılabilecek ve ihaleler büyük oranda lobi gücü yüksek olan ulusötesi şirketlerde kalacaktır.  Bunun sonucunda kamuya mal ve hizmet satışı yapan başta KİT’ler, KOBİ’ler ve diğer yerli üreticilerin piyasadan silinmesi kaçınılmazdır. KİT, KOBİ ve diğer yerli üreticilerin yok olması, yüzbinlerce işçinin işini kaybetmesine, bağlantılı olarak hammadde, ara mamul ve hizmet üretimindeki yüzbinlerce insanın işsiz kalmasına yol açacaktır.

 

·         Yatırımların Çok Taraflı Kurallara Bağlanması(MFI-Multilateral Framework for Investment): DT֒nün 4. Bakanlar Konferansına, 3’üncü toplantıdan ısıtılarak aktarılan ve aslında OECD’de imzalanması başarılamayan MAI-Çok Taraflı Yatırım Anlaşması ile hemen hemen aynı içerikteki bir gündem maddesidir. Çünkü Ulusötesi sermaye için yatırımlar önündeki sosyal engeller(Sosyal Güvenlik Payları, Asgari Ücret, İş Güvencesi, Kilit Personel, Örgütlenme, Kamusallık, Çevre v.b.) küresel düzeyde kaldırılmak istenmektedir. DT֒de gündeminde yer alan diğer konularda olduğu gibi yatırımlardaki engellerin de kaldırılması için  Bölgesel Konsorsiyumlar(A.B., NAFTA, APEC v.b.) ile BITs(Bilateral Investment Treaties) İki Taraflı Yatırım Anlaşmaları kullanılmaktadır. Örneğin Güney Kore ve Türkiye’nin ABD ile imzaladıkları (BITs) İki Taraflı Yatırım Anlaşması bu kapsamdadır ve MAI hükümlerinin tamamını içermektedir. A.B. Nice Zirvesi kararları ve genişleme sürecindeki aday ülkelerden talep edilenlerde bu kapsamdadır.

 

·         Rekabet(Competition) : WTO 4.Bakanlar Konferansının toplumları en çok yanıltan gündem maddesi rekabettir. Rekabeti Serbest Piyasanın en önemli araçlarından biri olarak sunanlar, mal ve hizmet üretiminin kaliteli ve ucuza satın alınacağını öne sürmektedirler. Bu iddianın sahipleri , fiyatı düşen petrol gibi doğal kaynakların bile üretimini azaltarak fiyatının yeniden yükselmesi için çaba harcamaktadırlar. Dolayısıyla rekabet hükmü ile hedeflenen kuşkusuz işçilerin ve toplumların hak ve kazanımlarının geliştirilmesi olmayacak, bilakis toplumları rekabete karşı korumak amacıyla yapılmış kamusal düzenlemelerin ortadan kaldırılması gündeme getirilecektir.  Rekabetin gündem maddesi yapılmasının gerçek nedeni; dünya ölçeğinde halen ağırlıkla kamunun elinde bulunan eğitim, sağlık, sosyal güvenlik gibi tüm kamusal alanların hızla özelleştirilmesi isteğidir.

 

·         Elektronik Ticareti (Electronic Commerce) : Elekronik ve İletişimdeki gelişmeler sonucunda ortaya çıkan elektronik ticareti üzerinden yapılan mal ve hizmet teslimlerinden alınan gümrük vergilerin azaltılması ya da kaldırılması istenmektedir. Ulusötesi şirketler ürettikleri ya da ürettirdikleri mal ve hizmetleri internet üzerinden ve doğrudan son tüketiciye ulaştırarak ara kademelerde bulunan disbirütör, temsilci, pazarlamacı, anabayi, bayi gibi 6-7 kademeyi ortadan kaldırarak ve reklam giderlerini azaltarak karlarını daha da arttırmayı hedeflemektedir. Bu konuda ilk adımlar atılmaya başlanmış ve Alman Krups firması 2000 yılı sonunda açıkladığı yeni şirket politikası ile ürünlerinin son tüketiciye ulaştırılması sürecinde var olan 8 ara kademeyi ortadan kaldıracağını ve satışlarında yoğun olarak interneti kullandığını açıkladı. 

 

·         Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Hakları Anlaşması(TRIPs-Trade):  Fikri ve Sınai mülkiyet haklarının korunması, standartlar oluşturulması, taklit mal ticaretinin önlenmesi ve yaratıcılığın korunması imajı verilen bu gündem maddesi bütünüyle bir illuzyondur. Çünkü yapılan her yeni buluşun altyapısını insanlığın ortak bilgi birikimi oluşturmaktadır. Bu yüzden her yeni buluş insanlığın ortak kullanımında olmak zorundadır. Bu gündem maddesi ile yapılmak istenen insanlığın ortak değerlerinin ulusötesi tekellerin karlarını arttırmak için kullanmasının garanti altına alınmasıdır. Örneğin dünyanın en büyük tohum tekellerinden biri olan CARGİLL(Dünya Tohum Ticaretinin %25’ini elinde bulunduruyor) Buğday’ın genetik yapısında değişiklik yaparak elde ettiği (tek kullanımlık ve ürününün tohum olma özelliği olmayan ya da halk arasında intihar eden tohum) yeni buğday tohumlarının patentlerini almakta ve bunu diğer tarımsal ürünler için de uygulamaktadır. Diğer tohum ve tarımsal ürün tekelleri de(MONSANTO, NOVARTİS, AGRA gibi) aynı uygulamaları yapmaktadır. Bu anlaşma ve DT֒nün diğer gündem maddeleri ile tekrar tekrar ve çeşitli biçimlerde garanti altına alınmış böyle bir anlaşmanın sonucunda, insanlık tohum tekellerinden ya tohum ya da ürünün kendisini almak zorunda kalacaktır. Patenti olmayan tohumlarla yapılacak üretimin pazara girişi yasaklanacaktır.

 

·         Anti-Damping Önlemleri Prosedürü(Anti-Damping): GATT 94’ün VI.Maddesinin Uygulanmasına Dair Anlaşma kapsamında yer alan Anti-Damping Önlemleri Prosedürüne göre bir malın ihraç fiyatının iç piyasa satış fiyatından %5’ten fazla düşük olması ya da ihraç fiyatının üretim maliyetinden düşük olması durumunda uygulanan bir prosedürdür. Anlaşılan bu tedbirler yetersiz ki gündem maddesi yapılıyor. Kısaca yapılmak istenen, kriz dönemlerinde fiyat kırarak dünya pazarında pay sahibi olmaya, ya da mevcut pazar payını sabit tutmaya çalışan sermaye gruplarına karşı bir önlem almaktır. Pazar’ın gerçek sahiplerinin olası kayıplara tahammül göstermeyeceği anlaşılmaktadır. Ancak bu anlaşma sonucunda, krizlerle en sık karşı karşıya kalan istikrarsız ekonomilerdeki işgücünün çok daha ağır yaşam ve çalışma koşullarına mahkum edileceği aşıkardır.

 

·         Ticaret ve Çevre(Trade and Environment) : Gündem için önerilen maddelerden biri olan bu madde ile gelişmemiş dünyanın üretim aşamasında çevreyi korumadığı ve bu tip üretimden gelen ürünlerin pazara girişinin engellenmesi ve ticarete konu yapılmaması hedefleniyormuş gibi bir görüntü verilmesi amaçlanmaktadır. DTÖ ve gerisindeki şirketler, Çevre Korumayı yalnızca maske olarak kullanıyor. Eğer öyle olmasaydı Atmosfere yayılan ve dünyanın ısınmasına yol açan karbon gazları ve çeşitli emisyonların %25’ini tek başına üreten ve Kyoto Anlaşmasının altına imza koyduktan 4 yıl sonra anlaşmayı tanımadığını açıklayan ABD’ye karşı tavır alması gerekirdi. Bu gelişmelere bakılacak olursa, gelişmiş ve az gelişmiş ekonomiler birbirlerine düşürülerek, halklara “az gelişmiş ülkelere çevre konusunda göz yumulması gerek, aksi taktirde gelişmeleri sekteye uğrayacaktır” konsepti kabul ettirilecek, arkadan da ekonomiler arasında ayrımcılık yapılamayacağından hareketle aynı standartların gelişmiş ekonomiler için de geçerli olması talep edilecektir. Yeter ki Serbest Piyasanın önündeki engeller kaldırılsın, çevre standartlarının ihlal edilmesinin sermaye açısından bir sakıncası yok.  Ayrıca gelişmemiş dünyadaki üretimin gelişmiş dünyanın bilgisi dışında yapıldığını kabul etmek ise saflık olur.

 

·         Hükümet Çalışmalarında Şeffaflığın Sağlanması: Bu konunun gündem için önerilmesinin altında  DT֒nün dünya hükümeti olma ve kendini var eden yapılardan(devletler) süreç içerisinde kurtulma isteğinin açık ifadesidir. DTÖ zaman zaman yaptığı açıklamalarda kendisinin çok demokratik bir örgüt olduğunu, üye ülkelerdeki demokrasi sorununun o ülke halklarının sorunu olduğunu vurguluyor ve toplumlara alttan alta kendisinin dünyayı daha iyi yönetebileceğinin mesajını veriyor. DT֒ye egemen olanların, ülkelerde yıllardır bilinçli olarak yarattıkları ve teşvik ettikleri kirliliği bugün toplumların önüne seçilmişlerin ve bürokrasinin kirliliği olarak sunmalarının temel nedeni, bunu yaratanlar olarak artık bu kesimlere pay vermemek ve işin başına kendilerinin geçme isteğinden kaynaklanmaktadır. DT֒nün ülkelerdeki kirliliğin çeşitli iç denetim mekanizmalarının geliştirilmesi ve demokratik bir şeffaflık yoluyla ortadan kaldırılmasına yönelik bir çabası yoktur. 

 

 

Türkiye MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu

29 Ağustos 2001