mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu


TÜTÜN SEKTÖRÜNDE DEĞİŞİM:  IMF - DÜNYA BANKASI ANLAŞMALARI VE TÜTÜN YASASI

Baki Remzi Suiçmez - Ziraat Müh. Odası Yönetim Kurulu Üyesi

Mayıs 2002

 

“kolcular geliyor Halilim” den ...             REJİ İDARESİ’nden ..... 1883’den

                    “kolcular gelecek (mi?) Halilim” e ... TÜTÜN YASASI’na (mı?) .....2002’ye

 

GİRİŞ

 

“Türkiye Tütün Sektörü”nde değişime yol açan ve IMF ve Dünya Bankası Anlaşmaları ile şekillendirilen ve takvimlendirilen “Tütün Yasası’nın Öyküsü”nü anlatırken; “Tütün Yasası’nı kimler istedi, nasıl istedi, niçin istedi, kimler nasıl tepki gösterdi, Yasa  neler getiriyor, kimleri nasıl etkileyecek, kısacası; Tütün Yasası  kimin, kimlerin yasası?” sorularının yanıtları hakkındaki düşüncelerimi sizlerle paylaşacağım.

 

Reji İdaresi: kimine göre mazide kalan bir olay, kimine göre ‘acı tütün romantizmi’. Bize göre ise, Ulusumuz adına acı, unutulmaması gereken, türkülere konu olmuş - ki o türküler, Ulusumuzun gerçek tarihidir -, ders alınması gereken tarihsel bir gerçek.

 

Osmanlı Devleti’nin “borçlanma, borcu borçla ödeme, dışa bağımlılık, sürekli krizler, çöküş ve parçalanış” sürecini anımsadığımızda ve Türkiye Cumhuriyeti’nin günümüzde yaşadığı koşullar ile benzerliğini karşılaştırdığımızda, çöküş ve parçalanışa olanak tanımamak için vatanını ve ulusunu seven insanlar kaygıya düşmektedir. Ancak, zaman kaygı duyma zamanı değil, aynı süreci yaşamamak için olayları anlama, anlatma ve yasal sınırlar içerisinde mücadele etme zamanıdır.

 

I. Türkiye  Tütün   Sektöründen Kesitler

 

Cumhuriyet sonrası Türkiye Tütün Sektörünü üç dönemde inceleyebiliriz.

 

1921- 1984  Dönemi : “Tütün ve Tütün İnhisarı” Yasaları: Devletleştirme, Devlet  tekelinde “tütün” tarımı, alımı, “tütün ve mamullerinin” ticaretinin düzenlenmesi, destekleme ve teşvik politikaları

 

1970-90 Dönemi : “Ortam Hazırlama Yılları”: Düşük sigara üretimi - dışarıdan kaçak sigara girişleri - sigara karaborsası, tütün ekim alanlarında genişleme ve TEKEL’ce fazla tütün alımı, TEKEL’e yatırım yapmama

 

1984 - 2002            Dönemi : “Özelleştirme Yasaları, Yabancılaştırma süreci”: Devlet Tekelinin ve desteklemelerin kaldırılması, üretimin azaltılması, dışalımın artması, ÇUŞ’ların pazarı paylaşım savaşları

 

1984’de  sigara ithalat yasağının kaldırılması, 1989’da tütün ithalatının serbest bırakılması ve 1989-92 yılları arasında yabancı sigaraların yabancı ortaklı özel sektörce içerde üretilmesine olanak sağlanması ve bunlara yılda 2 bin tonluk üretimi aşmaları halinde fiyat, satış, dağıtım ve ithalat serbestisi getirilmesi, sürecin somut adımlarıdır.

 

 

II. Kalkınma Planları’nda Tütün ve Tekel

 

Ülkemizin her yönüyle kalkınması ve gelişmiş bir ülke olması için hazırlanan Beş Yıllık Kalkınma Planları; liberalleşme ve özelleştirme politikaları ile devletin ekonomik sürece müdahale olanaklarının budandığı 1980’li yıllardan sonra “işlev” değiştirmiş, belirleyen ve izlenen olmaktan çıkarılarak, belirlenen ve izleyen bir yapıya dönüştürülmüştür. Devletin sosyo-ekonomik işlevleri, yapısı, işleyişi ve örgütlenmesi yapısal uyum politikaları ile dönüştürülürken, plan ve programlar da bu dönüşüme altyapı hazırlayan, hukukilik ve meşruiyet kazandıran, bu dönüşümü hızlandıran ve yaygınlaştıran bir araç olarak kullanılmıştır. 1980 öncesinde planlama sürecinin başlıca formel aktörleri, yasama ve yürütme organları ile DPT iken, 80 sonrasında IMF ve Dünya Bankası olmuş, bu koşullarda IMF istikrar programları ve  Dünya Bankası’nın yapısal uyarlama politikaları, doğrudan plan stratejini etkileyebilmiştir. Kalkınma Planları artık, devletin yeni sağ politikalar doğrultusunda dönüştürülmesinin bir aracı durumuna gelmiştir. (SEZEN, S, 1999)

 

Böylece, uygulanan sosyo-ekonomik politikalara Türkiye’nin toplumsal gereksinmeleri kaynaklık etmemekte ve bu politikalar ulusal sorunların çözümü yerine, politikaları üreten kaynakların gereksinmelerine yanıt vermektedir. Bu süreç doğal olarak, kalkınma planlarındaki “tütün politikalarına” da yansımaktadır.

 

7. ve 8. Planı incelediğimizde, tütün piyasalarının rekabet koşullarına açılması, TEKEL’in yaprak tütün işletmeleri ile sigara sanayi faaliyetlerinin ayrı birimlerde örgütlenmesi, tütün üretiminde piyasa fiyatları ve müzayede sisteminin kurulması, tütünle ilgili yasalarda “günün şartlarına uygun” düzenlemeler yapılması gerektiği belirtilmektedir. “Günün şartları”, yaşanan süreç incelendiğinde görüleceği gibi, Küreselleşme Koşulları ve Dayatmaları”dır.

Tarım politikalarının esasları ise, DTÖ Tarım Anlaşmasının öngördüğü yükümlülükler ile AB'ye tam üyelik sürecine girerken AB Ortak Tarım Politikasında ve uluslararası ticaretteki gelişmeler çerçevesinde belirlenecektir. (DPT, 1996, 2001)

 

 

III. Türkiye Tütün Sektörünü Etkileyen Unsurlar

 

Türkiye Tütün Sektörü, Dünya Ticaret Örgütü (WTO), Avrupa Birliği (EU), Uluslararası Para Fonu (IMF), Dünya Bankası (WB), Ulusötesi Tekeller (PM, JTİ, BAT, vd) ve Türk Ulusu’nun etkisi altında şekillenmektedir.

 

1930’lardaki dünya ekonomik krizinin getirdiği sorunları  aşmak üzere 1944 yılında yapılan Bretton Woods Toplantısı sonucu, uluslararası ticaretin uyumlu bir biçimde gerçekleşmesini sağlamak ve döviz kurunun istikrarını korumak üzere IMF  ve az gelişmiş ülkelerin kalkınma sorunlarıyla ilgilenmek üzere Dünya Bankası kuruldu. 1973 petrol krizi ve dünyada yaşanan genel ekonomik buhrandan sonra bu işbölümü yok olarak,  IMF ve Dünya Bankası “yapısal uyum programları” adı verilen ve az gelişmiş ülkelerin “sistem”le tam bütünleşmesini sağlamaya yönelik projeleri beraberce yürütür hale geldiler. Yapısal uyum programlarını Dünya Bankası projelendirirken, IMF de stand-by anlaşmaları ve  istikrar programları ile bu uyum programlarının uygulanışını denetlemektedir.

 

Dünya Ticaret Örgütü (WTO) Tarım Anlaşması’nın temel amacı ise, “tarım politikalarını devlet müdahalesinden  ve sosyal boyutundan arındırıp, tarımsal üretimi ve değişimi piyasa mekanizmasının işleyişine bırakmaktır.”

 

IMF–Türkiye  ve Tütün/Tekel

 

Ülkemizde, 1946 sonrası çok partili yaşama geçişten sonra 1999 yılına kadar 17 kez IMF ile Stand-By Anlaşması imzalanmasına karşın, gelinen nokta ortadadır. Bağımlı duruma gelme sonucu, süreleri kısalarak ve etkisi artarak yaşanan krizlerden çıkış formülleri yine dışarıda aranmaktadır. Nitekim, Hükümet ile IMF arasında imzalanan Yakın İzleme Anlaşması çerçevesinde IMF heyeti 1998 yılında Ankara’ya çağrılmıştır. IMF Heyeti’nin Ekim 1998 Ziyareti Sonuç Bildirisi’nde; tarımsal destekleme sisteminde, mali ve mali-benzeri harcamaları azaltmayı ve ticaret korumacılığını rasyonalize etmeyi amaçlayan köklü reformlara ihtiyaç duyulduğu belirtilerek; daha köklü reformları ele alıncaya kadar, belli başlı kamu kesimi kuruluşlarının (TMO, TŞFAŞ, ÇAYKUR ve TEKEL) ürün alımları için katı kotalar tesis edilmesi ve tütün ile fındık alımlarına da sınırlamalar getirilmesi istenmekte ve  bir IMF heyetinin 1999 Ocak ayında Ankara’ya geleceği bildirilmektedir (www.treasury.gov.tr). 1999 sonunda “Borç yönetimi” kapsamında imzalanan 3 yıllık İstikrar Programı da sorunları çözememiş, aksine ağırlaştırmış ve 2002 yılında yeniden 3 yıllık bir anlaşma imzalanmıştır.

 

18. Niyet Mektubu / Stand-By (1999-2002)            09.12.1999

 

1. Gözden Geçirme / DB Niyet Mektubu                            10.03.2000

 

2. Gözden Geçirme                            22.06.2000   

 

3. ve 4. Gözden Geçirme                18.12.2000

 

5. Gözden Geçirme                            31.01.2001

 

6. ve 7. Ek. Gözden Geçirme         03.05.2001

 

8. Gözden Geçirme                            26.06.2001

 

9. Gözden Geçirme                            31.07.2001

 

10. Gözden Geçirme                            20.11.2001

 

19. Niyet Mektubu /  Stand-By  (2002-2004)                        18.01.2002

 

9 Aralık 1999 tarihli Niyet Mektubu ve 10 Mart 2000 tarihli 1. Gözden Geçirme’de, tütün ve TEKEL konusuna doğrudan değinilmemiştir.

 

22 Haziran 2000  tarihli 2. Gözden Geçirme’de; 2000 yılı içinde TEKEL’i reforma tabi tutmak ve tütün destekleme fiyat mekanizmasını kaldırmak için gerekli üç yeni yasa çıkarılacağı taahhüt edilmiştir.  Birinci Yasa ile; TEKEL’in destek alımı yapan birimini diğer ticari faaliyet gösteren birimlerinden ayırma, tütünün satışı için müzayede mekanizmasına geçiş ve TEKEL’in satılmayan tütünü aynı kalitedeki ürüne müzayedede verilen en düşük fiyattan en az %15 daha düşük bir fiyata satın alması sağlanacaktır. İkinci yasa; Alkollü içki üretimindeki tekeli kaldırarak özel sektörün piyasaya girmesini sağlayıcı nitelikte olacaktır. Üçüncü yasa ile; TEKEL’in içki, tuz ve tütün ürünleri üreten tesislerinin özelleştirilmesi sağlanacaktır. TEKEL’in ticari varlıklarının satışı 2001 yılında başlayacak ve 2002 sonuna kadar tamamlanacaktır.

 

18 Aralık 2000 tarihli 3. ve  4. Gözden Geçirme’lerde; Tütün destekleme fiyatlarının 2000 yılında “hedeflenen enflasyonla” aynı doğrultuda artırıldığı belirtilmektedir. Oysa hedeflenen enflasyona göre tütün fiyatına % 25 artış verilirken, yıl sonu resmi enflasyon oranı % 51.4 olmuş, yani tütün üreticisi yoksullaştırılmıştır. Nitekim bu süreç 2001 yılında da devam etmiş, % 68.3 enflasyon artışına karşın, tütün üreticisine % 36’lık bir artış sağlanmıştır.

 

18 Aralık 2000 tarihli ek niyet mektubunda; TEKEL'i yeniden yapılandıran bir kararname ve TEKEL'in tüm tütün işleme birimlerini Özelleştirme İdaresi portföyüne devrine izin veren Özelleştirme Yüksek Kurulu kararı’nın Ocak 2001 sonuna kadar çıkarılacağı; 2000 yılı başlarında Parlamento'ya sunulan Alkollü İçkiler Kanunu’nun Ocak 2001 sonuna kadar çıkarılacağı ve Tütün için destekleme alım politikalarını ortadan kaldıran, tütün alımlarında ihale mekanizmasını oluşturacak Tütün Kanunu’nun 2001 Ocak ayı sonuna kadar çıkarılacağı taahhüt edilmiştir.

 

Taahhütlere uygun olarak, Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun 5 Şubat 2001 tarihli kararı ile; 3 yıl içerisinde, mülkiyet devri hariç  olmak üzere özelleştirilmesi için TEKEL, özelleştirme kapsam ve programına alındı.

 

30 Ocak 2001   tarihli 5. Gözden Geçirme’de; “tütün sektörü için reform stratejisi ve tarım politikası reformumuzun ve özelleştirme sürecinin ana unsurlarından biri olan TEKEL’in yeniden yapılandırılması 18 Aralık tarihli Niyet Mektubu’ndaki ifadelere kıyasla daha da güçlendirilmektedir.” denilmektedir. Yani, dayatmanın dozu artmaktadır. Nitekim, kamu tekel kuruluşu olan TEKEL’in kendisinin, sadece tütün işleme üniteleri yerine, Özelleştirme İdaresi’ne devredileceği; bu bağlamda, diğer unsurların yanı sıra tütün sektörünü yeniden yapılandıran ve tütün destekleme alımlarını kademeli olarak kaldıran bir kanunun Şubat ayı sonuna kadar yürürlüğe alınacağı, “yapısal kriter (yapısal benchmark, Ek C)” olarak taahhüt edilmiştir.

 

Ülkemize IMF tarafından önerilen ve koşulsuz uygulanan “çıpa sistemi”nin çökmesi üzerine yaşanan ekonomik kriz üzerine, Dünya Bankası’ndan getirilerek Devlet Bakanlığı’na atanan Kemal DERVİŞ tarafından, 14  Mart  2001 tarihinde “Yeni Ekonomik Program”  açıklandı. Ekonomik krizi çözmek için “borç idaresi” yaklaşımıyla, borçların ödeme koşullarında değişiklik yapmayarak  ve yükün topluma ödeme gücüne göre adaletli dağıtımı göz ardı edilerek “dalgalı kur sistemi”ne geçişi öneren ve krizin aşılması için acil çıkarılması gereken yasaları sıralayan ve kamuoyuna “ 15  GÜNDE ...  15   YASA” olarak sunulan programdaki iki yasa, hak etmediği halde krizin faturasının üzerine yıkılmaya çalışıldığı Tarım Sektörü ile ilgiliydi. TÜTÜN YASASI ve ŞEKER YASASI.

 

Tütün ve Şeker Yasası’nın öncelikli 15 Yasa arasında yer alma  nedenleri; “kamu yönetimini disipline etme ve gelir sağlama” gerekçeleriyle açıklanmaktadır. Oysa, gerçek nedenler; “2000 yılı ekonomi programının çöküşü, kredi sağlayarak borçlanmanın döndürülmesi, krediye karşılık istekleri takvime bağlama ve izleme, kriz ortamında toplumsal direnci kırma, dayatmaları uygun koşullarda kolay ettirme ve Türk Tütün ve Şeker Pazarını ele geçirme” çabasıdır.

 

3 Mayıs 2001 tarihli  6. ve 7.  Gözden Geçirme’ye göre; 2001 yılının kalan kısmında TEKEL dahil olmak üzere önemli kamu teşebbüslerinin çoğunluk hisselerinin özelleştirilmesi için gerekli hazırlık işlerinin tamamlanmasına odaklanılacaktır. Yapısal kriterlerin arasına alınmasının ardından, sekizinci gözden geçirmenin kabulü için koşul olan, “Tütün sektörünü serbestleştiren, tütün için destekleme alımlarını tedricen kaldıran ve TEKEL'in varlıklarının satışına izin veren Tütün Kanunu'nun Meclis'te Mayıs ayı içinde kabul edilmesi beklenmektedir. Bu kanunun onaylanmasını müteakiben, 2002 sonuna kadar tamamlanması beklenen TEKEL ve ŞEKER'in özelleştirilmesi, Dünya Bankası'nın kredileri ile desteklenmesi beklenilen tarım reformu programının diğer bölümleri ile koordine edilecektir.”  

 

5 ve 15 Mayıs 2001 tarihlerinde Devlet Bakanı Kemal DERVİŞ tarafından  açıklanan “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı”nda,   Tütün Yasası’nın içeriği; “tütünle ilgili konuların Kurul tarafından düzenleneceği, 2002 üretim döneminden itibaren devlet nam ve hesabına alım yapılmaması, Tekel’in üretim ve pazarlama birimlerinin özelleştirmesinin altyapısının hazırlanmış olması, fazla üretilen tütünün çürümesi ve yakılması uygulamasına son verileceği, sözleşme ve açık artırma sistemiyle üreticinin önündeki belirsizliklerin kalkacağı ve tütün üreticisinin de alternatif ürün projesi ve doğrudan gelir desteği ile destekleneceği” şeklinde açıklanmıştır.

 

Tasarıya karşı çıkan Özelleştirmeden Sorumlu Devlet Bakanı Yüksel YALOVA, Dünya Bankası Türkiye Temsilcisi Ajay Chhibber’in, kamuoyuna yansıyan; “...Tütün Yasası’nın Meclis’e sunulmasında meydana gelebilecek gecikme, Dünya Bankası’dan sağlanacak desteğin de gecikmesine neden olabilecektir.” açıklaması üzerine, Yasa Tasarısını eleştirerek istifa eder.

 

26 Haziran 2001 tarihli  8. Gözden Geçirme’de; Şeker Kanunu’nun Nisan ayında ve sekizinci gözden geçirmenin tamamlanması için koşul olan yeni Tütün Kanunu’nun Haziran ayında yürürlüğe girmesini takiben, Dünya Bankası’nca desteklenen tarımsal reform programı kapsamında, şeker ve tütün fabrikalarının özelleştirmesinin başlatılacağı sözü verilir.

 

Onaya sunulan 4685   Sayılı   TÜTÜN YASASI, “Kamu yararına, Hukuka  ve   Anayasal ilkelere aykırılık” gerekçeleriyle Cumhurbaşkanı tarafından bir kez daha görüşülmek üzere TBMM’ne iade edilir. 

 

Cumhurbaşkanı, bir tarım uzmanı bilimselliği ve hukuk insanı duyarlılığıyla, Sosyal Devlet İlkesi ve Anayasal Kurallar Kapsamında 4685 Sayılı Yasa’da; “Sosyal Devlet ilkesi gereği, üretimin sürdürülmesi ve üreticilerin gelir kayıplarını giderme yöntem ve ilkeleri gösterilmemesi; aynı tür tütünlere AB destekleme primi öderken, Ülkemizde desteklemelerin kaldırılmasını;  alternatif ürünün kolayca ve kısa sürede gerçekleştirilebilecek bir çözüm olmaması; her türlü tütün ürünlerinin dışalım hakkı nedeniyle, yerli sigara ve tütün üreticilerinin üretim etkinliklerini tümüyle durdurmaları; TEKEL'in elindeki fabrika ve işletmelerin gerçek değerlerinin çok altında satılma olasılığı; iç pazarın tümüyle yabancı sigara tekeline açılmasının onarılamaz sorunlar yaratacağı” endişelerini taşıdığını belirterek; Yasada, “tütün üretiminin düzenlenmesi, tütün kalitesinin iyileştirilmesi,  Türk tütününün niteliğinin ve türünün korunması,   tütün ekimi yapılma yöntemleri,  tütün satış sözleşmelerinden doğacak uyuşmazlıkların çözüm yolları,   tütün satış merkezlerinin kurulacağı yerler,   satılamayan tütünün korunma yöntemleri,   yaprak tütün ticareti yapacaklarda aranacak koşullar ve   yaprak tütünlerin işlenmesi yöntemlerinin düzenlenmesini” gerekli görmektedir. Bu bağlamda; Anayasa'nın 2., 5., 45., 166. ve 167. Maddesine aykırılık; Anayasa'da, hiçbir  düşünce ve görüşün Türk Ulusal Çıkarları karşısında korunma göremeyeceğinin belirtilmesi ve Ulusal Çıkarların her şeyin üzerinde tutulması gerektiği gerekçesiyle Yasayı veto eder.

 

31 Temmuz 2001  tarihli 9. Gözden Geçirme’de; “25 Temmuz 2001 itibariyle Hükümetin koşulu yerine getirdiği, Haziran ayında Meclis tarafından kabul edilen kanunun Cumhurbaşkanı tarafından veto edilmesi üzerine Eylül ayında Meclis’e yeniden sunulacağı, Özelleştirme İdaresi’nin TEKEL ve Şeker Fabrikaları’nın özelleştirilmesine ilişkin olarak, Ekonomik Reform Kredisi altında Dünya Bankası’na verilen taahhütler ile tutarlı, özelleştirme planlarını 2001 yılı sonuna kadar hazırlayacağı”; 20 Kasım 2001 tarihli 10. Gözden Geçirme’de  ise; “Tütün Kanunu ilk taslağının Cumhurbaşkanı tarafından veto edilmesini takiben yeniden Meclis’e sunulduğunu ve Meclis’in söz konusu Taslak Kanunu 2002 yılı Ocak ayı başında kabul etmesinin beklendiği” belirtmektedir.

 

Yasa Meclis Başkanlığınca, konuyla doğrudan ilgili olan Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu pas geçilerek, Plan ve Bütçe Komisyonlarına havale edilir. 23 Kasım 2001 tarih ve 1/888 E. No., 75 K. No.’lu Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nda, “... alternatif ürün, destekleme sistemi ve geçiş süresi, tütün ticaretinde serbest piyasa şartlarının oluşmasının mümkün olmaması, Kanunların Kalkınma Planlarına uygun olarak çıkarılmasının Anayasal bir zorunluluk olması nedeniyle 4685 sayılı Kanunun, 8. BYKP’na uygun olarak, tütün üreticisinin desteklenmesine yönelik mekanizmaları kapsayacak şekilde yeniden düzenlenmesinin bir zorunluluk olduğu,...” eleştirileri yapıldığı halde, TBMM Başkanlığı’na sunulan Raporda;  Yasa aynen kabul edilir.

 

2002-2004 yıllarını kapsayan 18 Ocak 2002  tarihli  19. Niyet Mektubu’nda; 2002 yılında Türk Telekom, Tekel, Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş., THY, ERDEMİR, EUAŞ, TEDAŞ, BOTAŞ ve kamuya ait arazilerin özelleştirilmesine ilişkin tüm hazırlık çalışmalarının tamamlanması taahhüt edilmektedir. Ayrıntılı olarak; Tütün Kanunu’nun 3 Ocak 2002 tarihinde Meclis tarafından kabul edildiği ve böylelikle bu ön koşulun yerine getirildiği belirtilmektedir.

Bir sonraki aşama olarak, TEKEL için bir özelleştirme planı hazırlanacağı ve Eylül ayı sonuna kadar Bakanlar Kurulu tarafından kabul edileceği taahhüt edilmektedir ve bu durum Dördüncü Gözden Geçirmeye ilişkin ön koşul olarak benimsenmiştir.

 

19. Niyet Mektubu’ndaki taahhütler doğrultusunda, süreç aynen devam ederse,  gözden geçirme için önkoşul sayılması nedeniyle, TEKEL’in 2002 yılında sonunda kapatılacağını söyleyebiliriz.

 

WB-Türkiye Anlaşmaları ve Tütün/Tekel

 

Dünya Bankası ile tarım alanında birçok anlaşma imzalanmasına karşın, 2000-2002 yıllarını kapsayan “Economic Reform Loan-ERL / Ekonomik Reform Kredi Anlaşması” ile 2001-2005 yıllarını kapsayan “Agricultural  Reform  Implementation  Project-ARIP / Tarımsal Reform Yatırım Projesi”,  tütün sektörüne doğrudan müdahale etmektedir. ARIP’in özel hedefleri arasında 2002-2003 üretim yılından itibaren tütün destekleme alımlarının kaldırılacağı, TEKEL’in mal varlığı ile satışına 2001 yılında başlanacağı ve 2002 yılı sonunda özelleştirmenin tamamlanacağı belirtilerek, yeni ürünleri de sayarak alternatif ürün projesinin başlatılması istenmektedir.

 

Bu durumda, girdi, kredi ve alım desteklerinin kaldırılmasının ardından Dünya Bankası’nın istekleri doğrultusunda oluşturulan yeni destekleme (!) modelleri; i) 5 yıl süreli ve üretimden bağımsız Doğrudan Gelir Desteği, ii) 1 yıl süreli ve girdi ve bakım-hasat ödemelerinden oluşan Alternatif Ürün Projesi Destekleridir. Konumuzla ilgili olmakla birlikte, Doğrudan Gelir Desteği’nin eleştirisine girmeyeceğim. Ancak, Alternatif Ürün Projesi hakkında kısaca şunları belirtmek yararlı olacaktır.

 

• Düşük kalitedeki topraklarda uygun iklim koşullarında yetişebildiği için tütünün ‘Hektar Başına Verim’ ve ‘Ekonomik Gelir’ açısından tarımsal bir alternatifi yoktur.

• Yılın 12 ayında istihdam olanağı sağlayan, 600 bin ekicisi bulunan,  3 milyon kişiye geçim ve istihdam yaratan tütün sektöründeki insanların ekonomik tek alternatifi,  “Göç” tür.

•  Üretimden vazgeçilmesi durumunda 250 bin hektar alan tarım dışına çıkarak  çölleşecektir.

• Diğer ürün ekilebilecek sulu tarım (taban) arazileri, “sözleşmeli üretim” sonucu, Virginia ve Burley ekimine ayrılacaktır.

 

AB - Türkiye  ve Tütün Sektörü

 

24 Mart 2001 tarihinde kabul edilen “Avrupa Birliği Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programı’nda;   Türkiye Hükümeti ile IMF arasında imzalanan stand-by anlaşmasında yer alan tarım reformu kapsamında;  pazarlama sisteminde aktif rol oynayan kurumların (TMO, TSFAŞ, ÇAYKUR, TEKEL)  bazılarının özelleştirilmesi öngörülmektedir. Diğer konu başlıkları;

 

* Tekel Kanununun yasallaşmasıyla birlikte, Tekel'e ait fabrikaların özelleştirilmesi ve tütün fiyatlarının 2002 yılından sonra Borsada oluşması,

* Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından üretim fazlası ürünlerden olan tütün için de Alternatif Ürün Projeleri geliştirme çabalarının sürdürülmesi,

* Tütün üretiminde piyasa fiyatlarının esas alınması ve bu çerçevede tütün müzayede sisteminin kurulması’ dır.

 

Avrupa Komisyonu tarafından yayımlanan “Türkiye 2001 İlerleme Raporu”nda; “IMF ve Dünya Bankası tarafından finansal destek sağlanmış ve yeni ekonomik planın uygulanma boyutuyla ilgili önemli sayıda yasa 2001 yılının ikinci çeyreğinde “hızlı” bir biçimde kabul edilmiştir. Bu reformların amacı, krizin aşılması ve AB üyeliği için ekonomik kriterlerin yerine getirilmesine yardımcı olmaktır.”  denilmektedir.

 

Ülkemizle uyum çalışmalarını sürdüren AB’nin, IMF ve Dünya Bankası programlarıyla ülkemizde tüm desteklerin kaldırılmasını olumlu karşılamasına karşın, Üye devletlerde tarım ürünlerini ve de tütünü önemli oranlarda desteklemesi, günümüze kadar süregelen ikiyüzlü politikaların devamı niteliğindedir.

 

Avrupa Birliği'nin kendi tütün üretimi miktar ve kalite bakımından tütün işleme sanayiinin gereksinimlerini karşılayamadığı için yaprak tütün sektöründeki Ortak Piyasa Düzeni; i) sahip olduğu ekonomik ve sosyal önem nedeniyle topluluktaki yaprak tütün üretimine verilen desteğe devam edilmesini, ii) üretim kalitesine bağlı olarak verilecek topluluk yardımının çeşitlendirilmesi, kotaların belirlenmesinde daha esnek ve basit bir yapının ihdası, daha sıkı kontrollerin yapılması ile kamu sağlığı ve çevre korunması önlemlerine uyulması yönüyle ürünün ekonomik öneminin gerçekleştirilmesini benimsemiştir.

 

AB yaprak tütün piyasa organizasyonu, prim sistemi, üretimin sınırlandırılması ve üçüncü ülkelerle ticaret ile ilgili düzenlemeleri içermektedir.(GÜLER, 1999)

 

AB ülkelerinde yaklaşık 110 bin üretici, 135 bin hektar alanda, 350 bin ton tütün üretmektedir. Yunanistan’ın üretimi yıllar itibariyle 75-100 bin ton civarındadır. Oriental (Şark) tütün üretim miktarında, kalitesinde ve ihracatında Türkiye dünyada birinci durumdadır. AB ülkelerinden yalnızca Yunanistan Ülkemizin rakipleri arasındadır. Oriental tütünler Yunanistan tütün piyasasında ortalama 1.09 ile 2.9 Eur/Kg birim fiyatla üreticiler tarafından işleyici firmalara satılmaktadır. Aynı tütünlere AB ayrıca 2.5 ile 4.1 Eur/Kg destekleme primi ödemektedir. Sonuç olarak Yunanistan'daki tütün üreticisinin eline, tütün çeşitlerine ve kalitelerine göre ortalama 3.6 ile 6.9 Eur/Kg arası bir fiyat geçmektedir (DPT, 2000). Yunanistan’da, 1993 yılında üreticinin eline geçen toplam 118.8 milyar Drahmi’nin, 21.8 milyar Drahmisi ticari değer, 97 milyar Drahmisi AB  Destek Primi; 2000 yılında üreticinin eline geçen toplam 173 milyar Drahmi’nin, 51.5 milyar Drahmisi ticari değer, 121.5 milyar Drahmisi AB  Destek Primidir. (Tütün Eksperleri Derneği Bülteni,  Sayı 56)

Türkiye, AB’ne tam üye olmadığı halde, 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı ile tam üyeler gibi AB hukukunu kabul etmek durumunda bırakılmıştır. Bu bağlamda Türkiye; tarım işletmelerinin yapısındaki bozukluk, teknoloji kullanımındaki yetersizlik, düşük verimlilik gibi sorunlara bağlı olarak doğal kaynakları nedeniyle avantajlı olduğu ve meyve-sebze, tütün pamuk gibi, Topluluk tarımını tamamlayıcı nitelikte olabilecek ürünler dışında, çoğu tarımsal üründe, özellikle hayvansal ürünlerde Toplulukla rekabet edemeyecektir. Tarımsal üretimde ve üretici gelirlerinde beklenen artış sağlanamayacak, hatta azalmalar ortaya çıkabilecektir. Ayrıca Türkiye çoğu stratejik tarım ürününde dışa bağımlı bir hale gelecektir.

 

24.02 ve 24.03 GTİP'larında yer alan sigara ve sigara için kıyılmış tütünün Gümrük Vergisi ve Tütün Fonu’ndan muaf olması, tamamen Türk tütünlerinden üretilmiş sigaraların yerini Virginia ve Burley tütünlerinden üretilen sigaraların alması sonucunu doğuracaktır. (ÇELİK, 2001)

 

IV. 4733 Sayılı TÜTÜN  YASASI 

 

Ekrem PAKDEMİRLİ, TBMM Genel Kurulu’nda;  “... Tabiatıyla, tütün konusunda, Uluslararası Para Fonuna taahhütte bulunulduğu unutulmamalıdır. Böyle büyük bir monopolün kaldırılacağı, yazılı olarak beyan da edilmişti. ... Şimdi, hükümetin “iki seçeneği” var; ya bu beyanından vazgeçmek veya bu beyanı üzerine, taahhüdünü yerine getirmek. Doğru olan, taahhüdünü yerine getirmesidir.”  açıklamasını cesurca yapmıştır (ww.tbmm.gov.tr).

 

Hükümet de, taahhüdünü yerine getirerek, “Tütün, Tütün Mamulleri, Tuz ve Alkol İşletmeleri Genel Müdürlüğünün Yeniden Yapılandırılması İle Tütün ve Tütün Mamullerinin Üretimine, İç ve Dış Alım ve Satımına, 4046 Sayılı Kanunda ve 233 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” yani Tütün Yasası’nı, 228 kabul, 66 ret ve 2 çekimser oyla, 3 Ocak 2002 tarihinde kabul etti. Cumhurbaşkanının onayının ardından Yasa, 9 Ocak 2002 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

 

Yasa’nın “Genel Gerekçesi”ne göre; 138 yıldır ülkemizin tütün, sigara, alkol ve alkollü içkiler ile tuz üretim ve dağıtımında gerek Kamu Sağlığı ve gerekse Vergi Gelirleri açısından son derece etkin rol oynayan TEKEL’in, sanki bu etkin rolü bitmiş gibi, 5 Ocak 2001 tarihli ÖYK Kararı yok sayılarak, Mülkiyetin Devri Dahil her türlü yöntemle Özelleştirilmesi  amaçlanmıştır.

 

4733 sayılı Yasa’nın getirdiği düzenlemeleri, kısaca 5 başlık altında inceleyebiliriz.

 

1) Tekel’in yeniden yapılandırılması ve özelleştirilmesi

 

 * TEKEL’in KİK statüsünden İDT statüsüne geçirilmesi sonucu mülkiyetin devri suretiyle özelleştirilmesi

* Tütün ve Tütün Mamullerini ve Alkollü İçkiler Piyasasını Düzenleme Kurulu

(Maliye, Sağlık, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Hazine, Dış Ticaret Müsteşarlığı, Tekel Genel Müdürlüğü (geçici), TZOB)

* Tütün ve Tütün Mamullerini ve Alkollü İçkiler Piyasasını Düzenleme Kurumu

-  Bütçedışı-Sektöriçi Gelirler (Fon Sistemi)

- Alternatif Bürokrasi, Sözleşmeli Personel

 

2) Tütün Üretimi, İç ve Dış Alım ve Satımı

 

Üretimin arz-talep dengesinde yapılmasının sağlanması, üretim kotası belirlenmemesi, 2002 yılından itibaren tütünde destekleme alım fiyatı açıklanmaması, tütün alım ve satımının “sözleşme” ve “açık arttırma” sistemiyle yapılması

 

3) Sigara Üretimi, İç ve Dış Alım ve Satımı

 

*  Marka bazında sigara için yıllık en az iki milyar adet, diğer tütün ürünleri için yıllık en az on beş bin ton üretenlerin, i) ürettikleri tütün mamullerini serbestçe satabilmesi, fiyatlandırabilmesi, dağıtabilmesi, ihraç edebilmesi, ii) aynı marka tütünden serbestçe dışalım yapabilmeleri, fiyatlandırabilmeleri ve satabilmeleri

* Beş yıllık bir süreç zarfında, Bakanlar Kurulu kararıyla kademeli olarak bu zorunlu üretim miktarının tamamen ortadan kaldırılması

 

4) Cezai Yaptırımlar: Yasanın Cezai Yaptırımlar başlıklı 8. Maddesi dışında, özellikle üreticilere yönelik hapis cezasını da kapsayan ağır cezalar, Geçiçi 1. Maddede yer almaktadır.

 

5) Tarımsal Destekleme: Gelebilecek tepkileri azaltmak için konulan bu maddenin, “Tarımsal Destekleme Politikaları/Tarım Reformu (!)” ile çerçeveyi çizilmiştir. “Tarım  Reformu” gereği doğrudan bütçeden destekleme yapılamayacağına ve uluslararası kuruluşlardan sağlanan kaynaklar “yapısal dönüştürme süreci” ile sınırlı olduğuna göre, sorulacak soru şudur: “Hangi kaynaktan, ne kadar süreli, ne tür bir destekleme?”  Yanıtı da sanırım, “günün şartları (!)” olacaktır.

 

V. Tütün Yasası’nın Etkileri

 

Tütün Yasası; TEKEL, Çiftçiler, İşçiler, Tüketiciler, Kamu Yönetimi ile Ulusötesi Tekeller ve Yerli Ortaklarını, etkileyecektir.

 

Dünya Tütün ve Sigara Durumu incelendiğinde, 1997-2001 yılları arasında ekim alanlarında ve tütün üretiminde önemli bir azalma görülürken, yılbaşı tütün stoğu, tütün tüketimi ve sigara üretiminin değişmediği görülecektir.

 

Dünyada 6-7.8 milyon ton tütün stoğu mevcutken, ülkemizde 370-545 bin ton tütün stoğu vardır. 1994 yılı dışında, imha edilen vasıfsız tütün miktarı yok denecek kadar azdır ve bedeli sanılandan düşüktür (CANDAŞ, D). 1993 sonrası uygulanan kota sistemi ile tütün üretimi kontrol altına alınabilmiştir. Ülkemizin tütün gereksinimi yaklaşık 200 bin ton olup, 2001 yılında üretilen tütün miktarı 161 bin tondur.

 

Virginia ve Burley tipi tütünler taban (sulu) arazilerde yetiştirildiği halde, Şark tipi tütünler kıraç  ve marjinal arazilerde yetiştirilmektedir. Ülkemizde tütün üretimine serbest alanların 1.530.640 hektarı kır, 1.692.115 hektarı kır-taban ve 533.801 hektarı taban arazidir. 1994 yılından itibaren taban arazide Şark tipi tütün üretimine izin verilmemektedir. Şark tipi tütünler sırasıyla Ege, Güneydoğu, Karadeniz, Doğu ve Marmara bölgelerinde üretilmekte; 1 hektar başına düşen ortalama en küçük araziye sahip Güneydoğu bölgesinde, en yüksek ortalama verim sağlanmaktadır. Tütün ihracatında ise, Ege bölgesinin ağırlığına karşın, diğer bölge tütünleri de TEKEL ve özel sektörce alınmakta ve ihraç edilmektedir.

 

Amerikalı Profesör Mr.Baada, 1960 yılında; “Tütünlerinizin ihraç kabiliyeti kalmadı ve 10 yıl içinde Virginia tütünü yetiştirilmesi halinde Avrupa'ya satma imkanı bulabilirsiniz” demiştir.

 

Dünyada tütün üretimine baktığımızda, 1965 yılında % 35 olan Virginia üretim alanlarının 1995 yılında % 63’e, Burley üretim alanlarının % 8’den %12’ye ulaştığını görmekteyiz. Aynı dönemde Şark tipi tütün üretimi ise, % 16’dan %13’e gerilemiştir. Son yıllarda bu rakam % 8 düzeyindedir. Türkiye’de yabancı menşeili tütün üretimine baktığımızda, 1990’da % 0.7 olan üretim, 1995’te % 2.5’e çıkmıştır.

 

Sigara dışalımı incelendiğinde, 1984 yılında 1.800 ton olan dışalımın, 1990’da 15.700 tona çıktığı ve 1992 yılından sonra içeride yapılan üretim nedeniyle bu rakamın düştüğü ve durduğu görülecektir.

 

Türkiye yaprak tütün dışalımında ise, 1980 yılında tütün almayıp 284,5 milyon dolarlık dışsatım geliri sağlamakta iken, 1999 yılında 300 milyon dolara yakın tütün dışalımı yapmış, buna karşılık 469,6 milyon dolarlık tütün dışsatımı yapabilmiştir. 1992 yılında 20.936 ton olan dışalım, 2000 yılında 58.410 tona yükselmiştir.

 

Bu süreçte, TEKEL’in sigara fabrikalarında kullandığı şark tipi tütün miktarı, 80.000 tondan 40.000 tona  düşmüştür.

 

Bu veriler ışığında, Tütün Yasası’nın çeşitli kesimleri nasıl etkileyeceğini inceleyelim.

 

TEKEL

 

* Türk tütününden yapılan Türk sigaralarının üretilmemesi

* Öncelikle yabancı markaların üretimi

* Türk tütünü alımının azaltılması

* TEKEL’in sigara pazarındaki payının azalması

* TEKEL’in Özelleştirilmesi

* Sigara ve İçki Fabrikaları’nın Yabancılaştırılması

 

Çiftçiler  (550.000 aile)

 

* Gelir kaybı, tarlayı terk etme ve kente göç

* Uluslararası şirket karşısında yalnız kalma

* Özel sektöre bağımlı “sözleşmeli” taşeron üretici olma

 

İşçiler ( 30.000 kişi)

 

* İşten çıkarılma

* Sendikasız, ucuz işgücü olarak çalışma

 

Tüketiciler

 

* Değişen damak tadı  ve pahalı tüketim

* Reklam yoğunluğu, tüketim artışı ve artan sağlık sorunları

 

Kamu Yönetimi

 

* Yönlendirme ve denetim gücünü yitirme

* Dünyadaki stok fazlası tütün ve sigaraların girmesi

* Dışsatımın azalması, dışalımın artması

*  Vergi gelirinde azalma

* Tarımsal üretim planlamasından vazgeçiş, Yerli (Şark) tütün üretiminin kısıtlanması, sulu tarım alanlarının gereksinim duyulan ürün yerine Virginia- Burley tipi tütüne ayrılması

* Sağlık harcamalarında artış

* Terk edilen topraklarda  erozyon sorunu ile savaşım

* Artacak sosyal sorunlarla uğraşma

 

Ulusötesi Tekeller ve Yerli Ortakları

 

Dünyanın en büyük sigara şirketleri ve pazar payları incelendiğinde; Çin Milli Çin Tütün Fabrikası’nın (Çin) % 31, Philip Morris’in (ABD) % 17, BAT’ın (İngiltere-ABD) % 13, RJR Reynolds (JTİ)’nin (ABD) % 6 ve Rothmas International’ın (ABD) %4 payı olduğu görülecektir.

 

Dünyada, başta ABD olmak üzere Kuzey ülkelerinde tütün tüketimi azalırken; Çin, Rusya Federasyonu ve Türkiye başta olmak üzere Güney ülkelerinde tütün tüketimi artmaktadır. 168 bin ton sigara tüketimi  ile yaklaşık 8.4 katrilyon TL değerindeki Türkiye Sigara Pazarı, Ulusötesi tekeller ve yerli ortaklarının paylaşım savaşı alanıdır.

 

Çeşitli ülkelerdeki tütün tekelleri incelendiğinde, pek çok ülkede uluslararası özel sektör tekellerinin devlet tekeli yerine geçtiği görülecektir. (ERGİN, G, 1997)

 

Nitekim; Düzey Pazarlama, British American Tobacco (BAT) ile yeni Tütün Kanununun yürürlüğe girmesinin ardından, bu firmanın tütün ürünlerinin Türkiye'deki toptan dağıtımını öngören bir anlaşma imzalarken (www.koc.com); bu ortaklık BAT şirketinde, dünyanın yedinci büyük pazarına girmenin sevinciyle duyurulmuştur.(www.uk.bat.com)

 

“Türkiye Tütün ve Sigara Pazarı”

 

* TEKEL (Üretim ve Dağıtım)                  % 70

(Samsun, Maltepe, Tekel 2000, Tekel 2001, Yeni Harman, Meltem, Ballıca, Best, Bafra)

 

* PM - Philip Morris                        % 22

   (Marlboro-Parliament-LM-Cherterfield)

- Philip Morris - SA (Dağıtım ve Pazarlama)

- PHİLSA - İzmir Torbalı Fabrikası’nda Üretim

 

* JTİ - (R. J. Reynolds)                              %  8

   ( Camel, Winston, Salem, Monte Carlo)

- İzmir Torbalı Fabrikası’nda Üretim

 

* BAT                                                 %  ?

- BAT-KOÇ Düzey- GÜREL Sunel   

- İzmir Tire Fabrikası 2002’de tamamlanacak

 

Ülkemizde tütün ve sigara konusunda yaşanan olayların özünü yukarıdaki rakamlar açıklamaktadır. Gerek PM ve JTI’nin pazar payını artırması, gerekse BAT’ın piyasadan pay almasının tek koşulu, % 70 pazar payına sahip TEKEL’in özelleştirilerek yok edilmesidir.

 

Bu özelleştirme, sigara pazarı ile sınırlı kalmayarak, üretilecek tütün tipini ve miktarını da belirleyecektir. Şark tipi tütün üretimi, dolgu maddesi kullanım oranı ile yani % 15 ile sınırlanırken, Virginia ve Burley tipi ürünler ya daha fazla üretilecek, ya da yurt dışından getirilecektir. Bu süreç ise, Türk tütününü yok edecektir.

 

Aynı süreç, alkollü içki üretimi ve ticareti için de geçerlidir.

 

Bu süreçte, TEMA Vakfı tarafından hazırlanan “Tütün Dosyası” ndan kısaca bahsedelim. Tütün Yasası’nın getireceği sorunlara değinen ve tütün sektöründe yaşanan bazı olumsuzlukları vurgulayan Tütün Dosyası’nda;  Dünya geneli ile karşılaştırmadan stok sorununun yalnızca ülkemize özgü olduğu kanısı yaratılmakta, “tütün ekilen arazide başka şey üretilemez, hele Güneydoğu ve Doğuda bu hiç mümkün değildir” biçiminde dile getirilen görüşler gerçekçi bulunmamakta, özel sektör sigara fabrikalarının kullandığı tütünün çoğunluğunu ithal yoluyla karşıladığına  dikkat çekilmesine karşın kalitesiz olduğundan kullanılabilirlik yeteneği sınırlı Doğu ve Güneydoğu tütününün özel sektörce hiç alınmadığı ve tümünün Tekel’ce alındığı ve yaşanan ağır stok sorununa bu bölgeler tütününün yol açtığı belirtilerek, yeni üretim hedefinin belirlenmesi sürecinde belli bir süre sonunda üretimin taban arazilerden, Güneydoğu ve Doğudan kaldırılması önerilmektedir. (www.tema.org.tr)

 

Oysa, toprak yapısı ve sahipliği göz önünde bulundurulduğunda, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde tütün üretiminin tümüyle ortadan kaldırılması, 1 milyon 400 bin insanımızın kesinlikle açlığa terk edilmesi demektir. Gelir dağılımında en düşük payı alan Bölgede, yöredeki işsizlik ve ekonomik-sosyal sorunlar da dikkate alındığında, böylesi bir gelişmenin sonuçları tahminlerin bile ötesine varabilecektir.

 

Alternatif ürünsüzlük konusu ise, birçok yayın yanında, AB Komisyonu Raporları’nda ve 7. BYKP Sanayi Bitkileri ÖİK Raporu’nda da açıkça belirtilmiştir. (DPT, 1997)

 

VI. Tütün Yasası Karşıtı Eylemler

 

Ana Muhalefet Partisi DYP, Tütün Yasası’nın iptali talebi ile Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Anayasa Mahkemesi, DYP'nin Tütün Yasası'nın bazı maddelerinin iptali istemiyle yaptığı başvuruyu, usulüne uygun grup kararına dayanmadığı gerekçesiyle, yeniden dava açma hakkının bulunduğunu belirterek, “yetkisizlikten” reddetti (AA, 22 Ocak 2002).

 

Bu süreçte TMMOB  Ziraat Mühendisleri Odası; tarım kesiminde çalışanlarla birlikte toplumun tüm kesimlerini doğrudan etkileyecek “Tarım Reformu” adlı “yapısal dönüşüm” aldatmacasına karşı; Türk Ulusu’nu uyarmakta, Türkiye Cumhuriyeti’ni dışardan yönetmek isteyenleri deşifre etmekte, doğru ve zamanında bilgi aktarımı sağlamakta ve Ulusal Çıkarlarımızı korumaktadır.   

  

Yabancılaştırıcı nitelikteki Tütün Yasası için de, gerek ODA olarak, gerek Tütün Platformu içinde, gerekse Tekgıda- İş Sendikası, KİGEM, Tütün Platformu, Tütün Eksperleri Derneği, Sigara ve Sağlık Ulusal Komitesi, Türk Tarım–Orman Gıda Sen, Tarım Gıda-Sen ve Tüketici Hakları Derneği ile birlikte Toplantılar-Basın Açıklamaları–Mitingler düzenleyerek ve TBMM’de görüşlerini açıklayarak, Türk Ulusu’nu uyarmaktadır.

 

ODA’mızın “deşifrasyon” görevi doğrultusunda Ulusötesi Tütün ve Sigara Tekellerinin Tütün ve Sigara Lobi çalışmalarına değinelim.

 

Devlet Bakanı Yılmaz KARAKOYUNLU, ‘‘Çocuklarımızı Sigaradan Uzak Tutalım’’ kampanyasını, Tekel Genel Müdürlüğü, JTI ve Philip Morris / Sabancı  ile birlikte yeniden başlattı (AA, 21 Ocak 2002). Sizce bu “Masum bir kampanya”  mı dır?

 

Parliament Sinema Kulübü, Camel Trophy, Marlboro Adventure  ve Formula 1;  masum kampanyalar mıdır?

 

FORMULA 1 yarışlarının sigara reklam yasağının dışında tutulması amacıyla “4207 sayılı Tütün Mamullerinin Zararlarının Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”nin, 4 Aralık 2001 tarihinde TBMM’ye verildiğini anımsayalım.

 

1987'deki Sultan Süleyman Sergisi'ne, İran-Irak sınırında sigara satışı karşılığında, Philip Morris'in sponsorluğu;  8. BYKP, “Tütün Mamulleri   ve Tütün Alt Komisyonu” Başkanı, raportörü üyelerinin Philip Morris-SA ve R. J. Reynolds görevlilerinden oluşması; ÇED Yönetmeliği Taslağı’nda, Sigara Fabrikalarının kapsam dışı tutulması ve tepkiler üzerine kapsama alınması; en acı olanı, Yurttaşlarımızın maddi katkılarıyla satın alınan ve “Cumhuriyetimizin Simgesi” olan, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu  Birinci Millet Meclisi Binası’nın (Kurtuluş Savaşı Müzesi) Restorasyonuna, Philip Morris-SA’nın sponsorluğu ve bina girişine Philip Morris - SA adının yazılması ...!

 

Bunların hiç birisi masum kampanyalar değildir. Tüm bu lobi çalışmalarının amacı, Ulusötesi Tekellerin halkın gözüne şirin gözükme çabalarıdır.

 

SONUÇ

 

Kendi krizini aşmak için kendine yeni faaliyet ve kâr alanları arayan Merkez ülkelerinin, 130 milyon USD dış borç krizi içerisine sokulmuş Türkiye’de, “Küreselleşme” söylemiyle, i) piyasaların kontrolsuz serbestleştirilmesine, ii) devletin küçültülmesine ve kural koyamaz duruma getirilmesine, iii) ulusal varlıkların özelleştirilmesine ve yabancılaştırılmasına çalıştığını görmekteyiz. Bu bağlamda, Tütün sektöründe buraya kadar anlatılan sürecin parçaları bir araya getirildiğinde ortaya tüm çıplaklığıyla şu sonuç çıkmaktadır:

 

Türkiye Tütün Sektörü’nün, Küreselleşme İdeolojisine uygun olarak, küreselleşmenin aracı kurumları olan IMF’nin İstikrar Programları ve Dünya Bankası’nın Yapısal Uyum Projeleri ile, Küresel Kapitalist Sermayeye eklemlenmesi.

 

Çünkü; Türkiye'de tütün, tütün mamulleri ve alkollü içkilerde devlet tekeline son veren düzenleme, özel tekeller oluşturulmasını adeta teşvik etmektedir. Küçük üretici ve ithalatçıların piyasaya girişleri yasa hükmüyle yasaklanırken, tütün ve tütün mamulleri piyasasının Philip Morris-Sabancı ortaklığı ile R.J. Reynolds (Japon Tobacco) egemenliğine girmesi için adeta özel bir düzenleme yapılmıştır. Bundan tütün üreticisinin, tütün sektörünün ve Türkiye'nin bir menfaatinin olmadığı, ancak dış ve iç kimi özel sermaye çevrelerinin özel menfaatlerinin kollandığı son derece açıktır. (Bağımsız Sosyal Bilimciler İktisat Grubu, 2001)

 

Yaklaşık 600 milyon dolar olan Tarım Reformu Uygulama Projesi görüşmeleri sırasında WB Türkiye Temsilcisi A. Chibber; “Ankara’da oturularak hangi çiftçinin ne üreteceği söylenmemelidir. Çünkü emek vererek çalışan ve toprağı çok iyi tanıyan çiftçiler,  ne üreteceklerini esasında iyi biliyorlar.” diyebilmektedir.

 

Bizler de, Sayın Chibber’e, onu  destekleyenlere, dayatmalarını koşulsuz yerine getirenlere, yüksek sesle şunu söylüyoruz:

 

“Washington’da, Brüksel’de, Londra’da, Tokyo’da oturularak Türk Çiftçisinin ne üreteceği söylenmemelidir.

 

Çünkü emek vererek çalışan ve toprağı çok iyi tanıyan Türk Çiftçisi, ne üreteceğini ve nerede üreteceğini çok iyi biliyor.”

 
Ekrem PAKDEMİRLİ’den bir alıntı, Tütün Yasası konusunda TBMM’nin yaklaşımını çok net açıklamaktadır.

 

“... Teklifimiz, kanun böyle geçsin, varsa aksaklıkları, bu yıl, önümüzdeki yıl uygulamayla göreceğiz; bunu da değiştiririz. Bu Meclis bu değişikliklere alışkındır; ... Mera Kanununu 3 defa değiştirmiştir, başka kanunları 5’er defa değiştirdiği de olmuştur. Bunu uygulayalım, zamanında çıkaralım. ... Sayın Başbakan yurtdışına gidiyor, orada birçok kurumlarla görüşecektir. “Taahhütlerimizi yerine getirdik” diye gidersek başka olur, bir de “getireceğiz, siz merak etmeyin canım, biz döndüğümüzde halledeceğiz” demek de başka olur. ... Bunu, burada muhalefet-iktidar meselesi olarak düşünmeyelim, bunu böyle çıkaralım, varsa aksaklıkları, gene buraya getirelim, burada değiştirelim... (ANAP, DSP ve MHP sıralarından alkışlar)” 

 

Tütün Türkiye için sosyo-ekonomik yönden oldukça önemli bir tarım ürünüdür. 300.000 hektarın üzerindeki  bir alanda, 300.000 tona yakın olan tütün üretimi, ülkenin Karadeniz, Marmara, Ege ve Doğu-Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yaygın olarak yapılmaktadır. 550.000 üretici ailenin yanında, taşıma-pazarlama-işleme alanlarında çalışanlarla birlikte 3.000.000 civarındaki kişi ve tüketiciler tütün konusundaki gelişmelerden doğrudan etkilenmektedir. (GÜNAYDIN, 2002).

 

Tarımı “Reel=Üreten Sektör” kabul etmeyen kesimlerce, yaklaşık 3.000.000 insanımızı doğrudan ilgilendiren Tütün Yasası, işte bu duyarlılıkla (!) kabul edilmiştir.

 

Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK’den bir alıntı, “ne günlerden, ne günlere geldiğimizi”  açıklayacaktır.

 

Atatürk, bir gezisi sırasında, sabanını bir öküz ve bir merkep çeken Halil Ağa ile karşılaşır. Onu dinler, sorgular ve sofrasına davet eder. Bakanların da yer aldığı sofraya, Halil Ağa gelir, fazla konuşmaz, derdini anlatır. Atatürk, Halil Ağa’yı gönderdikten sonra masadakilere şunları söyler:

 

“Halil Ağa’nın öküzünü satıp, üretimini aksatan kanunu ya biz yaptık ya da bizim yaptığımız kanun yanlış yorumlanarak Halil Ağa’nın öküzünü satıyor. İkisi de bence birbirinden farksız... Böyle bir kanun yaptıksa, memleket çıkarlarına aykırıdır. Nasıl yaparız, nasıl yapmışız bunu? Eğer yaptığımız kanun doğru da, yorumlaması yanlış oluyorsa, o zaman sormak lazım. Hükümet nasıl bir yönetim içindedir? Sonra unutmayın ki, olay İstanbul’da geçiyor. Bunun Van’ı var, Bitlis’i var, kıyı ve bucak ilçesi var; acaba oralarda neler oluyor?

 

Bu çark iyi dönmüyor beyefendiler!...”

 

 

KAYNAKÇA

Bağımsız Sosyal Bilimciler İktisat Grubu, Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı Üzerine Değerlendirmeler, TMMOB Yayını, Ankara, 2001, s. 36.

CANDAŞ, Deniz, “Kamu Bankaları, Kriz, Londra ya da İstanbul Yaklaşımı ve Yeni Tütün Yasası”, Mazruf Dergisi, S:19, Ocak-Mart 2002,  s. 14.

ÇELİK, Celalettin, “Avrupa Birliği ve Tütün”, Tütün Eksperleri Derneği Bülteni, Ağustos-Ekim 2001, s. 9.

DPT, Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planı (1996-2000), Ankara, 1996, s. 60, 63, 196, 231.

DPT, Uzun Vadeli Strateji ve Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı (2001-2005), Ankara, 2001, s. 123, 133, 136.

DPT, Sanayi Bitkileri, DPT Yayın No: 2470– ÖİK:517, Ankara, 1997, s. 136, 138.

DPT, Tütün ve Tütün Mamülleri Sanayi, DPT Yayın No: 2523 – ÖİK:539, Ankara, 2000, s. 60

ERGİN, Gürol, “Tütün ve Sigarada Kamu Girişimciliği”, Dünyada ve Türkiye’de Kamu Girişimciliğinin Geçmişi Bugünü ve Geleceği Sempozyumu Bildirileri, II. Cilt, TMMOB EMO Yayını, 1998, s. 562.

GÜLER, Sevtap, Türkiye Tütüncülüğüne Genel Bakış: Ege Bölgesinde Tütün Arzının Planlanma Olanakları, Tütün Eksperleri Derneği Yayını, İzmir, 1999, s. 194.

GÜNAYDIN, Gökhan, Küreselleşme ve Türkiye Tarımı, TMMOB ZMO Yayını, Ankara, 2002, s. 81.

SEZEN, Seriye, Devletçilikten Özelleştirmeye Türkiye’de Planlama, TODAİE Yayını, Ankara, 1999.

SUİÇMEZ, Baki Remzi, “Tarım Sektöründe Özelleştirme Dönemi”, Tarım ve Mühendislik Dergisi, Sayı 62.

 www.anadoluajansi.com.trwww.abgs.gov.tr, www.dpt.gov.tr,    www.koc.com.trwww.tarim.gov.trwww.tbmm.gov.trwww.tekel.gov.tr, www.tekgida.org.trwww.tema.org.trwww.tmmobzmo.org.trwww.treasury.gov.trwww.tutuneksper.org.trwww.uk.bat.comwww.wordbank.org, www.imf.org,